KAFKAS
V
AKFI
 VAKIF HAKKINDA  
 BUGÜNKÜ 
 KAFKASYA
 
 ANALİZ  
 DİASPORA  
 KÜLTÜR  
 TARİH  
 İZ BIRAKANLAR  
 KAFKAS
 KİTAPLIĞI
 
 BELGELERLE 
 KAFKASYA
 
   
 SERBEST KÜRSÜ  
 MÜZİK  
 SOHBET ODASI  
 E-MAİL  
 ANA SAYFA  
 
 ENGLISH
 RUSSIAN
 ARABIC
 
Dünya Perspektifinden Kafkasya...

Geçmişi iyi okuyabilmek, ülke içi veya ülkeler arası değişken ve statik dengeleri isabetli değerlendirebilmek ve sağlıklı gelecek öngörüleri ve projeksiyonları belirleyebilmek uluslararası ilişkilerin akademik boyutunda hedeflenen çerçevedir. Tarihi, sosyal ve kültürel miras, aidiyet duygusu ve içinde yaşanılan coğrafya'nın çatısı altında bu çerçevenin içini doldurmak ve iyi bir fotoğraf resmedebilmek, varlık ve büyüme iddialarını canlı tutabilen toplulukların olmazsa olmaz görevlerindendir. Çıkar çatışmaları ve buna bağlı olarak gelişen dostluk ve düşmanlık kombinasyonları bundan önce var olduğu gibi, gelecekte de hep var olacaktır.
Hitap ettiği kesimlerde var olan hassasiyetleri bilince dönüştürme çabası, hiç kuşkusuz bir sivil toplum kuruluşunun en temel amaçları arasındadır. Sağlıklı bilginin önemini idrak etmiş olan Kafkas Vakfı, internet üzerinden yaptığı haber yayını ile, nerdeyse boş olan bu bilinç havuzunun damla damla da olsa dolmasına çok önemli katkıda bulunduğunu düşünmektedir.

Ancak bilgi bir hammaddedir ve onun işlenmesi gerekir. Sağlıklı ve kaliteli işçilikle oluşturulacak ürün kendisine kesinlikle bir etki alanı bulacaktır. Uluslararası arenadaki ve düşüncenin üretilip pazara çıktığı merkezlerdeki çalışmalar ve aktüel yorumlar strateji belirleyici kesimler ve karar mekanizmaları tarafından dikkatlice takip edildiğinden ve oluşan kamuoyuna önemli katkıda bulunduğundan hiç kuşku duymamak gerekir. Bu nedenle Kuzey Kafkasya özelinde ve dünya genelinde bir süredir vakfımızca takip edilen bu tür çalışmalarıdan bazılarını seçerek uzun olmayan periyotlarla web sitemizde ve bültenimizde yayınlamanın faydalı olacağı kanaatindeyiz. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu yazıların içeriği Kafkas Vakfı'nın görüşlerini yansıtma durumunda değildir. Aksine uluslararası arenadaki tüm tarafların, olaya nasıl baktıklarını görebilmek ve en uçta olan kesimlerin argümanlarından haberdar olabilmek için farklı bakış açılarına sahip yazarların çalışmalarına da yer vereceğiz. Bu nedenle yazının içeriğine ve yazarın kullandığı terimlere gelebilecek eleştiriler için başta bu noktayı okuyanların dikkatine sunarız.

