K

a

j

a

n

s



k

a

f

k

a

s

  AJANS KAFKAS
   BUGÜNKÜ  KAFKASYA
   ANALİZ
   DİASPORA
   KÜLTÜR
   TARİH
   KAFKAS KİTAPLIĞI
   LİNKLER
   E-MAİL
 
   ANA SAYFA
   



Köklerdeki sesin peşinde - I

Fehim Taştekin

MÜZİĞİN DERİNLİKLERİNDE BİR YOLCU

İnsanın tekrar tekrar karşılaşmak istediği yüzler vardır; huzur ve güven veren, insana insanlığını hatırlatan, tevazu ve onuru aynı kapta buluşturan...

Soğuktan korunmak için insanların olabildiğince kalın giysilerine büründüğü bir kış günü, buz gibi bir cumartesi, Casio marka mini datamın takvimi "bugün 19 Ocak" diyor, Ocak 2002. Maykop'ta Lenin Meydanı'na çıkan caddelerden birinde bir yüz, fotoğraf karesi gibi kayıyor 15-20 metre uzağımdan. "Bu geçen bir Ğuç'e Zamudin kopyası olmalı diyorum" içimden. Ardından ekliyorum: Keşke kendisi olsaydı.
Daha 6 gün önce komşu cumhuriyet Karaçay-Çerkes'in başkenti Çerkesk'te Suriye'den Kafkasya'ya göçetmiş olan Ahmet Bey'in evinde akşam yemeğinde bir arada olduğumuz insan. O gece vedalaşırken bu diyardan ayrılmadan bir daha kendisini görebilmeyi çok istemiştim.

Kafkasya günlerimin en kayda değer, en anlamlı bulduğum bir sayfasıydı Zamudin ile yediğimiz o özel akşam yemeği. Hatırlanmaya değer bir insan olarak zihnimde yerini aldı.

Zamudin, 14 Ocak'ta kendisiyle karşılaştığımızda Çerkesk'te bir sergiye hazırlanıyordu.
Bu kadar kısa bir süre içinde sergiden kurtulup da Maykop'a dönmüş olabileceğine ihtimal vermiyordum.

19 Ocak Cumartesi akşamı Türkiye'den Kafkasya'ya dönüş yapmış ailelerden biri olan İbrahim Çetaw Bey'in evinde veda ziyaretindeyiz. Sevgili Nihat Berzeg ve kardeşi Vedat Bey de bizimle birlikte. Sohbet sırasında bir an Zamudin'den bahsediyorum. Elbette hepsi tanıyor. Onun için sarfettiğim güzel sözleri Nihat Bey ziyadesiyle onaylıyor.
"Bugün ona benzeyen birini gördüm" diyorum. "Doğrusu bir kere daha oturup sohbet etmeyi çok isterdim."
Nihat Bey "bundan kolayı yok" diye karşılık veriyor ve "Zamudin zaten Maykop'ta oturuyor, dönmüş olması muhtemel, senin gördüğün kişi belki odur" diye ekliyor.
"Siz mutlaka tanışıyorsunuzdur" sözüme "elbette" karşılığını verirken diğer yandan da telefona uzanıyor.
Nihat Berzeg'in Kafkasya'da tanımadığı insan var mı acaba? Buna ihtimal vermek bile zor.
Konuşma Çerkesce olsa da hattın öbür ucunda Zamudin'in olduğunu anlıyorum. Kafkasya'daki Çerkeslerde alışık olduğumuz uzun telefon görüşmesinin aksine Berzeg-Zamudin görüşmesi kısa sürüyor. Bundan randevu alındı sonucu çıkarıyorum, yani sohbet karşılıklı sürecek. Berzeg bana dönüp "Zamudin bizi bekliyor" diyor.
-Harika!
Başka ne denebilir ki?

