Adıgeler
Tarihte
Adıgeler
Memluklu Devleti'nde Kafkasyalıların rolü
Adıgelerin Rus ve Osmanlılarla ilişkileri
Adıgelerin Osmanlılar açısından önemi
Tarihte
Adıgeler
Tarih
boyunca Kafkas ve Çerkes (Adıge, Kabardey vs.) halklarının daha
çok içinde bulundukları jeopolitikten ötürü, benzer kaderi paylaştıkları
akla geldiğinde Adıge tarihiyle, diğer Çerkes soylarının tarihleri
arasında ortaklıklar bulunması son derece tabidir. Çerkesler,
tarih boyunca Grekler, İskitler, Romalılar, Bizanslılar, Hunlar,
Alanlar, Avarlar, Hazarlar, Kıpçaklar, Altınordulular, Kırım Tatarları,
Araplar, İranlılar, Gürcüler, Lazlar, Doğu Slavları ve 11 ve 12.
yüzyıllarda Adıge masallarında Frenk şeklinde geçen Batı Avrupa
halkları ile ilişkiye girmişlerdir. Bu ilişkilerin bazıları geçici
olurken bazıları ise asırlarca sürerek bir halkın anılarında derin
izler bırakmıştır. İlk Yunan Adıge-Abhaz ilişkileri M.Ö. yüzyıllar
arasında Karadeniz'in kuzey kıyılarında kurulan ticaret kolonileri
devrinde başlar. Arapların ise Kafkasya'da ağırlıklarını hissettirdiği
tarih 8. yüzyıldır. Bu tarihlerde Adıgeler Hazar Krallığı'nın
bünyesinde bulunmaktaydı. Abhazlar ise Ahhazya Krallığı adı altında
bağımsız ve güçlü bir devletti. Orta Asya'dan gelen yeni göç dalgalarının
neticesinde Hazar Devleti'nin yıkılması Bizans ve Avrupalılara
yeni iş olanakları sağladı. Cenevizli ve Venedikli tüccarlar Kırım,
Adıge ve Abhaz kıyılarında birçok ticaret kolonisi oluşturdu.
Cengiz İmparatorluğu döneminde bu sahanın transit önemi oldukça
arttı.
Memluklu
Devleti'nde Kafkasyalıların rolü
1263
yılında Mısır Sultanı ile Bizans İmparatoru arasında yapılan anlaşmaya
göre Karadeniz'de Mısır gemilerinin de dolaşmasına izin verildi.
Mısırlılar bu hakkı daha çok esir ticareti için kullandılar. Bu
esirlerin 14-16. yüzyılda Mısır'da kurdukları Memluk yönetimi
bir yönüyle oldukça ilginçtir. Ancak Memluk Devleti'ni kuranların,
Moğol istilası sonucu ülkesini terk etmek zorunda kalan Kuzey
Kafkasyalılar olduğu da iddia edilmektedir. 13. yüzyılın ilk yarısında
Dağıstan'ı ele geçirip Adıge ülkesine geçen Moğol orduları Adıgelerin
tüm direnmelerine karşın ilerlediler ve Azak denizi kıyısındaki
Taman Yarımadası'ndaki Cengiz kolonilerini altüst ettiler. Bu
tarihten sonra Adıgeler uzun süre Altınordu Devleti'nin yönetimi
altında kaldılar. İlişkiler sonraları dostluk temelinde gelişti
ve Altınordu Hanlarının çocuklarının terbiyesi ve yetiştirilmesi
bizzat Adıgeler tarafından yapılır oldu. Aynı şey daha sonraları
Kırım Hanlarının çocukları için de söz konusu olacaktı.
