|
ÇERKESLERİN DÜZCE'DE İSKANI*
Gut'e
Nejat Özsoy
(n_gute@yahoo.com)
Çerkesler
Çarlık Rusya'sının uyguladığı yayılmacı politikaların bir sonucu
olan savaşlarda yenilgiye uğrayarak, 1864'lü yıllar öncesi ve
sonrasında anavatanları Kafkasya'dan zorla koparılıp Osmanlı
topraklarına sürgün edildiler. Söz konusu yıllar ve 1877-1878
Osmanlı Rus Harbi sonucunda Düzce'de yaklaşık olarak 13.500
Çerkes (**) ve 6.000 Abaza iskan edilmiştir.
İkinci Abdülhamit döneminde (1876-1908) nüfusu 36.000 civarında
olan Düzce'de büyük bir nüfus hareketinin yaşandığı görülmektedir.
Vital Cuinet'in 1891-1894´de Paris´te dört cilt halinde yayımlanan
"La Turquie d´Asie" adlı eserinin Bursa ve Kastamonu'yu
anlatan cildinde Düzce'ye bağlı 133 köy gözükmekte ve genel
nüfus 34.691 olarak verilmektedir. 1884-1885'de Doğu cephesindeki
savaşları anlatan "Başımıza Gelenler" kitabının yazarı
Mehmet Arif Bey, 1885-1886 senelerinde adliye müfettişi olarak
teftiş ettiği Düzce'den kitabında şöyle bahseder: "Bu kazada,
hemen çoğu çeşitli Kafkas kabilelerinden olmak üzere 35.000
kadar nüfus var."
Düzce Çerkesleri ile ilgili bugüne kadar yayınlanmış ciddi bir
çalışma elimizde bulunmamaktadır. Sözün uçup gittiği yazının
ise hep bir bilgi olarak kaldığı gerçeğinin farkına varmak için
elbette bu kadar beklememek lazımdı. Tarihçi Will Durant tarihin
değeri ile ilgili olarak; "Tarih her şeyden önce bir mirasın
işlenmiş şeklidir. Gelişmişlik ise bu mirası muhafaza etme,
geliştirme, istifade etme ve sonra daha zengin bir şekilde gelecek
nesle bırakmadır." değerlendirmesini yapar. Bizim de amacımız,
bugüne kadar hep merak edilen ve sağlıklı bir cevabı bulunamayan,
Çerkeslerin Düzce'ye iskanı ve kurdukları köyler hakkında araştırma
yaparak, edindiğimiz bilgileri bir bütün içinde değerlendirip
basit bir anlatımla bilgilerinize sunmaktır. Araştırma ve incelemelerimiz
pek çok açıdan yeterli olmayabilir. Çünkü, konuyu daha etraflı
işlememizi sağlayacak iskan yıllarına ait bilgi ve belge eksikliği
had safhadadır.
1864 Çerkes sürgünü ile anavatanları Kafkasya'dan koparılarak
Osmanlı topraklarına sürülen ve büyük bölümü Rumeli'de iskan
edilen ancak 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonucunda Hıristiyan
batılı devletlerle Rusya'nın Çerkesleri Rumeli'den çıkarmak
için Osmanlı devletine yaptıkları baskılar neticesi ikinci bir
göçle Rumeli'den çıkartılarak Ortadoğu ve Anadolu'ya serpiştirilen
Çerkeslerin yaşadıkları insanlık dramını anlatan yada bu konuya
değinen mevcut kitap ve kaynakların hiçbirinde Düzce'deki iskan
ile ilgili aydınlatıcı bilgi bulmak mümkün olmamaktadır. Dünyanın
en önde gelen arşivleri arasında yer alan Osmanlı Arşivlerinin
Çerkeslerin sürgünü, göçü ve iskânı ile ilgili binlerce belge
barındırdığını tahmin edebiliyoruz. Son dönemlerde Osmanlı Arşivlerindeki
dokümanların tasnifi neticesi ortaya çıkan belgeler bunu desteklemektedir.
Temennimiz bu belgeleri bilgimize sunacak bilimsel çalışmaların
çoğalması ve özelde Düzce'deki iskanla ilgili bilgilere ulaşabilmektir.
Düzce'de iskan edilen Çerkes ve Abaza nüfusu için yukarıda verdiğimiz
yaklaşık rakamlara, 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesi'nin köy
nüfusları ve hane sayıları ile ilgili verilerini gözden geçirdiğimizde
(özellikle iskan sırasında ve iskandan sonra bazı Çerkes ailelerin
bölünmüş ailelerine kavuşmak isteği, hastalıklar, ekonomik sıkıntı
v.b. nedenlerle yerleştikleri yerleri kısa süre içinde terk
etmelerini de göz önünde bulundurarak) ulaşabilmekteyiz. İskan
yıllarında Düzce ovasında kurulan Çerkes köylerini derlemek
için, daha önce bu konuda yapılan araştırmaları dikkate alarak
bir saha çalışması ile köylerin yaşlıları ve bu konuda bilgi
sahibi gençleriyle görüşüp topladığımız bilgileri bir tablo
haline getirdik. Çerkeslerin Kafkasya'dan sürgünü ile ilgili
kaynak kitap ve dokümanları tarayarak Düzce özelindeki bilgilere
ulaşmaya çalıştık. Yetersizlikler ve eksiklikler için anlayış
bekliyor ve yapılabilecek her türlü katkıyı değerlendirmeye
hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Çalışmamız inşallah
bu konudaki boşluğu dolduracak daha güzel çalışmalara öncü olur.
