Çeçenistan'daki
savaş üzerine
Sonia
Mikich
Bugün Çeçenistan köy köy, şehir şehir baştan sona kadar tahrip
edilmiştir. Miloseviç'in despot milisler okulunda öğrenim gören
Rus ordusu dünyayı ateşe verme, zorunlu göçe icbar etme ve insan
haklarını çiğneme hususlarında olgunluk sınavını başarıyla kazanmıştır.
Küçük
Kafkas Cumhuriyeti Çeçenistan'ın 200.000'den fazla vatandaşı ülkeyi
terk ederek zorunlu göçmen durumuna düşmüştür, onların evleri
yanıyor, toprakları mayınlanıyor, varları yokları yağmacı Rus
askerleri tarafından çalınıyor. İnsan hakları savunucuları şimdiye
kadar (31 Ocak 2000) 4000 ölüm olayını haber verdiler.
İstanbul'da
imzalanan AGİK belgelerinin henüz mürekkebi kurumadan, hatta toplantı
sırasında Rus ordusunun topçu ateşleriyle pek çok sivil hayatını
kaybetti. Birkaç ay önce "Antlaşmanın bozulduğuna ve beşerî bir
felâketin varlığına" dikkat çekilmişti. Ama Batı devletleri bu
felâketi finanse etmeyi sürdürüyorlar.
Bu
savaş her ay takriben 1 milyar US $'a mal olmaktadır. Batının
yardımı olmadan, keza kendi halkını açlığa mahkûm etmeden Rus
Devleti'nin bu yükü taşıma gücü yoktur. İstanbul Konferansı, Yeltsin'e
karşı lâfazanlık tarzında bir çevirme harekâtı olarak değerlendirildi.
Doğu-batı temsilcileri, çok nâdir olarak vardıkları görüş birliğini
burada sergilediler. Bu, soğuk savaş döneminden bir yankıydı.
Schröder, Chirac ve diğerleri şunu anladılar ki Çeçenistan, artık
eskilerde kaldığı sanılan (yayılmacı) Rusya'nın sadece kendi menfaatini
düşünen kaba kuvvet politikasının bir timsalidir. Onlar İstanbul'da
seslerini biraz yükseltmeye başladılar, artık daha fazla sorumluluk
üstlenmeye ve seslerini daha sert duyurmaya mecburdurlar.
Aslında
çoktandır Rusya'ya krediler akıtılmamalıydı. Moskova'nın, prestijli
fakat yaptırım gücü olmayan AGİK, Barış İçin Birlik ve Avrupa
Konseyi gibi kuruluşlardaki üyeliği dondurulmalıdır. Grozni pazarını
bombardımana tabi tutma olayının sorumlusu olan generaller savaş
suçlusu olarak mahkeme önüne çıkarılmalıdır. Başka türlü Rusya,
kin, kıtal ve yağmacılığın huzur ve barış için bir işe yaramayacağını
anlamayacaktır. Boris Yeltsin İstanbul'da Batı düşüncesini makaslamaya
matuf "Demiryumruk" politikasını gözler önüne serdi. Fakat onu
Rusya'da kim kontrol etmektedir? O, sabık KGB yöneticisinin bir
kuklası mıdır yoksa Kremlin'in ağası, kendi seçtiği veliahtının
kanlı güç gösterilerini onaylamakta mıdır? Federasyonun güney
kanadına onun uyguladığı taktikler çok sallantılıdır.
İlk savaştan sonra (1994-96) Yeltsin, dışa ve içe karşı, savaşın
Rusya için ağır kayıplara ve 80 bin ölüye mal olduğunu itiraf
etmişti. Bu, onun yönetiminin en büyük politik hatası idi. Anlaşma
yapıldı. Barış sağlandı. Ama Rusya, ülkenin yeniden inşası için
taahhüt ettiği yardımı yapmadı ve serbest seçimlerle işbaşına
gelen Aslan Mashadov'u izole ederek yalnızlığa itti. Çeçenistan
kriminal bir kaosa gömüldü. Zaten fabrikalar, yollar, okullar,
vs. bombardımanlar sırasında yok edilmişlerdi. Ülkede hiç birşey
üretilmiyordu. Tekmil halkın geçim sorunu gözardı edilmişti. Petrol
ve hammadde aşırmacılığı yegâne geçim kaynağı haline geldi. Yeltsin'i
Rus halkı nezdinde popüler yapmaya matuf bu intikam savaşı, Çeçenistan'da
kanunsuzluğun yayılmasına psikolojik olarak yardım etti. Şu meşhur
kundaklama olayları (!) başlamadan önce, şehirlerde yaşayan Kafkaslılara
karşı saldırı girişimleri artmıştı, özellikle de genç erkekler
hemen "tehlikeli addedilerek" keyfî şekilde tutuklanıyordu. Bu
arada, benim ecnebî dostlarım Moskova caddelerinde görünmeye çekiniyorlardı.
Onlar
bir yandan beraberlerinde "rüşvet akçesi" bulundururken, bir yandan
da Rus gizli polisinin gizlice uyuşturucu madde indirmemesi için
ceplerini dikiyorlardı. Esmer tenli ve siyah saçlı yabancıların
illegal tutuklanmaları günlük mûtat olaylardan sayılıyordu. Bunları
kurtarmak için akrabaları çok miktarlarda fidye-i necâd ödemek
zorunda kaldılar. Pek çok tutuklu fena muamele görmekte ve haksız
bir şekilde (şehir dışına) sürülmektedir. İlk ortadan kaybolanların
mahiyeti de açıklığa kavuştu. Bütün Kafkasyalılara karşı (esmer
siyah saçlılar) gizli bir ırkçılık muamelesi, günlük yaşam kültürünün
bir parçası haline gelmiştir. Rus tv. dizilerinde çeçenler pervasızca
"Kakerlaken=hamamböcekleri" diye anılıyorlar. Rus subaylar kendileriyle
yapılan mülakatlarda, uyguladıkları yöntemleri almanca "Endlösung=nihaî
çözüm" olarak niteliyorlar.