Adıgelerin
Rus ve Osmanlılarla ilişkileri
Adıge-Rus
ilişkileri ise daha 10. yüzyılda başladı. Bunun nedeni ise Taman
Tarhanlığı üzerindeki karşılıklı hak iddialarıydı. Çerkeslerle
Rusların savaşı bu olaydan sonra da sürdü. Fakat Doğu Avrupa'yı
istila eden Türk boyları Kiev prenslerini daha kuzeye çekilmeye
mecbur ederek, Rus ulusunun oluşmasına yardımcı oldular. Zayıflayan
Altınordu Devleti'nin bu zaafından yararlanarak Moskova çevresinde
varlıklarını oturtan Ruslar, yeniden Adıgelerle karşı karşıya
geldiler. Bizans İmparatorluğu'nun Osmanlılar tarafından ortadan
kaldırılmasından sonra, Bizanslı prenseslerden biri ile evlenip
Bizans İmparatorluğu'nun iki başlı kartalını devlet arması olarak
benimseyen ve bu şekilde kendisini de Bizans İmparatorluğu'nun
varisi olarak ilan eden III. Ivan'ın torunu müthiş Ivan IV. Kafkasya'yı
istilaya hazırlanarak Hazar Denizi civarında bir kale yaptırdı.
Ancak IV. Ivan'dan sonraki Rus yönetimiyle (1594-1604) karşı karşıya
gelen Adıgeler, Rus ordusunu mağlup ettiler. Bu olaydan sonra
Adıge-Rus ilişkileri tamamen savaş haline dönüştü. Çerkes-Rus
ilişkileri sürekli olarak kötüye giderken, Osmanlılar 1475 yılında
Kefe'yi hemen sonra Azak kalesini ele geçirerek civardaki Venedik
kalelerini ortadan kaldırdılar. Bu hareket sonucunda da Kırım
Hanlığı da Osmanlı himayesine geçti. Bu şekilde Adıgelere komşu
olan Osmanlılar zor kullanmak yerine onları Müslümanlaştırmak
ve duygusal olarak Halifeye bağlamak istediler. Bu arada Rus-Çerkes
savaşları tüm hızıyla sürdü. Ruslar sürekli ilerleyerek stratejik
mevkileri ve kaleleri ele geçirmeye başladılar.
Adıgelerin
Osmanlılar açısından önemi
Kafkasya'da
bir çevirme hareketine giriştiler. Önceleri Osmanlılar tarafından
pek önem verilmeyen Adıler, I. Abdülmecid zamanında birdenbire
değer kazandı. Ruslar Taman, Kuban, Dağıstan ve Gürcistan'a yerleşmeye
başladı. Osmanlılar Rus yayılmacılığına karşı topraklarını koruyabilmek
için bir Çerkes duvarı oluşturmaya karar verdiler.
Çünkü Adıgeler gerektiğinde hemen hazır hale gelebilecek 80 bin
kişilik bir ordu çıkarabilirlerdi. Dindarlığı ve iyi ahlakı ile
tanınmış aslen Kafkas kökenli Ferruh Ali Paşa, Soğucak Kalesi'nden
başka Gelincik Limanı'nı ve Anapa'yı onararak yavaş yavaş Adıgelere
yakınlaşmış ve onlarla sıcak ilişkiler kurmuştu. Ancak Ferruh
Ali Paşa çalışmalarını tamamlayamadan İstanbul'a geri çağrılmıştı.
Bundan sonra da Çerkezistan'ın İstanbul'a bağlanması işinin suya
düştüğünü görüyoruz. Rusların uzun bir sürede başardığı çevirme
hareketi ve kaleler Adıgelerin 1840 yılındaki şiddetli saldırılarına
bir yıl bile dayanamadı. Aynı yıl içerisinde birer birer Çerkeslerin
eline geçti. Osmanlı Devleti'nin özellikle Balkanlardaki yenilgileri
sonucunda, 1829 Edirne Anlaşması'yla Kafkasya'nın bir anlamda
Rus toprağı olduğunu kabullenmesi Adıgeleri hiç memnun etmemişti.