Mustafa Özkaya

BÜYÜK ANTİ-TERÖR OYUNU ve RUSYA *

Pavel K. BAEV **

Sınırlı sayıda Rus askeri birliklerinin 2001 Kasım ayı sonlarında Kabil'e apar topar konuşlandırılması hadisesi başlıbaşına, Moskova'nın Hazar bölgesindeki taktik hedefleri ve stratejik amaçlarınının ciddiye alınması gerektiği konusunda önemli bir uyarıcı kabul edilmeli. Birlikler her ne kadar Olağanüstü Haller Bakanlığına (MChS) ait ise ve misyonlarının sadece insani yardım olduğu (elçilik olarak da hizmet verecek sahra hastanesi kurma) şeklinde deklare edilse de, aslında Kunduz ve Kandahar'da yoğun bir çatışma içindeki ABD deniz piyadeleri ve özel timlerinin önünde arenanın tam orta yerine atlama arzularını ele vermiştir. Haziran 1999'da Priştina'ya girmek için ilerleyen paraşütçü Rus askerlerinden en bariz farkı, burada Washington'un biraz şaşırmasını ve Moskova'nın da oldukça memnuniyetini sağlayacak şekilde Kuzey İttifakının erken davranıp bir kaç gün öncesinden Kabil'e girmiş olmasıydı.

ARKAPLAN:
Afganistan'da bir sonraki hamlenin ne olacağı planlanırken, Putin'in ekibindeki stratejisyenler çözüm önerileri içeren müsvedde çalışmalardan ziyade 1979 Sovyet işgali öncesine kadar uzanan Rusya'nın bölgedeki operasyonlarında oluşturduğu kayıtlara müracaat etmekteydiler. Doğrusu, Büyük Peter orduları 1722'de Bakü'yü işgal ettiğinden bu yana Rusya Hazar bölgesinde yaklaşık üç asır boyunca aralıksız bir şekilde müdahil olmuştur. İngiltere dahil diğer tüm aktörler, belli aşamada oyunu bırakmak durumunda kalmışlardır, ancak Rusya'nın bu fasılasız müdahil olma tarihi 1907 ve 1991 yıllarındaki ayaklanmalara karşın devam etmiştir. Bu kırılma noktalarından ilkinde bulunan en önemli formül, yeni doğmuş Sovyet Hükümetinin Güneydeki komşuları olan İran, Türkiye ve Afganistan ile yaptığı anlaşmalarla da tevsik edildiği üzere eşit ve gayrı mütecaviz bir ilişki içinde olması kararıdır. Bununsa, uluslararası ilişkilerin sömürgeci normlarından el etek çekmek anlamına geldiği açıktır. SSCB'nin 1991 yılında yıkılmasına gelince, en önemli özellik Moskova'nın yeni kurulan cumhuriyetleri dost ülke olarak süratle tanıması ve 1990'larda tekrar dirilen ve biçim değiştirmiş yeni emperyalist dürtülere karşı kendini tutabilme becerisi göstermiş olmasıdır.

SSCB'nin yıkılmasıyla oyunun iştirakçilerinde de benzeri görülmemiş bir artış ve çeşitlenme de ortaya çıkmıştır ki, bunların oyun içindeki rolleri bazı yarı-devletler (Abhazya ve Çeçenistan gibi), devlet dışı yapılanmalar (Chevron veya LUKOil gibi) ve devlet karşıtı oluşumlar (el-Kâide gibi) tarafından daha da güçlenmiştir. Bu kalabalık içerisinde Rusya'nın çok rahatsız olmasının yanında, Bu oyunun Rusya için, asla sadece Orta Asya içerisinde oynanmakta olan bir oyun olmadığını, bilakis kapsamı çok daha geniş olan ve Balkanlar'dan Uzak Doğuya uzanmakta olduğunu söylemek yanlış olmaz. Böyle bir oyun için elbette ki farklı kombinazyonlardan oluşan aktörlerin hazır olduğu birden fazla tiyatro sahneleri olacaktır. Rus bakış açısıyla meseleye bakıldığında bu tiyatro sahneleri (NATO Merkezi tarafında icat edilen terimi kullanırsak) değişken olan ama ayrı olmayan türdendir. Pratikte cevap bekleyen ana sorun ise aralarında kaynakların bölüştürülmesidir.

