K

a

j

a

n

s



k

a

f

k

a

s

  AJANS KAFKAS
   BUGÜNKÜ  KAFKASYA
   ANALİZ
   DİASPORA
   KÜLTÜR
   TARİH
   KAFKAS KİTAPLIĞI
   LİNKLER
   E-MAİL
 
   ANA SAYFA
   



İNSANİ TEŞKİLATLARIN PARİS BULUŞMASI (2)

NGO'lar uluslararası meşruiyet arayışında

Fehim Taştekin - Paris

Amerika'nın 11 Eylül'den sonra insani yardım teşkilatları için tutmaya başladığı çetelenin insafı yok. Kara listeye giren yıllarca yılın birikimlerinden oluyor. Bu nedenle özelikle İslam dünyasından yada onlarla bağlantılı olan NGO'lar nasıl yapsak da uluslararası sistemin meşruiyet zemininde yer alsak diye arayış içinde. Paris'teki NGO'ların konferansı bu arayışın tipik örnekleriyle doluydu.

Balkanlardan geriye Anadolu, İran, Pakistan ve Hindistan'a uzanan atlasın tüm düşünsel derinliklerinde gizli olan doğu-batı ayrımı Arap dünyasında yerini çok belirgin bir şekilde kuzey-güney ayrımına terk ediyor.

Neredeyse tüm referanslarımız doğu ile batının kıyası üzerine kurulu. "Işık Doğudan Yükselir" sözü birçok aydınımızı baştan çıkartıyor.
Yer kürenin bu yarısında insan ve fikir göçünün güneşin doğduğu yerden battığı yere doğru aktığı aşikar. Diğer yarısında hareket güneyden kuzeye.

Endülüs medeniyetinin batının değişimindeki rolü malum. Kısaca medeniyet haritası bizde doğu-batı, Araplarda kuzey-güney şeklinde yön buluyor.

Tabi 11 Eylül sonrasında yaşanan gelişmelere paralel olarak Huntington'un "medeniyetler çatışması" tezi konuşulurken bu yön değişimleri önem kazanıyor.

NGO'ların 9-10 Ocak'taki Paris buluşmasında konuşmacıların sık sık gündeme getirdiği konulardan birisi medeniyetler çatışması yada diyalog olanaklarıydı.

Paris-Nord Üniversitesi'nden Dr. Moncef Marzouki'ye göre "medeniyetler çatışması" yerine "siyasi çıkarların çatışması" tabirini kullanmak yerinde bir tercih.

"Bir kere İslam anlayışı ülkeden ülkeye, hatta toplumdan topluma değişiklik gösteriyor. Tekdüze bir İslam inancından bahsetmek mümkün değil.Amerika'nın algıladığı gibi tüm Müslümanlar radikal, tüm radikaller terörist değil. Ancak Amerika şimdi zemini olmayan bir çatışma varsayımını dünyaya yaymaya çalışıyor."

11 Eylül sonrasında ten rengi koyu olan çok sayıda insan birbirinden ilginç ve endişe verici deneyimlerin sahibi oldular.

Avrupa havaalanlarında gizliden gizliye işleyen tuhaf bir avcılık hepimizin dikkatini çekiyor. Doğulu veya güneyli olmak potansiyel terörist muamelesi görmeye yetiyor. Sözgelimi Orly Havaalanı'nda pasaport kontrolünden sorunsuz bir şekilde geçtikten sonra koridorda karşınıza siyah deri mont giymiş gizli bir polis yada istihbaratçı kimliğini gösterip sizi hemen yan odada sorguya alırsa hiç şaşırmayın.

Darwinizmin uzantısı

9 Ocak'ta kültürel farklılıklarının insani yardım hareketi üzerindeki etkilerinin tartışıldığı ikinci oturumun ikinci konuşmacısı Dr.Muhammed El-Ahmari, uçak yolculuğu yaptığı bir sırada üzerinde bulundurduğu küçük bir tırnak makasının koyu tenli bir gencin başına nasıl dert açtığını anlatarak, 11 Eylül sonrası uluslararası terör tehdidi algılamasının ulaştığı aşırılıklara değindi.

