|
Sizler bir nevi
Türkiye'de öncü durumundasınız. Çünkü ecdadı, ataları, dedeleri
bölgeden gelen insanların evlatlarısınız. Türkiyemizde tabiatıyla,
yurtları ecdadı başka yerlerde olan çok insan var. Ben şahsen Rumeliliyim.
Bizim ecdadımız Rumeli'den gelmiş. Sizin ecdadınız da Kafkasya'dan.
Babaları ve dedeleri çok büyük sıkıntılar çekmiş insanlarız. Bizler
hep bu sıkıntıların hikayeleriyle büyüdük. Ama analarımız bizi kimseye
düşmanlık hisleriyle yetiştirmedi. Biz daima kimliğimizi çok büyük
fedakarlıklarla kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğinde
gördük ve bu toprakları kucakladık. Çünkü buralar bizim geleceğimizin
teminatı oldu. Aranızda bulunmaktan çok mutluyum ve çok rahatım.
Çünkü gerek Rumeliler ve gerek Kafkasyalılar bu yurdun en milliyetçi
insanları arasındadırlar. Değerli arkadaşlar Kafkasya'dan bahsetmeden
önce şunu belirtmek isterim. Bugün Kafkasya Güney ve Kuzey olarak
ayrılıyor. Bu terminoloji sadece Kafkas dağları sayesinde ortaya
çıkmamıştır, bu aslında Rus terminolojisidir. Onların Zakavkazye
dedikleri yabancı dillere de Transkafkasya diye çevirdikleri aslında
kafalardaki ayırımdır. Kafkasya aslında tek bir kültürün, tek bir
kimliğin birlik ve çeşitlilik içerisinde ifade edildiği bir bölgedir.
Kuzey Kafkasya
bugün Rusya toprakları içerisinde bulunuyor. Tabi bu ayırımdan kendimizi
kurtaramıyoruz. Güney Kafkasya dendiğinde üç ülke gündeme geliyor;
Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan. Şimdi bu üç ülke Türkiye için
büyük önem arzediyor. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bölgemizde
jeopolitik çoğulculuk oluştu. Eskiden Türkiye üzerinde tehditleri
olan ikinci bir Rus İmparatorluğu yani Sovyetler Birliği mevcuttu.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birliğin içindeki üç ülke bağımsızlılığını
kazandı. Başka bağımsızlığını kazanan ülkeler de oldu. Türkiye bu
dağılma sürecine biraz hazırlıksız yakalandı. Sovyetler Birliği'nin
dağılacağını kimse tahmin etmiyordu.
Bütün bu hazırlıksızlıklarına rağmen dünyada iki ülke bekle gör
politikası uygulamadı. Bunlardan bir tanesi Almanya'dır diğeri de
Türkiye. Nitekim daha dağılma süreci sona ermeden Türkiye Cumhuriyeti,
Sovyetler'den bağımsızlığını kazanan tüm ülkeleri derhal tanıdı
ve hemen hemen hepsiyle diplomatik ilişkiler kurdu. Ermenistan malum
nedenlerle hariç. Çünkü Ermenistan, Azerbaycan toprakları üzerinde
hak iddia etti ve güç kullanmak suretiyle toprak kazanmaya çalışarak
uluslararası hukuku ihlal etti.
Güney Kafkasya'ya baktığımızda üç ülkenin birbiriyle irtibatlı olduğu
ve bu arada çok vahim sorunların hakim olduğunu görüyoruz. Buradaki
Yukarı Karabağ sorunu çok büyük bir endişe kaynağıdır.
Bu sorun dolayısıyla Ermenistan uluslararası hukuku ihlal eden bir
konuma düşmüştür. Bir milyona yakın insan yurdundan olmuştur. Dünya
buna göz yummaktadır hala. Tabi Gürcistan'da da büyük sorunlar var.
Kuzey Kafkasya denince Rusya Federasyonu'ndan bahsediyoruz. Kendi
toprak bütünlüğü içinde Rostov, Krasnador, Stavropol bölgesinde
Adıgey, Karaçay-Çerkes, Kaberdey-Balkar, İnguşetya, Osetya, Çeçenya
ve Dağıstan karşımıza çıkmaktadır.