Aslında Çerkesler(Osmanlılar Adıgelere böyle hitap ediyorlardı)
kendilerini Osmanlı tebaası da saymıyorlardı. Çünkü Kuzey Kafkasyalılarla
Osmanlıların ilişkileri ortak düşmana karşı ortak tavır şeklinde
gelişmişti. Edirne Anlaşması'yla Osmanlı Devleti bu değerli müttefikini
feda etmek zorunda kalmıştı. Çerkesler bir muhtıra ile hem Babıali'yi
hem de İngiltere'yi uyardılar. Hemen ardından İngiltere ciddi
tedbirler almaya karar verdi. İngiltere'nin İstanbul Konsolosu,
Kafkasya'da cereyan eden olayları dikkatle izliyor ve Londra'yı
Çerkes ulusal savaşına destek vermeleri konusunda sık sık uyarıyordu.
Ona göre Çerkeslerin desteklenmesi İngiltere'nin çıkarınaydı.
Edirne Anlaşması'nın Çerkezistan'la ilgili maddesini tanımayan
İngiltere, 1837 yılında Başbakan Lord Palmerston'un bir notası
ile Çerkezistan'ın bağımsızlığını resmen tanıdı. Çerkes Ulusal
sorunu bu şekilde yepyeni bir boyut kazanıyordu. Şeyh Şamil'in
Çerkezistan'a gönderdiği naibi Muhammed Emin de 1859 yılında Ruslara
teslim olmak zorunda kalmıştı. Onun yerine ulusal meclis kurma
girişimi de başarısız kalınca Çerkesler direnişlerine dağınık
bir şekilde devam ettiler. 1864 yılında Çerkes-Rus savaşları sona
ermiş oldu. 1864 yılında savaş kesin olarak kaybedilince Ruslar
Karadeniz sahillerinde Çerkes yerleşimleri tamamen ortadan kaldırdılar.
Bu bölgede oturan Adıge, Ubıh ve Abaza halklarının tamamını yerlerinden
ettiler. Ubıh ve Abazaların tamamı, Adıgelerin % 80'i Osmanlı
topraklarına sürüldü. 1864 sürgünü hakkında birçok tahmini rakam
verilmesine karşı en çok kullanılan değerler 1.000.000-1.500.000
kişidir. Göçten sonra Adıgelerin Kabardey kolu Terek Eyaleti ile
Sivastopol vilayetine (bugünkü Stavropol) Batı Adıgelerini ise
Karadeniz vilayetine (bugünkü Krasnodor) bağladılar.
Bilindiği
gibi göç ya da sürgün şeklinde adlandırılan ve Çerkeslerin, özellikle
de Kuzey-Batı Kafkasya'da oturan Şapsığ, Abzah, Ubıh, Abhaz halklarının,
3-4 bin yıllık tarihinin belki de en dramatik olayının sonuçları
bu halkların geleceğini çok fazla etkiledi. Kuzeybatı Kafkasya
Adıgeleri nüfuslarının yüzde 80'i hu göçte kaybettiler.
Göçten önce Adıge kabileleri arasında en fazla nüfusa sahip olan
Şapsığlar Kafkasya'da yok denecek kadar azaldı. Adıge göçmenleri
Balkanlardan, Arap çöllerine kadar Osmanlı İmparatorluğunun dört
bir yanına dağıldılar.
Yeni yerleşim yerleri Osmanlı Devleti'nin politik çıkarları doğrultusunda
belirlenmişti. Örneğin Çerkesler Sinop-Reyhanlı arasında düz bir
çizgi halinde yerleştirildi. Suriye, Ürdün gibi 19. asır sonlarına
kadar Osmanlı yönetiminde yaşayan ülkelerde ise yine Türkler ile
Arapların arasına yerleştirildiler. Bundan başka İstanbul yönetimi
olası bir Anadolu isyanının İstanbul'a ulaşmasını engellemek için
Adıge ve Ahhazlardan yoğun bir nüfusu Marmara Bölgesi'ne yerleştirdi.
Not:
Bu yazı "Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri
Ekonomik Araştırma Merkezi" tarafından hazırlanan "Yeniden
Yapılanma Sürecinde Türk Cumhuriyetleri ve İslam Ülkelerinin Sosyo-ekonomik
Yapıları ve Türkiye İle İlişkileri adlı çalışmadan derlenmiştir.