Bir politikacının Abhazya'nın coğrafi ve uluslararası statüsüne
ilişkin serzenişi:
Abhazya
Abhazya'dır
Statü tartışmaları
Saharov haklı
Gürcistan "Küçük milliyetçi emperyalist"
Sınırları belli iki ayrı devlet
Gürcistan'ın BM'ye alınmasının hikmeti
100 bin Gürcüyü gözden çıkardılar
Yıkım operasyonu ve tepkiler
Uluslararası örgütlerin tutumu
Çözüm önerileri
Savaş sırasında Gürcistan-Rusya ilişkileri
Abhazya neresidir?
Stanislav
Lakoba
23 Nisan 1993
Statü
tartışmaları
"(Konuşmama)
başka türlü başlayacaktım. Ama burada, Londra'da bir Abhaz atasözünü
hatırladım: "Silahlı birini gören karga şöyle düşünür; eğer
akıllı biri ise bana ateş etmez, aptal biri ise isabet ettiremez."
Gaddar
bir jeopolitik oyunun rehineleri olduğumuzun pekala farkındayız,
dünyanın yeniden paylaşım süreci bizi canlı olarak kesiyor. "Böl
ve yönet" politikasının, "kırbaç" politikasının,
bazen de "çörek" politikasının kurbanı olduk. "Abhazya
ne duruma düştü", "Statünüz nedir, bunu belirlediniz
mi" diye bilge politikacılar soruyor. Her taraftan sarıldık,
bir şey kesin; savaş statüsündeyiz.
Bugünkü
Abhazya, Salvador Dali'nin tablolarını hatırlatan bir sürrealizmdir.
Şu tabloya bakınız, bir Abhaz köyünde, yüz yaşındaki bir erkeği
ve karısını kurşuna diziyorlar, Gürcüler Rus yapısı SU-25 jetleriyle
Kutol köyündeki bir cenaze alayına bilyeli bomba atıyor ve öldürülen
kardeşinin tabutunu taşıyan kardeş ölüyor ve akrabaları iki tabut
taşırlarken, gene bombalanıyorlar. Şu tabloya bakın, savaş helikopteri
bir yaz günü Suhum plajını bombalıyor. Askerler, kız çocuklarını
öldürüyor, aileleri diri diri yakıyor, tanklarla köyleri yıkıyor,
yaralıları öldürüyor ve esirleri doğruyorlar. Bugün Abhazya hakkında
ancak şöyle yazıyorlar: "Yerle gök arasında", "Doğu
ile Batı arasında", "örsle çekiç arasında". Arasında
... İşte gerçek statümüz bu. "Sınır pozisyonumuz". Ölümle
hayat arasında, olmakla olmamak arasında kaybolduk, çünkü bu savaş
bizim için "yenilgiyle" bitemez. Çünkü yenilgi yok edilmemizle
eşanlamlı olacak. Çetin bir halkmışız ve o kadar azız ki, hepimizi
birden öldürmek de zor. Bu da mı bizim suçumuz? Gürcü politikacıları
ve bazı Rus politikacıları, onuru ve hürriyeti uğruna birçok defalar
başkaldırması nedeniyle daha 19. yy.da resmen "suçlu halk"
ilan edilen baş eğmez Abhazlarla ilgili olarak öfkelerini gizlemiyorlar.
Şimdi bizim, Gürcistan'la Rusya arasındaki dostluk ilişkilerini
bozduğumuzu, yemek borusuna batmış bir kılçık olduğumuzu ima ediyorlar.
Kısacası, hala varolduğumuz için suçluyuz. Dağlarımızı, ırmaklarımızı,
göllerimizi, denizlerimizi, ormanlarımızı, pınarlarımızı çoktan
paylaştılar, ama şurada küçük bir halk inatla tekrarlıyor: "Biz
Abhazız".
Yani,
insanlığın bir parçası olarak, Abhazya'da yüzbin civarında olan
bizler bütün insanlığı rahatsız mı ediyoruz? 19. yüzyılda Ubıh
kardeşlerimizi yitiren insanlık, 20. yüzyılın sonunda bizi de
yitirirse, üçüncü bin yılda daha mı zengin olacak? Bir halkı katlediyorlar,
dünya susuyor, susmakla kalsaydı... Gülünç, ama dünya, özellikle
batı dünyası katledilmemize yardım ediyor. "Reuter",
"Assosiated Press", "BBC" ajansları bizi "ayrılıkçı"
olarak adlandırıyor. Kimseden ayrılmadığımıza, kimseye saldırmadığımıza
göre, nasıl ayrılıkçı olabiliriz? 14 Ağustos 1992 tarihinde başlayan
savaşa kadar ve hatta birkaç ay sonrasına kadar Gürcistan'dan
ayrılmaktan sözeden bir belge gösterebilir misiniz? Böyle bir
belge yoktur. Üstelik, özellikle bir Gürcü tarafına ilişkilerimizi
federatif esaslarda düzenlemeyi teklif etmiştik. Özellikle biz,
bunu yaparak, Gürcistan'ın bütünlüğünü korumaya taraftar olduk,
cevap olarak da üzerimize, tanklar, uçaklar, dişlerine kadar silahlı
birlikler yolladılar.
