KAFKAS
V
AKFI
 VAKIF HAKKINDA  
 BUGÜNKÜ 
 KAFKASYA
 
 ANALİZ  
 DİASPORA  
 KÜLTÜR  
 TARİH  
 İZ BIRAKANLAR  
 KAFKAS
 KİTAPLIĞI
 
 BELGELERLE 
 KAFKASYA
 
   
 SERBEST KÜRSÜ  
 MÜZİK  
 SOHBET ODASI  
 E-MAİL  
 ANA SAYFA  
 
 ENGLISH
 RUSSIAN
 ARABIC
 
Yorkshire'daki Abhaz izi
GEORGE HEWITT'İN HİKAYESİ VE ABHAZYA'NIN GÜNCEL SORUNLARI

Birinci Bölüm
Röportaj:
Fehim Taştekin-Zeynel Abidin Besleney
(Ajans Kafkas, Londra, 09.05.2002)
BİR DİL MACERASIYLA GELEN EVLİLİK
"Aşçılığı iyi olan Zaira Khiba, Tiflis'te kendi anadili Abhazca'nın fonetik yapısı üzerine yüksek lisans yapıyordu. Zaira Tiflis'te yaşamanın gereği olarak biraz Gürcüce öğrenmiş olmasına rağmen hiç Gürcüce konuşmamıştı. Ben ise Eylül ile Aralık arasında biraz Gürcüce konuşabilmeye başlamıştım. Böylece benimle iletişim kurabilmek için o da hiç kullanmadığı Gürcücesini yavaş yavaş kullanmaya başladı. Böylece aramızdaki ilişki gelişti ve biz 1976 yazında Tiflis'te evlendik."

Kısaca George Hewitt
Prof. George Hewitt, Kafkas dilleri üzerinde en önde gelen akademisyenlerden birisi. Dilbilimciliğinin yanısıra 1990'lı yıllarda Abhazya'ya karşı savaş çığırtkanlığı yapan Gürcü milliyetçi gruplara yönelik "açık sözlü" çıkışları nedeniyle tartışmaların odağında bir isim.

Gürcistan ve Abhaz grameri üzerinde büyük bir otorite olarak kabul edilen Prof. Hewitt, Londra Üniversitesi Oryantal ve Afrika Çalışmaları Bölümü (SOAS)'nde çalışmalarına devam ediyor. Kafkas dilleri ve politik gelişmeleri üzerine yazılmış çok sayıda makalenin sahibi olan Hewitt, Abhaz kökenli Zaira Khiba ile 26 yıllık evli. Hewitt çiftinin Amra ve Gunda adlı iki kız çocuğa var.

Abhaz-Gürcü ihtilafına ilişkin takındığı tutum nedeniyle kimi Gürcü çevrelerin hedefi haline gelen Hewitt, aile bağları dolayısıyla Abhazya'dan yana tavır almakla suçlanıyor. Ancak kendisi bu iddiaları kesinlikle kabul etmiyor.
The Abkhazians adlı kitabın editörü olan Hewitt, Londra'daki North Caucasian Trust'ta kurucu üye, Medical Aid and Relief for Childeren of Chechnya adlı organizasyonda da üye olarak yer alıyor.

Prof. Hewitt ile Abhaz ve Kafkasya üzerine yayınlar ve resimlerle donattığı SOAS'taki küçük çalışma odasında görüştük. Prof. Hewitt, üzerine çektiği tüm şimşeklere rağmen cesaretli açıklamalarda bulundu.

Birinci Bölüm

Çekmecedeki Ubıhça

-Öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi belli bölgeler ve kültürler üzerinde çalışan uzmanların ilgisi zamanla duygusal ilişkiye dönüşebiliyor. Acaba sizin Abhazya'ya ilginiz nasıl başladı?