Şöyle bir geçmişe dönüp bakıldığında, Rusya'nın büyük oyununu sahnelediği en başlıca tiyatronun, çok önemli kaynakların bolca bulunduğu, en ciddi tehdit unsurlarının kümelendiği ve yine en az verimli sonuçların elde edildiği bölge olan Balkanlar olduğu görülecektir. Kafkaslar, Balkanlardan sonra ikinci sırada yer almakta ve nispeten daha uzakta kalan, Rusya için bir dış politika hedefi olmaktan çok kendisine oportünist bir bakışla yaklaştığı hudutlar olan Orta Asya ise üçüncü önem sırasında bulunmaktadır.

Bu oyun, bir düzine Kazak eşliğinde birkaç kaşifin coğrafi seferleri ve coğrafya uzmanları tarafından elde edilen kritik istihbarat bilgililerinin değerlendirildiği biraz daha büyükçe askeri seferlerden oluşmaktadır. Doğrusu, MChS birliklerinin 2001 yılı Kasım ayı sonunda Kabil'e gelişleri, yukarıda verilen örneğe, Priştina Havaalanını alelacele ele geçiren Rus paraşütçüleri örneğinden çok daha fazla benzemektedir.

TEZLER:

Bilgi ve beceri kazandığı bunca tarihi tecrübe sonrasında Rusya, 19. yüzyılda sergilediği Büyük Oyununun kalıplarını aynen 21. yüzyılın Büyük Anti-Terörizm Oyunu diye görülen oyuna adapte ederek sergileme eğilimi içindedir. Bu kendinden menkul şablon, Afganistan, Çeçenistan ve Makedonya'daki antiterör operasyonları arasında ve Kosova, Abhazya ve Xinjiang'daki ayrılmacı teşebbüsler arasında çok yakın bir benzerlik ve bağlantılar kurmaktadır. Diğer yandan, 'islami fundamentalizm' veya 'Vahhabilik' türü tanımlamaları güvenlik tehditleri ile eşdeğer tutan, korku pompalaması niteliğinde bir de ideolojik şablon bulunur ki, sahip olunan tüm bu retoriğe rağmen, Kremlin her halükarda İslam'ı topyekün bir çatışma hedefi göstermekten özenle geri durmaktadır. Osmanlı ile iki buçuk asır aralıksız savaşmış olan Rusya, bu epik mücadeleyi bir 'haçlı' mücadelesi veya 'medeniyetler çatışması' olarak tanımlamaktan imtina etmektedir. Moskova bu geleneğini takip ederek, Washington'dan Tahran'ın islami teröre desteği ile ilgili tüm uyarılara kayıtsız kalmakta ve silah satımı dahil İran'la olan işbirliğini geliştirme noktasında çok az çekince koymaktadır.

Yine diğer bir şablon ise Batıyla muhtemel işbirliğinin kapsamını çok dar olarak görmesidir. Rusya tarihinde Büyük Oyunun riskli kumarlarında hiçbir kez yanında müttefikler edinmemiştir. Ancak iş Avrupa içi politikalara gelince, bunun tam zıttına güç dengelerini çok iyi hesap ederek her önemli savaşta bir ittifak oluşturmuş veya bir ittifak içinde yer almıştır. Putin'in ABD'nin başını çektiği anti-terörist koalisyona hiç tereddütsüz dahil oluşu bu modelden bir uzaklaşma ve kopuş olarak görülebilir; ne var ki 'onun' terörizme karşı mücadelesine asıl Batının katıldığını iddia etmesine imkan veren elinde muayyen bir takım dayanaklar bulunmaktadır ki bu şekilde Çeçenistan'ı küresel savaş çerçevesinde meşru bir hedef olarak takdim etmektedir. Rusya ABD için 'kirli işler' yapma konusunda hiç de istekli bir tavır içinde olmadı ve ABD'nin bölgede kısıtlı bir süre kalabilecek güce sahip olduğunu farz ederek, Orta Asya'daki varlığını muhkemleştirme konusunda iyi bir plan hazırlığı içinde olabilir. Bu arada, Moskova hamlelerinin Batı tarafından yanlış yorumlanması ihtimalinin ve bunun tarihte İngiltere'nin 19. yüzyılda ortaya koyduğuna benzer bir ters tepkiye yol açabileceğinin de farkındadır ve bu yüzden Tacikistan'da oluşturulan 201. Bölgeye bağlı kalma konusunda temkini elden bırakmamaktadır.