Çok sayıda kullanılan farklı dillere rağmen Kuzey Kafkasya'da köklü,
ortak ve kendine özgü kültür alanı oluşmuştur. Aynı şekilde Kuzey
Kafkasya'da Musevilik, Müslümanlık ve Hıristiyanlık dinlerine mensup
insanlar olmasına rağmen köklü ortak düşünce daima ön planda tutuldu.
Kuzey Kafkasya halkları tarih boyunca başka topluluklara hiç saldırmamıştır.
Aslında Rus işgaline kadar kendi aralarında da büyük ihtilaflar
ve kanlı çatışmalar yaşanmamıştır. Ancak Kuzey Kafkasyalılar kendi
toplumlarını, kültürlerini ve haklarını savunmak için saldırılara
ve işgallere karşı direnmişlerdir. Rus Çarlığı'na karşı daima savunma
içerisinde olmuşlardır. Büyük fedakarlık ve kahramanlık destanları
yazmışlardır. Bu köklü uygarlığı Ruslara karşı korumak için batılı
devletler Kafkas haklarının yardım taleplerine hiçbir zaman karşılık
vermemişlerdir. Rus işgali, 1859'da Soçi, 1864'de Kafkasya'nın batısını
ve doğusunu ele geçirmesiyle tamamlanmıştır. Bir milyon dolayında
Kuzey Kafkasyalı Osmanlı topraklarına sürülmüştür. Yüzbinlerce insan
da yollarda ölmüştür. Bu halkların yerine başka halklar geldi. Kuzey
Kafkasya Federasyonu'na da Kızıl Ordu son vermiştir. Kafkasya'daki
federe devletler Sovyetler Birliği içinde özerk bölgeler ve cumhuriyetlere
dönüştürülmüştür.
Bölgedeki istikrar Türkiye için neden önemlidir. Türkiye aslında
hiçbir şey yapmadan yerinde oturabilir. Fakat buradaki sorunlardan
kurtulamaz. Bugün dünyada belki insani, ekonomik ve siyasi bakımdan
en trajik felaketlerin yaşandığı bir bölgeye şahit oluyoruz. Bunlar
çok yakınımızda oluyor.Yalnızca burada etnik çatışmalar yok kriminal
aktiviteler var. Orta Asya'ya giden yollar tıkalı, taşımacılık yapılamıyor.
Bölgede fakirlik, işsizlik, geri kalmışlık ve karanlık var. Bütün
bunların sonucu olarak ortaya çıkan büyük bir istikrarsızlık ve
belirsizlik ortamı en başta Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor.
Her şeyden önce sizler varsınız. Sizler bu bölgeye duygusal olarak
bağlısınız. Sizin hislerinizi anlayabilen bir insanım. Sizin hisleriniz
bütün Türkiye tarafından paylaşılıyor ama anlaşılmıyor. Şimdi bizim
belki görevimiz hep birlikte bu meselelerin Türk kamuoyu tarafından
anlaşılır bir hale getirilmesidir.
Türk kamuoyu bunu derinliğine anlayacak olursa dünya da anlar. Aslında
Kafkas diasporasının en güçlü olduğu yer Türkiye'dir. Ürdün ve Mısır'da
da Çerkesler var. Ama Türkiye'deki kadar güçlü bir lobi grubu başka
yerde yok. Böyle bir lobi grubu olmadığı için dünyaya da mesela
Rusya'nın güney bölgesinde cereyan eden olaylar doğru bir şekilde
yansımıyor. Olayı ilk önce kim nasıl takdim ediyorsa kulaklarda
o şekilde kalıyor. Demek ki yapılacak bazı işler var.
Kafkasya'yı
tanımlayan en önemli faktörlerden birisi kavim çeşitliliğidir. Bunlar
birbirine komşu ovalarda ve vadilerde yaşamışlardır. Burası tarih
boyunca dört ayrı imparatorluğun hakimiyetinde kalmış. İskender'den,
Pers İmparatorluğundan daha sonra Rus İmparatorluğu'ndan, Osmanlı
İmparatorluğu'ndan bahsetmem mümkün. İskender ve Pers askeri güce,
Osmanlı adalet ve eşitliğe, sonuncusu ise zorbalığa dayalı bir zeminde
bölgeyi hakimiyeti altında tutmuş. Rus Sovyet hakimiyeti bu bölgedeki
etnik meseleleri çözmemiştir, parantez içine almıştır, zaman zaman
da körüklemiştir.