Kafkas dillerine ilgim Gürcüce ile başladı. Cambridge Üniversitesi'nde eski Yunan ve Ermeni dillerinin mukayesesi üzerine yaptığım doktora çalışması nedeniyle Gürcüce'ye olan ilgim arttı. 2 yıl boyunca Ermenice çalıştım. Bu esnada Ermeni ve Gürcü kültürü ve dilinin yüzyıllarca birbirine çok yakın olması nedeniyle Ermenice ile birlikte Gürcüce'yi de ilerletmek zorunda olduğum söylendi. Bu nedenle sadece Gürcüce değil diğer Kafkas dilleri üzerine de çalışmaya ve okumaya başladım. George Dumesil'in Çerkesçe (Adıgece), Ubıhça ve Abhazca üzerine çalışmalarını okumaya başladım.

Benim Cambridge Üniversitesi'nde bulunduğum sıralar, yani 1973-1974 dolaylarında, daha önce birlikte okuduğum bir arkadaşım benim Kafkas dillerine olan ilgimi öğrenince bana kendisinin Londra'da çalıştığı BP firmasında Fahri Yaman adlı Türkiyeli bir Çerkes'in olduğunu ve eğer istersem onu benimle tanıştırabileceğini söyledi.

Balıkesir'in Demirkapı köyünde doğan ve Çerkesçe'yi anadili olarak öğrenmesine rağmen çok uzun yıllardır kendi toplumundan uzak olması nedeniyle bu dile olan hakimiyetini büyük oranda kaybeden Fahri yine de kendi anadili üzerinde çalışma yapan insanlarla tanışmak isteği ile Cambridge'de beni ziyaret etti.

Orada hatırlayabildiği Çerkesçe (Adıgece) kelimelerin kayıtlarını yaptık. Daha sonra Fahri arzu ettiğim takdirde beni çocukluk dönemlerinden hatırladığı bazı kişilerle tanıştırmak üzere Türkiye'deki köyüne götürmeyi teklif etti. Benim de bu teklifi kabul etmem üzerine 1974'te Balıkesir yakınlarındaki Demirkapı Köyü'ne gittim. Bazı kayıtlar yapıp ve araştırmalarda bulunarak orada yaklaşık 4 hafta geçirdim.

Orada iken Manyas yakınındaki Hacıosman Köyü'nde Ubıhça'yı konuşan son insanı mümkünse ziyaret etmek istediğimi söyledim İsteğim olumlu karşılandı ve ziyaretimin son günlerine doğru otobüsle Ubıhça konuşan yaşlılarla tanıştığım Hacıosman Köyü'ne götürüldüm. Orada bir gece kaldım. Ertesi sabah dönmeden önce "Ubıhça'yı tamamıyla bilen son kişi" olarak bilinen Tevfik Esenç'in oğullarından birinin İstanbul'a döndüğümde kontak kurabileceğim bir telefon numarasını verdiler bana. Ben de İstanbul'a dönünce bu telefon numarasından onunla kontak kurarak Tevfik Esenç ile çalışma şansını elde ettim.

- Ubıhça konusunda nasılsınız?

Ubıhça üzerine bazı çalışmalar yaptım, en azından bir makale yazdım. İlerideki bir dönemde Kuzeybatı Kafkas dillerinin karşılaştırmalı bir gramerini de hazırlamayı umuyorum. Bu çalışma daha çok daha önce yayınlanmış yazılı metaryeller üzerinde olacak.

TEVFİK ESENÇ'LE BİR HAFTA

- Peki Tevfik Esenç'ten bu kadar kısa zamanda ne öğrenebildiniz?

Aslına bakarsanız Tevfik Esenç ile yalnızca benim İngiltere'ye dönmeden önce İstanbul'daki son bir haftamı birlikte geçirebildik. Sunu söylemeliyim ki oldukça şanssız bir durumda idik. Zira Şişli'de dairesinde kaldığımız kişi ağız kanserinin son aşamasını yaşayan, ölmek üzere olan biriydi. Ev sahibimizin İngilizce konuşan oğlu Fransa'daki okulu Sorbonne Üniversitesi'ne döndüğü için bu hasta ve yaşlı beyefendi sahip olduğumuz tek tercümandı. Böylece ben Tevfik Esenç'le sadece kendi anadilinde konuşma "fırsatına" sahip oldum. Bu fırsat sayesinde de uzun uzadıya kayıtlar yapabildim. Normal de sayet kayıtlar yaptıysanız bunları zamanında transkribe etmeniz gerekiyor. Fakat ben bunu yapamadım. Yani hala bazı Ubıhça dokümanlar transkiribe edilmeyi bekliyor.