Elimizdeki kaynaklar vasıtasıyla o yıllarla ilgili bir durum
tespiti yapacak olursak 1864 yılında yayınlanan Yeni Vilayetlerin
Teşkili Nizamnamesi ile Düzce'de Kastamonu Vilayeti'ne bağlı
Üçüncü Mutasarrıflık Devri başlamıştı. Bu dönemde Düzce, Bolu
Mutasarrıflığı'nın Göynük kazasına bağlı bir nahiye idi. Daha
sonra 1871 yılında Düzce Göynük'ten ayrılarak müstakil kaza
oldu. (1967 Bolu İl Yıllığı'ndan iktibas edilen Kastamonu Vilayeti,
Bolu Mutasarrıflığı'na bağlı (1864-1908) dönemi haritası için
bkz. Ek-1).
Kafkasya'dan küçük gruplar halinde göçmenlerin gelmeye başlaması
1858 yılında Rusların Kuban nehrinin güneyindeki ovada ve dağlara
uzanan toprak şeridinde oturan Nogay ve Çerkes kabilelerini
sıkıştırmaları ve bölgeyi ele geçirmeleri ile başlamıştır. 1858
yılının kasım ayı ile 1859'un aralık ayı arasında İstanbul'a
hatırı sayılır sayıda göçmen gelmiştir. 1858'den önceki yıllarda
da göçler olduğuna dair Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde belgelerin
mevcut olduğu bilinmektedir.
Düzce ovasındaki ilk iskanlarla ilgili edindiğimiz bilgilerse
şu şekildedir: Düzce şehir merkezinin batısında 7 km. uzaklıkta
bulunan İstilli Köyü (Yedigey, Kanoko habl) sakinlerinin bugünkü
Adıgey Cumhuriyeti'nin başkenti Maykop'un yaklaşık 160 km kuzeydoğusundaki
Armavir şehrine 25 km mesafede ve Kuban nehri kıyısında bulunan
Konokovo yerleşim biriminde yaşadıkları, 1854'lü yıllardaki
Rus işgali nedeniyle verdikleri kayıplar ve uygulanan baskı
politikaları neticesinde köyleri Kanoko hable'de barınamaz hale
geldikleri ve sonuçta bir kısmı civar köylere giderken bir kısmının
da zorunlu olarak Osmanlı topraklarına göç ettikleri, köy yaşlılarından
dinlenerek kayıtlara geçirilmiş ve bugüne ulaştırılmıştır. Kafkasya'daki
köyleri bugün tamamen Kazak nüfusun yaşadığı bir yerleşim birimidir.
Çerkeslerin Besleney kabilesine mensup olan köylüler Pşı Kanoko
Adilgeri (Rus belgelerine göre Kinyaz Kanoko Adilgeri) önderliğinde
Düzce'ye gelerek, Osmanlı padişahınca verilen tapu senediyle
bugünkü İstilli köyünü kurdular. Aynı kafilede yer alan Pşı
Anjoko Rıza Bey de maiyetiyle Develi köyünü (Anjokuey, Besni
habl) kurdu. Düzce şehir merkezinin doğusunda 10 km uzaklıkta
bulunan Muncurlu Köyüde (Azobekey, Hatxı habl) büyük ihtimalle
1859'lu yıllarda, Kafkasya'nın aynı bölgesinden Rus işgali nedeniyle
zorunlu olarak göç eden Besleney kabilesine mensup Çerkesler
tarafından kurulmuştur. Düzce şehir merkezinin güneybatısında
18 km. uzaklıkta bulunan Sarıdere Köyünün (Aşebey, Kabardey
habl) kuruluşu da Kafkasya'nın aynı bölgesinden zorunlu olarak
göç eden Kabardey kabilesine mensup Çerkesler tarafından 1860'lı
yıllarda gerçekleştirilmiştir.