Tartışmalarda,
Çeçenlerin gerçekten genetik olarak cani / mücrim oldukları hakkında
mülahazalar ileri sürülüyor ve bu sebepten dolayı bertaraf edilmelerinin
gerekli olduğu vurgulanıyor. Artık düşman, insan altı bir yaratık
olarak tanımlanmıştır ve bu yaratığa her türlü fena muamele mubahtır.
Benim Moskova'daki bir avuç mâkul düşünebilen sevgili dostlarım
endişe içindeler: burada, Hitler'in Almanya'da iktidarı ele almasından
önceki duruma benzer bir hâlet-i rûhiye mevcuttur: bizim Çeçenlerimiz,
sizin Yahudilerimiz. Moskova'da yaşayan az sayıdaki liberaller
ile septikler / şüpheciler, bu hafta içinde kansız bir darbenin
vuku'a gelmesinden korkuyorlar. Zira, şimdiye kadar hiç görülmemiş
bir tarzda, ordu ve gizli servis temsilcileri Kremlin ve parlamentodaki
sivillere, kendilerinden emin olarak bu işlere karışmamaları tehdidinde
bulunmuşlardır.
Düşünce
özgürlüğü de keza yeni Rusya'dan uzaklaşmıştır. Medya savaşları
hızlı bir şekilde devam etmekte olup Rus halkına, cephedeki çocukları
ve onların silahları ile ilgili şövenist röportajlar hazırlanarak
tekrar tekrar gösterilmektedir. Çeçen canilerin, amatör kameralar
önünde esirlerine nasıl işkence yaptıklarını içeren ve korku filmlerine
benzeyen video kasetler fevkalâde popülerdir. Hemen hemen hiç
gösterilmeyen şey ise: suçlu aşiretlerle (!) ilgisi olmayan sivillerin
sefaleti. Bu beyin yıkama kampanyasına karşı çıkanlar da terörist
yandaşı olarak afişe ediliyorlar. Batıdaki kamu oyu ve politikacılar
Rus yalan propagandasını yutmayı yeğlediler, güya, oralarda olup
bitenler bir soykırım değil, teröristlere karşı yapılan bir eylemmiş.
Kremlin onları, (her ne kadar delil gösteremese de) İslamcı İbn-Lâdin
komplosuna karşı uyardığında hemen kafa salladılar. Olay yerinde
bulunan herkes bilmektedir ki ilk savaşın Çeçen özgürlük savaşçıları,
herşeyden önce milliyetçilik ve kendi öz gelenekleriyle motive
olmuşlardı.
İ s l a m bu bölgeye 250 yıl önce geldi ve halkın üzerinde sathî
bir etki husule Getirdi (yazar burada Çeçenlerle İnguşların İslam'a
girme tarihlerini karıştırıyor. Çeçenler 1000 yıl önce Müslüman
olmuşlardır. Sözü geçen tarih İnguşlar için bahis konusu olabilir.
Çev. Notu). Bu ikinci savaş başlayıncaya kadar Çeçenistan'daki
fundamentalist gruplar, Suûdî Arabistan ve Ürdün'den ithal edilmiş
bir avuç mutaassıptan ibaret marjinal bir kliktiler. Şimdi ise
radikaller çoğalıyor, anti-Rus cephesi Çeçenistan'da genişledikçe
bunlar ve dinci fanatikler tehlikeli bir hal almaya başlamıştır.
Biz batılılar, ölüme hazır mücahitlerin sivil hedeflere (atom
reaktörlerine) karşı eylem gerçekleştirmelerinden korkmalıyız.
Yeltsin, Putin ve Sergeyev Kafkas Talibanı'nı yetiştiriyorlar.
Şimdi, kendine has bir Afganistan Avrupa'nın kapısı önündedir.
Bugün,
Rus vurucu mihraklarının gerisinde nelerin cereyan etmekte olduğu
dünya kamoyunun malûmudur: Etnik temizlik, sistematik yıkım ve
zorunlu göç. Bu arada, Rus subayları kasıtlı olarak sivil hedefleri
gösteriyorlar. İkiyüz insanın ölümüne sebep olan Grozni pazarına
yönelik bombardıman bir ayak sürçmesi / kaza değildi. Burada açıkça,
Kosova savaşı ile bir paralellik bahis konusudur. Ama ben Yeltsin,
Putin, Sergeyev ve ortaklarının Lahey Adalet Divanı önüne çıkarılacaklarından
kuşkuluyum. Zira, bu berikilerin atom bombaları var, Miloseviç'in
ise yoktu. Küçük Çeçenistan, Rusya'nın demokratikleşmesi ve normalleşmesi
yolunda üzücü bir engel değildir. Bu savaş sırasında Rus demokratikleşmesinin
sona ermesi, tamamen kendiliğinden cereyan etmektedir.
Moskova'daki
insan hakları savunucularının telefonda uzun uzun bana ifade ettikleri
husus şudur: "Batıda bizim için yazılan güzel şeylere uyumlu bir
geçiş döneminde değiliz. Yolun sonuna geldik. Hiç bir şey iyileşmeyecek".
Yakın geçmişte Rusya'nın içine düştüğü zaaf durumu artık sona
ermiştir. Suçluluk hissini bir kenara bırakalım. Rusya, yeniden
bir güç olmuştur.
*
http://www.amina.com/article/krieg/_tsch.html'den çeviren Yılmaz
Nevruz.