Çerkes
Ethem'i doğru anlamak
Teşkilat-ı
Mahsusa'nın emrinde kurtuluş mücadelesi
Tartışmalı fidye olayı
Çerkez Ethem'in Anadolu'ya geçişi
Ankara'nın Ethem'e yegane kurtarıcı olarak sarılması
Anzavur Ahmet İsyanı
Düzce İsyanı
Ethem Atatürk'ün yüksek konuğu
"Beni
ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte
ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür,
bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?" Çerkes Ethem
Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini ana hatlarıyla da olsa incelemiş
olan bütün araştırmacıların hem fikir oldukları bir konu var:
Kurtuluş Savaşı'nın hayati öneme sahip aşamaları geçildikten sonra
M. Kemal'in önderliğindeki Ankara ekibi tarafından (Çerkes Ethem)
hain ilan edilip tasfiye edildi. O günden bu güne epeyce şey söylendi
ve yazıldı. Yazılanlarda doğrular olduğu gibi yanlışlar da var.
Çerkez Ethem'i Çerkez Ethem yapan süreç ağırlıklı olarak Kurtuluş
Savaşı'nın 1919-1920 yıllarıdır. Çerkez Ethem esas olarak bu süreçteki
tutumları ve mücadelesiyle tarihsel bir kişilik halini almıştır.
Çerkez Ethem Kafkasya'dan Anadolu'ya sürgün edilmiş ve Bandırma'nın
Emreköy isimli köyüne yerleşmiş Çerkez (Şapsığ) bir ailenin beşinci
erkek çocuğu olarak 1886 yaılında dünyaya gelmiştir. Babası Ali
Bey'in ekonomik durumu fena sayılamayacak bir düzeydedir. Çerkez
Ethem'in İlyas ve Nuri ismindeki iki ağabeyi Rumlarla girilen
çatışmalarla ölmüşlerdir. Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik, babaları
Ali Bey tarafından Harbiye'ye gönderilmişlerdir. Çerkez Ethem
de ağabeyleri gibi Harbiye'ye gitmeyi çok arzular. Ancak babası
Ali Bey "Çakır" diye hitap ettiği en küçük oğlu Ethem'in
sürekli olarak yanında kalmasını ister. Çerkez Ethem 19 yaşına
geldiğinde babası Ali Bey'in düşüncesi bedel-i nakdi vererek onu
askere göndermemektir. Bu durumu hisseden Çerkez Ethem Bandırma'dan
İstanbul'a kaçar ve askerlik hayatına başlar. Başçavuş olarak
terhis olur. Balkan savaşına çürük sulu Mahmut Paşa ismindeki
Osmanlı Subsayı'nın yönettiği kolorduda subay vekili olarak görev
alır ve Bulgar cephesinde yaralanır.
Teşkilat-ı
Mahsusa ile ilk bağlantı
Birinci
Dünya Savaşı'nın başlangıcında büyük ağabeyi Reşit Bey aracılığıyla
Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişki kurar. Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişkili
olduğu dönemde Ruslara, İngilizlere çeşitli yörelerde faaliyetler
yürüttüğü bilinir. Ancak fazlaca bir detay yoktur. En somut bilgi
Teşkilat-ı Mahsusa içinde yer aldığı dönemde Irak seferinde yaralandığı
ve yaralı olarak Bandırma'daki baba evine döndüğüdür.
Çerkez Ethem'in kendisi de anılarında bu döneme ilişkin pek bir
şey söylememektedir. Çerkez Ethem iyileştikten sonra Ege Bölgesi'nin
sosyo-ekonomik yapısının bir sonucu olan ve ezilen yoksul kesimin
toplumsal muhalefetinin aldığı bir biçim olan efeliğe ilgi duymaya
başlar. Yerel otoritenin ve jandarmanın zulmüne karşı yoksul köylülerin
taleplerini sahiplenir.