Maykop'taki son geceme böyle bir buluşma ile tatlı bir final yapacağım diye seviniyorum. İbrahim Çetaw ve eşi Şükran Hanım, çocukları sevgili Denef ve Gunay ile devam eden tatlı sohbetin ardından vedalaşıp ayrıldıktan sonra Nihat Bey ile, alabildiğini geniş sokak ve caddelerden hız yapmamamıza rağmen zaman zaman sağa sola savrula savrula emektar aracımızla Zamudin'in yaşadığı semte ulaşıyoruz. Caddeler üzerine abanan ışık demetleri ıssızlığı hafifletmeye kafi değil. Gündüzü bile sakin geçen bu caddeleri gece kimler dolduracak ki? Her adımda buranın bir de bahar ve yazını görmeli diye gönül sepetimde yepyeni arzular biriktiriyorum. Emektar aracımız tek katlı bahçeli evlerin kattığı şirinliğe rakip son dönemlerin çok katlı apartmanlarının yer aldığı yerleşkeye giriyor. Üç-beş apartman geçinde kenarda duruyoruz. Bir geleneği yerine getirmek üzereyiz; Eli boş bir yerlere ziyarete gitmek yok! Bu esaslı bir kural buralarda. Gelir düzeyi ne olursa olsun karşılaştığım insanların bunu özenle yaşatmaya çalıştıklarına şahit oluyorum.

"Nihat Bey hemen geliyorum" diyerek araçtan iniyor, ben de durmuyorum tabi. Hemen bir şeyler alabileceğim market-pastahane-manav türü bir yer var mı diye sağa sola bakınıyorum ama Nihat Bey'in oracıkta izini kaybediyorum. Girdiğim küçük çaplı bir marketten de hediye diyebileceğim bir şey bulamayıp geri çıkıyorum. Acemisi olduğum bu yerde benim aceleci bakınmalarım sonuç vermezken Nihat Bey'i içi dolu bir poşet ile beni beklerken görüyorum. Nihat Bey, aldığı birkaç kilo muzun her ikimiz adına yeterli olacağını söylüyor ve bana "sen dert etme" diyor.
"Sen dert etme" sözü Nihat Bey'in klasikleri arasında yer alıyor. Her telaşımda beni rahatlatmak için kendine özgü o tatlılığı ile "Sen dert etme" diyor.
Buradaki yüksek katlı bloklar SSCB tarihin çöplüğüne uğurlanırken yani 1989'da yapılmış ancak, hiçbir bina diğerinin aydınlığını çalacak kadar birbirine yakın dikilmemiş. Aralarında bir futbol sahası kadar yeşillik alan bırakılmış. Hiçbir binanın güneşini bir diğeri çalmıyor. Yine de Maykop'un yerleşik havasına yakıştırdığımı söyleyemem bu binaları.
Tekrar araca binip 50 metre ilerdeki Zamudinlerin bloğu önünde duruyoruz.
Zamudin, kültürolog olan eşiyle birlikte karşılıyor bizi. Rusça ve Kafkas dillerindeki kitapların yer aldığı kütüphanesi zengin, mobilyası mütevazi bir odaya geçiyoruz. Odanın pencere kenarına küçük ve kuru bir ağaç gövdesi kendi haline bırakılmış. Bu ağaç Zamudin'in dünyasını anlamak için ilk adım sayılabilir. Öyle o köşede kupkuru dalları ve beyaza çalan kayınımsı rengi ile sadece bir ağaç gibi değil, bir tarih gibi duruyor. Kafamı sola çevirince holde bir başka ağaç dalını duvara monte edilmiş olarak görüyorum. İki ayrı dalına değişik modelde üç fötr şapka kuş gibi konmuş sanki. Kupkuru bir ağaç dalı bu. Günlük hayata cevap verecek kadar salondakinden daha fonksiyonel, çünkü bu bir çeşit vestiyer. Kuşkusuz bu evin sakinleri kim bilir kaç yaşında olan bu ağaç dalına şapkalarını her astıklarında Çerkesya'nın derin tarihine, atalarının yaşadığı erken dönemlere uzanıyorlar.