21 Mayıs 1864 tarihinde iki asır devam eden Rus-Kafkas savaşları
Çerkeslerin mağlubiyeti ile sonuçlanınca, insanlık tarihi 1863'ün
sonbaharı ile 1864 yılının kış ayları arasında Çerkes halkının
%90'ının anavatanlarından sürülmelerine tanıklık etti. Bu yıllarda
yurtlarından sürgün edilen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasya'nın,
Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Batum limanlardan gemilere
bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul,
Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indirildi. O yıllarda
Karadeniz sahillerine indirilen göçmenlerin bir kısmının bugün
Düzce'ye bağlı bir ilçe olan Akçakoca'nın sahillerinde toplanarak,
buradan iç kesimlerdeki en yakın ve en uygun yerleşim yeri olan
Düzce'de iskan edildiklerine dair bilgiler vardır. Düzce merkeze
bağlı Sarayyeri köyüne pek çok ailenin Akçakoca yolu ile geldiği
söylenir. Anlatıldığına göre aileleri taşıyan gemi limana yanaşınca
seyir için Akçakoca limanına yerel halktan gelenler olmuş. Bu
meraklı kalabalığı gören Hakuyko adındaki bir Çerkes her ne
his ve düşünce içinde ise gemiden atlayıp sahile çıkmış ve "Biz
seyirlik miyiz?" diyerek herkesi kovalamış.
Karadeniz kıyılarında Trabzon, Samsun ve Sinop limanlarına indirilen
göçmenlerin bir bölümü iç kesimlere gönderilmeye çalışıldı.
1862 yılında kurulan "İskan-ı Muhacirin Komisyonu"
göçmenlerin iskan edilecekleri yörelere "İskan-ı Muhacirin
Memuru" gönderiyordu. 1864 yılında bu memurlar Kastamonu
Vilayeti, İzmit ve Bolu sancaklarına da gönderildi. İskan memurlarının
görevi, bulundukları yerlerdeki boş ve devlete ait uygun arazileri
tespit ederek göçmenlere dağıtmaktı. O yıllarda Düzce'nin Kastamonu
Vilayeti Bolu Sancağı'na bağlı bir kaza olması, İzmit Sancağı'na
olan yakınlığı ve iskanla görevlendirilen memurların bu merkezlerde
çalışması sebebi ile hatırı sayılır miktarda göçmene ev sahipliği
yapmıştır.
1869 yılına ait Kastamonu Vilayeti Salnamesi'nde Düzce için;
"Kasaba-i mezkûre, Akçaşehir'in müdüriyet merkezi olup,
vilayetin cihet-i garbisinde, 69 saat mesafede düz bir ovada
vaki bir muntazam kasaba olarak, oralarda külliyetli muhacirin-i
Çerakise iskan olunmak hesabıyla kasaba-i mezkûre günden güne
imar olunmakta ve kesb-i cesamet eylemektedir." denmektedir.
Buradan anlaşıldığı üzere 1864 Çerkes sürgününden sonra anavatanlarından
sürülen Çerkeslerin bir bölümü de bu yıllarda Düzce ovasında
iskan edilmeye başlanmıştı. Osmanlı devlet yönetiminin belirlediği
iskan bölgelerine yerleştirilen Çerkes göçmenlere tapuları da
verilmiş ancak, başka yerlere göç etmeleri hatta Kafkasya'ya
geri dönmeleri yasaklanmıştır. 1870 yılında Günbaşı köyünde
iskan olunan Çerkes muhacirlerinden Hâbis bin Kocas'a verilen
tapu senedi araştırmamızın ekinde bilgilerinize sunulmuştur
(bkz. Ek-4).
"O dönemde muhacirler için köyler inşa olurken, çocuklarının
eğitilebilmeleri için mektep yapılması gündeme gelmiş ve 1866
yılında Düzce Üskübü'de bir mektep inşa edilmişti." (Saydam,
1997: 176). 1869 yılında Batum'da iskan edilen Çerkes Hacı Bata
Bey'in arazisinin verimsizliği yüzünden Düzce'nin Gümüşova denilen
mahallinde iskan edilmeyi istediği görülmektedir. (Saydam, 1997:
171-172). Anlaşılacağı üzere bugün Hendek ilçesine bağlı Beylice
Köyü (Hacıbatbey) o yıllarda kurulan bir Abaza köyüdür.
1877-1878 Osmanlı Rus harbi sonunda imzalanan Ayastefanos ve
Berlin antlaşmalarına, Rusya tarafının ısrarı ile Çerkeslerin
Rumeli'den çıkarılarak Osmanlı Rus sınırlarından uzak yerlere
gönderilmeleri maddesi kondu. Böylece Rumeli'ye 1859-1876 yılları
arasında yerleştirilen Çerkesler, bir kez daha yerlerinden edilerek
Anadolu içlerine ve Ortadoğu'ya zorunlu olarak göç ettirildiler.
Çerkesler Anadolu'ya iki yol takip ederek geçmişlerdir. Birinci
grup İstanbul üzerinden Anadolu'ya geçerken diğer grup Varna,
Ahyolu Bergosu, Tekirdağ, Dedeağaç ve Selanik gibi Rumeli sahilindeki
liman ve iskelelerden Anadolu'ya geçmiştir (İpek, 1999: 172).
Samsun ve Sinop limanlarında biriken Çerkesler Ankara ve Kastamonu
Vilayetleri ile Bolu ve Canik sancaklarına gönderilmişlerdir.