Cambridge'e döndüğümde elimdeki materyallerden bir "kullanım" yaptım. Özellikle Ubıhça iki ayrı sesin mahiyeti hakkındaki linguistik tartışmalarla ilgilendiğim için daha önce aldığım ses kayıtlarını kullanmak suretiyle spektrogramlar hazırladım. Ubıhça bu iki sesin doğru analizi konusunda örnekler sergiledim. Şimdi siz benim bu çalışmamı Ubıhça'ya mütevazı bir katkı olarak anabilirsiniz. Elimdeki bu malzemeler, üzerinde çalışılmayı bekliyor. Hemen ekliyeyim ki Shakespeare'ın Hamlet'inde geçen o meşhur cümle yani "to be or not to be" sözünün Ubıhça karşılığı da üzerinde çalışılmayı bekleyenlerden.

- Bunu ilk kez duyuyoruz!.

Zaten başka bilen kimse de yok.

BİR DİL MACERASIYLA GELEN EVLİLİK

- Kafkasya'daki serüveniniz nasıl başladı?

1974 yılında British Council'ın öğrenci değişim programlarından biri ile Sovyetler Birliği'nde 1 yıl kalabilme fırsatı ortaya çıktı. Yabancıların Kafkasya'da gitmesine izin verilen tek yer Gürcistan olduğu için ben de Tiflis'e gitmek üzere başvuruda bulundum. İsteğimin kabul edilmesiyle bu programın 1975-76 dönemi için Tiflis'e gittim. Orada benim için Gürcüce konuşma dersleri ayarlandı. Bu arada özellikle Türkiye'de üzerinde çalıştığım ve hakkında en çok bilgi sahibi olduğum Kuzeybatı Kafkas dili olan Cerkesce(Adigece) üzerinde durmaya devam etmek istediğimi ve eğer mümkünse Çeçence ve Avarca hakkında da biraz bilgi edinmek istediğimi söyledim.

O dönemde Gürcüce konuşamadığım için bu dilleri bana İngilizce üzerinden öğretebilecek kişilere ihtiyacım oldu. Çeçence ve Avarca için bir kişi bulundu. Fakat Cerkesce(Adıgece) için kimsenin bulunmadığı ancak Abhazca için bir kişinin olduğu söylendi.

Kuzey Batı Kafkas dillerinden ikisi üzerine çalışmış ancak Abhazca üzerine herhangi bir çalışma yapmamıştım. Ancak seçeneğim de yoktu: Ya Abhazca çalışacaktım ya da hiçbir şey. Hal böyle olunca ben de Abhazca'yı seçtim.

Abhazca öğrenmeye karar verdikten sonra kaldığım öğrenci bloklarında bana bu dili öğretebilecek anadili Abhazca olan birileri olup olmadığını araştırmaya başladım. Zira bana Abhazca öğretmekle görevlendirilen kişi Gürcü bir bayandı. Bu arayışımın sonunda aynı apartmanın bir üst katındaki bir odada iki Abhaz bayanın kaldığını söylediler.

Aynı yılın Eylül ayında tanışmak için onların odasına götürüldüğüm de söz konusu Abhaz kızlarının oda arkadaşları olan bir Çerkes (Adıge) ve bir Gürcü ile de tanıştım. Aynı zamanda odada tarih doktorasını Gürcistan'da yapan Almir Abregov adlı bir diğer Çerkes (Adıge) vardı. Bana aile ismi Abrec olan bir Ubıh olduğunu söyleyen Almir anadili Çerkesçe (Adıgece) ve Rusça dışında İngilizce de konuşabildiği için odadakiler ile aramda tercümanlık yaptı.