Şeyh Şamil'in kahramanlığı aslında bölgenin tarihinin de bir hikayesidir.
Bu bölge insanları boyunduruğu sevmez, dillerine, örflerine ve dinlerine
sahip çıkar, hepsinin ortak özelliği Anadolu'ya olan yakınlıkladır.
Kafkaslıları Balkanlarla ortak kadere sahip hale getiren şey, 19.
yüzyılda Rus yayılmacılığının bu iki coğrafyada aynı anlarda hüküm
sürmesidir. Aslında Kafkasya ve Balkanların tarihi Ruslar ile Türkler
arasındaki savaşların da tarihidir. Rusya, Çarlık ve Bolşevik döneminde
olduğu gibi böl ve yönet politikasından vazgeçebilmiş değildir.
Rusya, dağılmadan sonra da bu bölgede insicamlı bir siyaset tespit
edememiştir. Kuzey Kafkasya'daki mevcut jeopolitiğin ne zaman değişeceğini
de kestirmek mümkün değildir. Mevcut paradigma, mevcut düşünce yapısı
Rusya'nın kaderiyle doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla Türk dış politikası
reel politikanın gereği olarak çok hassas ve dikkatli bir seyir
takip etmektedir. Yapılabilecek en önemli husus kültürü ve dil unsurunu
açık diplomasi yoluyla dış politikanın bir aracı haline getirmek
ve Kafkasya'nın unsurlarına yönelik bir sivil toplum seferberliğini
desteklemektir. Türkiye'nin bu bölgeye yönelik mesajları mutlaka
bölge insanlarının Türkiye'deki bağlantıları yollarıyla hissedilebilecektir.
Kuzey Kafkasya'yı orta vadede en fazla rahatsız edecek olan husus
bu bölgedeki etnik unsurların birbirleriyle tarihten gelen ayrılıklarının
Rusya tarafından körüklenmesidir. Çeçen savaşında bu ayrılıkların
uzaklaştırıcı etkisi hissedilmiştir.
Biz Kafkasya
kökenlileri Çerkes olarak tanımlarız. Bu tanımlama aslında Kuzey
Kafkasya halklarının birbirinin akrabası olmasından da kaynaklanmaktadır.
Ancak bölge halkları demografik olarak zayıftır. Osetler ve Hıristiyan
Gürcüler din farklığı nedeniyle Kuzey Kafkasya dengelerinde farklı
yere otururlar. Osetler, Kuzey Kafkasya'daki tek Hıristiyan gruptur.
Etnik farklılıklar siyasi farklılıkları da beraberinde getirmiştir.
Rusya bu durumu çok iyi kullanmıştır. Türkiye'nin en büyük avantajı
etnik ve dini farklılıklara rağmen bölge insanlarının kaderlerini
bir bütün olarak görmesi ve ayırıma gitmemesidir. Rusya ise etnik
farklılıkları ön plana çıkarır.
Kafkas kökenli insanlarımızın tarihten gelen ayrılıklarının çatışmaya
dönüşmediği yer Anadolu'dur. Sakarya'da belki 13 köken yan yana
kardeşçe yaşamaktadır. Türkiye'nin Kafkasya'daki gücü de buradan
gelmektedir.
Tabi Kafkas tarihi kendi içinden bir Şeyh Şamil çıkardı. Kafkas
halkları üç yüzyıl Rusya'yı güneye indirmedi. Türk Rus tarihi bir
savaşlar tarihidir. Rusların Osmanlı İmparatorluğu'nu çeşitli zamanlarda
işgal girişimi karşısında Kafkasyalıların kahramanlığı büyüktür.
Türkiye bu bakımdan büyük bir borç hissi içindedir.