"Ağustos 1878'den itibaren Samsun ve Sinop iskelelerinin
Çerkes muhacirlerle dolması üzerine Akçaşehir (Akçakoca), Amasra,
Bartın, Ereğli, İnebolu ve Ünye gibi Karadeniz'in diğer iskelelerine
de muhacir sevk edilmiştir. 4 Mayıs 1878 tarihine kadar Ahyolu
Bergosu'ndan Bartın'da iskan edilmesi için vapurlarla taşınacak
muhacirlerden dörder bininin Sinop, İnebolu ve Akçaşehir'e (Akçakoca)
üç bininin de Ereğli'ye taşınmasına karar verildi." (İpek,1999:
38-39). 1878'de Akçakoca da bulunan Çerkes göçmenler arasında
bazı hastalıkların arttığı ve burada memleket tabibi ve ilaç
olmadığından, Kastamonu Vilayeti yetkililerinin merkezden tabip,
eczacı ve ilaç talebinde bulundukları bilinmektedir. Bugün Akçakoca
ilçesine bağlı bulunan Hasançavuş köyü sakinleri o yıllarda
Kızılkese mevkiinden karaya çıkarak Zıkoji lakaplı Hasan Çavuş'un
önderliğinde köylerini kurmuşlardır. Çerkeslerin Jane kabilesine
mensup olan köy sakinlerinin büyük bölümü çeşitli sebeplerden
ötürü 1900'lü yılların başlarında Düzce'deki akrabalarının yanına
göç etmişlerdir.
Tahmin edilebileceği üzere 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonrası
Düzce'de iskan edilen Çerkeslerin Düzce'ye İstanbul ve İzmit
Sancağı üzerinden karayolu ile, Rumeli'nin yukarıda bahsi geçen
limanlarından gemilere binerek Akçakoca ve Ereğli kıyıları vasıtasıyla,
Samsun ve Sinop gibi Karadeniz limanlarından, Kastamonu Vilayeti
Bolu Sancağına sevk edilerek ve iskan edildikleri diğer yörelerden
sonradan kendi istekleri ile (Düzce'deki akrabalarına yakın
olmak, yerleştikleri yere uyum sağlayamama ve arazi şartlarının
uygunsuzluğu) gelerek iskan edildikleri düşünülebilir.
O dönem Kafkasya cephesinde de Osmanlı Rus harbi sürerken 17
Ağustos 1877'de Osmanlılar Sohum'da Abazaları da gemilere dolarak
gitmeye hazırlandığında Rus orduları Sohum'a ulaşmıştı ve bu
bindirme işlemine hiçbir engellemede bulunmadılar. Aksine durumdan
memnundular…. Savaşın Osmanlı için yenilgiyle neticelenmesinden
sonra vatanlarında kalan Abazaların çoğuna Osmanlı ile işbirliği
yaptıkları gerekçesiyle baskı, yıldırma ve iç bölgelere göç
ettirme politikası uygulandı. (Berzeg, 1996: 162-163). Neticede
Abazaların %70'i 1878 ve izleyen yıllarda vatanlarından edildi.
İstanbul'a gemilerle gelen Abaza göçmenlerin büyük bir bölümü
de Adapazarı ve Düzce kazalarında iskan edilmişlerdir.
1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sonrası Düzce'de iskan edilen Abazaların
çoğunluğunun gemilerle sevk edildikleri İstanbul'dan karayolu
ile yada vapurlarla ulaştırıldıkları İzmit Sancağından Adapazarı
üzeri ile ve Sohum limanından bindirildikleri gemilerin yanaştığı
yakın kıyı kasabaları yada limanlardan (Sinop, Ereğli, Akçakoca,
Kefken) Düzce'ye geldikleri düşünülebilir.
O yıllarda arazi tahsisi ile ilgili talimatların bir kısmında
göçmenler için tahsis edilecek arazilerin verimli ve düzayak
yerlerde olması istenmekteydi. 1864 yıllarında Düzce'deki iskanda
bu nitelikteki araziler önemli ölçüde dolmuştu. "1864'de
ve 1867 yıllarında gelen Abaza göçmenleri (daha önce yer kalmadığı
bildirilmiş olan) İzmit Sancağı'na bağlı Düzce ve Adapazarı
kazaları ile merkez kazasında iskan edilmişlerdi. (Muh. D. 758/38-1'de
no: 185, Aynı defter 1136'da 17 B 1284 ve 1441'de 2 Ra 1286
tarihli tezkere. Buralarda arazi kalmadığı Muh. D. 761/38-4'de
10 S 1281 ve 21 Ca 1281 tarihli yazıda belirtilmişti)."
(Habiçoğlu, 1993: 155). Abaza göçmenlerin daha ziyade ova düzlüğünü
değil de yüksek ve ormanlık alanları tercih etmiş olmaları kendilerine
bu nitelikte arazi tahsis etmeyi o yıllarda kolaylaştırmış olabilir.
1877-1878 Osmanlı Rus harbi sonrası yaşanan ikinci göçte daha
önce dolduğu ifade edilen yerlerin (o yıllarda genellikle bataklık
ve ormanlık olan Adapazarı, Düzce, Manyas ovaları) iskana tekrar
açıldığı bu yıllarda yapılan yerleşimlerden anlaşılmaktadır.
