|
Birinci
Bölüm
Çekmecedeki
Ubıhça
-Öncelikle
bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi
belli bölgeler ve kültürler üzerinde çalışan uzmanların ilgisi
zamanla duygusal ilişkiye dönüşebiliyor. Acaba sizin Abhazya'ya
ilginiz nasıl başladı?
Kafkas
dillerine ilgim Gürcüce ile başladı. Cambridge Üniversitesi'nde
eski Yunan ve Ermeni dillerinin mukayesesi üzerine yaptığım
doktora çalışması nedeniyle Gürcüce'ye olan ilgim arttı. 2
yıl boyunca Ermenice çalıştım. Bu esnada Ermeni ve Gürcü kültürü
ve dilinin yüzyıllarca birbirine çok yakın olması nedeniyle
Ermenice ile birlikte Gürcüce'yi de ilerletmek zorunda olduğum
söylendi. Bu nedenle sadece Gürcüce değil diğer Kafkas dilleri
üzerine de çalışmaya ve okumaya başladım. George Dumesil'in
Çerkesçe (Adıgece), Ubıhça ve Abhazca üzerine çalışmalarını
okumaya başladım.
Benim
Cambridge Üniversitesi'nde bulunduğum sıralar, yani 1973-1974
dolaylarında, daha önce birlikte okuduğum bir arkadaşım benim
Kafkas dillerine olan ilgimi öğrenince bana kendisinin Londra'da
çalıştığı BP firmasında Fahri Yaman adlı Türkiyeli bir Çerkes'in
olduğunu ve eğer istersem onu benimle tanıştırabileceğini
söyledi.
Balıkesir'in
Demirkapı köyünde doğan ve Çerkesçe'yi anadili olarak öğrenmesine
rağmen çok uzun yıllardır kendi toplumundan uzak olması nedeniyle
bu dile olan hakimiyetini büyük oranda kaybeden Fahri yine
de kendi anadili üzerinde çalışma yapan insanlarla tanışmak
isteği ile Cambridge'de beni ziyaret etti.
Orada
hatırlayabildiği Çerkesçe (Adıgece) kelimelerin kayıtlarını
yaptık. Daha sonra Fahri arzu ettiğim takdirde beni çocukluk
dönemlerinden hatırladığı bazı kişilerle tanıştırmak üzere
Türkiye'deki köyüne götürmeyi teklif etti. Benim de bu teklifi
kabul etmem üzerine 1974'te Balıkesir yakınlarındaki Demirkapı
Köyü'ne gittim. Bazı kayıtlar yapıp ve araştırmalarda bulunarak
orada yaklaşık 4 hafta geçirdim.
Orada
iken Manyas yakınındaki Hacıosman Köyü'nde Ubıhça'yı konuşan
son insanı mümkünse ziyaret etmek istediğimi söyledim İsteğim
olumlu karşılandı ve ziyaretimin son günlerine doğru otobüsle
Ubıhça konuşan yaşlılarla tanıştığım Hacıosman Köyü'ne götürüldüm.
Orada bir gece kaldım. Ertesi sabah dönmeden önce "Ubıhça'yı
tamamıyla bilen son kişi" olarak bilinen Tevfik Esenç'in
oğullarından birinin İstanbul'a döndüğümde kontak kurabileceğim
bir telefon numarasını verdiler bana. Ben de İstanbul'a dönünce
bu telefon numarasından onunla kontak kurarak Tevfik Esenç
ile çalışma şansını elde ettim.
-
Ubıhça konusunda nasılsınız?
Ubıhça
üzerine bazı çalışmalar yaptım, en azından bir makale yazdım.
İlerideki bir dönemde Kuzeybatı Kafkas dillerinin karşılaştırmalı
bir gramerini de hazırlamayı umuyorum. Bu çalışma daha çok
daha önce yayınlanmış yazılı metaryeller üzerinde olacak.
TEVFİK
ESENÇ'LE BİR HAFTA
- Peki Tevfik
Esenç'ten bu kadar kısa zamanda ne öğrenebildiniz?
Aslına
bakarsanız Tevfik Esenç ile yalnızca benim İngiltere'ye dönmeden
önce İstanbul'daki son bir haftamı birlikte geçirebildik.