Aynı şekilde
Kafkas kökenli insanların istiklal savaşında ve cumhuriyetin hep
birlikte kurulmasında çok büyük bir payları olmuştur. Kafkas halkı
aslında barışçı insanlardır. Rus işgaline kadar tarihi bilgilere
göre birbirleriyle savaşları ve kanlı çatışmaları olmamıştır. Tabi
anlaşmazlıklar olur ancak büyük bir kanlı çatışma olmamıştır.
Kuzey Kafkasya'da
cumhuriyetlerin ekonomileri küçük ekonomilerdir. Onun için Rusya'daki
büyük krizleri daha göreceli yaşarlar. Tabi Çeçenya ve Abhazya hariç.
Onlar Rusya'daki çalkantıları çok hissetmektedirler. Kuzey Kafkasya'daki
durumun hassasiyetini koruması Rusya açısından ucuz petrol yollarının
güvenliğini sağlayamaması ve zengin su kaynaklarını yeterince kullanamaması
sonucunu doğurmaktadır. Esasen Rusya'nın ekonomik durumu bu bölgenin
refahını hiçbir zaman sağlamasına imkan vermeyecektir. Bugün gerek
Kuzey Kafkasya'da gerek Güney Kafkasya'da ekonomik aktivite diye
bir şey yoktur. Burada bütün aktivite kriminaldir. Ve mafya tipi
şeyler olmaktadır. Ve buradaki bütün faaliyetler Rusya Federasyonu
bütçesinden sağlanmaktadır. Yüzde 80'a varan bir oran söz konusudur.
Tabii Rusya'nın bütçesi harcamaya müsait bir bütçe olmadığından
ekonomik sorunların üstesinden gelememektedir. Güney Kafkasya'daki
dost ülkelerin yani Gürcistan ve Azerbaycan'ın istikrarı Türkiye'nin
bu bölgeye yönelik nisbi avantajlarını arttıracaktır. Buna Türkiye'nin
Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşmesi de eklenirse Rusya'nın
avantajına gözüken bölge paradikmasının değişmesi mümkün hale gelecektir.
Rusya'nın avantajı Türkiye'nin bölgeyle kopuk olmasıdır.
Aslında batıyla bütünleşmiş istikrarlı ülke olursa tabiatıyla Rusya'nın
elinden bazı avantajları almış oluyor. Yani Türkiye bölgesinde askeri
bakımdan güçlü, ekonomik bakımdan müreffeh, siyasi bakımdan istikrarlı
ve demokratik laik bir devlet olarak bölgesinde yükseldiği takdirde
o zaman Kafkasya'da istikrar çok daha kolay meydana gelir. Yani
dünyaya davayı daha iyi tanıtırız ve davanın kazanılması çok daha
olumlu şartlar altında cereyan eder. Batı devletlerinin Kafkas halkları
hakkında bilgisi hiç yoktur. Rusya'nın ise uzun senelerdir bu topraklar
üzerinde hakim olması, dolayısıyla bu halklar üzerinde yaratabildiği
etki göreceli olarak çok daha fazladır. Bölge insanları kışkırtmalara
meydan vermeden kendi çıkarlarının nerede yattığını iyi anlamaları
ve birbirleriyle yardımlaşmaları gerekmektedir. Bu olmadığı takdirde
batıdan yardım yapmasını ve istikrar yaratmasını beklemek bir parça
hayal olur. Kendi çıkarlarının nerede olduğunu iyi anlayan bir Kafkas
toplumuna hem batı hem de Türkiye'nin yardım etmesi kolaylaşır.
Rusya şu anda bu konuda Kafkas insanlarının bilinçli olmamasından
istifade etmektedir. Kendi propagandasıyla batıyı etkiliyor. Rusya
ile karşı karşıya gelmekten kaçınan batı eğer yeni dünya değerlerine
uygun olarak argümanlar kullanılır ise bu toplumları savunabilecektir.
Bölge tepkisel olmaktan ziyade güçlerini kültürlerini tanıtmalı,
batının Kafkas halklarına onların ihtiyaçları doğrultusunda yardım
edip, kendilerini savunmalarına imkan sağlamalıdır. Türkiye'den
uluslararası ilişkilerde toprak bütünlüğü ilkesine verdiği temel
önem nedeniyle sınırların değişmesi konusunda destek vermesi beklemez.