Bu göç dalgası ile birlikte bataklık ve elverişsiz sahalarında
iskana açılması ile bu sağlıksız alanlar üzerinde kurulan yerleşim
birimlerinin bir kısmı kısa sürede hastalıklardan kırılmış ve
neticesinde aileler çevre köylere ve şehir merkezine dağılmışlardır.
1864-1876 yılları arasında Düzce'de iskan edilen Çerkeslerin
özellikle şehrin merkezine göre güneyde kalan düz arazilerle,
ova düzlüğü ile güneydeki yükseltilerin birleştiği alanlara
daha yoğun olarak yerleştikleri ve şehrin kuzeyinde nispeten
ovaya göre daha yüksek düz arazilere de yoğun olmamakla birlikte
yerleştikleri bilinmektedir. 1877-1878 yılları ve sonrasında
iskan edilen Çerkesler de özellikle şehir merkezine çok yakın
alanlarda ve şehri bir daire şeklinde genişleyerek kuşatacak
şekilde kuzey, güney ve doğu istikametlerinde yerleşmişlerdir.
Düzce'ye genel olarak tamamına yakını 1877-1878 Osmanlı-Rus
harbi sonrası gelen Abazalar ovadaki düz arazilerden ziyade
şehir merkezine göre güneydoğu, güneybatı ve batı istikametlerinde
ova ile yükseltilerin birleştiği alanlarla, yüksek ve ormanlık
kesimlerde iskan edilmişlerdir. Düzce şehir merkezindeki Çerkes
yerleşimi ise özellikle Cedidiye mahallesinde yoğunlaşmıştır.
O yıllarda Çerkeslerin Osmanlı topraklarında iskanında güdülen
amaçlar arasında; ziraatla uğraşan sayısının arttırılması ve
bataklık bölgelerin iyileştirilmesi, Hıristiyanların çoğunlukta
olduğu bölgelerdeki Müslüman nüfus oranının arttırılması ve
devlet otoritesinin zayıf olduğu bazı iç bölgelerde Osmanlı'nın
kalbi İstanbul'u korumaya alacak tampon bölgeler oluşturulmasını
sayabiliriz.
Düzce özelinde bu amaçların ne denli ön planda tutulduğunu anlayabilmek
için elimizde vesika olmamakla birlikte sadece tahminde bulunulabilir.
Düzce'ye en yakın yerleşim birimlerinden biri olan "Adapazarı'na
gönderilen Çerkesler 40.000'e ulaştığında şehirdeki Hıristiyanlar
İstanbul'daki İngiliz elçiliğine temsilciler göndererek durumlarından
yakındılar. Elçi Layard Osmanlı Dışişleri Bakanlığı'na 20 gün
arayla iki kez resmi yazı göndererek Adapazarı'na Çerkeslerin
yerleştirilmesinin önlenmesini istedi. 1871'den sonra Düzce'nin
arz ettiği ticari önem dolayısıyla Rum ve Ermeni gibi azınlıklar
da Düzce'ye yerleşmişler ve hatırı sayılır nüfus sayılarına
ulaşmışlardı. Çerkes göçmenlerin Çanakkale, Biga, Bandırma,
Balıkesir, Bursa, İzmit, Adapazarı, Düzce yörelerinde İstanbul'u
yarım ay şeklinde bir koruma çemberine alacak şekilde yerleştirilip
İstanbul'a çıkan yolların kontrol altına alınarak denetimin
sağlanması isteğini dillendirmek sanırız kahinlik olmaz. Her
ne kadar göçmenlerle ilgili bu tip siyasete dayalı hesapların
o dönemlerde uygulandığı düşünülse de Osmanlı hükümetinin Çerkes
göçmenlere kucak açarak sağlamış olduğu uygun yerleşim imkanı
ve sosyo-ekonomik yardımlarla ilgili pek çok vesika da mevcuttur.
Çerkes göçmenlerinin yerleştirildikleri araziler o dönem şartlarında
fazla verimli değildi. Ancak tarımda kat edilen teknolojik gelişmeler
zamanla bu arazilerin değerlenmesini sağladı. Günümüzün en değerli
tarımsal toprakları olarak görülen ancak o yıllarda düzlüğü
büyük ölçüde batak ve yükseltileri orman olan Adapazarı, Düzce
gibi ovalara yerleşen göçmenler sağlıklarını tehdit eden sivrisinek
ve diğer haşere türleri ile ve bunların sebep olduğu hastalıklarla
mücadele ettiler. Düzce'deki Çerkeslerin bugün çok değerli olan
bu arazilerin büyük kısmını ne pahasına ve ne amaçlar uğruna
elden çıkarttıkları bu araştırma dışında incelemeye değer sosyal
bir olgudur.
