Çeçenistan
meselesi nereye gidiyor?
Milliyet -14 Haziran 2000
Abdullah Gül
FP Milletvekili
Bildiğiniz gibi, komünizmin çökmesiyle birlikte Sovyetler Birliği
dağılmış ve Sovyetler'in kontrolündeki birçok devlet bağımsızlığını,
çatışmasız ve kansız bir şekilde kazanmıştır. Bu süreçte, Rusya
içerisinde ayrı bir ırk, ayrı bir din ve ayrı bir kültürü temsil
eden Çeçenler de eski Kızıl Ordu'nun hava kuvvetleri generallerinden
biri olan Dudayev'in önderliğinde Çeçenistan Cumhuriyeti'ni bağımsız
hale getirmek istemişlerdir. Bu süreçte olup bitenler herkesin
malumu. O günden bugüne çok kan aktı ve dünyanın gözü önünde büyük
katliamlar yapıldı. 1994 - 96 savaşında 120.000 sivil Çeçen katledildi.
Yeltsin ve Mashadov arasında imzalanan ateşkes anlaşmasından sonra
başlayan ve sekiz aydır devam eden ikinci savaş ise, 20.000 sivil
Çeçen'in hayatına mal oldu. Çeçenistan'ın başkenti Grozni, Rus
kuvvetlerinin eline geçerken binlerce insan bütün dünyanın gözü
önünde yok edildi. Bu katliamlar ve insan hakları ihlalleri devam
ederken, Rusya'ya karşı yaptırım gücü en fazla olan tepki, 6 Nisan
2000 tarihinde Avrupa Konseyi'nden geldi. Rusya'nın da üyesi olduğu
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, aldığı bir tavsiye kararı
ile, Bakanlar Komitesi'nden "Şayet Rusya, Avrupa Konseyi
prensipleri çerçevesinde, Çeçenistan meselesini çözmek için ciddi,
gelişme gösteren ve gözle görülür bir iyileşme hali ortaya koymazsa
bu ülkenin üyeliğinin askıya alınması için gerekli adımların hemen
atılmasını" istemişti. Konsey kararında ayrıca, Çeçenistan'ın
seçilmiş otoriteleri ile Rusya'nın ateşkes anlaşması yapması ve
siyasi diyaloğun bir an önce başlatılması da istenmişti. Bu süre
içerisinde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Başkanı
İngiliz Lord R. Johnston ile Çeçenistan Cumhurbaşkanı Mashadov
iki kez telefon görüşmesi yapmış ve birkaç kez yazışmışlardı.
Geçen iki ayda, Rusya'nın Konsey'in tavsiye kararı çerçevesinde
tatmin edici bir adım atması bir yana, tam aksi istikamette bir
tutum sergilediği görülmüştür.
8 Haziran 2000 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Putin, bir kararname
yayınlayarak, Çeçen Cumhuriyeti'nde bir "İcra Komitesi"
kurmuş ve Çeçenistan Parlamentosu'nu ve idari yapıyı dağıtarak
kontrolü tamamen Moskova'ya bağlamıştır. Başkan Putin aynı gün,
Rusya parlamentosu Duma'ya da bir kanun tasarısı göndererek bu
kararı ve aldığı tedbirleri kanunlaştırmak istemiştir.
Rusya'nın bu yeni planına göre, Çeçenistan'da 20 Ağustos 2000'de
Rusya'ya bağlı mevcutlarla bir seçim yapılacak ve Duma'nın 8 üyesi
seçilecek. Dolayısıyla bundan sonra Çeçenistan'ın sözde seçilmiş
temsilcileri de belli olacak. Şüphesiz ki Mashadov yönetimindeki
Çeçenler bunu kesinlikle kabul etmeyecek ve mücadelelerine devam
edeceklerdir. Yalnız Çeçenler için asıl sorun; dünya kamuoyunun
desteğini arkalarına alıp alamayacakları ve katliamlara, en acımasız
insan hakları ihlallerine dünyanın daha ne kadar göz yumacağıdır.
Bu açıdan bakıldığında iyimser olmak hayli zor. Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nin mevcut net kararına rağmen, konseyin
Bakanlar Komitesi nezdindeki gelişmelerin Rusya lehine olduğunun
işaretleri mevcut. Bakanlar, üye ülkelerin hükümetlerini temsil
ettiğinden, ülkelerin çıkarlarının, Avrupa Konseyi'nin temel prensibi
olan insan haklarının üstünlüğünün önüne geçtiğini görmekteyiz.
Konseyin Bakanlar Komitesi'nin yeni başkanı İtalyan Dışişleri
Bakanı Dini'nin, Roma'daki Siyasi İşler Komitesi toplantısındaki
son açıklamaları da bu yöndedir.
Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, Türkiye gibi ırk, din ve
milli çıkarları açısından Kafkaslar'la yakın ilişkisi olması gereken
bir ülke bile, Çeçenistan'daki dehşet verici mezalimi göz ardı
eder ve attığı imzalarla Çeçenistan'ın seçilmiş liderini terörist
olarak kabul ederse, Avrupa ülkelerinin, Çeçenistan sorununa salt
çıkar ilişkileri açısından yaklaşmalarını da çok görmemek gerekir.