Teşkilatın
emrinde kurtuluş mücadelesi
30
Ekim 1918 tarihinde Osmanlı açısından son derece ağır bir yenilginin
kağıt üzerinde resmileştirilmesi olan Mondros Anlaşması Ahmet
İzzet Paşa Hükümeti tarafından imzalanır. Anlaşmayla birlikte
yenilmiş Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırılarak tasfiye
edilmişti. İstanbul İngiliz emperyalistleri tarafından fiilen
işgal altına alınmıştı. Ayrıca emperyalist güçler Yunanlıların
Batı Anadolu Bölgesi'nde nereleri işgal edeceklerini içeren haritalar
çizmişler, Yunanlılar da işgal hazırlıklarına başlamışlardı. Fransızlar
ve İtalyanlar işgal hazırlığında idi. Tüm bu gelişmeler karşısında
İstanbul hükümeti sessiz kalıyor, emperyalist güçlerin ardı arkası
kesilmeyen isteklerine, dayatmalarına boyun eğmekten başka çıkar
yol bulamıyordu. Gelişmeler karşısındaki tepki, Anadolu'da halktan
ve halkın tepkilerini sahiplenen efelerden gelen tepkilerden ibaretti.
(Ege'de Ethem, Demirci Efe, Yörük Ali, Çukurova'da ise Salih Bey'in
faaliyetleri örnek olarak verilebilir.)
Emperyalist işgal sürecinin başlangıcındaki tablo bu idi. 15 Mayıs
1919'da Yunanlılar İzmir'e asker çıkartmışlar ve hızla Ege Bölgesi'ni
işgal etmeye yönelmişlerdi.
Çerkez Ethem Kurtuluş Savaşı'na katılımını hatıralarında şöyle
aktarıyor:
"Umumi Harbin neticesi olarak en ağır şartlarda Mondros Mütarekesi
kabul ettirilmesine rağmen galip devletler mütareke hükümlerini
bozmaya başlayınca, İzmir'de teşekkül eden gizli cemiyetin kararı
ile ben ilk isyan bayrağını tam 2,5 yıl önce aşmıştım."
Çerkez Ethem bu sözleri 1921 yılını ilk ayında söylediğine gere
2,5 yıl önce derken kastettiği yıl 1918 yılının 2. yarısı olması
gerekiyor. Çerkez Ethem'in anlattığı şeyler içerisinde irdelenmesi
gereken bir başka konu da sözünü ettiği gizli örgüt konusudur.
Bu örgütün Teşkilat-ı Mahsusa olması büyük olasılıktır.
Tartışmalı
fidye olayı
Çerkes
Ethem'le ilgili çalışmalarda farklı yorumlara ve tartışmalara
neden olan bir fidye olayı vardır. Çerkez Ethem 12 Şubat 1919
tarihinde İttihatçı olduğu söylenen İzmir Valisi Rahmi Bey'in
oğlunu kaçırır ve 50 bin lira fidye alır. Önce bu konuda yapılan
değerlendirmeleri aktaralım.
Doğan Avcıoğlu: "Çerkezler ile Müslümanların en içten koruyucusu
olan Büyük Britanya'ya manevi bağlılık ve saygı duygularını göstermeyi
başaramayan Ethem Bey, İngilizlerin tutukladıkları valinin oğlunu
kaçırarak İngilizlere saygı göstermektedir. (Milli Kurtuluş Tarih
C.2 Sayfa.576)
İzmir'de
karaya çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkmakla ünlenen gazeteci
Hasan Tahsin ise olaya ilişkin olarak "Çerkez Ethem Bey ve
arkadaşları Rahmi'nin
İttihak ve Terakki uğruna kullanacağı bu altın bombayı elinden
alarak kansız ve arızasız bir biçimde şu zavallı vatanın selametle
ilerlemesine güçleri ölçüsünde hizmeti düşünmüşler. (Doğan Avcıoğlu
Milli Kurtuluş Tarihi, c.2, sayfa 579)
Çerkez
Ethem Olayı isimli kitapta Cemal Şener de, Çerkez Ethem'in kaçırma
olayını, Demirci Efe'nin Derviş Ağa isminde bir kişinin oğlunu
kaçırmasına özenerek kişisel nedenlerle gerçekleştirmiş olabileceğini
öne sürüyor. (Aynı kitapta) Çerkez Ethem'in o sıralar İttihatçı
düşmanı kesilmiş olduğunu bu olayın da bundan kaynaklanmış olabileceğini
belirtmektedir. Bu son derece subjektif bir değerlendirmedir.
