|
Gözlerden
ırak bir şekilde yaşama savaşı veren Çeçenlerin kamplarını yazdı Kovalskaya.
İşte onun hüzün veren izlenimleri:
Yürek
burkan manzara
ALİNA...Örnek bir
mülteci kampı için güzel bir isim bu. Inguşetya'daki bu yerleşim merkezinde
Çeçenleri barındıran çadırlarının yarıdan fazlası yeni. İnanılmaz şartlarda;
koyun ağıllarında, çiftliklerdeki binaların avlularında veya delik deşik
çadırlarda hala yaşamaya çalışanlar için yapılması düşünülen iki kışlık
kampın inşası henüz gerçekleştirilemedi. Bu yeni çadırların birer küçük
plastik penceresi var ama o da güneşli günlerde bile hiç ışık almıyor.
Tavandan sarkan
elektrik ampulüne rağmen içerisi aydınlanamıyor. Çiftliklerde küçük
barakalarda yaşayanlara ise hiç pencere yok, ve bunların her birinde
iki aile barınıyor, beş metre karelik yerde dokuz veya on kişi.
İnsanlar geçen
kışı dehşetle hatırlıyor; donmuşlardı. Şimdi ise her yerde doğalgaz
var ama her zaman yetmiyor. Bazen basınç düşüyor, ısıtıcılar soğuyor
ve insanlar sokak kıyafetleriyle yatmak zorunda kalıyor; birbirine sarılıyorlar
ısınmak için ve ne bulurlarsa üzerlerine alıyorlar.
Doğalgazın basıncı yeterli olduğu zamanlarda da ısı yukarı çıkıyor ama
zemin soğuk hava üfürmeye devam ediyor. Mülteciler arasında böbrek iltihabı,
prostat yaygın, kadın hastalıkları da önemli bir sorun.
Şartlarının berbatlığına
rağmen hayat devam ediyor. Hamile veya henüz doğum yapmış çok sayıda
kadın var. Mesleği patolog (hastalıklar bilimi uzmanı) olan Groznili
mülteci Pola diyor ki, "Onların hepsi kansızlıktan muzdarip".
Açlık ve hastalıktan çok zayıflamış, anormal derecede halsiz olan kadınların
bebeklerine bakacak takatleri kalmamış. Rusların insan hakları eylemcilerin,
süt ve bebek maması için bir yıldan daha fazla zamandır yardım çağrısı
yapmasına rağmen elde yeterli malzeme yok. En fazla çaresiz ve bakıma
muhtaç olanlar ise sakatlar.
Derdini
bile anlatmak istemiyor
AKİ-YURT...Aki-Yurt
kampı, mülteci yerleşim merkezlerinin içinde en ücra olanı. Gözlemci
komisyonlarının veya yabancı gazetecilerin pek seyrek uğradığı bir kamp.
Dolayısıyla en fakiri. Eski çadırların içi tıklım tıklım, bazılarında
üç aile bir arada kalıyor. Verilen gıda ise son derece kalitesiz.
Kendisine gezdirilen
çadırları gören Itogi'deki bir muhabir, acil yardıma ihtiyaç duyan pek
çok kişiyi gördüğünü söylüyor. Felçli bir kız, artık büyüdüğü için ayağına
olmayan ayakkabılarından dolayı yürüyemiyor. Tren yolundaki vagonda
yaşayan, gözleri görmeyen bir mülteci, hacetini gidermek için her seferinde
vagondan iniyor ve epey ötedeki yeri buluyor ve geriye, doğru vagona
dönüyor.
Aki-Yurt'daki bekar
annelerden biri de Roza. 14 çocuğa bakıyor. Kocası kendisini 1996'da
10 çocukla bırakıp gitmiş. Diğer dört çocuk, iki yıl önce ölen erkek
kardeşinin çocukları. Çocukların annesi, hastanedeyken sen göz kulak
ol diye bırakmış ama sonra ortadan kaybolmuş.