Sunu söylemeliyim ki oldukça şanssız bir durumda idik. Zira
Şişli'de dairesinde kaldığımız kişi ağız kanserinin son aşamasını
yaşayan, ölmek üzere olan biriydi. Ev sahibimizin İngilizce
konuşan oğlu Fransa'daki okulu Sorbonne Üniversitesi'ne döndüğü
için bu hasta ve yaşlı beyefendi sahip olduğumuz tek tercümandı.
Böylece ben Tevfik Esenç'le sadece kendi anadilinde konuşma
"fırsatına" sahip oldum. Bu fırsat sayesinde de
uzun uzadıya kayıtlar yapabildim. Normal de sayet kayıtlar
yaptıysanız bunları zamanında transkribe etmeniz gerekiyor.
Fakat ben bunu yapamadım. Yani hala bazı Ubıhça dokümanlar
transkiribe edilmeyi bekliyor.
Cambridge'e
döndüğümde elimdeki materyallerden bir "kullanım"
yaptım. Özellikle Ubıhça iki ayrı sesin mahiyeti hakkındaki
linguistik tartışmalarla ilgilendiğim için daha önce aldığım
ses kayıtlarını kullanmak suretiyle spektrogramlar hazırladım.
Ubıhça bu iki sesin doğru analizi konusunda örnekler sergiledim.
Şimdi siz benim bu çalışmamı Ubıhça'ya mütevazı bir katkı
olarak anabilirsiniz. Elimdeki bu malzemeler, üzerinde çalışılmayı
bekliyor. Hemen ekliyeyim ki Shakespeare'ın Hamlet'inde geçen
o meşhur cümle yani "to be or not to be" sözünün
Ubıhça karşılığı da üzerinde çalışılmayı bekleyenlerden.
-
Bunu ilk kez duyuyoruz!.
Zaten
başka bilen kimse de yok.
BİR
DİL MACERASIYLA GELEN EVLİLİK
-
Kafkasya'daki serüveniniz nasıl başladı?
1974 yılında
British Council'ın öğrenci değişim programlarından biri ile
Sovyetler Birliği'nde 1 yıl kalabilme fırsatı ortaya çıktı.
Yabancıların Kafkasya'da gitmesine izin verilen tek yer Gürcistan
olduğu için ben de Tiflis'e gitmek üzere başvuruda bulundum.
İsteğimin kabul edilmesiyle bu programın 1975-76 dönemi için
Tiflis'e gittim. Orada benim için Gürcüce konuşma dersleri
ayarlandı. Bu arada özellikle Türkiye'de üzerinde çalıştığım
ve hakkında en çok bilgi sahibi olduğum Kuzeybatı Kafkas dili
olan Cerkesce(Adigece) üzerinde durmaya devam etmek istediğimi
ve eğer mümkünse Çeçence ve Avarca hakkında da biraz bilgi
edinmek istediğimi söyledim.
O dönemde
Gürcüce konuşamadığım için bu dilleri bana İngilizce üzerinden
öğretebilecek kişilere ihtiyacım oldu. Çeçence ve Avarca için
bir kişi bulundu. Fakat Cerkesce(Adıgece) için kimsenin bulunmadığı
ancak Abhazca için bir kişinin olduğu söylendi.
Kuzey
Batı Kafkas dillerinden ikisi üzerine çalışmış ancak Abhazca
üzerine herhangi bir çalışma yapmamıştım. Ancak seçeneğim
de yoktu: Ya Abhazca çalışacaktım ya da hiçbir şey. Hal böyle
olunca ben de Abhazca'yı seçtim.
Abhazca
öğrenmeye karar verdikten sonra kaldığım öğrenci bloklarında
bana bu dili öğretebilecek anadili Abhazca olan birileri olup
olmadığını araştırmaya başladım. Zira bana Abhazca öğretmekle
görevlendirilen kişi Gürcü bir bayandı. Bu arayışımın sonunda
aynı apartmanın bir üst katındaki bir odada iki Abhaz bayanın
kaldığını söylediler.