Çerkez
Ethem'in kendisi ise konuya ilişkin şu açıklamayı yapıyor:
"Seyyah haldeki kuvvetlerimin iaşelerini kendi yöntemlerimle
temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda İzmir'in Yunanlılar
tarafından işgalinden önce Müdafa-i Hukuk ve işgalden sonra reddi
ilhak ve daha sonraları Müdafa-i Milliye Cemiyetleri vasıtasıyla
askerlerimi beslerdim. Maaşlarını da bu cemiyetler vasıtasıyla
verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği zaman İzmir
Valisi Rahmi Bey'den 50 bin Lira isyanları bastırma sırasında
Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden, bir de Karacabey
eşrafından birisinden 5 bin Lira almıştım. Cephaneleri teşvik
etmek kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalindeki Afyon
ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için
bana para lazım." (Ç. Ethem Anıları Berfin Yayınları, sayfa
8)
Rahmi
Bey'in oğlunun kaçırılıp fidye alınması olayının doğruluğu ve
yanlışlığı bir kenara kabul edilmesi gereken gerçek, Ethem'in
henüz Yunan askeri İzmir'e çıkmadan önce birtakım hareketlilik
ve faaliyetlilik içinde olduğudur. Ethem anılarında "Yunan
tehlikesi belirdiği zaman" diyerek olayı hangi amaçla gerçekleştirdiğini
açıklamaktadır. Avcıoğlu'nun eylemin İngilizlere saygı gösterisi
için yapılmış olduğu şeklindeki değerlendirmesinin tutarlı bir
yanı yoktur. Çerkez Ethem o sıralar kendi ifadesi ile Yunan tehlikesine
karşı isyan bayrağı açmış durumdadır. Yunan tehlikesinin ardındaki
gücün İngilizler olduğu çıplak olarak ortada dururken Çerkez Ethem'in
savaşmayı planladığı yüzün arkasındaki yüze saygı gösterisinde
bulunabileceğini düşünmek büyük bir subjektifliktir.
Ethem'in babası Ali Bey'in ekonomik durumunun iyi bir düzeyde
olduğu başka kaynaklarca da doğrulanmaktadır. Çerkez Ethem'in
kişisel nedenlerle gerçekleştirmesi için bir sebep yoktur. O dönemlerde
Çerkez Ethem'in hızlı bir İttihatçı düşmanı olduğu da tartışma
götürür bir konudur. Çerkez Ethem'in kendisi böyle bir gelişmeden
hiç söz etmemektedir. Daha sonraki süreçteki ilişkiler iddia edildiği
gibi hızlı bir düşmanlık değerlendirmesini doğrulamamaktadır.
Çerkez
Ethem'in Anadolu'ya geçişi
Yunanlıların
İzmir'e asker çıkarttığı yerel ve giderek Ege Bölgesinde irili
ufaklı çatışmaların ve direnişlerin yaşandığı günlerde M. Kemal
ve daha sonra Ankara ekibini oluşturacak olan kimseleri büyük
çoğunluğu İstanbul'daki hükümet değişiklikleri ile kah sarayla,
kah İngilizlerle pazarlık içerisinde kendilerine çıkış yolları
aramakla meşguldü.
İşgalin ve direnişlerin yaygınlaşması üzerine bir kısmı parça
parça Anadolu'ya geçmeye başlamışlardır. Parça parça Anadolu'ya
geçenlerden biri Çerkez Ethem'in Teşkilat-ı Mahsusa günlerinden
tanıdığı Rauf Orbay'dır.
