|
Çeçenistan
için kaçan fırsat
Engin
Güner
AB , Kıbrıs,
AGSP gibi dış politika konuları ile Başbakanımızın hastalığı öne
çıkmışken bu Çeçenistan da nereden çıktı diyebilirsiniz. Özellikle
de Türkiye, içinde bulunduğu sıkıntılardan ve belirsizliklerden
bunalmışken.
Ancak önemli
bir bölge gücü olma iddiasındaki Türkiye, çevresinde olanlara kayıtsız
kalamaz. Hele bu olanlar günümüzün en acımasız katliamı, soykırımı
olarak nitelenmekteyse. Bu soykırıma maruz kalanlarla güçlü tarihi,
dini ve kültürel bağlarımız varsa. Milyonlarca Kafkas kökenli uzun
süredir Türkiye'de yaşamakta ancak kulakları, gözleri, beyinleri
ve yürekleri Çeçenistanda Ruslar'ın hala sürdürmekte oldukları insanlık
dışı katliam ve mezalimdeyse.
Ama gelin görün
ki bu vahşet dünyanın ve anlaşılması güç bir biçimde Türkiye'nin
de umursamaz bakışları altında süregelmekte. 1994-96'daki 1. savaş
ile 1999'da başlayıp bugün hala süren 2. savaşta 200 bini aşkın
Çeçen hayatını kaybetmiş bulunuyor. 1.2 milyon nüfustan Çeçenistan'da
bugün kalanların sayısı 300 bin kadar. Gerisi civar ülkelere sığınmış
olup büyük yokluk ve sefalet içerisinde yaşamaktalar. Tüm yapılar,
fabrikalar, iş yerleri yıkılmış, tarım alanları kullanılmaz halde.
Bulunan toplu mezarlar vahşetin boyutunu ortaya koyuyor. Özgürlüğüne
ve onuruna düşkün bir millet dünya kamuoyunun kayıtsızlığı karşısında
topyekün yok edilmek isteniyor.
Hiç şüphesiz
böylesine insanlık dışı bir tablo karşısında Türkiye'ye düşen bu
konuda akan kanın ve savaşın durdurulması için elinden gelen tüm
çabayı göstermek, ağırlığını koymaktır. Türkiye bunu yapabileceğini
geçtiğimiz Şubat ayında İstanbul'da İslam dünyası ve batıyı bir
araya getirerek göstermiştir. 'İstanbul ruhu' olarak herkesin takdirini
kazanmış olan bu yerinde girişim 11 Eylül sonrası gergileşen ortamda
'uygarlıklar çatışması' kavramına karşı uygarlıklar kavşağındaki
Türkiye'nin uzlaştırıcı rolünü ortaya koymuştu. Türkiye tarihsel
sorumluluğu bulunan Filistin konusunda da aynı rolü oynayabilir
ve oynamalıdır. İsrail-Filistin arasında yapılacak barış görüşmelerine
İstanbul'un ev sahipliği yapmasından doğal bir şey olamaz.
Ancak ne kadar
hazindir ki 18 Mayıs'ta Türkiye Çeçenistan'a barışı getirebilecek
böyle bir fırsatı kaçırdı, hatta engelledi. Kafkas-Çeçen Derneği'nce
düzenlenen 'Çeçenistan İçin Barış Konferansı'na' verilen izin sonradan
iptal edildi. Sadece Çeçen diasporasından değil ABD, Rusya Federasyonu
ve Avrupa' dan çok önemli devlet adamlarının da katılacağı ve barış
mesajının çıkacağı bu toplantının yapılamaması dünyada büyük şaşkınlık
yarattı. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in ABD'nin
Ankara Büyükelçiliği'ni arayarak bilgi aldığı belirtiliyor.
Hele Çeçenistan'ın
seçilmiş Başbakan Yardımcısı ve Aslan Mashadov rejiminin 2. Nolu
adamı ılımlı Ahmad Zakaev'in 11 Mayıs'ta İstanbul'a girişine izin
verilmeyerek geri gönderilmiş olmasını anlayabilmek mümkün değildir.
Bazı kendini bilmezler ile kasıtlı olarak Çeçen davasına zarar verenlerin
eylemleri dolayısıyla maalesef ön yargıların oluştuğu açıktır. Kötü
bir olay olduğunda Çeçenler'in yapmış olabileceği gibi bir tahmin
hemen ortaya atılmakta ancak bunun yanlışlığı sonradan anlaşılmaktadır.
Afganistan'da El Kaide içinde Çeçenler'in olduğu iddia edilmekteydi.
İngiliz, Türk, hatta Amerikalı yakalanmasına rağmen bir tek Çeçen
bile bulunmadığı sonradan anlaşıldı. Kamuoyumuzu doğru bilgilendirmek
için medyamıza bu konuda büyük görev düşmektedir. Elbette teröre
karşı en sert biçimde mücadele etmek ve bu eylemleri yapanları ağır
şekilde cezalandırmak gerekir. Ancak Rusya'nın baskısıyla Kafkaslar'a
istikrarı getirebilecek barışçı çabalara destek vermekten kaçınmak
bölge gücü iddialarına ters düşüyor.
Akşam
21.05.2002
|