Fakat Türkiye'nin batı değerlerinin Kafkas bölgesinde de hüküm sürmesini
talep etmesi beklenebilir ve böyle yapması da gerekir. Örneğin Kafkasya'da
, özellikle de Kuzey Kafkasya'da insan haklarının ağır ihlali olduğunu
Türkiye'nin dile getirmesi gerekmektedir. Türkiye'deki gibi bir
Kafkas diasporası dünyanın başka hiçbir devletinde bulunmamaktadır.
Batıya entegre olmayı amaç edinmiş bir ülke olarak Türkiye bunun
savunmasını dünya hak ve hukuk kuralları çerçevesinde yapabilir.
Bunu için gerekli bilgileri Türkiye'nin karar verici ve medya çevrelerine
götürülmesinde hepinizin önemli görevleri vardır. Türk hükümetinin
Kafkas halklarının davasının adil ve gerçekleştirilebilir emeller
etrafında olmasına dikkat etmesi de önemlidir. Kuvvetli bir Türkiye
tüm Kafkas bölgesinin istikrarı için şarttır. Türkiye'yi zayıflatan
argümanlar öne sürmek, zayıflatıcı faaliyetlerde bulunmasını talep
etmek Kafkas halklarının çıkarlarına ters düşer. Türkiye içerisindeki
Kafkas sivil toplum kuruluşları, Türkiye devletiyle işbirliği içerisinde
olmalı, lobi yaparken yön göstermelidir. Türkiye medyası ve aydınların
gelişmesi, batıyla bütünleşmesi ve dünyadaki yerini kuvvetlendirmesi
açısından Kafkas halklarıyla irtibat kurulması gereklidir. Bu nokta
çok önemli. Türkiye'de bir çok kişi bunları birbirlerinden ayrı
hatta ters düşen şeyler olarak görmektedir. Bu çelişkinin giderilmesi
gerekir. Bu zihniyetin değişmesi gerekir. Kafkas halklarıyla yakınlaşıp
irtibatlar kurmak, Türkiye'nin hem bu halklara karşı sorumluluğunun
bir gereği hem de dünyadaki konumunu güçlendirmesi için yapılması
gerekenler olarak takdim edilmeli. Bunun kültürel, stratejik, ekonomik
sebepleri ortaya konmalıdır. Türkiye Kafkas halklarının Anadolu'da
barış içinde yaşadığını dünyaya sergileyebilirse, gür sesiyle bunu
dünyaya haykırabilirse o zaman etkili olur. Böylece, Türkiye aslında
Rusya'ya da yardımcı olur. Çünkü karmaşık, kendi içine kapalı, tekrar
hegemonyaya dönen bir Rusya ne Rusya'nın kendi menfaatine, ne Türkiye'nin
ne de dünyanın menfaatinedir. Biz Rusya'nın uluslararası toplumun
saygın bir üyesi olarak dünyadaki yerini almasını istiyoruz. Ancak
o takdirde bütün bu bölgede istikrar olabilir. Kimlik tabiatıyla
hepimiz için son derece önemli bir olaydır. Kimliğimize sahip çıkacağız,
onu her zaman koruyacağız, fakat kimliğimizin geleceğe yönelik olacağını
da her zaman düşüneceğiz. Çünkü kimlik hepimizin gelecek perspektifinde
birlikte oluşturacağımız bir olaydır. Ve dünyanın istikametine uyarak
gelişmelidir. Geçmişten getirilen gelenekler, düzenler şüphesiz
korunacaktır. Fakat yeni dünyada hakları savunmanın yeni yolları
bulunmaktadır. Bunları iyi öğrenen, düzenli olarak uygulayan, genç
kuşakları eğiten toplumlar, haklarını elde etmek konusunda daha
başarılı oluyorlar. Rusya değişen dünyaya henüz ayak uydurmuş bir
devlet değildir. Fakat Rusya'nın içerisinde batıyla entegre olmaya
istekli olan, bunun getireceği fedakarlıkların bilincinde olan kesimler
de vardır. Rusya'nın dünyada alacağı yer belirlendikçe, Türkiye
batı düzenine ve değerlerine uyum sağladıkça Kafkas insanlarının
da çevrelerindeki değişimi dikkatle izleyip oluşan fırsatlarla kendilerini
ifade etme yollarını bulmalıdır.