El-Ahmari, biraz da Darwinizmin kritiğini yaptı: Darwin bazı toplumların kendi evrimlerini tamamlayamadıkları için medeniyet seviyesini de yakalayamadıklarına inanıyordu. Bu görüş bugün batıda ve Amerika'da fiili bir tepkiye dönüşmüş durumda. Yeryüzünün bir kısmında yaşayan insanların diğer kısmında yaşayan insanları daha aşağı bir medeniyet seviyesinde görme eğiliminde. Bu nedenle de 'bu aşağılık toplumlara' her türlü muameleyi reva görüyorlar. Aslında bugünkü durum Hitlerin üzerinde durduğu felsefi zeminden çok da farklı değil.Bosna'da katliamların seyredilmesi de bu insanların tamamen öldürülmesi konusunda bir isteğin olduğunu gösteriyordu. Şu anda Çeçenistan'da halk topluca imha ediliyor ama bu insanlara hiçbir şekilde yardım edilmiyor. Bu da insanların herhangi bir zamanda büyük katliamlar yapabilecek potansiyele sahip olduklarını gösteriyor.

El-Ahmari'nin görüşleri özetle böyle.

Klasik Arap toplumunun gözünde batının yeri çok da muğlak sayılmaz. Konferans sırasında tartışmaya katılan dinleyicilerden birinin de zikrettiği şu hikayeden haz almayan Arap yada zenci yok gibidir:

"Batılılar elinde İncil ile geldiler. Oturup onları dinlerken bir ara kafamızı kaldırdığımızda İncil'in bizim elimizde kaldığını, altınların ise onların eline geçtiğini fark ettik."

Bu hikayenin haklılığına herkes inanır.

Ancak bu hikayenin beslediği nostaljik öfkeye rağmen batının güdümünde olan uluslararası sisteme entegre olmak istemeyen bir Arap NGO'su var mıdır? En azından bu konferansa katılanlar arasında böyle bir eğilim yoktu. Konferans organizasyonunun açıkça dillendirilmese de temel amacı Arap ve İslam dünyasının NGO'larına uluslararası sistemin dışında kalmamalarını sağlamaktı.

En radikalinden en liberaline tüm NGO'lara verilmek istenen mesaj şu: Madem ki Amerika ve pilot bölge gibi Amerika'dan daha sert kararların uygulanmaya sokulduğu Kanada gibi ülkelerde insani yardım amacıyla topladığınız paralarınızın birer kurbanı haline gelmeye başladığınız, madem ki en akıl almaz çifte standartlarla kelleleriniz alınıyor o halde uluslararası sistem içinde kalmaya çalışın. Çalışmalarınızı BM ve onun uzantısı alt kuruluşlarla birlikte yürütün.

Yazılı olmayan kanunlar

NGO çalışanları en fazla şundan şikayetçi: Terörle suçlanan insanların masum olan ailelerinin yargısız infaza kurban gitmesi ve açıkça cezalandırılmaları. Bunun Filistin'de örnekleri var. İntihar eylemi yapan gençlerin ailelerinin evleri başlarına yıkılıyor. Bu ailelere destek olan NGO'lar da teröre destek vermekle suçlanıyor.

Birçok yardım teşkilatı hesaplarına el konma korkusu ile sivillere yardım programlarını askıya almak durumunda kalmış.
Konuşmacılardan biri "Dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir kanununda suçlunun ailesinin cezalandırılabileceğine dair bir hüküm yazılı değildir. Rabin öldürüldüğünde İsrail'de katilin ailesinin cezalandırıldığını gören oldu mu? Ancak Filistin'de intihar saldırılarının ardından eylemleri yapan insanların ailelerine yapılan insani yardımlara yasak getirildi. Birçok insani yardım kuruluşu bu ailelere yardım etmeyeceğini açıklamak zorunda bırakıldı" diyerek bu çarpık duruma izah getirdi.