Roza, savaşın başında
bu çocuklarla İnguşetya'ya nasıl geldiğini ve başını sokacak bir çatı
bulamadan etrafta nasıl dolaştığını anlatmaktan hoşlanmıyor ve bu durumu
nasıl devam ettireceğini de bilmiyor. Kardeşinin çocuklarını resmen
evlat edinmediği için ancak on kişilik gıda yardımı alabiliyor, ama
bununla 14 kişiyi besliyor.
Çadırların havasızlığı,
ilaç yetersizliği, soğuk hava ve temizlik gibi sorunları yaşamakla beraber
sıkıntısı daha az olanlar ise, çocukların şansa kalmış eğitimiyle uğraşarak
günlerini öğütüyorlar.
Ümitsizliliği artıran
en önemli faktörlerden birisi de kamplarda geçen 18 aydan sonra Çeçenistan
savaşının ne zaman biteceğinin bilinmemesi.
Geri
dönüş çok tehlikeli
Bütün mülteciler ara sıra Çeçenistan'a giderek cenaze törenine katılıyor
veya akrabalarını ziyaret ediyor ama kesin dönüş fikri henüz çok tehlikeli.
Hepsinin iz bırakmadan kaybolmuş bir tanıdığı var, bunlar ya bir kontrol
noktasında alıkonulmuş veya sürülmüş. Toplama kamplarına alınıp oradan
sakat olarak çıkmış insanlar var. Bazıları öldürülmüş bazıları yaralanmış.
Her birinin tanıklık ettiği bir acı var.
İnguşetya'da şimdi
ne kadar mülteci var? Tahminler 145.000 ile 160.000 den daha fazla olduğu
yönünde. Geçen ilkbahar Çeçenistan'a dönmeye teşebbüs edip, ev ve işlerinin
yerle bir olduğunu görerek geri dönünler kayıtdışı. Böylesi binlerce
kişi var. Bunlar sonbaharda kamplara dönünce artık gıda ve çadır yardımı
alamadılar.
Böyle bir aile ile tanıştım, üç çocuklu bir kadın, Pliyevo köyünde eskiden
tavuk kooperatifi olan bir yerde kalıyor. İki aile sıkışıp, aralarına
onları da almış ve başka birinin karnesiyle ekmek alıyorlar. Bu kadın,
Pazar yerinde ticaret yapmaya çalışıyor; İnguşetya'nın başkenti Nazran'dan
satın alıp, köyde satıyor.
Birçok mülteci
bir şekilde biraz para kazanmaya çalışıyor; bir şeyler satıyor, inşaatlarda
çalışıyor. Yazın sebze bahçelerinde çalışmışlar. İnguşetya halkı nezdindeki
misafirlikleri de giderek zayıflıyor, çünkü onlar da işsizlikle boğuşuyorlar.
1999'un sonbaharında savaş başlayınca, İnguşetya "Çeçenistan'ın
tamamına" yardım edeceğini vaadetti. Mültecileri yanlarına alanlar,
şimdi bir odaya aylık 500 ile 1000 ruble istiyorlar.
Çeçen mültecilerin
problemlerine çözüm var mı ? Rusya hükümeti konuya eğilebilir. 200,000
insanı Rusya'da yerleştirmek, İnguşetya'ya nazaran daha kolay olsa gerek.
Küçük prefabrike evler, giyim ve ayakkabı gibi asgari imkanları sağlamak
imkansız olmasa gerek. Bu sorumlulukları, Danimarka Mülteci Konseyi'ne
veya özel yardım kurumu olan Islamic Relief'e bırakmadan bunlar yapılabilir.
Çeçen çocukların eğitim ve ana babalara iş imkanları, küçük İnguşetya'da
değil de büyük Rusya'dadır.
Bunu yapmak için çok para değil, devlet adamlığı gerekir.
Newsweek- Ocak
29, 2001
|