GLOBALİZMİN
KAFKASYASI ZENCİLER
VE ÇERKESLER
Hulusi
Üstün
Dağda
özgürce yaşayan bir vahşi kurt yaşamın kendisi için ne kadar zor
olduğundan yakınıyordu. Kah aç geçiyordu günler kah tok. Yatıp
uyuyacağı bir kulübesi, sıcak bir yuvası yoktu. Kurtlar mekan
edinmezdi çünkü. Günler kar buz altında aç açına üşüyerek geçiyordu.
Onun dertlerini dinleyen arkadaşı bir akıl verme ihtiyacı duydu.
-Eğer sabah akşam yiyeceğinin hazır olmasını, sıcak bir yuvanın
senin için sağlanmasını istersen insanların yanına git. Bak kışın
bastırdığı bu günlerde dağlardaki bir çok köpek, insanların yaşadığı
bir köye kapağı atmakta. Ara sıra dağlarda onlarla karşılaşıyorum
vaktiyle açlıktan kemikleri görünenler şimdi son derece sıhhatli,
besili, canavar gibi oldular. Sen gençsin, kendini zorlarsan bir
köpek gibi davranmayı öğrenebilirsin. Onların arasına katılırsan
rahat edersin.
Bu tavsiye genç kurda makul geldi ve o da bir köye inip birine
kapılanmayı kafasına koydu. O günden tezi yok dağlardan ayrılıp
ovadaki bir köye girdi. Gözüne kestirdiği bir evin kapısı önüne
durdu ve üç beş gün sonra kendisini o evde oturanlara sevdirdi.
Artık sabah akşam sıcak yalı düz bir taşın üzerine dökülüp ona
sunuluyordu. Evde yenilen yemeklerin artığı ona veriliyordu. Hayal
bile edemeyeceği bir konfor içinde yaşıyordu kısacası.
Günler
geçti, karlar eridi, toprak ısındı, dallar canlandı, bahar geldi.
Köylüler sürülerini her gün dağlara, otlaklara götürüp dolaştırmaya
başladılar. Kurda da bir iş çıkmıştı. O da sürüyle beraber sabah
evden ayrılıyor, memleketi olan dağları dolaşıyordu. Yine memnundu
hayatından. Sahipleri onu dağda bile ihmal etmiyor, yemeklerini
onunla paylaşıyorlardı. Vaktiyle dağlarda aç susuz dolaştığı günlere
hayıflanıyordu kurt. Ne vardı daha önce gelip insanların arasında
yaşasaydı.
Günün
birinde otlağa götürdüğü koyunları vahşi kurtlar sıkıştırdı. Dört
bir yandan sürüye saldırıp onları parçalamak istiyorlardı. Çoban
sopasını kaldırıp bağırdı sürünün bekçisi olan kurda.
-Haydi,
git ve kov onları. Durma öyle yerinde. Evcil kurt bir karşısındaki
kurtlara baktı bir de sahibinin kendisine kaldırdığı sopaya. Ve
dedi ki kendi kendine.
-Kurtlarla
kavga etmek yabancı olduğum bir şey değil. Isırılıp hırpalanıp
bırakılırım. Ama dönüp gelince bu adam bana ne dayak atacak kim
bilir. Demek ki verdiği yemeğin karşılığı bu. Ve vurdu kendini
dağlara. Verdiği sıcak yala karşılık sırtına taşıyamayacağı bir
yük yükleyen insanlardan uzaklaşabildiği kadar uzaklaştı. . .
.
Seyroy
Hamdul adlı bir yaşlı Çeçen tarafından anlatılan bu fabl modern
dünya teorisyenlerinin sunduğu alternatiflerle kendi değerleri
arasında kalan eski dünya kıtalıların açmazlarını anlaşılır kılabilecek
ipuçları içermektedir. Dünyayı kendi akışına mı bırakıyorlar yoksa
kendi açtıkları kanallarda mı döndürüyorlar yörüngeyi. Nedir bu
bir anda fanatik taraftarı kesildiğimiz Globalizm. Ne sunacaklar
bizlere ve ne isteyecekler sonunda. Onların istedikleri şekilde
olmak neye mal olacak ve ne gibi ikilemlerin arasında bocalayacak
eski dünyalılar.
Başkalarının
kurallarıyla oyun oynamayı reddettiğimiz için itildik bir kenara.
Hiç kabul görmedi bize ait olanlar onlar tarafından. Onların gözünde
hep başkaları olduk. Onlar da bizim için bilinmedik dünyaların
adamları oldular. "Hızla globalleşen dünyada..." Global
akımların etkisiyle..." "mühim olan global düşünmeyi
öğrenmek..." diye başladılar bize dayattıkları her şeye.