Bu hususta tarih, diğer bir önemli katkıda daha bulunmaktadır: Ne 1885'de yapılan III. Alexander'ın kraliyeti dönemindeki savaşta, ne de 1979-1988 Sovyet savaşı dahil, Afganistan hiçbir zaman Rusya'nın yayılmacı politikasının seçilmiş bir hedefi olmadı. Amaç sürekli Orta Asya'yı güvenli ve istikrarlı tutabilmek idi ve bu günkü manevralarda da aynı amaç yer almaktadır. Ancak bu amacın kavramsallaştırılması öncelikle jeo-politik olmaktan zamanla daha kompleks olana dönüştü ki bunda 'petrolün jeo-ekonomiği' vurgusu ağırlıktadır. Putin'in hakiki manada bir gosudarstvennik (devletçi bakış açısına sahip olan) olmasına karşın, ekonomik parametrelerin ve şebekelerin önemini hızlıca farketti. Onun dış politikası enerji şirketlerinin çıkarlarını güvenlik politikasıyla o derece entegre etti ki, şu an Rus enerji kompleksliğini 1970'ler ve 1980'lerdeki Sovyet askeri endüstrisi (silah sanayi) ile aynı düzeyde ele alabiliriz. Afganistan hiç şüphesiz bu bileşkenin içinde olmaktan ziyade kenarındadır. Ancak, ABD Enerji Danışmanı Spencer Abraham'ın geçen Kasım ayında Novorossiisk şehrinde Hazar Boru Hattı'nın açılışı sırasında tanıklık ettiği gibi, Hazar bölgesi tüm enerji zenginliğiyle bu bileşkenin tam ortasında yer almaktadır. -- Rusya, 4-5 feodal kabile yönetimine bölünmüş bir Afganistan'dan son derece müsterih olacaktır, yeter ki bunlardan hiçbiri Çeçenistan ve Özbekistan'a geçiş sağlayacak terörist şebekeleri içinde barındırmasın.

SONUÇLAR:

Tarih uluslararası küresel anti-terörist kampanya konusunda ABD yöneticilerine lütfettiğinden çok daha ileri düzeyde bilgiyi Rusya'nın stratejisine bahşetmektedir. Eğer durum gerçekten böyle ise; Rusya'nın politikasının tümden coğrafi alanlar üzerinde daha fazla entegre olmuş ve çok keskin bir şekilde kendi çıkarlarına odaklanmış olacağını tahmin etmek zor değil. Rusya askeri süper güç olmaktan çok, bir enerji güç merkezine dönüşmeye devam ettikçe, bu çıkarları da artık jeo-politik olmaktan çok jeo-ekonomik çerçeve içerisinde tanımlamak mümkün olacaktır.
(Tercüme: Mustafa Özkaya)


*
Makalenin ingilizce başlığı "RUSSIA IN THE GREAT ANTI-TERRORIST GAME" olup ABD John Hopkins Üniversitesi bünyesindeki SAIS (School of Advanced International Studies) araştırma merkezlerinden bir olan Orta Asya Kafkaslar Enstitüsü sitesinde 12 Aralık 2001 tarihinde yayınlanmıştır. Orjinal metne ulaşmak için ingilizce başlığı tıklayınız.

** Yazar Dr. Pavel K. Baev, Norveç'in başkenti Oslo'daki Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsünde (PRIO - International Peace Research Institute) Güvenlik ve Dış Politika Programı Başkanlığını yürüten kıdemli bir araştırmacıdır.

Görüş ve önerileriniz için
Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz Bırakanlar | Kafkas Kitaplığı Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arsivi | Serbest Kürsü |
Sohbet Odası
| Linkler