|

Ürdün'de paslanmayan Çeçen kaması
ARAP
ÇÖLÜNE İNAT ÇEÇEN ÇEÇENCE'DEN VAZGEÇMİYOR
Fehim
Taştekin
Çerkes ve
Çeçenlerin neden Ürdün'de el üstünde tutulduğu hep merak edilir?
Ancak daha fazla merak edilmeyi hak eden bir başka nokta ise
nedense gözardı edilir. Peki bu ayrıcılık ne zaman ve nasıl
başlamıştır?
Bu sorunun cevabını Amman, Ceraş, Suweyleh, Naur veya Ruseyfa'da
aramak yerine Londra'da bir günlük iz sürmenin ardından bulduğum
Ürdün'ün ileri gelen Çeçenlerinden birinden almaya çalışıyorum.
 |
|
Said
Beano
|
Adı Said
Beano. Aslen Çeçen. 1976-1979 yılları arasında Ürdün Bayındırlık
Bakanı. Ondan önce 1962-1976 arası bakanlık müsteşarı. 1981-1982'de
Su İşleri Genel Müdürlüğü görevinde de bulunmuş. Ayrıca 1983'te
Danışma Konseyi üyesi. Eşi Suriyeli bir Çeçen.
Tavistock Hotel'in lobisinde "sen sağa otur, o zaman beni
daha iyi görebilirim" diyerek oturma düzenini kendisi ayarlıyor.
Sol gözünde bir problem olduğunu anlıyorum.
Protokolsüz bir samimiyet içinde sohbetimize başlıyoruz.
Ürdün kabinesinde
Çerkeslerin kontenjanı var; Her dönem ya bir Çerkes yada bir
Çeçen kabinede bakan koltuğunda. Ayrıca parlamentoda koltuk
garantisi… 80 kişilik Ürdün Parlamentosu'nda 2 koltuk kral kontenjanından
Çerkeslere tahsis edilmiş durumda. Parlamentoda toplam beş kişiler.
Ürdün kralı kendi güvenliğini Çerkeslerin ellerine bırakmış.
Beano'nun
elde ettikleri makamlarda gösterdikleri başarı ve yararlılıklar
nedeniyle övünerek sıraladığı çok sayıda insan var.
"Ürdün Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İhsan Şurdum.
Arap-İsrail savaşında 4 İsrail uçağını düşürdü."
"Abbas Mirza, 1947-1950 arası İçişleri Bakanlığı yaptı."
"Muhyittin Kandour, müzisyen, yazar…"
Beano'nun listesi kabarık…
Beano, büyük
sürgünle başlayan diaspora yaşamının talihsiz bireyleri olarak
Ürdün gibi küçük bir ülkede yüzlerini güldüren ve kendilerine
gurur veren bu ayrıcalıklı durumu anlatıyor.
Tüm bu ayrıcalıklı dünyanın bir nedeni olmalı?
Kuşkusuz Çerkesler bulundukları yerlerde güven telkin etmiş
ve gösterdikleri sadakatle başkalarının davalarını kendi davaları
olarak bilmişlerdi. Ürdün bunun tipik bir örneği.
Said Beano, "Ürdün Çerkesleri konusunda benim hafızama
fazla güvenme, ben sana bu konuda kesin bilgileri fakla göndereceğim"
diyor ama ben İstanbul'a döndükten sonra Beano'dan gelecek bilgileri
bekleme sabrını göstermeyip Muhammed Kheir Haghandoqa'nın "The
Circassian" adlı kitabına dalıyorum. Bu arada başka kaynakları
da karıştırmadan edemiyorum.
Ceraş aslında
bir Roman şehriydi ama Çerkesler 1868'de oraya geldiklerinde
tamamen boştu. Amman da öyle. Issızlığının derinliğinde çok
kadim bir tarih gizli. Asıl adı Philadelphia. Şehrin en eski
medeniyet kalıntılarının gösterdiği tarih milattan önce 5500.
Ancak bu ismi Mısır kralı Ptolemaios Philadelphos tarafından
ele geçirildikten sonra aldı.
Roma ve Bizanslı yıllarda bu adla varlığını sürdüren şehir,
635'te Emevi ordularının idaresi altında çehresini değiştirerek
1300'te tamamen yerle bir edilinceye kadar insanlığa karşı gizemli
şehir rolünü oynadı. Bu metruk şehre hayat verecek olan 1864'te
anavatanları Kafkasya'dan sürülen Çerkesler olacaktı.