Onların Global dünyasında bizim değerlerimiz hiçbir şey ifade
etmedi. Biz onlar gibi olmaya çalıştık, onlar bizi anlamaya hiç
çalışmadılar. Biz onların dilini öğrendik, onlar bizi anlamak
için gayret sarf etmedi.
XVI.
yy başında Küba'yı işgal eden İspanyollar yakalayıp günlerce işkence
ettikleri Kral Hatıkue'ye idam edilmeden önce vaftiz olmasını
telkin ettiler. Vaftiz olursan gökyüzündeki cennete gideceksin
dediler. "Orada İspanyollar var mı* diye sordu eski kral.
Beni onların olmadığı bir yere gönderin."
Beş
yüz yıl geçti aradan ve Küba'da adanın yerlilerinin soyundan hiç
kimse kalmadı. Orada işgalci İspanyolların torunları yaşıyor.
Herkes cennetin de İspanyollarla dolu olduğunu sanıyor.
Kafkasya'nın
suçu onların kurallarını reddetmek oldu. Biz bildiğimiz, gördüğümüz
şekilde yaşayacaktık ve onların dayattığı hiçbir şeyi kabul etmeyecektik.
Bizim yaşadığımız toprakları başkaları bizim namımıza yine bir
başkasına sunamazdı. Yerimizden yurdumuzdan ettiler, savurdular,
parçaladılar, yok ettiler. Gerekçesi uygarlıktı bu soykırımın,
göçün ve felaketin. Tek dişi kalmış canavar dedi bir düşünce adamı
buna.
Globalizm...
Bu söylemin adı yeni ama uygulaması çok eski. Ulusların, kültürlerin,
dinlerin, devletlerin dışında ve üstünde bir takım güçlerin koyduğu
bir ad bu. Onlar yaşlı dünyanın yörüngesini tayin etmeye uğraşıyorlar.
Ve
biz buna direniyoruz. Verdiğimiz savaşın sonunun ne olacağını
bilsek de kaçınılmaz sonu öngörsek de onlar gibi olmayacağız.
Çünkü bizim varlığımız, yüzümüzün rengi ve dilimiz, inandıklarımız
ve müziğimiz onlar için hiçbir zaman anlam taşımadı. Yaşlılarımızdan
öğrendik ki verdikleri her şey karşılığında bizi ikilemler içine
sokacaklar. Sopaları hep başımızın üzerinde olacak ve eksik kaldığımız
yerde vuracaklar kafamıza. Onların teorisini kurduğu Global dünyada
bize ve zencilere kendilerinin sahip olduğu hakları vermeyecekler.
Onlar kadar müreffeh ve rahat olamayacağız asla. Onların istediği
şekilde yaşayacağız, onların istediği kadar yaşayacağız.
Dedelerimiz
de bu ikilemle karşı karşıya kaldı ve terk etmeyi seçti kendileri
için anlamlı olan her şeyi. Bu gün de bunu yapıyor Kafkasya. Kendisiyle
konuşmayı ve kendisini anlamayı reddeden Global dünyaya karşı
bildiği kozu ileri sürüyor. Ateşe atılmakla eş anlamlı olsa da
direnmeyi seçiyor.
Biz
gelin diyoruz Global dünyaya. Bize karşı birleşen, insanlığın
binlerce yılda biriktirdiği bir kültürü ve bir sürü dili, bir
çok özgün değeri yok sayanları anlayışa davet ediyoruz. İktidar,
para ve paye uğruna söndürülen ocakları, öldürülen insanları,
yok edilen şehirleri görmeye davet ediyoruz onları. Sesimiz rüzgara
karışıyor.
Alıp
başımızı başladığımız yere dönüyoruz. Dağlara sığınıyoruz. Bildiğimiz
şekilde yaşıyoruz, gözden ırak yerlere çekiliyoruz. Anlamadığımız
terimlerle adlandırıyorlar bizi. Tanımadığımız kişilerle dost
olduğumuzu iddia ediyorlar. Çocuklarımızı dağıtıyorlar yer yüzünün
karanlık köşelerine. Orada kalanlar teslim olmuyor ve biz uzaktakilere
onlar için ağıt yakmak düşüyor. Kahrolsun güçlü olduğu için haklı
olduğunu sananlar. Tanrı, öldükten sonra bizi onların olmadığı
bir yere yerleştirsin.