K

a

j

a

n

s



k

a

f

k

a

s

  AJANS KAFKAS
   BUGÜNKÜ  KAFKASYA
   ANALİZ
   DİASPORA
   KÜLTÜR
   TARİH
   KAFKAS KİTAPLIĞI
   LİNKLER
   E-MAİL
 
   ANA SAYFA
   

Köklerdeki sesin peşinde - II

Fehim Taştekin

BİRKAÇ SÖZ, TELLERİN ARASINDAN BİR ENFES SES

Ğuç'e Zamudin ve Nihat Berzeg

Ben kitaplığın karşısındaki koltukta Zamudin ve Nihat Berzeg çaprazımdaki kanepede oturuyor…
Zamudin kendi el yapımı sıçe pşinesini alıp etkileyici bir giriş yapıyor. Sonunu getirmeden ara verip birkaç açıklama yapıyor. Çerkesk'teki sürpriz buluşmada fırsat bulamadığım için sorumadığım sorularımı müziğin akışını bozmadan sorup eksik kalan röportajımı tamamlamak arzusundayım. Bir yudum nefes, birkaç tatlı söz ve birkaç titrek müzik parçası… Canlı müzik eşliğinde eksik kalan röportajımı sürdürüyorum. Tüm ısrarlarıma rağmen Nihat Berzeg mütercim olmayıp müziğin keyfine dalıyor. Onu bütün benliği teslim olduğu o atmosferden çekip almam mümkün olmuyor. Bu nedenle evin delikanlısına düşüyor Zamudin'in anlattıklarını bana aktarmak.

Bu arada vakit geç olmasına karşılık Kafkas misafirperverliğinin taviz vermez örneği burada karşımızda. Zamudin'in eşi hemen oracıkta tekerlekli servis aracıyla odaya giriyor. Şelamemiz önümüzde. Hafif acılı hakiki Kafkas balına yağda pişirilen bizim ayalı diye tarif ettiğimiz şelameyi batırıp yiyoruz. Bu balı sofrayı bir de sıçe pşinenin nağmeleriyle ballandırıyoruz.
İnsanca yaşamın güzel tatları…

Dedim ya Zamudin ile bu ilk karşılaşmamız değil. İlk görüşmemiz 14 Ocak 2002'de Karaçay Çerkes Cumhuriyeti'nin başkentindeydi.
O gün sergisinin açılacağı binaya saat 05:00'ten önce bir türlü varamamıştık malum. Ama sergiyi ertesi gün her şeye rağmen ziyaret etmeye kararlıyız. Planımız Zamudin ile serginin açılacağı binada buluşup Nihat Berzeg'in bizden habersiz Maykop'tan organize ettiği henüz tanımadığım bir Çerkes'in evindeki akşam yemeğine gitmekti. Bizi bekleyen ev sahibi Suriye'den anavatanına dönüş yapan Ahmet Bey.

Gittiğim her yerde bize yardımcı olacak birilerinin hazır olduğunu görüyoruz. Bunlar hep sevgili Nihat Berzeg'in nezaketle kuşatılmış gizli organizasyonları. Maykop'ta bizden esirgemediği engin misafirperverliğini dostları aracılığı ile Kafkasya'nın her köşesinde de göstermeye kararlı.
Zamudin'i sergi binasında yakalayamayınca Mehmet Bereko ile birlikte Ahmet Bey'in evine gidiyoruz. Bereko Zamudin'ın de orada olacağını birkaç kez vurguluyor.
Ahmet Bey'in derdini anlatacak kadar İngilizce bilmesine "demek bu gece aracısız konuşabileceğim birileri var" diyerek seviniyorum. Tabi bir de anadilinden daha iyi bildiği Arapçası var. Arapça da benim çat-pat bildiğim bir dil. Daha doğrusu 2 yıllık bir kursun ardından 10 yıl hiç kullanmadığım için üzeri küllenmiş bir dil benim için. Ahmet Bey ısrarla bu dili konuşmaktan kaçınıyor. Nedenini soruyorum, "yıllarca beni anadilimden uzaklaştıran bir dili konuştum. Artık Arapça konuşmak istemiyorum" diyor.

Zemudin ile henüz ziyaret edemediğim sergisi ve görmediğim müzik aletleri üzerine konuşuyorum. Zor oluyor tabi… Hayıflanıyorum keşke neler yaptığını bir görebilseydim ona göre sorular yöneltirdim diye.

Daha üç beş kelam etmeden sofra telaşı başlıyor ama ben bu arada Zamudin'i daha fazla konuşturmaya niyetliyim. Ancak dedim ya Zamudun'in neler yaptığını tam olarak biliyor değilim. Maksadım röportaj moduna girmeden biraz bilgi edinmek ve sormak istediğim asıl sorulara altyapı hazırlamak.