Saharov
haklı
Bizi,
Tiflis'te iktidarda olan ve kendi elleriyle kendi ülkelerini yıkan
gerçek ayrılıkçılar "ayrılıkçı" yaptı. Onlar, bütünlüğü
Stalin-Sovyet imparatorluğunun sürgünleri sayesinde korunan devletlerini
ortaçağ düzeyine, feodal parçalanma düzeyine düşürdüler. Burada,
Abhazya ve Güney Osetya şurada dursun, Acarya, Mingrelya, Kahetya
"ayrılıkçı" Tiflis merkezine karşı çepeçevre savunma
durumundalar. Gürcistan'da neden bu kadar çok "ayrılıkçı"
var? Rusya eski özerk cumhuriyetleriyle, federatif antlaşma imzaladı.
Kuzey Kafkasya da dahil olmak üzere birçok özerk bölge ve eyaletin
statüsünü cumhuriyet seviyesine çıkardı, kendi cumhurbaşkanlarını
seçmelerini ve yeni ulusal-devlet sembolleri kabul etmelerini
engellemedi. Gürcistan'la bizim durumumuz, bunun tamamen tersi
oldu. Çeşitli öneriler getirdik, çeşitli köprüler kurmaya çalıştık,
ama bizi terslediler; siz de kim oluyorsunuz, sizin özerkliğinizi
de kaldırmak lazım! sayıca azsınız. Tek argüman işte bu. Biz,
"ayrılıkçıyız" , çünkü bizi köşeye sıkıştırdılar, biz
de kendimizi, çocuklarımızı, kadınlarımızı korumak için savunmaya
geçtik. Minicik bir hayvanı köşeye sıkıştırın...şimdi o ayrılıkçı
mı? Şöyle bir Abhaz atasözü var. "Ağaçtan düşeni yılan ısırır."
Evet, bizi köşeye sıkıştırıyorlar. 7-8 Aralık 1992 tarihinde yaptığı
televizyon konuşmasında Gürcistan lideri açıkça Abhazları yok
etme çağrısı yaptı. "Gürcistan'ın kaderi, hürriyet ve bağımsızlığa
giden yolu bugün Abhazya'da belirleniyor. Bu nedenle bütün Gürcü
vatandaşlarını Gürcistan'ın hürriyet ve bağımsızlık mücadelesine
ellerinden gelen katkıyı yapmaya çağırdım. Tekrarlıyorum, bu karar,
tarafımdan, inançlarıma ve görüşlerime karşı kendimle yaptığım
mücadele sonunda alınmıştır. Bu doğru değil, ama başka yolu yok...Bu
savaş kısa olmalıdır, dünya bize inanıyor ve bize inandığına göre,
onu aldatmamalıyız. Biz barıştan yanayız ve mümkün olduğunca kısa
sürede bu savaşı bitirmeliyiz. 2000 yılında Gürcistan dünyanın
en mutlu ülkesi olacaktır."
Kendi halkı için hürriyet ve bağımsızlık, sayıca az olan diğer
halk için de kaba diktatörlük, açık faşizm. İşte Gürcistan'ın
Abhazya ile ilgili bütün politikasının temelinde yatan iki ahlak
ilkesi budur. 1989 Temmuzundaki Abhaz-Gürcü ihtilafından sonra
akademisyen A.D.Saharov Gürcistan'ı boşuna "küçük imparatorluk"
olarak adlandırmamıştı. ("Dgonek", 1989 N 31, Temmuz-Ağustos).
Daha sonra, Gürcistan'la Abhazya arasındaki ilişkilerle ilgili
olarak şöyle yazıyordu: "Abhaz görüşünü haklı buluyorum.
Bence, küçük milletlerin problemlerine özenle yaklaşılmalı, büyük
milletlerin hürriyet ve hakları, küçük milletlerin zararına olacak
şekilde sağlanmamalı." ("Znamya", 1991, N 10 S.69)
Gürcistan
"Küçük milliyetçi emperyalist"
Son zamanlarda, bilinen Gürcistan'ın değil, eski küçük Sovyet
Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünün korunması
sorunu sık sık gündeme getiriliyor. Bilindiği gibi eski Abhazya
SSC (1921-1931), Stalin'in dayatmasıyla, özerklik çerçevesinde
19 Şubat 1931 yılında bu imparatorluğa sokulmuştu. Sözüm ona ayrılıkçı
Abhazlara gelince, onlar, Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü, eskiden
beri mevcut kendi etnik sınırları içinde korunmasından yanadırlar,
İngur nehrinden, Psou nehrine kadar olan sahayı, SSCB'nin yıkılmasından
ve Gürcistan SSC'nin lağvedilmesinden sonra Abhazya Cumhuriyeti'nin
malı saymaktadırlar. Abhazya'nın egemenlik haklarının ayaklar
altına alınması, Abhazların ulusal bilincini derinden yaraladı.