Amman'a ilk önce 1968'de Türkiye üzerinden Çerkeslerin Şapsıgh
kolu geldi. Uzun süre Philadelphia'nın anfitiyatrosunda yaşam
savaşı verdiler.
Ardından kardeşleri Kabardey, Abzekhler ve Bıjedughlar çöl diyarının
yeni konukları oldular.
Amman, Vadisir, Suweyleh, Ceraş, Rufeysa, Zerka ve Naur Çerkeslerin
yeni meskenleriydi.
Naur ve Ruseyfa'da Çerkesler gelinceye kadar insan yaşamı sözkonusu
değildi.
 |
|
1927
deki deprem sonrasında tarihi
Ceraş'tan bir görüntü
|
Şimdi Beano'ya
kulak verelim: "Ürdün'de şimdi 15-20 bin Çeçen yaşıyor.
Çeçenler Çerkeslerden çok sonra Ürdün'e ulaştılar. Buraya Çeçenlerin
adım attığı gün 20 Mart 1903.
Çeçenler Zerka, Suweyleh, Sukhne, Azrek'e yerleştiler. Ben de
Amman'a 12 kilometre mesafede olan Suweyleh doğumluyum. Suriye'de
3-4 bin, Irak'ta 1500-2000 Çeçen var. Kafkasya varlığı olarak
Mısır'da daha ziyade Çerkesler bulunuyor."
Beano'nun
tahminlerine göre Çerkeslerin bugün Ürdün'deki nüfusu 60 bin
civarında. Çerkeslerin Şabsıkh, Kabardey, Bjedugh, Abzakh kolları
ağırlıklı olarak burada yaşıyor. Ancak Çeçenlerle birlikte tüm
Kafkas kökenlilerin nüfusunun 120 binin üzerinde olduğunu söyleyenler
de var.
Osmanlının
dağılmasıyla Amman'ı yeni roller bekliyordu. 1921'e kadar Amman
kendi halinde küçük bir kasabaydı. Mavera-i Ürdün, birinci dünya
savaşının ardından Filistin mandasının bir parçasıydı. İngilizler
Ortadoğu'nun haritasını çizerken 1921'de bölgeyi Batı Filistin'den
ayırarak, Hicaz Kralı ve Mekke Şerifi Hüseyin Bin Ali'nin oğlu
Abdullah'a Mavera-i Ürdün Krallığı'nı bahşetmişti.
Çerkeslerin 570 yıllık ıssızlığın ardından hayatına damar olduğu
Amman ise yeni krallığın başkenti olmuştu. Şehrin sahipleri
ise Çerkeslerdi. Çerkeslerin sarayda yükselmeleri de böyle başladı.
Şehir batıdan Vadisir ve Sweyleh, kuzeyden Ceraş, doğudan Ruseyfa
ve Zerka, güneyden Naur ile çevriliydi. Bu şehirlerin hepsini
Çerkesler kurmuştu. Ürdün de hala neredeyse Amman'dan ibaret.
Amman'ın
başkent olması Çerkeslerin önünü açtı. Bürokraside, orduda,
sarayda nüfuslarıyla kıyaslanamayacak oranda büyük yer edindiler.
Ürdün doğumlu olup da başbakan olan ilk kişi bir Çerkesti. Adı
Said El Müfti. 1950'de oturduğu başbakanlık koltuğunu dört kez
işgal etti. Mirza Paşa'nın ardından Çerkeslerin lideri oydu.
Ürdün'ün ondan önceki başbakanların çoğu Suriye kökenliydi.
İlk kadın parlamenter de Çerkeslerden çıktı.
Kültürel
telkinliklere gelince…
Diasporada
sıkça yakınma konusu olan kültürel asimilasyon ve ana dilin
konuşulması oranındaki trajik düşüşün Ürdün cephesini merakla
soruyorum.
Çeçenler açısından şaşırtıcı bir durum sözkonusu. Beano "Çeçenlerin
yüzde 99'u belki de tamamı kendi anadilini konuşabiliyor. Fakat
Çerkeslerde durum biraz farklı. Belki Çerkesler arasında anadilini
konuşma oranı yüzde 50 falandır. Hatta Amman'da yaşayan Çerkesler
arasında ana dili konuşma oranı bu ortalamanın daha da altındadır.
