1944 Sürgünü
Kafkasya'da
geniş çaplı Stalin'in soykırım harekatı 23 Şubat 1944'de başladı.
400 bin Çeçen ile 90 bin İnguş Orta Asya ve Sibirya'ya sürüldü.
Yalnızca 2 bin kişi dağlara kaçabildi. Kuzey Osetya'da yaşayan
Çeçenler de sürüldüler. Soykırıma yönelik sürgün operasyonu yalnızca
üç gün sürdü ve "İç İşleri Bakanlığı Halk Komiserliği"
tarafından gerçekleştirildi. Bunun başında Politbüro ve Devlet
Savunma Komitesi üyesi Lavrentiyev Beriya bulunuyordu.
Tüm bu soykırıma yönelik göç operasyonu gizlilik içinde yapıldı.
Gerçekleştirildikten ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946'da "İzvestiya"
bu olayı küçük bir haber olarak verdi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu,
Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve sekreter P. Bahmorov'un imzaladığı
bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB'nin değişik
yerlerine sürüldüğünü belirtiyor, bu arada Çeçen-İnguş ÖSSC'nin
7 Mart 1944'de resmen lağvedildiğini görmezden geliyor, ayrıca
sürülen İnguşlardan söz etmiyordu.
Almanlara
destek iddiası
İleri sürülen
nedenler arasında, bu halkların büyük bir kısmının Almanlarla
işbirliği yaparak ihanet ettikleri de yer alıyordu. Bu gerekçeler
gerçek dışıydı; çünkü Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Çeçen ve İnguşların
Almanlarla savaştıklarını (1941-1945) ve ordu için yiyecek yardımında
bulunduklarını, petrol sanayinin ise cepheye destek için aralıksız
çalıştığını yazmaktadır.
Soykırıma yönelik göç hareketi yalnızca üç gün sürmüş, kimsenin
beklemediği anda, psikolojik felçlere neden olabilecek derecede
ani olarak gerçekleştirilmişti. İnsanlar 23 Şubat 1944'de, Kızıl
Ordu gününde tutuklanmıştı. Çocuklar ve kadınlar evlerinden alınmış
ve Almanya'ya karşı harekatlar için ABD tarafından verilen kamyonlarla
sevkedilmişlerdi.
Her
aileye 20 kg. bagaj için izin verilmişti. Tüm varlıkları, evleri,
toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya (RSFSC) tarafından el
konulmuştu. Kamyonlar onları hemen ve doğrudan doğruya sürüldükleri
yerlere ulaştırmışlardı. Sürgün sırasında insanların % 20'si hava
koşulları ve açlıktan ölmüşlerdi. İç İşleri Bakanlığı memurları
B. Kobulov ve İ. Serov sürülenlerin yeni yerleşim yerlerindeki
bakımlarından sorumluydular. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları,
ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi öldü. Çeçen ve
İnguş halklarının nüfus kayıpları % 38 olarak hesaplanmıştır.
Fiziksel soykırımın yanı sıra, ulusal eğitim ve entellektüel yaşamdaki
güçlükler nedeniyle kültürel bir soykırım da meydana gelmişti.
Bunun dışında polis devleti yöntemleri de uygulanıyordu. Sürgün
yerlerinde her on eve bir gözlemci veriliyordu. Her ay kişilerin
kendilerini kaydettirmeleri zorunluluğu konmuştu. Bu daha sonra
her yıl yapılmaya başlandı. Bir çok şey için polisten izin almak
gerekiyordu. Yalnızca üç kilometre uzaklaşılmasına izin verilmişti.
Daha uzak mesafelere yapılacak seyahatler için herkesin belge
sahibi olması gerekiyordu. Bunlar sürgünün yarattığı psikolojik
soykırımı güçlendiren şeylerdi. 26 Kasım 1948'de SSCB bir bildiri
yayınlayarak, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum
olarak, süresiz sürgünde kalacaklarını bildiriyordu.
