K

a

j

a

n

s



k

a

f

k

a

s

  AJANS KAFKAS
   BUGÜNKÜ  KAFKASYA
   ANALİZ
   DİASPORA
   KÜLTÜR
   TARİH
   KAFKAS KİTAPLIĞI
   LİNKLER
   E-MAİL
 
   ANA SAYFA
   



İNSANİ TEŞKİLATLARIN PARİS BULUŞMASI 3

Medeniyetler arası çatışma değil alış-veriş

Fehim Taştekin - PARİS

Hem kuzey hem güneyin sivil toplum temsilcilerinin farklı medeniyet havzalarından geliyor olmalarına rağmen ortak geleceğin medeniyetler arası çatışma değil işbirliği ve kültürel alış-verişte olduğunu kabul etmeleri Paris konferansının kayda değer en önemli sonucuydu.

BM'nin farklı örgütlerinden gözlemciler ve 3 Avrupa ülkesinden uzmanlar tarafından iki gün boyunca izlendiği insani yardıma uluslararası koruma arayan NGO'ların Paris konferansında uluslararası hukukun ve temel insan hakları prensiplerinin guvenlik mülahazaları ile nasıl üstünün çizildiği canlı şahitlerinin katılımlı ile masaya yatırıldı. Avrupa şimdilik temel haklardan toplumların bir kısmını çabucak mahrum etme konusunda Amerika ve yasakçı kanunların test edildiği pilot ülke Kanada kadar cesur değil. Fakat 11 Eylül Avrupa'da da yasakçı politikalara yeşil ışık yaktı.

Konferansın organizasyonu sırasında Avrupa Parlamentosu'nda lojistik destek sağlayan Fransız politikacı Frencine Bovay Paris konferansının itibarlı simalarından biriydi.

Birinci günün 11 Eylül'ün uluslararası hukuk açısından istisna teşkil eden uygulamalarının tartışıldığı üçüncü oturumunda konuşmacılar arasında yer alan Bovay, Amerika ve batının uluslararası terörizmle mücadele yöntemlerini eleştirdi. Bovay'a göre bu ülkeler terörizmin kaynaklarına eğilmek yerine zor kullanarak terörizmi elimine etmeye çalışıyor. Hakları verilmeyen ve özgürlükleri kısıtlanan insanlar terörizmin etki alanına terk ediliyor.

Faslı uluslararası hukuk profesörü Abdulaziz Nuveydi ise terörle mücadelede temel hak ve özgürlüklerin nereye kadar kısıtlanmasının makul sayılabileceğini uluslararası hukuk ve temel insan hakları hukuku açısından irdeledi.

"Uluslararası hukuk özel durumlar nedeniyle bazı ülkelere baskı yöntemleri kullanılmasına izin vermekte. Ancak bu Amerika'nın yaptığı gibi yıkıcı ve yokedici bir sürece dönüşemez. Uluslararası hukukta meşru olan bazı kısıtlamalar var ancak özgürlüklerin sınırlandırılması bir istisna. Demokratik sistemlerde özgürlüklerin kısıtlanması yerleşik bir kanuna dayanır ve bu uygulama demokratik bir toplum için geçerli olabilir. Ayrıca makul olmak esastır. Uluslararası sistemde de ülke içi uygulamaların mantığı geçerlidir. Güvenlik bahanesiyle özgürlüklere mani olunamaz. Güvenlik önlemlerini maksimize ederek özgürlükleri rafa kaldıramayız."

Uluslararası örgütlerinin dünyanın öte kesimlerinde yaşanan hak ihlallerini tölare eden tutumu çite standart suçlamalarını eksik etmiyor.

BM Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı ve kilit bir rolü var. Nuveydi'ye göre, Güvenlik Konseyi'nin Uluslararası Adalet Divanı üzerinde nüfuzu ve manipülatif etkisi adalet ve güven duygusunu zedeleyen birer unsur.

Hukuk açısından bir başka önemli husus ise net olmayan tanımlamalar üzerine suç ve cezaların ihdas edilmesi.

Nuveydi'nin kritiğine göre terör tam olarak tanımlanmaksızın Irak üzerinde her türlü baskı yönteminin önü açıldı.

Üstelik uluslararası savaş hukukunun temel prensipleri de Afganistan'da sivillerin zarar görmesine neden olan aşırı ve orantısız güç kullanımı örneğinde olduğu gibi çok kolay ayaklar altına alınıyor olması.

Nuveydi, terörizmle mücadele adı altında temel insan haklarının rafa kaldırıldığının en çarpıcı örneği olarak Filistin ve Çeçenistan'ı verdi.
Aynı oturumun diğer konuşmacısı Justice Univesal'ın başkanı hukukçu İbrahim Tauti, temel haklarının güvenlik gerekçeleri ile kısıtlanması konusunda Fransız deneyimini anlatı.

Tauti, terörizmle mücadele konusunda Fransa'nın 1986'da birkanun çıkardığını ancak mücadelenin sınırlarının çok önceleri belirlendiğini, mesela bu çerçevede idareye geniş yetkiler verildiğini ifade etti.

Kanada'da çıkartılan yeni kanunların muğlak ifadeler barındırması nedeniyle uygulayıcıya sınırsız yorum hakkı verdiğini, bunun da insanları ve kurumları korumasız hale getirdiğini belirten Tauti'ye göre terörizmle mücadelede başarılı olunmak isteniyorsa NGO'lara karşı savaş açmak yerine onları desteklemek daha akıllıca bir davranış olabilir.

Uluslararası terörizmle mücadelenin yolları sadece hukukun kalıplarını değil aklın sınırlarını da zorluyor.