Günümüzde o yıllarda şehir merkezine yakın kurulan Çerkes köyleri
zamanla şehir ile birleşerek mahalle olmuş yada mücavir alan
sınırları içine dahil edilmiştir. Kiremitocağı, Uzunmustafa
1986 yılında, Aziziziye 1990 yılında, Karahacımusa da 2000 yılında
belediye sınırları içine alınarak mahalle oldu. 1963 yılı imar
planına göre Esen ve 1985 yılı imar planına göre de Bostanyeri,
Beslanbey, Sarayyeri, Çamköy mücavir alan kapsamına alındı.
Düzce ovasında Çerkeslerin yerleştiği alanların yerel olarak
ifade edilişi şöyledir; Düzce şehir merkezinin güneyinde kalan
ve ova düzlüğünden güneydeki dağ yükseltilerinin yamacına kadar
uzayan alandaki Çerkes köylerinin oluşturduğu kısma "Mezç'ağ"
denir. Mezç'ağın kuzeyinde kalan ve şehir merkezinin doğu, batı
ve kuzeyindeki ova düzlüğünde bulunan köylerin oluşturduğu kısma
"Kucur", şehir merkezine de "Şahar" denilir.
Düzce ovasında iskan olunan Çerkes köyü sayısı 1898 Kastamonu
Vilayeti Salnamesi'ni esas alarak yaptığımız araştırmalara göre
53 olmakla birlikte, sonradan kurulan köylerle birlikte sayı
55'tir. Araştırmamız kapsamına dahil ettiğimiz Bolu ve Akçakoca
merkeze bağlı birer köy ile bu sayı 57'yi bulur. 1898 Salnamesi'ne
göre o yıllarda Düzce'ye bağlı 146 köy bulunmaktaydı.
Düzce'de kurulan Çerkes köyleri ile ilgili hazırladığımız açıklamalı
bir tablo ileriki bir tarihte yayınlanacaktır. Düzce'deki Abaza
köyleri ile ilgili derleme çalışmalarımız halen devam etmektedir.
İleride yayınlayacağımız köyler tablosunda belirtilen hane sayılarından
da anlaşılacağı üzere günümüzde bu köylerin büyük bir kısmı
Çerkes köyü olma hüviyetini kaybetmiştir. İskan yıllarındaki
kurulan ve 1898 Kastamonu Vilayeti Salnamesi'nde kaydı olan
Hatiphacıibrahim köyü (Açuen habl) hastalıklar ve harbe gidenlerin
geri dönmemesi neticesinde 1930'lu yıllarda 6-7 haneye düşerek
Aydınpınar köyüne (Şaguc habl) katılmıştır. Düzce ovasının birçok
yerinde Çerkes hanelerin oluşturduğu ve kayıtlara geçmeden dağılan
yerleşim ünitelerinin olduğu da bilinmektedir. Bunlardan en
çok bilineni bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu'nun arkasında Karaca
deresi kıyısında yerleşimi olan Şeveş'u hable idi.
1999 yılı aralık ayında yapılan yasal düzenleme ile Düzce il
statüsüne kavuşmuştur. Öncesinde Bolu iline bağlı olan Akçakoca,
Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova, Yığılca ilçeleri ve yasal
düzenleme ile ilçe yapılan Kaynaşlı ilçesi Düzce'ye bağlanmıştır.
Bugün Düzce İline bağlı, merkez ilçe ile birlikte 8 ilçe, 11
belediye (3 tanesi merkez ilçeye bağlı belde belediyesi) ve
302 köy vardır. Düzce ovası Kuzey Anadolu fay kuşağındaki yer
hareketlerinin etkisiyle oluşmuş genç bir çöküntü havzasıdır.
Kabaca kare biçimli olup doğu-batı boyutu 23 km, kuzey-güney
boyutu ise 20 km kadardır. Düzce ovası ve etrafını çeviren yükseltilerde
220 köy bulunmaktadır. Bu köylerin 117 tanesi merkeze bağlı
köylerdir (Düzce Ovası İl Haritası için bkz. Ek-2).
Düzce ovasının, 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımından 2000
yılı nüfus sayımına kadar tespit edebildiğimiz kır-kent nüfus
dağılımı Ek-3'tedir. 12 Kasım 1999 İzmit-Gölcük ve 17 Ağustos
1999 Düzce depremleri sonrasında, özellikle şehir merkezinde
oturan hanelerden köyde yeri olan pek çok aile ya mevcut evlerine
yada yeni yaptırdıkları evlere taşınmışlar ve böylelikle deprem
sonrasında Çerkes köylerindeki hane sayılarında artış gözlenmiştir.
Örnek verecek olursak Bostanyeri (Arapçiftliği) köyüne deprem
sonrasında 40'a yakın Çerkes hane yerleşmiştir.
Düzce Çerkeslerinde sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik değişimin
incelenmesi, sosyal ve demografik bilgilerin derlenmesi ancak
bilimsel bir çalışma kapsamında değer ifade eder. Bu konuda
herhangi bir yetkinliğimiz olmadığı için çalışmamızda bu konuya
girmeden sadece böylesi bir çalışmada faydalanılabileceğini
düşündüğümüz bazı bilgilere yer vermeye çalıştık.