Buna karşılık mesela Naur'da Çerkesçe konuşabilme oranı çok
daha fazla" diyor.
Çerkeslerin
kendi kültürel değerlerine rağmen değil Çeçeni Çeçen, Çerkes'i
Çerkes yapan değerlerle bu ülkede varlıklarını koruyabilmeleri
asimilasyon etkisini de azaltan bir etken. Çerkeslerin sahip
oldukları imkanlar doğal olarak kültürel faaliyetlerin de hem
çeşitlilik kazanmasına hem de artmasına zemin veriyor.
Çerkes ve Çeçenlere ait çok sayıda organizasyon hizmet veriyor.
Beano'nun aktardıklarına göre Çerkes Yardımlaşma Derneği (El
Cemiyet-ül Hayriye El Şerakis)'nin Çerkeslerin yaşadığı sekiz
yerleşim merkezinde şubesi var. Kültür ve sanat etkinlikleriyle
öne çıkan dernek Kral Hüseyin'in dul kalan eşi Aliye ile doğrudan
bağlantılı. Aliye derneğin onursal başkanı.
 |
|
Amman'daki
Anfitiyatro
|
1974'te
Amman, Vadisir ve Naur'daki Çerkes Yardımlaşma Derneği'nin kadın
kolları Çerkeslere anadillerini öğretmek üzere Prens Hazma Okulu'nu
kurmuşlar. Okulda Çerkesçe'nin yanı sıra dersler Arapça ve İngilizce
olarak veriliyor. Okulun öğrencileri sadece Çerkeslerden oluşmuyor.
İstemeyen öğrenci Çerkesce ders almıyor.
Kültürel aktivitelerle ön plana çıkan Nadi el-Cil adlı kuruluş
çok profesyonel bir folklor ekibine sahip.
Çerkeslere ait Nadi Ehli ise spor aktiviteleri ile öne çıkıyor.
Çeçenlerin
Zerka'da Nadi el-Kavkazi adında bir kulüpleri var. Bu kuruluş
küçük bir askeri şehir olan Suweyleh'de çalışmalara başlamış
ancak buranın kalabalıklaşması üzerine merkezini Zerka'ya taşımış.
Bu kulüp de Naci Ehli gibi spor aktiviteleri ile öne çıkarıyor.
Ayrıca Suweyleh'de bir şubesi olan Çeçen Yardımlaşma Derneği(El-Cemiyye
El-Hayriyye Eş Şişaniyye) var. 1932'de kurulmuş.
Merkezi
Suweyleh'de olan Çeçen Kadın Yardımlaşma Derneği (El-Cemiyye
El-Hayriyye Eş-Şişaniyye En-Nisaiyye)'nin bir de Zerka'da şubesi
var.
Beano ayrıca
Suweyleh'de Prens Hasan'ın onursal başkanlığını yaptığı Çeçen-İnguş
Dostluk Derneği adıyla bir kuruluştan bahsediyor. Kendisi 1989'da
kurulan derneğin yönetiminde.
"Bu kuruluş Ürdün'e gelen Çeçen mültecilerin sorunlarıyla
ilgileniyor" diyor.
Arap çöllerinde
hayat kurmuş bu insanların yaşadıkları kültürel erozyon ne oldu?
Araplardan ne aldı, onlara ne verdiler? Eşyanın tabiatı gereği
birlikte yaşayan kültürler birbirlerinden zamanla ödünç değerler
alıp-veriyorlar. Ürdün'deki Çerkeslerde Araplaşma, Türkiye'deki
Çerkeslerde Türkleşme, Rusların egemenliği altındaki Çerkesya'da
Ruslaşma tüm dirence rağmen kaçınılmaz olmuş. Çerkeslerde Arap
etkisini ve kültürel yabancılaşmanın boyutunu soruyorum. Gülerek
"Biz sonuçta Arabız. Çeçen kökenli Arabız" diyor.
"Peki
Araplar sizden bir şeyler aldı mı?" sorusuna cevabı "Belki
köylerde Çeçen ve Çerkeslerle yaşayan Araplar kültürden etkilendi
ama sonuç da bir azınlığız" cevabını veriyor.
Ürdün'de
Çerkesçe eğitim veren bir okulun olması çok büyük bir avantaj
olmalı.