O dönemde Tiflis'te yiyecek iyi bir şeyler bulmak hayli zor olduğundan odadaki bayanlardan aşçılığı iyi olanı, ara sıra benim için yemek pişirmeye başladı. Benimle İngilizce, o bayanla Rusça diyalog kuran Çerkes Almir aracılığı ile konuşarak bu odada daha çok vakit geçirmeye başladım.

"Aşçılığı iyi olan" bu bayan yani Zaira Khiba, Tiflis'te kendi anadili Abhazca'nın fonetik yapısı üzerine yüksek lisans yapıyordu. Zaira Tiflis'te yaşamanın gereği olarak biraz Gürcüce öğrenmiş olmasına rağmen hiç Gürcüce konuşmamıştı. Ben ise Eylül ile Aralık arasında biraz Gürcüce konuşabilmeye başlamıştım ve onunla da Gürcüce konuşmaya çalıştım. Böylece benimle iletişim kurabilmek için o da hiç kullanmadığı Gürcücesini yavaş yavaş kullanmaya başladı. Böylece aramızdaki ilişki gelişti ve biz 1976 yazında Londra'ya dönmeden Tiflis'le evlendik.

Bir tesadüf sonucu ortaya çıkan Abhazca çalışma imkanı benim bir Abhazla tanışmama ve 26 yıldır süregelen bir evliliğe sahip olmama neden oldu diyebiliriz.

Tabi ki bu arada Abhazya'da onun ailesi ile de tanıştırıldım. Böylece bir İngiliz olarak kendimi Gürcüce bilip Gürcü dostları olan ve 1989'da ortaya çıkip 1992'de en yoğun noktasına ulaşan bir çatışmanın diğer tarafıyla yani Abhazlarla aile bağları bulunan garip bir noktada buldum. Benim oradaki olaylarla ilişkim ve Gürcistan'da politik sorunlara sahip olmamın hikayesi budur.

-Gürcistan'a karşı muhalif tutumunuzu eşinizin Abhaz olmasına bağlayanlar var...

1989'da Gürcü milliyetçiliğine karşı çıkmam eşimin Abhaz olması nedeniyle değildi. Eşim bunu çok iyi biliyor. Ben bütün Kafkas dillerine ilgi duymaktayım ve tehlike içerisinde olan bu diller benim için özel bir cazibeye sahip. 1974'te Tevfik Esenç'le yaptığım görüşme, yada soyle diyeyim bir Kafkas dilini yeryüzünde konuşan son kişiyle karşılaşmış olmam gercegi benim üzerimde bugüne kadar devam eden önemli bir etki yaptı.

1989'da Gürcistan'daki politik gelişmelerin Abhaz toplumunu bir bütün olarak tehlikeye attığını görebiliyordum. Ve ben bu nedenle yani birçok Gürcü'nün düşündüğü gibi eşimin Abhaz olması dolayısıyla değil Kafkas dilleriyle olan ilişkim nedeniyle 1989'daki gelişmelere karsı sesimi yükselttim. Sanırım bunu belirtmek çok önemli.

Ayrıca eklemek isterim ki o dönem Zaira ile aynı odayı paylaşan diğer Abhaz bayan Aza Yinalipha, benim mütercimim Almir Abregov ile evlendi, şimdi iki çocukları var ve Maykop'ta yaşamaktalar. Tabi bu arada bizim de iki kızımız olduğunu da söylemeliyim.Böylece bu tanışmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz.

GÜRCÜLER'DEN SUÇLAMA: BİZİ HANÇERLEDİ

- Savaştan önce bir Abhaz'la evli olmanın hiç dezavantajlarını yaşadınız mı?