1864 sürgünü ve zorunlu olarak yapılan göçlerden sonra Çerkesler
yaklaşık yüzyıl kadar, diğer kültürlerle iletişimin az olduğu
dışa kapalı köy yaşantılarında geleneklerini, kimliklerini koruyabildiler.
Köyden köye mızıka sesleri yankılandı, kızlı erkekli kafileler
halinde köyden köye düğünlere gittiler. Fakat 2. Dünya Savaşından
sonra bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hızlı bir sosyal
ve ekonomik değişim ve nüfus hareketinin başlamasıyla birlikte
Çerkes köyleri de çözüldüler ve kentlere yöneldiler. Köyden
çıkınca toprak önemsiz hale geldi, kentleşmenin artmasıyla orantılı
olarak hızlı bir kültür ve kimlik değişimi yaşandı. Kentlerde
geçmişini bilmeyen, kültürüne yabancılaşmış kuşaklar yetişti
ve bu güne gelindi. Çerkeslerin tarihte yaşadıkları sürgün,
göç gibi toplumsal yaşamlarını derinden etkileyen olumsuzluklara
göğüs gererek zorlu yaşam koşullarına alışmışlarını sağlayan
yegane unsur, birbirlerine destek olmaları, acılarını sıkıntılarını
paylaşarak güç birliği yapmaları ve onlara her türlü güzel vasıfları
kazandıran kültürlerine sahip çıkmalarıydı. Günümüzde bu unsurların
ne denli korunabildiği bizce gözlenmeye muhtaçtır.
Araştırmamızın ortaya koyduğu ve günümüze kadar yaşayan kültürel
değerlerin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmemesi temennisiyle...
----------------------------
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
Berzeg, Nihat; Çerkes Sürgünü, Ankara, 1996.
Erkan, Süleyman; Kırım ve Kafkasya Göçleri, Trabzon, 1996.
Habiçoğlu, Bedri; Kafkasya'dan Anadolu'ya Göçler, İstanbul,
1993.
İpek, Nedim; Rumeli'den Anadolu'ya Türk Göçleri, 2. Baskı, Ankara,
1999.
Saydam, Abdullah; Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876), Ankara,
1997.
Vital Cuinet; La Turquie D'Asie - Géographie Administrative
Statistique Descriptive et Raisonnée de Chaque Province de L'Asie-Mineure,
L'Anatolie occidentale: Brousse et Castamoni, İstanbul , 2001
, 7 Vols.
EK-3
DÜZCE
OVASI KIR-KENT NÜFUS DAĞILIMI VE YÜZDE ORANLARI (***) (****)
| Sayım Yılları |
Kent Nüfusu |
Kır Nüfusu |
Toplam Nüfus |
Kent% |
Kır% |
| 1927 |
5937 |
68849 |
74786 |
%7,94 |
%92,06 |
| 1935 |
6476 |
71744 |
78220 |
%8,28 |
%91,72 |
| 1940 |
7123 |
76835 |
83958 |
%8,48 |
%91,52 |
| 1945 |
8759 |
86782 |
95541 |
%9,17 |
%90,83 |
| 1950 |
10203 |
99233 |
109436 |
%9,32 |
%90,67 |
| 1955 |
12612 |
94543 |
107155 |
%11,77 |
%88,23 |
| 1960 |
18300 |
103100 |
121400 |
%15,07 |
%84,93 |
| 1965 |
22300 |
113879 |
136179 |
%16,38 |
%83,62 |
| 1970 |
28209 |
118690 |
146899 |
%19,20 |
%80,80 |
| 1975 |
32129 |
? |
? |
? |
? |
| 1980 |
37858 |
146903 |
184761 |
%20,49 |
%79,51 |
| 1985 |
45077 |
154492 |
199569 |
%22,59 |
%77,41 |
| 1990 |
86656 |
131913 |
218569 |
%39,65 |
%60,35 |
| 1997 |
106199 |
122365 |
228564 |
%46,46 |
%53,54 |
| 2000 |
101344 |
147837 |
249181 |
%40,67 |
%59,33 |
KAYNAKLAR:
1967 Bolu İl Yıllığı, 1973 Bolu İl Yıllığı, Düzce İl Nüfus Müdürlüğü,
TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi web sayfası
ve Düzce İli Gelişme Planı kapsamında Prof. Dr. Mahir ULUSOY
tarafından hazırlanan "Nüfus ve Sosyal Yapı Sektör Raporu."