Statüsünün Gürcistan SSC içerisinde bir Özerk Cumhuriyet (Abhazya
ÖSSC) seviyesine indirilmesi, hemen bir hafta sonra Abhazların
günlerce süren bir ulusal toplantı yapmaları ve (18-26 Şubat 1931)
hükümete güvenmediklerini ifade etmeleri sonucunu doğurdu. Bu,
Abhazların, Sovyet hakimiyeti koşullarında, kendi devletlerini
ve haklarını korumak için yaptıkları ilk kitlesel başkaldırıdır.
Abhazlar, totoliterizmin en koyu olduğu bir dönemde, Abhazya'da
Stalin-Beria ikilisinin ve onların takipçilerinin politikalarına
karşı defalarca başkaldıran hemen tek halktır. Kitlesel kongreler,
geniş mitingler ve grevler yalnızca 1931'de değil, 1957, 1965,
1967, 1978, 1989 yıllarında da yapıldı. XX. yüzyılda Gürcistan'daki
hakim çevreler birkaç defa Abhazya'yı ilhak etmeye teşebbüs ettiler.
İlk önce Temmuz 1918-Mart 1921 tarihlerinde Gürcü orduları ülkemize
saldırıp, topraklarını işgal etti. Bu, Abhaz halkının hafızasında,
Abhazya ve Gürcistan arasındaki ilişkilerle ilgili en karanlık
devredir. O yılların Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti'nin imparatorluk
karakterine Behofer bir zamanlar dikkat çekmişti. Büyük Britanya'da
1920 yılında basılan "Denikin Rusyası'nda" adlı eserinde
şöyle yazıyordu:
"Hür ve bağımsız sosyal-demokrat Gürcistan devleti hafızasında
her zaman,
kendi sınırları dışındaki toprakları zaptetmek ve devlet içerisindeki
bürokratik tiranlık bakımından emperyalist küçük milliyetçiliğin
klasik örneği olarak kalacaktır. Gürcistan'ın şovenizmi, her türlü
ölçünün dışındadır."
Sınırları
belli iki ayrı devlet
Abhazya'yı
ilhak etmeye yönelik ikinci teşebbüs Şubat 1931'de oldu, fakat
gerçek ilhak, Abhazya Başbakanı Nestor Lakoba'nın ölümünden sonra
(Beria tarafından 1936 Aralığında zehirlenmişti) gerçekleştirildi
ve 1937-1953 yılları arasında, Stalin'in ölümüne kadar devam ettirildi.
14 Ağustos 1992'de bize dayatılan bugünkü savaş, Abhazya'yı ilhaka
yönelik üçüncü teşebbüstür. 14 Ağustos'ta Gürcü askerleri tevkif
edilen Abhazlara şöyle dediler: "Abhazya'nın işi bitmiştir,
kalan Abhazlar da Gürcülerin çizmeleri altında dans edecektir."
(Abhazya savcılığının 24 Şubat 1992 tarihli "Raporuna"
bakınız. Jordaniya, Stalin ve Beria'nın başlattığı işi Şevardnadze
devam ettiriyor. İlginçtir, bugünkü Gürcistan liderliği, Abhazya'yı
koparmak için herşeyi yaptı. Rusya Silahlı Kuvvetleri'nin yardımıyla
Tiflis'te darbe yaptıktan sonra, askeri konsey Şubat 1992 tarihinde
1978 tarihli Gürcistan SSC anayasasını lağvedip, 21 Şubat 1921
tarihli Gürcistan Cumhuriyeti Anayasası'na geçme kararı aldı.
1921 tarihli anayasada, bir devlet-hukuk ilişkileri tarafı olarak
Abhazya yer almıyordu. 1978 Tarihli Abhazya ÖSSC Anayasası, 1978
tarihli Gürcistan SSC Anayasası ve 1977 tarihli SSCB Anayasası'na
bağlı olarak kabul edildiği için bunların yürürlükten kaldırılmasıyla,
Abhazya ÖSSC Anayasası yasal temelini yitirmiş bulunuyordu. Cumhuriyetler
arasındaki yasal karmaşayı önlemek için Abhazya Yüksek Sovyeti
23 Temmuz 1992 tarihinde, Abhazya topraklarında 1925 Abhazya Anayasası'nı
yeniden yürürlüğe koyma kararı aldı. Bu anayasaya göre Abhazya,
Gürcistan'la "özel bir ittifak antlaşmasıyla" birleşmişti.