1989'da kadar hiçbir dönemde problemim olmadı. Ancak evli olarak Gürcistan'ı ziyaret ettiğimizde şayet birilerine tanıştırılır isek birkaç dakikada benim bir Abhaz ile evlendiğimi öğreniyorlar ve ilk tepki genelde "Ne harika şey, bir yabancı Gürcistan'dan bir gelin almis" şeklinde oluyor. Abhazlar'ı Gürcistan toplumunun bir parçası olarak yorumluyorlardı. Fakat hemen arkasından bana "Lütfen söyleyin neden Abhazlar bizden nefret ediyor? Neden bizim bu kadar problemimiz var?" diye sormaya başlıyorlardı. Bir başka değişle başlangıçtaki tepki hoştu. Ancak daha sonra konuşmalar biraz değişiyor, o zaman da kimileri "biraz daha bekleseydiniz size bir Gürcü kızı bulurduk" demeye başlıyor. Bu durum gerçekte daha temel düzeyde iki toplumun birbiriyle olan ilişkilerinin iyi olmadığını bir göstergesiydi.

1987'nin sonunda Gürcistan'da Gürcüce dili üzerine yapılan bir proje çalışmasının sonucunda Gürcistan ve Abhazya tarihi ile ilgili olarak bazı şeyleri öğrenme fırsatı buldum. 20.yüzyılın ortalarında Abhaz okullarının kapatılarak Abhazlar'ın Gürcüce öğrenmeye zorlandıklarını, hakeza Abhazya'da Abhazların nüfusunu azaltmak için Gürcüce konuşan toplulukların özellikle de Migreller'in Gürcistan'ı terk ederek Abhazya'ya yerleşmeye zorlandıklarını tespit ettim. Bu Gürcüleştirme sürecinin bir parçasıydı.

Beni en çok şaşırtan şey ise Gürcistan'da o dönemleri yasayan birçok insanın sözkonusu gelişmelerden haberdar olmaması idi. Ya da ben bu konularda konuştuğum zaman konu hakkında bilgileri olmadığını iddia ediyorlardı. Ben de iki toplum arasındaki düşmanlığın kaynağının bu olduğunu düşündüm.

Her neyse, ben sözkonusu projeyle ilgili olarak makalemi yazıp burada Londra Üniversitesi Doğu Avrupa ve Slav Çalışmaları Okulu'nda bir konuşma yaptım. Bilahare bu makale yayınlandı. Derken 1988 sonu ve 1989'un başlarında Gürcistan'da milliyetçiliğin kabardığını gördüm, sonra Gürcü gazetelerinde sözde Müslüman azınlıklardan gelen tehditler üzerine çirkin haberler ve makaleler okumaya başladım. Tabi ki Abhazlar'ı da bu kategoriye alıyorlardı, Abhazların çoğunun Müslüman olmamasına rağmen. Bunun üzerine 1987'de yaptığım araştırmalardan elde ettiğim bilgileri temel alarak bu gelişmeler üzerine bir açıklama yaptım.

Bu nedenle Gürcülere ihanet eden kişi olarak görüldüm. Onlar eğitim verdikleri George Hewitt'in Gürcistan'ın muhtemel bağımsızlığına karşı düşmanlık beslediklerini dusunduklerin bir azınlıgin yanında yer alarak kendilerini arkadan hançerlediğini düşündüler.

Sonuç olarak 1989'da Sohum'da yaşanan ilk çatışmanın ardından SOAS'ta yaptığım konuşma Gürcü gazetelerinde yayınlandı. Gürcü medyasında suistimal edildim ve daha sonra Gürcistan'a geri dönmedim ama Abhazya'ya düzenli olarak seyahat yapmaya çalışıyoruz.
(Fehim Taştekin-Zeynel Abidin Besleney, Copyright © Ajans Kafkas, 09.05.2002, Londra)

<<<<

Birinci Bölüm
Çekmecedeki Ubıhça
Görüş ve önerileriniz için
Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz Bırakanlar | Kafkas Kitaplığı Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arsivi | Serbest Kürsü |
Sohbet Odası
| Linkler