Rusya'daki demokrat kesimler Rusya'nın Çeçenlere yaptığı zulmü telin
ediyor. Bunu zaten Rusya'daki basından da takip ediyoruz. Rusya'da
bu konular tartışılır hale gelmiştir. Örneğin bir Korbalyof olayı
vardır. Buradaki Kafkas kökenli Türk vatandaşlarının bence temel
görevlerinden bir tanesi bu davalar için bir kere hükümetleri, uluslararası
kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarını, basını ve haber ajanslarını
hedef almaktır.
Azerbaycan ve
Ermenistan arasında barış sağlanabildiği takdirde Güney Kafkasya'ya
yardım ve yatırımlar gelmeye başlayacak. Bu gerçekleşinceye kadar
batının tereddütlü siyasetinin devam edeceğini bekliyoruz. Ama bu
da hemen olmayacak. Ermenistan kolay kolay geri adım atmayacak çünkü
Ermenistan diasporası ve Ermenistan lobisi dünyada son derece güçlü.
Bununla mücadele yollarını Türkiye'nin daha iyi değerlendirmesi
gerekiyor. Bu da ayrı bir konu.
Güney Kafkasya'nın gelişmesi şüphesiz Abhazya ve Güney Osetya'da
da hissedilecektir. Fırsatlar ve dünya ile bütünleşmek için yollar
artacaktır.
Bir önemli nokta da Rusya batının kendisine düşman olmadığını anlamalıdır.
Bu bölgenin istikrarı için kendine güvenmeyen bir Rusya olmaması
lazım. Batı ile Rusya'yı birbirine karşı getirme politikaları 21.
asrın en azından ilk elli yılında (sonra daha ne olur bilemiyoruz)
başarısızlığa mahkumdur. Çünkü bugün batı, Rusya ile batıyı karşı
karşıya getirme politikalarına tepki vermeyecektir. Çünkü Avrupa
olsun, Amerika olsun Rusya'yı dünya düzeninde etkin ve sağlıklı
bir aktör olarak görmek istiyor. Soğuk savaşın artık devam etmemesini
istiyor. Batı uzun vadeli çıkarının bunda yattığını görüyor. Doğrudur
veya yanlıştır; ben bir gözlemi size burada sunmak istiyorum. Kafkasya
halkları bu kararla çelişmeyen fakat batının insan hakları ve bağımsızlık
değerlerine hitap eden politikalar yürütmelidir. Aynı şekilde Türkiye'de
bulunan Kafkas diasporası bunu anlamalı. Tepki göstererek değil
yeni dünyanın yeni fırsatlarını değerlendirerek dünya kamuoyu ve
karar vericilerin dikkatini haklarının çiğnendiği noktasına çekmelidir.
Biz TESEV olarak 17 Şubat'ta Kafkasya'da İstikrar arayışı adlı bir
konferans düzenledik. Bu konferansta burada bulunan değerli dinleyicilerden
bazı arkadaşlarımız katıldılar. Neden bunu yaptık? Biz bu toplantıyı
yaptığımız zaman hem Rusya'yı çağırdık, -ama hükümet olarak değil
biz sivil toplum örgütlerini çağırdık- ve Rusya'dan resmi temsilciler
geldiler. Aynı şekilde üç Kafkas ülkesi olan Ermenistan, Azerbaycan,
Gürcistan'ı çağırdık; İran'ı, Ukrayna'yı çağırdık, Amerika Birleşik
Devletleri'ni ve Avrupa Birliği'ni, bir de AGİT'i çağırdık. Kafkas
kökenli vatandaşlarımızı da çağırdık. Kendileri bu toplantıya geldiler.
Ve herkes davalarını açıkça anlattılar. Ve bence bu tür toplantıların
yapılması, tekrar edilmesi hem Türkiye'de hem yurt dışında davanın
duyurulmasında çok önemli bir aşama teşkil ediyor. Ben bunu bir
örnek olarak verdim.