Rauf Orbay, Çerkez Ethem'e Salihli civarında işgalin önünde barikat
görevi görecek bir cephe oluşturma görevi verir. İzmir Valisi
Rahmi Bey'in oğlunu kaçırıp 50 bin Lira fidye isteyen Çerkez Ethem'i
İngilizlere saygı göstermekle suçlayan Doğan Avcıoğlu adeta kendini
yadsıma pahasına Çerkez Ethem'in Salihli cephesini oluşturmasını
şöyle aktarıyor:
Ethem 8 arkadaşıyla Salihliyle gelir. Orada çetecilikle yetişmiş
Drmalılardan bazıları ile birleşir. Balıkesir, Gönen, Kırmanti,
Bandırma ve Bursa'da sözünü geçirdiği Çerkezlere haber gönderip
çağırır. Ve kuvvetlerine katar. İttihatçı diye İstanbul hükümetince
peşine düşüldüğünden Akhisar bölgesinde dolaşan Serenli Parti
Pehlivan da Ethem'in hizmetine girer. Böylece güçlenen Ethem kuvvetini
arttırmak çabasındadır.
(Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş tarihi, c.3, sayfa 1117)
Ethem'in
de kabul ederek ve oluk oluk kan akıtarak oluşturduğu Salihli
cephesi o sıralar Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle
uğraşan M. Kemal ekibinin ciddi bir nefes almasını sağlar. Çünkü
Salihli cephesi ile birlikte her geçen gün biraz daha genişleyen
işgal cephesinin önüne önemli bir set çekilmiştir.
Salihli cephesinin oluşumunu bir başka yönünde cepheyi oluşturan
Çerkez Ethem'i sonraları Ankara ekibini oluşturacak olan M. Kemal
ve arkadaşlarıyla da resmi birlikteliğini başlangıcı olmasıdır.
Ankara'nın
Ethem'e yegane kurtarıcı olarak sarılması
Mustafa
Kemal Paşa Anadolu'ya padişahın donattığı yetkilerle ve İngilizlerin
onayıyla çıkmasına karşılık, Anadolu halkının kendiliğinden işgal
karşıtı bir eğilim içerisinde olduğunu görünce hızlı bir Milli
kurtuluşçu kesilir. Rüzgar öyle esmektedir. Ayrıca rüzgar büyük
ölçüde kendiliğindencidir. Merkezi bir önderlikten yoksundur.
Mustafa Kemal Paşa kendisine tek otorite haline getirecek bir
stratejiyle işe koyulur. Amasya Tamimi, Erzurum, Sivas Kongreleri
Ege'de işgalcilere karşı çetelerin, efelerin oluşturduğu barikatlar
sayesinde Ankara'da merkezi bir oluşum ortaya çıkarmayı başarır.
Ne var ki oluşturulan bu merkezciliğin en küçük bir askeri gücü
yoktur. Bütünüyle masa başı bir oluşum halindedir. Bunun farkında
ve bilincinde olan M. Kemal Paşa bu önemli açığı ustaca kapatacak
ya da handikap olmaktan çıkaracak yolu da bulmakta gecikmez. Anadolu'nun
çeşitli yörelerinde işgale karşı direniş yürütmekte olan yerel
güçleri iletişim ve haberleşmesini Ankara üstlenir. Ankara'nın
bu iletişimi üstlenmesiyle birlikte bütün bilgiler, gelişmeler
Ankara'da birleşmeye başlar. Bilgileri gelişmeleri kendisinde
merkezileştiren Ankara yavaş yavaş kendisini mücadelenin direnişin
merkezi olarak lanse etmeye başladı.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum ve Sivas Kongreleriyle siyasi bir otoritenin
Ankara'da oluşumu faaliyetlerini yürütürken Anadolu'nun ağırlıkla
Ege Bölgesi olmak üzere çeşitli yörelerinde Kuvay-i Milliye adı
altında yerel direnişler kendiliğinden giderek güçleniyordu. Bu
gelişim işgalci emperyalistleri, İstanbul hükümetini ürkütmüş
olacak ki birbiri ardına iç isyanlar patlak vermeye başladı. Bunların
en önemlilerini inceleyelim.