Mesela Sudan'dan bir bayan kendi kişisel tecrübelerinden bahsederken "Artık öyle bir noktaya gelindi ki anne ve babanın bile karışmadığı konularda müdahaleler ve baskılar başladı. Giysim nedeniyle işime son verildi. Bırakın eğitim ve diğer temel haklara sahip olmayı ölseniz bile başörtülü olduğunuz için Tunus'ta hastanelere alınmıyorsunuz. Öyle bir noktaya geldik ki yaşayabilmek için Paris'e gelmek durumunda kaldım" diyordu.

NGO'lar iletişim fakiri

İnsani yardımın karşılaştığı olağanüstü uygulamalar NGO2ların birbirine olan ihtiyacını ve buna bağlı olarak da iletişim imkanlarının sağlanması ihtiyacını doğuruyor. Bilgi ve iletişim çağında çağın her zaman bir adım önünde gitme şansına sahip olan NGO'larım kendi aralarındaki olağanüstü iletişimsizlik hali konferansın gündemindeydi.

UNESCO'dan Mahammed Hafız Yakup'un yönettiği "Enfermasyon ve İletişim Çağında NGO'lar başlıklı oturumda konuşan Amman Enformasyon adlı kuruluşun direktörü Münir İdaihas'ı verdiği bilgilere göre Arap dünyası internet kullanımı açısından hala çok geri. 2 yıl öncesinde 4.100.000 olan internet kullanıcısının 5 milyona yükseldiği sanılıyor.

Libya internet ile arası en iyi olan ülke. Suudi Arabistan ikinci, Mısır üçüncü sırada yer alıyor.

Arap dünyasındaki insani yardım organizasyonlarından hiçbirinin web sitesi uluslararası bir hüviyet kazanabilmiş değil.

Malezya'dan Mercy adlı örgütün temsilcisi, NGO'ların ellerindeki iletişim imkanlarını kullanamadıklarını, iletişim halinde olalım derken bile internet sitelerinde Arapça dışında bir dil kullanmama gibi bir inadın içinde olduklarını ifade etti.

Yani sitelerin çoğunluğunun sadece Arapça yayın yapıyor olması başka dünyaların organizasyonlarıyla iletişimi engelleyen önemli bir unsur.

Oturumun ikinci konuşmacısı Dr.Muhammed Salomi ise medya sektörünün böylesi zor dönemeçlerde asıl rolünden saptığını, hukuk dışı uygulamaları savunma cihetine gittiğini, NGO'lar hakkında güvenilir olmayan ahlak dışı haber akışını sağlandığını kaydetti.

Kabul edilemez bir sürecin yaşandığına işaret eden Salomi'nin aktarımıyla 11 Eylül'den sonra ABD Büyükelçisi Mısır makamlarından 25 sivil toplum örgütünün listesini vererek kapatılmasını istedi. İsrail istihbaratı ve Amerika'daki Yahudi teşkilatlarının yaptığı enformasyonlar dikkate alınarak dul, yetim ve öksüzlere yardımlarda bulunan insani yardım teşkilatlarını kapattırma girişimleri başladı. Amerika bunu yaparken hiçbir delil ortaya koyma ihtiyacı hissetmedi.

Medeniyetlerin barışı

25 ülkeden 151 sivil toplum adına 220 kişinin katıldığı iki günlük konferansta siyasi çıkar ve mücadelenin medeniyetler arası çatışmaya dönüştürülmemesi gerektiği kararına varıldı.

Konferansın sonucunda 11 Eylül sonrası açık saldırı, karşıt kampanya, alıkonma, yasaklanma ve parasal varlığına el konma gibi risklerle yüzleşen hem batılı hem İslam dünyasından sivil toplum örgütlerinin sorunlarını BM gibi uluslararası platformlara taşıyacak, onların sözcülüğünü yapacak bir Daimi Komite kuruldu.

Bir ülkeden en fazla iki temsilcinin yer aldığı 19 kişilik komiteye Kafkas Vakfı Dış İlişkiler Koordinatörü Mustafa Özkaya da seçildi.
Konferansın sonucunda BM'nin onayına sunulmak ve genel kurulda kabulünü sağlamak üzere hazırlanmış olan "İnsani Yardım Çalışmalarını Yürüten Gurup ve Kişilerin Hakları ve Sorumlulukları Evrensel Deklarasyonu" adlı 18 maddelik bir taslak metin onaylandı.

Konferansın sonuç bildirgesinde medeniyetler arasında karşılıklı anlayışın muhafaza edilmesi ve kültürel alış verişin devam ettirilmesi gerektiğine olan inanç vurgulandı. Bütün katılımcılar, güney ve kuzeydeki insani yardım kuruluşlarının insanın onurunu, insan haklarını ve barışı koruma konusunda ortak hareket etme gereğinin altını çizdiler.

Güneydeki halkların ve sivil toplum örgütlerinin insan hakları ve demokrasiye olan bağlılığı mesajının diğer batı toplumlarına ulaştırılması konusunda AP'nin desteği ile konferansı organize eden, başkanlığını Dr.Violette Daguerre'nin, sözcülüğünü Dr.Haytem Menna'nın yaptığı İnsan Hakları Arap Komisyonu'na özel aracılık görevi verildi.

Sonuç bildirisinde ayrıca dünyada artan baskı trendine paralel olarak yardıma muhtaç insanların sorunlarına el atma iradesinin önüne geçildiği, kendi topraklarını işgal eden güçlere karşı mücadele ile terör kavramının birbirine karıştırıldığı vurgulandı.

Görüş ve önerileriniz için
Anasayfa | Kafkas Vakfı | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | Kafkas Kitaplığı |Resim Arsivi | Linkler |Perspektif