|
Gerçekler mutlaka
ortaya çıkar
30
OCAK 2001
Türkiye
enerji açlığı çeken bir ülke; kalkınmasını ve modernleşmesini aynı
düzeyde sürdürebilmesi için enerji yatırımlarını hızlandırıp çeşitlendirmesi
gerekiyor. Bu bakımdan, sanayide ve kentleri ısıtmada kullanılan
doğalgaz girişini yaygınlaştırmanın isabetli bir karar olduğuna
hiç kuşku yok. Son yıllarda iş başına gelen bütün iktidarların enerji
konusuna özel önem verdikleri, eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in
sorumluları sürekli uyarma ihtiyacı duyduğu da biliniyor.
Enerji ihtiyacının
karşılanması için alınacak tedbirler konusunda gözardı edilmemesi
gereken bazı temel ilkeler var. Bunların başında, enerjinin 'stratejik
sektör' olduğunun asla unutulmaması geliyor; 'kaynak çeşitliliği
ve yaygınlığı' bunu sağlamayı amaçlayan bir kural. Fiyatın rekabetçi
olması da gerekiyor. Hayata geçirebilme yönünden, projelerin basit,
kolay ve ucuz olması da öyle.
Rusya'dan doğalgaz temin etmeyi amaçlayan 'mavi akım projesi', hemen
her açıdan, kriterleri zorluyor. 'Stratejik' yönden ülkenin doğalgaz
ihtiyacının neredeyse bütününü Rusya'ya bağımlı kılan bir proje
bu. Karadeniz'in en derin noktasına boru döşemeyi öngördüğü için
zor (bazıları "İmkânsız" olduğu görüşünde) ve fiyat bakımından
da alternatiflerinden pahalı. 'Mavi akım' adının duyulduğu ilk günden
itibaren, Rus doğalgazını Karadeniz'in dibine döşenecek borularla
Samsun üzerinden Ankara'ya taşıyacak bu projenin neden hayata geçirilmeye
çalışıldığını mâkul gerekçelerle açıklayabilen çıkmadı.
Mâkul açıklamaların
ortada görünmediği ortamlar söylentilere kapı aralar. Bugüne kadar
olan da bu: 'Mavi akım', daha ilk günden itibaren, üzerinde en çok
spekülasyon yapılan bir proje durumunda. Bugün ise, Yeni Şafak muhabiri
Hüseyin Özay'ın imzasını taşıyan haberler sayesinde söylentilere
gerçeklik kazandıran bilgilere ulaşılabildi. Dün, projeye danışmanlık
yapan Tümaş firmasına, Botaş yetkililerinin, "Samsun-Ankara
hattının bedelini yüzde 25 yüksek tutun" tâlimatı verdiklerini
okumuştunuz; bugün de, Botaş ile Rus Gazprom arasındaki 'gizli anlaşma'
şartlarına bile uyulmayarak, sahipleri ANAP'lı şirketlerden oluşan
Hazinedaroğlu, Öztaş ve Styroytransgaz arasındaki ÖHS konsorsiyumuna
yüzde 15 fazla ödeme yapıldığını öğreniyorsunuz.
Öğrenilenlerin önemi, bilgilerin bizlerden gizlenmek istenmesiyle
de irtibatlı. Tümaş firmasına "Maliyeti şişirin" tâlimatı
ancak karar tutanağı ele geçirilince ortaya çıkabildi; konsorsiyuma
fazla ödeme yapıldığından ise, ancak Resmi Gazete'de bile yayımlanmayacak
derecede 'gizlenen' belgeler sayesinde haberdar olabildik. Bizlerden
gizlenenler bunlardan ibaret değil. Bereket ki, gerçeklerin mutlaka
ortaya çıkmak gibi bir özelliği var; 'mavi akım' konusunda herşeyi
zapt u rabt altına aldıklarını sananlar açıklanan gerçekler karşısında
şaşırmamalı.
Bu olayda hemen her ayrıntının değişik yöntemlerle 'gizli' tutulmak
istenmesi, projenin amacının tersliğiyle ilintili. 'Mavi akım',
hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye'yi, stratejik açıdan, Rusya'nın etki
alanına düşürecek bir projedir. Geçen kış yaşadığımız 'doğalgaz
kısıntısı' tek kaynağa bağımlılığın yanlışlığını hatırlattı, ama
unuttuk. 'Mavi akım' ile birlikte, Türkiye, kimini savsaklayarak,
kimini işlevsiz bırakarak öteki alternatifleri bilinçli bir biçimde
gündeminden kovuyor. Komşularımızdan daha ucuza ve siyasi fatura
ödemeksizin doğalgaz alabilecekken, Rusya'nin ekonomik egemenlik
alanı içerisine kendimizi sımsıkı bağlamanın herhangi bir mantığı
olabilir mi?
Bütün bu olan
bitenlerin, DSP ve MHP gibi seçmen tabanına 'millici' mesajlar vererek
oy almış iki partinin iktidarın omurgasını teşkil ettikleri bir
hükümet eliyle gerçekleşmesi ise gerçekten akıl zorlayan bir gariplik.
DSP ve MHP yöneticileri, yolsuzluk konusunda hassas olduklarını,
açık gerçekler belgelerle ortaya konduktan sonra, nasıl iddia edebilecekler?
Türkiye'yi enerji yönünden alternatifsiz ve tek bir kaynağın insafına
bırakmanın bedelini nasıl ödeyecekler?
Tereddüt belirsizliği besliyor; Türkiye'yi teröre açık hale getiren
de bu değil mi zaten?
Fehmi
Koru
Yeni Şafak
|