Zamudin açılışların birinde ğoğ kullanırken

Zamudin harfleri tanıyor olmakla beraber henüz birkaç kelime dışında anlayamadığım Rusça basılmış küçük bir broşür tutuşturuyor elime, sergisi hakkında malumat sahibi olmam için. Şıç'e pşıne, borazan, flüt, hasır örmeler gibi birbirinden ilginç tüm eserleri bu broşürde görünce şaşkınlığımı gizleyemeden "bu kişisel bir sergi mi, bu aletlerden hangileri sizin eseriniz" diye sormadan edemiyorum.
"Bu sergideki ğuaple (bakır) eserlerinin hepsini ben yaptım. Hakeza mızıkaların çoğunu. Ancak benim yaptıklarımdan başka arkadaşlarımın yaptıkları da var. Onlar da mızıka ustaları, Basteyn G., Leteroko Kin, Nalçikli Yahudi mızıka ustası Hibermen V." diye cevap veriyor.

- Ya flütler?

"Onları da ben yaptım. Flütler ve son iki yüz yılda Adıgelerin kaybettiği mızıka aletlerini, ğoğları, bjemiyleri ve diğerlerini buldum, yeniden dünyaya getirdim.
Müzemizde bulunan birkaç mızıkayı örnek alarak paserey (kadim) mızıkayı yaptım. Ayrıca sergide sıç'e pşınenin (at kılı mızıkası) tarihini ve aletlerini gösteren matbu bir atlas var."

Bir taraftan konuşurken diğer taraftan cebinden çıkardığı bir resmi gösteriyor. Bu resim iki fotoğraftan montaj. Çorum'da katıldığı bir festivalde çektirdiği Hitit kültür varlığı ile ilgili fotoğraf resmin arka fonu olmuş. Büyük bir ağacın önünde elinde üflemeli bir estrüman ile çektirdiği başka bir fotoğraf karesi de bunun üzerine monte edilmiş.
Resimdeki boynuz şeklinde olan üflemeli çalgıyı soruyorum:

"Bu ğoğ; İnsanları toplamak, halkı bir araya getirmek için kullanılan bir alet. Türkler bunu daha çok ya borazan veya karnay diye bilirler."

- İlgilendiğiniz enstrümanlar listesinde başka neler var?

"Bilimsel çalışmalarım arasında Adıgelerin sadece ismini bildikleri ancak kendisini kaybettikleri benim ise yeniden bulduğum 'ape pşıne' (parmak mızıkası) de var. Yine bana ve Maykop'taki Yusuf'a ait 'Pşıne dukakolar' var."

- Peki dudak mızıkasını (upe pşıne) Adıgeler kullanır mıydı?

"Adıgelere ait olan 'upe pşıne', 'bziy' yani mısır yaprağından yapılanıdır. Mısır yaprağının 'upe pşınesi' daha kadim iken 'meje pşıneleri' (tarak mızıkası) Avrupa ile temasların başladığı dönemde, savaş öncesinde ortaya çıkan bir alettir. Tarak ve küçük kağıt üst üste duruyor ve az ses çıkarıyor."

Zamudin'in sergisinde yer alan pşineler

Bu kadar müzik aletini sıfırdan inşa eden, onları var eden tarihsel ve kültürel altyapıyı bilen bir sanatçının bu eserlere hükmedemediğini, bunları kullanamadığını düşünmek aptalca olur.

Hepsini kullanabiliyor ama "çoğunu profesyonel olarak kullandığımı söyleyemem" diyor ve mütevazılığı elden bırakmadan "Benim ruhuma hitap eden şıçe pşıne ve flüttür" diyor. Bunun anlamı "bu ikisinde oldukça iyiyim."
"Pşıne takodan biraz anlıyor ve çalıyorum, ama onlarla nota ile çalışmak lazım, hepsinden biraz biraz kullanmayı biliyorum fakat şıçe pşıne konusunda başarılı olduğum kanısındayım."

- Peki bu uğraşın ticari bir getirisi var mı? Yaptıklarınızı satıyor musunuz?

"İnsanlar bunları almak için o kadar da büyük bir kavga içerisinde değil. Bunlar eski aletler, eski şarkılar. Şıçe pşıneler unutulmuş durumda, benim amacım onları insanlara anlatmak ve tattırmak. Onlar olmazsa bizim dilimiz yok olacak. Bizim yok oluşumuzun da bunlarla ilgisi olduğunu insanlara anlatmanın peşindeyim. Mesela son yirmi yılda ğoaptle(hasır örgü) ile ilgili çalışmalar olmasaydı (ğoaptle) ayak altına alınacak, onun üzerinde yürünecekti. Büyükler ve ninelerin yaptığı, eski ve istenmeyen bir alet olarak algılanır duruma gelmiş durumdaydı. Ama bugün bunu benim yaptığımı görenler, başka şekilde düşünmeye başladı. Bugün onu güzelce yaparak mutluluk veren ve evlerin moda eşyaları arasında soyumuzu hatırlatacak bir alet haline getirme düşüncesindeyim. Böyle düşünenler çıkmaya başladı, aydınlar ve sanatla ilgilenenlerin evlerine aldıkları bu aletlerle geçimimi sağladığım doğru."

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Yaşamın kaynağıdır ses!

Görüş ve önerileriniz için
Anasayfa | Kafkas Vakfı | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | Kafkas Kitaplığı |Resim Arsivi | Linkler |Perspektif