Aynı yılın
Eylül ayında tanışmak için onların odasına götürüldüğüm de
söz konusu Abhaz kızlarının oda arkadaşları olan bir Çerkes
(Adıge) ve bir Gürcü ile de tanıştım. Aynı zamanda odada tarih
doktorasını Gürcistan'da yapan Almir Abregov adlı bir diğer
Çerkes (Adıge) vardı. Bana aile ismi Abrec olan bir Ubıh olduğunu
söyleyen Almir anadili Çerkesçe (Adıgece) ve Rusça dışında
İngilizce de konuşabildiği için odadakiler ile aramda tercümanlık
yaptı.
O dönemde
Tiflis'te yiyecek iyi bir şeyler bulmak hayli zor olduğundan
odadaki bayanlardan aşçılığı iyi olanı, ara sıra benim için
yemek pişirmeye başladı. Benimle İngilizce, o bayanla Rusça
diyalog kuran Çerkes Almir aracılığı ile konuşarak bu odada
daha çok vakit geçirmeye başladım.
"Aşçılığı
iyi olan" bu bayan yani Zaira Khiba, Tiflis'te kendi
anadili Abhazca'nın fonetik yapısı üzerine yüksek lisans yapıyordu.
Zaira Tiflis'te yaşamanın gereği olarak biraz Gürcüce öğrenmiş
olmasına rağmen hiç Gürcüce konuşmamıştı. Ben ise Eylül ile
Aralık arasında biraz Gürcüce konuşabilmeye başlamıştım ve
onunla da Gürcüce konuşmaya çalıştım. Böylece benimle iletişim
kurabilmek için o da hiç kullanmadığı Gürcücesini yavaş yavaş
kullanmaya başladı. Böylece aramızdaki ilişki gelişti ve biz
1976 yazında Londra'ya dönmeden Tiflis'le evlendik.
Bir tesadüf
sonucu ortaya çıkan Abhazca çalışma imkanı benim bir Abhazla
tanışmama ve 26 yıldır süregelen bir evliliğe sahip olmama
neden oldu diyebiliriz.
Tabi ki
bu arada Abhazya'da onun ailesi ile de tanıştırıldım. Böylece
bir İngiliz olarak kendimi Gürcüce bilip Gürcü dostları olan
ve 1989'da ortaya çıkip 1992'de en yoğun noktasına ulaşan
bir çatışmanın diğer tarafıyla yani Abhazlarla aile bağları
bulunan garip bir noktada buldum. Benim oradaki olaylarla
ilişkim ve Gürcistan'da politik sorunlara sahip olmamın hikayesi
budur.
-Gürcistan'a
karşı muhalif tutumunuzu eşinizin Abhaz olmasına bağlayanlar
var...
1989'da
Gürcü milliyetçiliğine karşı çıkmam eşimin Abhaz olması nedeniyle
değildi. Eşim bunu çok iyi biliyor. Ben bütün Kafkas dillerine
ilgi duymaktayım ve tehlike içerisinde olan bu diller benim
için özel bir cazibeye sahip. 1974'te Tevfik Esenç'le yaptığım
görüşme, yada soyle diyeyim bir Kafkas dilini yeryüzünde konuşan
son kişiyle karşılaşmış olmam gercegi benim üzerimde bugüne
kadar devam eden önemli bir etki yaptı.
1989'da
Gürcistan'daki politik gelişmelerin Abhaz toplumunu bir bütün
olarak tehlikeye attığını görebiliyordum. Ve ben bu nedenle
yani birçok Gürcü'nün düşündüğü gibi eşimin Abhaz olması dolayısıyla
değil Kafkas dilleriyle olan ilişkim nedeniyle 1989'daki gelişmelere
karsı sesimi yükselttim. Sanırım bunu belirtmek çok önemli.
Ayrıca
eklemek isterim ki o dönem Zaira ile aynı odayı paylaşan diğer
Abhaz bayan Aza Yinalipha, benim mütercimim Almir Abregov
ile evlendi, şimdi iki çocukları var ve Maykop'ta yaşamaktalar.
Tabi bu arada bizim de iki kızımız olduğunu da söylemeliyim.Böylece
bu tanışmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz.