Her zaman Gürcistan'la Abhazya'nın belirli, sabit sınırları olmuştur.
Son 300 yıldır İngur nehri Abhazya ile Gürcistan arasında sınırdır.
Gürcistan'ın ve eski SSCB'nin diğer cumhuriyetlerinin sınırlarından
söz ederken, bu cumhuriyetlerin BM'ye kabul edilmesi keyfiyetini,
bunların sınırlarının uluslararası hukuk tarafından teyit edildiği
yolunda bir argüman olarak kullanmak mümkün olamaz, çünkü SSCB
yıkıldığı sırada oluşmuş olan ulusal devlet oluşumlarının sınırları
uluslararası hukuk karakteri değil, idari, iç politika karakteri
taşıyordu. Bunlar, komünist imparatorluk rejimi tarafından egemen
devletler arasında değil, Sovyetler Birliği'nin idari bölümleri
arasında tespit edilmişti.
Gürcistan'ın
BM'ye alınmasının hikmeti
Gürcistan
Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler Örgütü'ne kabulü keyfiyeti
hakkında birkaç söz etmeden geçemeyeceğim. Liderleri silahlı darbe
ile iktidara gelen bir devlet uluslararası camiaya kabul edilmiştir.
İnsan ister-istemez BM'ye Gürcistan'ın değil, Edvard Şevardnadze'nin
alındığını düşünüyor.
Eski
birlik cumhuriyetlerinin sınırlarının tanınması, uluslararası
hukuk kuralları, bu topraklarda meskun halkların hak ve çıkarları
hiçe sayılarak, bunların hür iradelerine başvurulmadan ve hatta,
bunların çıkarlarına karşı, zorbalıkla yapılıyor.
Üstelik, eski SSCB Cumhuriyetleri BM'ye alınmadan önce, bu eski
cumhuriyetlerin içinde olan birçok millet, Abhazlar da dahil olmak
üzere, kendi devlet egemenlik deklarasyonlarını kabul etmiş bulunuyorlardı.
Eski birlik cumhuriyetlerinin BM'ye kabulü, birçok milletin, özellikle
1.200 yıllık devlet geleneğine sahip Abhazların milli bağımsızlık
ve devlet bağımsızlık deklarasyonları açıkça çiğnenerek gerçekleştirilmiştir.
Maalesef, BM Örgütü ve Batıdaki belirli çevrelerin, halkları sınıflara
bölen Stalinist modeli korumaya çalıştıkları tespitini yapmak
gerekiyor. Aksi halde, eski birlik cumhuriyetlerinin tanınıp,
özerk cumhuriyetlerin tanınmamasını nasıl anlamalı? Bu çifte standart
değil de nedir? Bu arada eski SSCB'de hala kan dökülüyor. Rusya
ve Gürcistan liderlerinin "Dagomıs Mutabakatı" neticesinde
Abhazya Cumhuriyeti topraklarına saldıran Gürcü ordusu sekiz aydır
sivil halka karşı savaş uçakları, tanklar, "Grad" ve
"Uragan" topçu sistemleri, Rusya'nın bilgisi dahilinde
Transkafkasya ordusu Rus kumandanlığı tarafından Tiflis'e verilen
iğneli ve bilyeli bombalar gibi yasaklanmış silahları kullanmaya
devam ediyor.
100
bin Gürcüyü gözden çıkardılar
Abhazya
halkı fiziki soykırım hareketlerine maruz kalıyor. Gürcü tarafının
işgal ettiği topraklarda, Abhazya'yı Gürcüleştirmek ve onu mono
etnik üniter bir Gürcistan devletinin parçası yapmak amacıyla
etnik temizlik yapılıyor. İşgal edilen topraklarda, Abhaz, Ermeni,
Rus ve Grek nüfus metodik olarak katlediliyor, işkence ve hakaretlere
uğruyor. Savaş boyunca şimdiye kadar Abhaz tarafından bine yakın
insan, yani her yüz kişiden biri ölmüş, üçbinden fazla yaralı
var, cumhuriyet vatandaşlarının yarıya yakını mülteci olmuştur.
Doğu Abhazya, özellikle muhasara altındaki Tkvarçal şehri ve Abhaz
nüfusun birarada yaşadığı Oçamçira bölgesi çok zor durumdadır.