Çeçenlerin anadile sıkı sıkıya sarılma konusunda takdire şayan
bir tutuculukları var. Beano'dan bunun nedenlerini öğrenmeye
çalışıyorum ama çok fazla bir şey söylememekle birlikte Suudi
asıllı bir Arap'la evlendikten sonra boşanan, bizim de Londra'da
tanışma fırsatı bulduğumuz bir
Çeçen bayandan örnek veriyor:
"Raghat Mutabbakani'nin annesi Çeçen, babası Suudi Arabistan'dan
bir Arap. Fakat o Çeçenceyi benden çok daha iyi konuşuyor. Ona
bunu nasıl başardın diye sordum bana 'Kızlarım benden daha iyi
Çeçence konuşuyor' diye cevap verdi. Üstelik bunlar Londra'da
yaşıyorlar."
Peki Çeçenler ve Çerkesler Ürdün'de elit ve ayrıcalıklı bir
tabaka olarak diğer toplumlar arasında kıskançlık konusu olmuyor
mu? Aralarında kültürel çatışmanın da etkisiyle toplumlararası
sıkıntılar yaşanmıyor mu?
Beano: "Ürdün çok açık bir topluma sahip. Diğer topluluklarla
bir problemimiz yok. Doğru parlamentoda iki Çeçen-Çerkes kontenjanı
var. Bu üç koltukta Çeçen yada Çerkesler oturuyor. Ayrıca kabine
de genelde bir Çeçen yada Çerkes bulunuyor."
 |
|
Amman'daki
Anfitiyatro'dan bir görüntü
|
Tabi kabinede
bir Kafkas kökenlinin olması kural değil teamül. Beano'nun kuzeni
Semih Bey de geçen dönem bakandı. Şu an senatör olarak siyasi
yaşamını sürdürüyor.
Beano Ürdünlü
Çerkesler olarak Çeçenistan'daki soruna ilişkin görüşlerinin
ne olduğunu da anlatıyor. Aslan Mashadov'u yasal bir lider olarak
gördüklerini, Kremlin yanlısı yönetici Ahmet Kadirov'un ise
Çeçen halkını temsil etmediğini düşündüklerini söylüyor.
Kopenhag'daki Dünya Çeçen Kongresi'nde daha önce Amerika'da
yaşayan ve 2 yıldır doğduğu ülke olan Ürdün'de çalışmalarına
devam eden Prof. Muhammed Şişani'nin şahsında Ürdün Çeçenlerinin
temsil edildiğinin altını çiziyor. Malum bu kongreye katılan
diasporanın temsilcileri Aslan Mashadov'un Çeçenistan'ın yasal
lideri olduğunu deklare etmişlerdi.
Çeçen mülteciler
hakkında Beano'dan bazı bilgiler vermesini istiyorum:
"Ürdün'de 400 Çeçen mülteci var. Birinci savaşta çok azdı.
Fakat o zaman da 69 yaralı Çeçen gelmişti tedavi olmak için.
Onlara tıbbi operasyonlar yapıldı. Amman'daki Ürdün Üniversitesi'nde
anavatandan 30 Çeçen öğrenci var. Bunların eğitim masrafları
Kral Abdullah'ın kendi kişisel bütçesinden ayrılan 100 bin dolarlık
fondan karşılanıyor. Yine kendi hesabından Çeçen-İnguş Dostluk
Derneği'ne Çeçen mültecilere harcanmak üzere 100 bin dolar bağışladı.
Dernek ise her mülteci için aylık 30 Ürdün dinarı vermektedir.
Tıbbi yardım ve diğer yardım organizasyonları da sözkonusu.
Mültecileri sadece Çeçenler ve Çerkesler değil tüm Ürdün halkı
yardım ediyor. Hatta Suudi Arabistan'daki Harameyn İslam Vakfı'nın
mültecilere yönelik bir yardım programı var. Gerçi bu yıl sonu
itibariyle sözkonusu program sona eriyor. İsrail'deki iki Çerkes
köylerinden (Reyhaniye ve Kfar-Kama) de bu mülteciler için yardımlar
geliyor."
Yağmurlu bir Londra akşamında kahvemizi yudumlayarak çöle hayat
veren Çeçen ve Çerkeslerin dünyasına işte böyle uzanıyoruz…
|