GÜRCÜLER'DEN
SUÇLAMA: BİZİ HANÇERLEDİ
- Savaştan
önce bir Abhaz'la evli olmanın hiç dezavantajlarını yaşadınız
mı?
1989'da
kadar hiçbir dönemde problemim olmadı. Ancak evli olarak Gürcistan'ı
ziyaret ettiğimizde şayet birilerine tanıştırılır isek birkaç
dakikada benim bir Abhaz ile evlendiğimi öğreniyorlar ve ilk
tepki genelde "Ne harika şey, bir yabancı Gürcistan'dan
bir gelin almis" şeklinde oluyor. Abhazlar'ı Gürcistan
toplumunun bir parçası olarak yorumluyorlardı. Fakat hemen
arkasından bana "Lütfen söyleyin neden Abhazlar bizden
nefret ediyor? Neden bizim bu kadar problemimiz var?"
diye sormaya başlıyorlardı. Bir başka değişle başlangıçtaki
tepki hoştu. Ancak daha sonra konuşmalar biraz değişiyor,
o zaman da kimileri "biraz daha bekleseydiniz size bir
Gürcü kızı bulurduk" demeye başlıyor. Bu durum gerçekte
daha temel düzeyde iki toplumun birbiriyle olan ilişkilerinin
iyi olmadığını bir göstergesiydi.
1987'nin
sonunda Gürcistan'da Gürcüce dili üzerine yapılan bir proje
çalışmasının sonucunda Gürcistan ve Abhazya tarihi ile ilgili
olarak bazı şeyleri öğrenme fırsatı buldum. 20.yüzyılın ortalarında
Abhaz okullarının kapatılarak Abhazlar'ın Gürcüce öğrenmeye
zorlandıklarını, hakeza Abhazya'da Abhazların nüfusunu azaltmak
için Gürcüce konuşan toplulukların özellikle de Migreller'in
Gürcistan'ı terk ederek Abhazya'ya yerleşmeye zorlandıklarını
tespit ettim. Bu Gürcüleştirme sürecinin bir parçasıydı.
Beni en
çok şaşırtan şey ise Gürcistan'da o dönemleri yasayan birçok
insanın sözkonusu gelişmelerden haberdar olmaması idi. Ya
da ben bu konularda konuştuğum zaman konu hakkında bilgileri
olmadığını iddia ediyorlardı. Ben de iki toplum arasındaki
düşmanlığın kaynağının bu olduğunu düşündüm.
Her neyse,
ben sözkonusu projeyle ilgili olarak makalemi yazıp burada
Londra Üniversitesi Doğu Avrupa ve Slav Çalışmaları Okulu'nda
bir konuşma yaptım. Bilahare bu makale yayınlandı. Derken
1988 sonu ve 1989'un başlarında Gürcistan'da milliyetçiliğin
kabardığını gördüm, sonra Gürcü gazetelerinde sözde Müslüman
azınlıklardan gelen tehditler üzerine çirkin haberler ve makaleler
okumaya başladım. Tabi ki Abhazlar'ı da bu kategoriye alıyorlardı,
Abhazların çoğunun Müslüman olmamasına rağmen. Bunun üzerine
1987'de yaptığım araştırmalardan elde ettiğim bilgileri temel
alarak bu gelişmeler üzerine bir açıklama yaptım.
Bu nedenle Gürcülere ihanet eden kişi olarak görüldüm. Onlar
eğitim verdikleri George Hewitt'in Gürcistan'ın muhtemel bağımsızlığına
karşı düşmanlık beslediklerini dusunduklerin bir azınlıgin
yanında yer alarak kendilerini arkadan hançerlediğini düşündüler.
Sonuç
olarak 1989'da Sohum'da yaşanan ilk çatışmanın ardından SOAS'ta
yaptığım konuşma Gürcü gazetelerinde yayınlandı. Gürcü medyasında
suistimal edildim ve daha sonra Gürcistan'a geri dönmedim
ama Abhazya'ya düzenli olarak seyahat yapmaya çalışıyoruz.
(Fehim
Taştekin-Zeynel Abidin Besleney, Copyright © Ajans Kafkas,
09.05.2002, Londra)
|