Halihazırda bu bölgede 7 Abhaz köyü yakılmış bulunuyor: Kindgi,
Tamış, Oçamçira şehirleri de bugün tek bir Abhaz kalmamıştır,
kovulmuş veya öldürülmüştür. Abhazya'nın başkenti Suhum, esir
kampını andırmaktadır. Tiflis makamları, Gürcistan'la Abhazya
arasındaki politik ihtilafı, etno-politik hale getirmek için her
şeyi yaptılar. Ordularını Abhazya'ya sokarak, mahalli Gürcü nüfusu
yavaş yavaş bu askeri maceraya bulaştırdılar ve Abhazlara karşı
kışkırttılar. Şevardnadze'nin "gerçek bir şövalye" olarak
adlandırdığı Gürcü Generali G. Karkaraşvili'nin sözlerini hatırlamadan
edemeyeceğiz. 1992 Ağustos'u sonunda bu general Gürcü televizyonunda
yaptığı konuşmada, "yaşlılar, kadınlar ve çocuklar da dahil
olmak üzere 97 bin Abhazı toptan yok etmek için 100 bin Gürcüyü
kurban etmeye hazır olduğunu" söylemişti.
Yıkım
operasyonu ve tepkiler
Bu
yamyamca program bugün gerçekleştirilmektedir. Abhaz halkının
tarihi ve kültürel anıtları bilinçli olarak yıkılıyor, arşivler,
enstitüler, kütüphaneler, tiyatrolar yakılmıştır. Abhaz isimleri
taşıyan müzeler, resim, galerileri, üniversiteler ve diğer kurumlar
soyulmuştur. Çok değerli el yazmaları, belgesel tarihi materyaller
ve kitaplar, folklorik, linguistik kayıtlar yok edilmiştir. Abhaz
halkını, tarihi anılarından yoksun bırakmak için herşey yapılıyor.
Bu arada, Gürcü enformasyon vasıtalarının yönlendirmesiyle, batıda,
Abhazların "fanatik Müslümanlar" olduğu ve bütün dünya
için bir tehdit oldukları masalı yayılıyor...Fakat, daha I. yüzyıl
başlarında Abhazya'nın Karadeniz kıyılarında yayılmaya başlayan
Hıristiyanlığı, imparator I. Jüstinyen zamanında VI. yüzyılda
resmen kabul eden halkımızın dini toleransı Kafkasoloji bilginlerinin
pekala malumudur. Müslümanlığa gelince, 16-18 yüzyıllarda buraya
girdi, fakat burada fazla yayılamadı. 19. yüzyılda Abhazya'da
topu topu birkaç tane ahşap cami vardı, bugün bir tane bile yok.
Moskova'da, Sanit-Peterburg'ta, Tiflis'in merkezinde taştan camiler
yükseliyor. Nedense kimse Gürcistan'ın İslam Dünyası ve kültürüyle
daha 8. yüzyılda temasa geçtiğini, 8 yüzyıldan 11. yüzyıla kadar
Gürcistan'ın şimdiki başkentinde Tiflis Emirliği'nde Arap emirinin
hüküm sürdüğünü, Gürcü Kralı Mimar David'in Arapça para bastırdığını,
Müslüman Gürcü sayısının bütün Abhaz halkından fazla olduğunu
hatırlamak istemiyor. Gürcistan yönetimi yıldırım harbini gerçekleştirip,
2-3 gün içinde Abhaz halkını boğamayınca, Şevardnadze, BM Örgütü,
AGİK ve diğer uluslararası kuruluşlara, Abhazları, yani tecavüze
uğrayanları şikayet etmeye başladı. Anlaşılan kendimizi savunmaya
da hakkımız yokmuş. Abhazya'ya saldıran caniler ordusuna karşı
Abhazların silaha sarılmak zorunda kalmasını bazı yayıncılar "delilik"
olarak, halkımızın direnişini, utanmadan, "kendi kendini
soykırıma uğratma" olarak adlandırmaya başladılar. Mesela,
Gürcü lobisinin çok güçlü olarak temsil edildiği "Nezavisimaya
Gazeta" da yapılan bir röportajda Gürcistan Cumhuriyeti Parlamenteri
Ada Marşaniya şöyle diyordu:
"Şüphesiz, şu veya bu bahane ile Abhazya'ya asker sevketmekle,
suç işlenmiştir. Diğer taraftan bu askerleri ateşle karşılamak
en büyük delilikti...Ama, her halükarda Gürcü tarafı, daha fazla
alicenaplık ve ihtiyat göstermeliydi. Ve her adımını düşünerek
atmalıydı!"
Daha sonra şöyle devam ediyor:
"Sanıyorum, Devlet Konseyi, ne yaptığının farkında değildi,
muhtemel sonuçları iyi hesaplamamıştı. Devlet Konseyi üyelerinin
büyük çoğunluğuna, gerçek durumla ilgili bilgi verilmemişti. Burada
bir ikili oyun söz konusu. Bu, suç derecesine varan bir hata.