Ğuç'e Zamudin'in hayat verdiği müzik aletleri

Doğanın yaşlı varlıkları üzerinde medeniyet keşfine çıkmış bir ailenin evindeyiz; Sözün özü bu.

Zamudin'in adını müzik aletleri yapan bir usta olarak duymuştum. Zaten kendi misyonunu daha sözünün başında "Müziğimizin derinliklerinde yatan geçmişimizi yeniden toplumumuza kazandırmaya çalışıyorum. Böylece halk uyanacak, kültürel mirasına sahip çıkacak" diye özetliyor.
"Ben, günümüze kadar gelen binlerce yıllık Adıge el sanatlarıyla uğraşıyorum" derken, çalışmalarını sadece Adıge nis, ğuaple(bakır) mızıkası gibi enstrümanların yapılışıyla sınırlamıyor, aynı zamanda bu aletlerin kullanımında fevkalade bir yetenek.
Bununla da yetinmeyip Adıge müziğinin halkın hayatındaki yeri hakkında bilimsel çalışmalar yapıyor. Ressamlık yönünü de söylemeyi ihmal etmeyelim.
Zamudin köklerindeki gizli sesin peşinde, macera aramıyor; Adıge kültürünü binlerce yıllık kaynağında keşfetmeye ve en az 5 bin yıllık derinlikten kaptığı eski formları günümüze taşımaya çalışıyor.
Peşinen söylemeliyim; Müzik uzmanı değilim, iyi bir dinleyici olduğum bile söylenemez. Bir tatlı ses yakaladım mı takılır arkasından giderim.

Zamudin sohbetimize yeteneklerini ekliyor, elinde bir Sçepişine.
Sçepşine'nin at kuyruğu telleri üzerinde enstrümanın çubuğunu gezdirmeye başladığında çıkan seslerin geldiği tarihi derinliği hissediyor insan.
Gerçekten de büyülenmemek elde değil; Dilini bilmediğim, etnik orijin farklılığı nedeniyle de kültürlerinin bir parçası olamayıp sadece bilmeye ve anlamaya çalıştığım bu insanların sürdüregeldiği bu müzik geleneğine kıymet biçmek benim haddime düşmez ama dinleyici olarak bile bir müzik profesyoneli olmadığım halde kulağıma gelen seslerin tarihsel süreç içerisinde tüm kasırgalara direnmeyi başaracak güçte orijinal olduğunu görebiliyorum.

Ğuç'e Zamudin'in ördüğü hasırlar Çerkesk'te açtığı sergide yer aldı

Büyük usta Zamudin'in Adıge el sanatlarının yanı sıra telli ve üflemeli çalgıların geçmişi üzerine çıktığı yolculuğu ve onun bu kişisel keşif hareketinin, artık uluslararası düzeyde korunmaya alınması gereken bir kültürel miras olarak algılandığı takdirde hak ettiği değeri bulacağına inanıyorum. Bu nedenle Zamudin'in büyük emeklerle ortaya çıkardığı kültürel varlıkları Kafkasya ve Rusya'nın dışında da sergiler açarak kültüre duyarlı insanlarla ve çevrelerle paylaşması şart.
Sergi konusunu kendisine hatırlatıyorum ve hemen cevap veriyor:
"Yirmi yıldır sürdürdüğüm çalışmalarımı Kafkasya'da sergilemek için yola çıkmış bulunuyorum. Daha çok sergi açacağım, göstermek istediğim kendi ırkımdır. Nalçik'te, Stavropol'da, Ukrayna'nın başkenti Kiev'de sergi açtım. Şimdi Karaçay-Çerkes'te açıyorum. Çerkesk'ten sonra Rostov'da, ardından Krasnodar'da, sonra yeniden Maykop'ta eserlerimi sergileyeceğim."

İKİNCİ BÖLÜM: Birkaç zöz, tellerin arasında bir enfes ses

Görüş ve önerileriniz için
Anasayfa | Kafkas Vakfı | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | Kafkas Kitaplığı |Resim Arsivi | Linkler |Perspektif