Kamuoyu ve karar vericileri bilgilendirmeye ve yönlendirmeye yönelik
çalışmalar yapan başka kuruluşlar var. Bunlar Avrupa'da da var.
Bunlarla irtibat kurmak gerekir. Tabii bir de şu var: Bugün dünyada
artık siyasi sınırların önemi azalıyor. Çünkü siyasi sınırlar yerinde
kalsa bile dünyada ekonomik sınırlar kalkıyor. Dünyada iletişim
sınırları kalkıyor. Bugün elektronik ortam diye bir şey var, o herkes
için erişilebilir. İşte bu elektronik haberleşmeyle dünyanın neresinde
olursa olsun insanlar kitlesel olarak birbirlerine ulaşıyorlar.
Yani davanızın dünyaya anlatılmasında bu elektronik ortamdan daha
fazla yararlanma imkanlarını haddim olmayarak tavsiye etmek istiyorum.
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olması durumunda Kafkas halklarının
haklarını savunacağı AB platformu da ortaya çıkacaktır. Bugün Avrupa
Parlamentosu'nda bir Kafkas lobisi yoktur. Bakıyoruz başka lobiler
var. Bir sürü kararlar alınıyor. Ama bir Çeçen zulmü karşısında
bunu görmüyoruz. 11 Aralık 1994'te AGİT Viyana zirvesine Yeltsin
katıldı. Ve burada iç çatışmalarda sivil halkın zarar görmesinin
önlenmesine dair bir anlaşmaya imza attı Yeltsin. Bu Çeçenistan'a
Rusya'nın tanklarla toplarla girdiği tarihtir.
Yeltsin'in ve Rusya Federasyonu'nun uluslararası hukuku bu kadar
çiğnemesinin dünyada yansıma bulması lazım. Zaten bu olaydan sonradır
ki bütün Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin hiçbiri AGİT'e güvenmez
oldu. Dediler ki "Bizim güvenliğimizi AGİT falan sağlayamaz,
biz NATO üyesi olmak istiyoruz". Ondan sonra NATO'ya müracaat
ettiler. Çünkü gördüler ki uluslararası hukuk kolaylıkla çiğnenebiliyor.
Ama çiğnendiği zaman dahi bu haksızlık dile getirilemedi. Şimdi
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olup olmayacağı, ne zaman olacağı
belli değil. Bütün bunlar uzak vadeli işler. Ama sizler bir lobi
grubu olarak, daima meşruiyet zemininde kalarak dünyada artık erişilebilir
olan haber ve iletişim kaynaklarını kullanmak suretiyle ve konferanslar
düzenleyerek, delegeler oluşturarak dünyanın bütün parlamentolarına
ve özellikle Avrupa Parlamentosu'na sesinizi duyurabilirsiniz.
Bugün ne görüyoruz Rusya'da? Rusya'da hala 19. asır düşünce biçimlendirmeleri
var. Yani paradigma diyoruz buna. Yani toprak kazancı yoluyla hakimiyet
düşünceleri.
Rusya kendi sınırlarını bilmiyor. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti Misak-ı
Milli ile kendi sınırlarını ortaya koydu. Rusya bugün yeniden Rusya
dışında yaşayan Rus kökenli insanların tekrar gelmesini ya da Rusya'nın
sınırlarını genişletmesini tartışıyor.
Bu tabii rahatsızlık yaratıyor etrafta. Mesela en başta Gürcistan'da
rahatsızlık yaratıyor. Şimdi 19. asır paradigmasını terkedip dünyaya
açık, uluslararası işbirliği ve dayanışmaya açık dünyayla birlikte
hareket eden bir Kafkas kökenli Türk vatandaşı topluluğu oluşturmak
davanın dünyaya duyurulması açısından size çok büyük yarar sağlayacaktır.
*12
Mayıs 2001'de Kafkas Vakfı tarafından İstanbul'da düzenlenen Kafkasya'da
İstikrar Arayışı konulu konferansta Emekli Büyükelçi Özdem Banberk'in
yaptığı konuşmanın tam metni.
(Ajans
Kafkas)
|