Politik bir suç, ve bir cinayet suçu." ("Nezavisiınaya
Gazeta", 1993, 10 Nisan)
Uluslararası
örgütlerin tutumu
Abhazya
Parlamentosu, Abhazya Cumhuriyeti Yüksek Sovyet Başkam Vladislav
Ardzınba, sesimizi duyacakları umuduyla BM Örgütüne 12 defa müracaat
etmiştir. Maalesef çağrılarımız, sadece, Abhaz halkının içine
düştüğü durumu daha kötüleştirmiştir. Tiflis yönetiminin daveti
üzerine Abhazya'yı ziyaret eden birkaç BM, AGİK misyonu, eski
Gürcistan SSC'nin sözümona toprak bütünlüğü tezini, insan hakları
ve halkların kendi kaderlerini tayin hakları problemlerinin üzerine
koyarak, açıkça Gürcü tarafını tutmuşlardır. Bilindiği gibi, Gürcistan'ın
ısrarı üzerine Güvenlik Konseyi, Gürcistan ve Abhazya'daki durumu
görüşmeye hazırlanmaktadır. Ardzınba BM Genel Sekreterine bir
açık mektup yollayarak, Güvenlik Konseyi oturumunda Abhazya'nın
görüşünü açıklamaya hazır olduğunu ifade etti. Abhazya Cumhuriyeti
Temsilcisi'nin bu oturuma katılabilmesi, BM Örgütü tüzüğünün 32.
maddesine uymaktadır. Maalesef, Abhazya'nın bu yapıcı teklifine
karşı da, BM Örgütü şimdilik sessizliğini korumaktadır. Biz, sayıca
Abhazların kırk katı olan Gürcistan'la savaşmanın bir felaket
olduğunu pekala farkındayız. Ama bize başka bir seçim bırakmadılar.
Mevcut durumdan mümkün olan çıkış yolu, bütün Gürcü askerlerinin
Abhazya'dan geri çekilmesi ve ancak bundan sonra barış gücünün
gelmesidir. Bu savaşın galibi olmayacaktır. Jean-Paul Sartre'nin
söylediği gibi "Zaferin detaylarını öğrendiğimizde, onu mağlubiyetten
ayırmakta zorlanacaksınız."
Çözüm önerileri
Gürcistan
ve Abhazya arasındaki savaş ihtilafının barışçı yollarla çözülmesi
ve Abhazya'nın gelecekteki iman için birkaç varyant teklif edilebilir:
1)
14 Ağustos 1992 tarihinde Gürcistan'ın Abhazya'ya karşı başlattığı
askeri tecavüzden önce Abhaz halkı ve parlamento, Gürcistan'la
federatif antlaşma yapmaya taraftardı. Abhaz tarafının inisiyatifiyle
savaştan önce ilan edilen antlaşma taslağı bunun kanıtıdır. Ama
bugün, seller gibi kan akıtıldıktan sonra, en iyi ihtimalle Gürcistan'la
bir konfederatif ilişkiden bahsedilebilir. Fakat bu projeye taraftar
olanlar, her iki tarafta da azdır.
2)
Bölgenin çokuluslu halkı ve parlamentomuzun birçok üyesi tarafından
hararetle desteklenen diğer varyant, bir çeşit "Kafkas İsviçresi"
gibi, küçük bir tarafsız Abhazya Cumhuriyeti'dir. Doğu ve Batının
birleştiği yerde, deniz limanları, demiryolları, havayolları ve
dağ geçitlerinden Kuzey Kafkasya'ya aşan şoseleriyle. Abhazya
Orta Asya'ya açılan bir kapı da olabilir. Böyle bir devlet Rusya'nın,
Batı Ülkeleri'nin, Türkiye'nin çıkarına olurdu. 1919 yılında İngiliz
kumandanlığı ve General Denikin Abhazya'nın derhal tarafsız ülke
ilan edilmesini ve Gürcü ordularının İngur nehrinin ötesine çekilmesini
talep etmişlerdi.
3)
Abhazya, kendi geleceğini, 1989 Ağustos'unda Suhum'da doğan
ve Karadeniz'den Hazar Denizi'ne kadar olan sahada yaşayan 16
halkı birleştiren etkili bir sosyal örgüt olan Kafkas Halkları
Konfederasyonu'nun kuracağı bir Kafkas Konfederasyonu'nda görmektedir.
5 Nisan 1993 tarihinde Pitsunda'daki Danışma Konferansı'na katılanlar,
"Kafkas Halkları Konfederasyonu'yla Güney Rusya Kazakları
arasında dostluk ve işbirliğine dair" bir belge imzaladı.