Anzavur
Ahmet isyanı
"Salihli
komutanı Ethem Beyefendiye (10 Mart 1920)
Biga
civarında kuvvetlerimizi bozmayı başaran Anzavur melunu birkaç
gün önce Gönen üzerine ilerleyerek Kaymakam Rahmi Bey alayını
yenmiş... Esir ettiği subayları ve askerleri halife adına yemin
ettiriyor. Sonra serbest bırakıyor. Böylelikle zihinleri karıştırıyor.
Ve Kuvayı Milliye aleyhine tahrik ediyor. Durumu tehlikeli gören
kolordu komutanlarımız Yusuf İzzet Paşa Bandırmadan çekilmiş Anzavur
ise Bandırma'ya girmiştir...Asilerin Balıkesir'i ellerine geçirmeleri
Yunanlılarla ilişki kurmalarına olanak sağlayacaktıki, bunun ne
kadar vahim bir sonuç doğuracağını tahmin edebilirsiniz...Bu yüzden
bizzat ve herhalde kafi bir kuvvetle ve süratle Balıkesir'e hareket
ediniz. 28. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey. (Çerkez Ethem Hatıralarım
Berfin Yayınları sayfa 19-20)
Kuvayi
Seyyare komutanı Çerkez Ethem bu telgrafı aldıktan iki gün sonra
Balıkesir'e ulaşır. 9-10 saat süren bir yoğun çatışma sürecinden
sonra Anzavur Ahmet'in kuvvetleri büyük bir bozguna uğrar.
Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasından sonra kısa bir süre sonra
Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile Çerkez Ethem arasında şu
telgraf konuşması geçer:
"İnönü: Merhaba Ethem Bey! Nasılsınız iyisiniz inşallah.
Gazanız mübarek olsun.
Ethem: Merhaba Efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim. Siz nasılsınız?
İnönü: Genel durumumuz iyi değil. Mustafa Kemal Paşa ve Reşit
Bey yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken
bazı acı haberlerde vereceğim.
Ethem: Söyleyiniz efemdim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.
İsmet Bey: Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğu
uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlandık. Birçok
yerde itibarımız yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı...Bulunduğunuz
yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı Kazım Bey'e bırakarak
Geyve Boğazı'nda Ali Fuat Paşa'nın yardımına koşmanızı rica ederiz.
Ethem: Yarın Geyve'ye hareket edeceğim.
Çerkes
dediği gibi yapar. Geyve'ye ulaşır ulaşmaz hemen bir taarruz planı
yapar.
Çerkez Ethem'in kuvvetleri ile İstanbul hükümetinin olan İnzibatiye
Kuvvetleri arasında Geyve Boğazı'nın gerisinde şiddetli bir çatışma
yaşanır. Kuvay-i Seyyare büyük bir başarı kazanır.
Düzce
isyanı
Çerkez
Ethem kuvvetlerinin büyük bir kısmı ile birlikte Adapazarı muhitinde
bulunurken Düzce yöresinde İstanbul hükümeti yanlısı yeni bir
ayaklanma belirir. Çerkez anında isyan büyümeden müdahalede bulunabilmek
için Hendek üzerinden Düzce'ye hareket eder. Çerkez Ethem kuvvetlerinin
bu ani müdahalesi ile duruma kısa sürede hakim olunur. Çerkez
Ethem biran önce Yunan cephesine dönmek istemektedir. Tam bu esnada
Ankara'dan Ali Fuat Paşa aracılığıyla Çerkez Ethem'e bir telgraf
gelir. Telgrafta Çapanoğullarının ayakladıkları bu yüzden acilen
Yozgat'a gitmesi istenmektedir. Çerkes Ethem ise bir an önce Yunan
işgalinin devam ettiği Batı Cephesine dönmeyi arzulamaktadır.
Telgrafı Ethem'in ağabeyi Reşit'in Adapazarı'na gelmesi izler.
Reşit Bey de kardeşi Çerkez Ethem'in Yozgat'a gitmesinde ısrar
etmektedir. Çerkes Ethem'in batı cephesinde aldığı haberler, Yunanlıların
işgali yayma hazırlıklarını yoğunlaştırdıkları yönünde idi. Buna
rağmen Çerkez Ethem Ankara'nın ve ağabeyi Reşit Beyin ısrarlarına
dayanamaz. Birliklerinin bir kısmını Yunan saldırısını karşılamak
üzere Salihli'ye gönderirken kendi de Ankara'ya geçer.