Özellikle kıta Avrupası Amerika'nın İslam ülkeleri üzerindeki baskılarının besleyeceği öfkenin kendi topraklarına taşınmasından kaygılı. Bu konuda tartışmacılardan biri ilginç çıkışta bulundu: "Bizim öldürülmemizden yada zarar görmemizden şimdi zevk alanlar gelecekte çok fazla sevinemeyecekler. Çünkü bu büyük bir tepkiyi besliyor."

Bir başkası bu çıkışı dengeleyen başka bir çıkışta bulundu: "Amerika, 11 Eylül saldırılarının ardından Usame Bin Ladin'i suçlu ilan ettiğinde Meksika ve Güney Amerikalılar gösteriler yaptı. Ladin'in posterlerini taşıdılar. Bu Amerikan halkının o an çektiği acılardan o insanların zevk aldığını gösterir. Ama böyle bir şey Arap dünyasında olmadı. Bu bizim insanların acı çekmesinden zevk almadığımızın ve düşünce yapılarımızın tamamen farklı olduğunun bir göstergesidir."

Söz alan üçüncü kişi ise ilginç bir uzlaşı önerisinde bulunuyordu: "Batı dünyası pişmanlık ve temizlenme amacıyla işgalciliğini ve doğu halklarına karşı sömürgeciliğini kabul etme yoluna giderek bu toplumlara yardımlarda bulunabilir. Bu şekilde çatışma potansiyeli ortadan kalkar. Tabi batıda samimi çalışan insan hakları kuruluşları bulunmaktadır. Bu kuruluşlar desteklenmelidir. Batının atacağı adımlar yeni acıların yaşanmasını da engelleyecektir."

Boynunda Filistin atkısı ile söz alan Green Peace üyesi Fransız bir bayan, "terörist damgası yemek için Arap yada Müslüman olmak gerekmediğini" belirterek konferansın en açık yürekli konuşmalarından birini yaptı: "Eğer Müslümanları destekliyorsanız hemen dışlanıyorsunuz. Müslüman teşkilatlarla birlikte çalıştığınızda her türlü suçlamalara maruz kalıyorsunuz. En başta size anti-semitist diyorlar. Halbuki bizim Yahudiler hakkında hiçbir olumsuz düşüncemiz yok."

Tabi batı yerden yere vurulurken öz eleştiriler de olmadı değil. "Biz kendi içimizde diyalog ve birlikte çalışma kültüründen yoksunuz. Hal böyle iken biz nasıl olur da kuzey ile ilişkiye girmekten ve birlikte çalışma yapmaktan bahsedebiliriz. Önüne gelen herkesi dışlayan-tekfir eden çok sayıda örgüt mevcut. Herkese şefkat ve anlayışla davranmanın çok daha sağlıklı olacağı düşüncesindeyim."

"Arap filmlerinde hizmetçilik yapanlar genelde zencilerdir. Bizim kültürümüzde Kureyş üstündür. Arap-Arap olmayan ayrımı vardır. Gruplar arasında bile insani yardım sözkonusu olduğunda ideolojik ayrımlar ortaya çıkmaktadır."

11 Eylül'ün estirdiği fırtına gerçekten bir medeniyetler çatışması mıdır? Herkesin yorumu farklı. Konferansta söz alan bir Fransız insan hakları aktivisti, "Medeniyetler çatışması aslında tek kültürün dominant olma gayretidir. Ve bu tek kültürün kendisini diğer kültürlere model olarak dayatmasından başka bir şey değildir" diyerek olaya farklı bir yorum getirdi.

Bir Arap konuşmacıların neden Amerika'nın yaptıklarına emperyalizm demekten çekindiklerini sorarken Karayip adalarından bayan gazeteci Mireille Pame-Balin sömürüye ve sömürgeciliğe açık karşı gelinmesi gerekliliğini öfkeli bir ses tonuyla dile getirdi.

Görüş ve önerileriniz için
Anasayfa | Kafkas Vakfı | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | Kafkas Kitaplığı |Resim Arsivi | Linkler |Perspektif