Bu belgede, "KHK ile Kazaklara karşı güç kullanma tehdidi
halinde kollektif güvenlik garantisi" öngörülmüştür. Bu anlaşmanın
onaylanması için Güney Rusya, Kuzey Kafkasya ve Abhazya halklarının
kongresi en geç 1 Mayıs'a kadar toplanacaktır. Abhazya halkı,
savaşın ilk günlerinde, bütün dünyayla ilişkimiz kesilip tam bir
izolasyon halinde olduğumuz sırada, Konfederasyon gönüllülerinin
dağ yollarından yardımımıza koşmuş olmasını hiçbir zaman unutmayacaktır.
Bunlar, Kabardeyler ve Çeçenler, Adıgeler ve Güney Osetyalılar,
Çerkesler ve Abazinlerdi. Onların sayesinde bu eşitsiz mücadelede
ayakta kalabildik. Şimdi Abhazya'da durum değişti.
Kuzey
Kafkasya, Abhazya'yı desteklemek üzere ayağa kalkınca, Rusya yönetimi,
Abhazlarla ilgili tutumlarını değiştirdi. Savaşın ilk günlerinde
Şevardnadze, konfederasyonun Abhazların yardımına gelebileceğine
inanıyordu.
"Konfederasyon kağıttan bir kaplandır" dedi ve feci
şekilde yanıldı. Kafkas Halkları Konfederasyonu Başkanı Musa Şanibov
14 Şubat 1993 tarihli konuşmasında şöyle diyordu:
"Kafkas halkları ve eski SSCB halkları Abhazya'nın kaderinde
kendi kaderlerini gördüler. Kafkas halklarının Abhazya'nın hürriyeti
için yaptıkları mücadele özünde kendi hürriyetleri için yaptıkları
bir mücadeledir. Bu nedenle Kafkasya'nın çiçeği şimdi Abhazya'dadır."
Asırlar boyunca Abhazya, lisan, etnik, kültürel ve politik-ekonomik
ilişkiler bakımından, Kuzey Kafkasya dünyasıyla bir bütünü oluşturdu.
Bu, özellikle Abhazların en yakın akrabaları olan Adıgeler, Kabardeyler,
Çerkesler, Ubıhlar ve Abazinler bakımından böyledir. Abhaz halkının
çok eskiden beri Kuzey Kafkasya, Güney Rusya halklarıyla, kendine
özgü bir yaşam biçimi süren ve Rusya'ya olduğu kadar Kafkasya'ya
da yakın olan Kazaklarla geleneksel ilişkileri vardır. Daha o
çalkantılı 1917 yılında Abhazya, "Kafkasya Birleşik Dağlılar
Birliği" ve "Kazak Orduları, Kafkas Dağlıları ve Hür
Step Halkları Birliği" gibi etkili örgütlerin asil üyesi
idi. O günlerde Abhazların kendi kaderlerini tayin etme arzuları,
11 Mayıs 1918 tarihinde ilan edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne
(Dağlı Cumhuriyeti) dahil olmalarında ifadesini bulmuştu. Bu cumhuriyete,
Abhazya'dan başka Dağıstan, Çeçenistan, Kabardey, Adıgey, Osetya'da
girmişti. Lord Curzon da "Dağlı Cumhuriyeti" ile çok
ilgilenmişti. İki hafta sonra Kafkas halkları, tarihimizde ve
politik hayatımızda çok önemli bir hadise olan "Dağlı Cumhuriyeti'nin"
75. kuruluş yıldönümünü kutlayacaklar. Bugün, 1918-1919 yıllarının
"Dağlı Cumhuriyeti'nin", etkisi ve gücü günden güne
artan bugünkü Kafkas Halkları Konfederasyonu'na temel teşkil ettiğini
anlıyoruz.
Savaş
sırasında Gürcistan-Rusya ilişkileri
Bu
arada Abhazya'daki savaş daha acımasız bir hale geliyor, Gürcü
orduları sivil halkı katlediyor, Rusya ise Gürcistan'la ittifak
antlaşması yapmak amacıyla görüşmelere devam ediyor. Rus askeri
birliklerine saldırılması gibi çeşitli bahanelerle Gürcistan'a
silah ve mühimmat ikmaline devam ediliyor. Rusya ve Gürcistan
arasında Abhazya'dan geçen sınır konusu görüşülüyor. Örneğin,
bu yılın Şubat ayında Şevardnadze açıkça, Rusya ile antlaşma imzalamaktaki
asıl amaçlarından birinin, Rusya'dan mümkün olduğunca çok silah
almak olduğunu ifade etmiştir.