Ethem
Atatürk'ün yüksek konuğu
Ankara'da
Ethem başta Mustafa Kemal olmak üzere iltifatlarla karşılanır.
Çerkes Ethem'in Ankara'ya gelişini Halide Edip Adıvar şöyle anlatır:
"Ethem Ankara'ya silahlı kuvvetleriyle girdiği zaman sokaklar
doldurulmuştu. Adamları arasında kadınlar da vardı. Ethem büyük
şevkle karşılandı. Mustafa Kemal paşa otomobilini ona verdi. Bu
Ankara'da bulunan tek otomobildi. Ethem TBMM'e geldiği zaman coşkunlukla
karşılandı." (Dağa Çıkan Kurt)
Çerkes Ethem Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'nın özel konuğudur.
Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü Çerkez Ethem'i ziyarete gelirler.
Sohbet konusu mevcut durum ve Yozgat isyanıdır. Bu toplantıda
Çerkes Ethem ile İsmet İnönü ilk kez yüzyüze gelmektedirler. Konuyu
İsmet İnönü açar. Bizim Yozgat dolaylarındaki ayaklanışı ne yazık
ki kökünden söndürecek bir gücümüz kalmamıştır. Bu gerçeği acı
da olsa aramızda açığa vurmalıyız. (H.İzzettin Dnoma, Kutsal İsyan
c.7 sayfa 219)
Ankara'da gerçekleşen bu toplantı ve tartışmaya ilişkin olarak
Çerkes Ethem hatıralarında oldukça ayrıntılı bilgi verir:
"İsmet Bey: İstirahate olan ihtiyacınıza rağmen ziyaretçiler
üşüşmeden mevcut önemli sorunlar hakkında lütfen görüşmelere başlayalım.
Bilhassa malum olan şu isyan meselesi hakkında yolumuzu ve kararımızı
tespit edelim ki, istiharati kalp ve sukuneti fikirle hem istiharatinizin
teminine ve hem de diğer musahafemize sıra gelsin.(....) Son istirhamımız
üzerine, Eskişehirden cepheye sevkiyatınızın geri bıraktırılmasına
dair emir vermeye herhalde unutmamışsınrızdır."
Çerkes Ethem: Evet, cepheye olan asker sevkiyatımız zaten genel
değil. Yozgat cihetine ilişkin düşüncenizi dikkate alarak kuvvetlerimin
çoğunu Eskişehir'de tutuyorum.
Zaten Ankara'yı ziyaretler maksadım da daha çok benim önemsiz
gördüğüm ve sizin pek çok önem verdiğiniz Yozgat cihetindeki isyanın
derecesini hakkıyla anlamak, sonra Yunan cephesine dair tehlike
arzeden şüphelerimle mukayase ederek ona göre çok önemlisini tercih
ederek, yahut mümkün mertebe her iki ciheti de ihmal etmeyerek
hatasızca bir karar vermemiz içindir.
Fevzi Paşa: Biz hiç ihtimal vermeyiz ki, Yunan ordusunun ciddi
bir taarruzu karşısında bulunmuş olalım. Eğer Yunanlıların öyle
bir niyeti ve yeteneği olsaydı, bu taarruzu 3 aydır devam eden
iç ihtilallerimizin şiddetli geçen safhaları sırasında yapmaları
lazım gelirdi.
İsmet Bey: Bununla beraber biz cepheleri de ihmal etmek taraftarı
değiliz. Asıl gaye ve amacımız vatanı düşman ayağından temizlemektir.
Yunan ordusu en tehlikelisidir. Bu böyle olmakla beraber, iç sorunlarda
çok önemli bir esas teşkil eder. Bizim Yozgat ve civarındaki isyanı
kökünden söndürmeye maalesef bir kuvvetimiz kalmamıştır.
Not:
Bu yazı C.Kutay'ın Çerkez Ethem Dosyası'ndan özetlenmiştir.(Fehim
Taştekin)