EK-4:
TAPU SENEDİ
(Sultan
Abdülaziz'in tuğrası)
Arz-ı
mîrî Tapu senedi
Sebeb-i tasdîr-i
tewqî'-i humayun oldur ki
Bolu Sancağında Düzce Kazasına tabi Bakras? Karyesinde açık
tarla dimekle, tarafları Rehusegün? ve İshak ve İmam Halil tarlaları
ile mahdud tahminen üç dönüm mikdarı bila sahib yoz ve hali
mahalli müceddeden açub ziraat itmek üzere muhacirînden Hâbis
bin Kocas ruhsat istid'asında olduğuna ve bu makule yoz ve hali
mahallerin taliblerine ihale ve tefwîzi i'mar-ı beldeden kesir
ziraati mucib olacağına binaen mahall-i mezkûr ba'dezîn merkûm
tarafından zapt ve idare olunmak üzere nizamı vechile bir kıt'a
sened i'tası mahallinden ba mazbata inha ve iltimas kılınmış
ve Defterhane-i Hakani'de mahalline kayd ve imla olunmuş olmasıyla
ber-muceb-i nizam mahall-i mezkurı i'mar itmek ve sene be sene
a'şar-ı şer'iyyesini me'murı tarafına tediye eylemek üzere merkûmun
tasarrufuna izin virildiğini müş'ir işbu sened yedine i'ta kılındı.
Fi
15 Safer sene 1286
(Sultan
Abdülaziz'in tuğrası)
Kamu
arazisi Tapu senedi
Padişah imzasının
konmasının sebebi odur ki
Bolu Sancağında Düzce Kazasına bağlı Bakras? Köyünde açık tarla
denilen, etrafı Rehusegün?, İshak ve İmam Halil tarlaları ile
çevrili tahminen üç dönüm kadar sahipsiz yoz ve boş yeri yeniden
açarak ziraat yapmak üzere muhacirlerden Hâbis bin Kocas ruhsat
talebinde olduğuna ve bu gibi yoz ve boş yerlerin isteklilerine
ihale edilip bırakılması, beldenin imarı yanında ziraat faaliyetini
canlandıracağından dolayı, adı geçen yerin şu andan itibaren
anılan kişi tarafından sahiplenilip kullanılması için, nizamına
uygun olarak düzenlenen bir senet verilmesi yerinden bildirilmiş,
bunun üzerine Defterhane-i Hakani'de (Tapu Sicili'nde) yerine
kayıt konmasıyla, kanun gereği imar etmek ve her sene şer'i
öşürlerini memuruna vermek üzere adı geçen şahsın kullanımına
izin verildiğini bildiren işbu senet eline verildi.
28 Mayıs 1869
Not:
Tapu Negor Fethi Güngör tarafından transkribe edilerek sadeleştirilmiştir.
-----------------------------------
(*)
Not: Düzce'de Çerkeslerin iskanı ve kurulan Çerkes köyleri ile
ilgili bilgilerin derlenmesi ve değerlendirilmesindeki yardımları
için Kazım Taymaz'a (Taymez), Ahmet Hazer Hızal'a (Hıdzetl'),
Recai Arslan'a (Brant), Burhan Yılmaz'a Becaşe), Tarık Acaroğlu'na
(Hapi), Cankat Devrim'e (Netabje), Erol Taymaz'a (Taymez), Hikmet
Neguç'a (Neğuc), Fethi Güngör'e (Negor), Murat Papşu'ya, Hakan
Jan'a (Jane), Hakan Ayhan'a (Şhagumde) ve isimlerini bu satırlara
sığdıramadığım değerli arkadaşlarıma teşekkür ederim.
(**) Düzce'de iskan olunan Kafkasya'nın yerli halkları Adıgeler,
Abazalar ve Ubıhlardır. Ubıhlar zamanla anadili olarak kendi
dillerine en yakın olan Adıgece'yi, etnik olarak ta Adıge kimliğini
benimsemişlerdir. Düzce yerelinde Çerkes denildiğinde akla Adıgeler
ve Ubıhlar gelir. Abazalar ise kendi kimlikleri ile anılırlar.
Araştırmamızdaki tanımlamalar buna paralel olmakla birlikte
Çerkes denildiğinde Adıge ve Abazaların birlikte anılmaları
da doğaldır.
(***) 1985 yılı nüfus sayımına kadar kent nüfusu olarak Düzce
şehir merkezi nüfusu esas alınmıştır. 1990 yılı ve sonrasındaki
sayımlarlarda 1987, 1990 ve 1999 yılındaki idari yapılanmadaki
değişiklikler göz önüne alınarak kent nüfusu hanesine ilçe nüfusları
da katılmıştır. (Cumayeri, Gümüşova, Gölyaka 1987 yılında, Çilimli
1990 yılında, Kaynaşlı 1999 yılında ilçe olmuştur).
(****) Nüfus bilgileri Düzce ovasını kapsamaktadır. Düzce iline
bağlı Akçakoca ve Yığılca ilçeleri nüfus toplamı dışında bırakılmıştır.
ARAŞTIRMANIN
HER TÜRLÜ YAYIN HAKKI AJANS KAFKAS'A AİTTİR. KOPYALANAMAZ, ÇOĞALTILAMAZ
ve KAYNAK GÖSTERİLMEDEN AKADEMİK YADA DİĞER YAZILI ÇALIŞMALARDA
İKTİBAS EDİLEMEZ.
Ajans
Kafkas
|