Savunma Bakanı Kitovani de "Rusya'nın Kafkasya'daki dayanağı
olmaya hazırız. Ama bunun için Gürcistan'ın güçlü bir devlet olması
lazım. Rusya bize kotada öngörülen askeri teçhizatın yüzde 10'unu
bile devretmedi" diye yakınıyordu. Bu tür ifadeler Kuzey
Kafkasya, Güney Osetya, Abhazya, Mingrelya ve şimdilik istikrarını
koruyan Acarya'yı endişelendirmektedir. Rusya Federasyonu Yüksek
Sovyeti'nin 25 Eylül ve 25 Aralık 1992 tarihli kararlarına rağmen,
Gürcistan'a silah devredilmesi işi hala devam etmektedir. 1992
Mart ayı sonunda Transkafkasya'daki Rus ordu grupları komutan
yardımcısı, General Boris Dikov "bir tümenin Gürcü Silahlı
Kuvvetlerine geçtiğini", yıl sonuna kadar da "34 garnizonunun
teslim" edileceğini tahmin ettiğini söylemiştir. (Nezavisimaya
Gazata, 1993, 25 Mart)
Halihazırda, güya Gürcistan'ın, Rus ordularını topraklarından
çıkartmaya çalıştığı şeklinde yanlış bir kanaat oluşmaktadır.
Gerçekte Gürcistan hakim çevreleri, bu silahlı kuvvetlere dayanmakta
ve bunların desteğini kaybetmekten çok korkmaktadırlar. Geçen
yılın sonunda Şevardnadze Tiflis'te, ülke sorunları her taraftan
korumasız kalacağı için, Rusya'nın sınır birlikleri ve hava savunma
birliklerinin Gürcistan'dan çıkarılmasının şimdilik sözkonusu
olmadığını ilan etmişti. Parlamenter Ada Marşaniya'nın bu yılın
Nisan ayındaki konuşması da bu sözleri doğrulamaktadır:
"Gürcistan'da, Rus birliklerinin hemen ve tamamıyla geri
çekilmesiyle ilgili olarak yapılan çağrılar, ne Rusya'nın, ne
de Gürcistan'ın planlarına uymaktadır. Abhazya hariç olmak üzere
bu etapta Rus askerlerinin mevcudiyeti gereklidir. En azından
sınırların korunması için. Cumhuriyetin bir ordusu yok ki, silahlı
bir güruhtan başka." (Nezavisimaya Gazeta, 1993, 10 Nisan)
Görüldüğü gibi Gürcistan, Rus birliklerini Gürcistan'dan değil,
özellikle Abhazya'dan çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır.
Bu sorun, geçenlerde Rusya Savunma Bakanı Graçov ve Gürcistan
Başbakanı Sigua ile Savunma Bakanı Kitovani arasında Soçi'de yapılan
görüşmelerde ele alınmıştır. Kapalı kapılar ardında gene ne kararlar
alındı, bilemiyoruz, çünkü Abhaz tarafı, gözlemci statüsünde bile
olsa toplantıya alınmamıştır. Abhazya Cumhuriyeti liderlerinin
görüşü bile alınmadan, gene kapalı kapılar ardında Abhaz halkının
kaderiyle oynanmaktadır. Halihazırda Gürcistan, bütün Kuzey Kafkasya
bölgesinde ve Güney Rusya'daki sosyo-politik durumu son derece
olumsuz olarak etkileyen, istikrar bozucu asıl faktördür. İşte
bu nedenle, Başkan Yeltsin'in devlet hukuk bürosunun analitik
enformasyon sektörünün 22 Ocak 1993 tarihli raporundaki bazı görüşler
ve Gürcistan-Rusya ilişkileriyle ilgili değerlendirmeler biraz
garip görünmektedir. Mesela, "Şevardnadze'nin ayakta kalabilmesi
için, Rusya'nın daha ciddi desteği gereklidir", "Rusya
ve Gürcistan'ı yalnız ekonomik ve manevi bağlar bağlamıyor. Jeopolitik
ve askeri gerçekler, bu ülkeleri birbirine yakınlaştırıyor."
Abhazya
neresidir?
Anlaşılan,
Rusya'daki belirli çevreler, Gürcistan'ın gerçekte yıkıldığını,
ve Moskova'nın ne kadar Tiflis'e ve onun etrafına tutunursa, Kuzey
Kafkasya'da o kadar pozisyon yitireceğini bir türlü anlayamıyorlar...
Birliğin durumuna gelince, şunu söylemek isterim. Bugün bazıları,
"Abhazya, Rusya'dır", bazıları da "Abhazya, Gürcistan'dır"
diyorlar. Ama, Abhazya, Abhazya'dır. XX. yüzyılın perdesi kapanırken,
kendi yüzümüzü, halkımızın yüzünü yitirmek istemiyoruz. Yüzümüzden
hoşlanmayanlar olabilir, ama bu bizim yüzümüzdür.
Stanislav Lakoba
Abhazya Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti Dışişleri ve Parlamentolar
Arası İlişkiler Komisyonu Başkanı
Not: Bu yazı Stanislav Lakoba'nın 23 Nisan 1993 tarihinde
Londra'da düzenlenen Çağımızda Kuzey Kafkasya konulu konferansta
yaptığı konuşmanın metnidir.