Gerçekte insanların ölümlerine neden olan şey, hayvan vagonlarında
birkaç gün su ve yiyecek verilmeden yapılan ulaşımdı. Bu "soykırım
yolu" 100 bin kişinin yaşamına mal olmuştur.
Karaçaylar, Balkarlar, Kalmıklar da Rus olmayan ulusların topraklarının
ele geçirilmesi ve kimliklerinin yokedilmesi planının bir parçası
olarak sürüldüler.
Kafkasya'nın
Ruslaştırılması
Rusya'nın soykırıma yönelik sürgün planı, Kuzey Kafkasya'da genel
kontrolün güvence altına alınması açısından stratejik bir anlama
sahiptir. Zira güneyden gelecek bir saldırıda buralar tampon bölgeydi.
Bunun dışında Kuzey Kafkasya halkları Slav olmadıkları gibi Müslüman
olmalarının yanısıra Rusya karşıtı ve antikomünisttiler. Bu stratejik
nedenden dolayı nüfus soykırımı yalnızca sürgün olarak karşımıza
çıkmıyor aynı zamanda sürülen halkların yurtları Ruslaştırılıyordu.
Ruslaştırmanın gizlenmesi amacıyla diğer bazı uluslar sürülen
ulusların ülkelerine yerleştirildi. Çeçen-İnguş ülkesine yalnızca
Ruslar değil, Kuzey Osetinler, Avarlar, Darginler ve Ukraynalılar
da getirildi.
Demokrafik yapıya yapılan bu müdahale Kafkasya'nın yerel halkaları
arasında bir çatışma zemini de hazırlıyordu.
Mesela kenar bölgeler Kuzey Osetya'ya katıldı. Bu, gelecekte bağımsızlığın
yeniden kazanılması yolunda ortaya çıkabilecek ulusal eğilimlerin
gücünü kırmak için bölgesel sorunları tahrik amacıyla yapılmıştı.
Geri dönüş sancısı
1953'den
sonra Kruşçev, Stalin karşıtı bir siyaset yürütmek zorunda kaldı.
Yapılan soykırım Komünist Partisini, dolayısıyla da Rus imparatorluğunu
zora sokmuştu. Muhalefetin baskıları karşısında Kruşçev'in kendisini
bu dönemden ayrı tutma çabası Çeçen ve İnguş halklarının yurtlarına
geri dönebilmeleri yolunu açmıştı.
Öncelikle aşamalı olarak sürgünlerin büyük bölümünün "kayıtlardan"
kurtarılmasına olanak veren talimatlarla işe başlanmıştı.
1955 Haziranında kendi dillerinde kültürel ve eğitim faaliyetleri
gösterebilmelerine izin verilmişti. Onlar ise şeref ve itibarlarıyla
birlikte topraklarının da iadesini, özerk cumhuriyetlerinin yeniden
kurulmasını talep ediyorlardı. Yaklaşık 30 bin kişi Çeçen-İnguşetya'ya
yönetimin izni olmaksızın döndüler.
Daha sonraları,1956 yılındaki Komünist Partisi'nin XX.Kongresi'nde
Kruşçev Karaçaylar, Balkarlar ve Kalmıkların zulme uğradığını
itiraf ediyordu. Hatta o zaman, savaş SSCB lehine sonuçlandığından
dolayı sürgünlerin gereksiz olduğunu da belirtiyordu. Stalin tarafından
bu halklara yöneltilen suçlamaların ve sürgün politikasının yasadışı
olduğunu da vurguluyordu.
Komünist
Partisi Merkez Komitesi, 24 Kasım 1956'da Çeçenlerin ve İnguşların
ulusal özerkliklerinin yeniden verilmesi kararını aldı.
9
Ocak 1957'de ise Üst Konsey, Çeçen-İnguşetya'nın RSFSC bünyesinde
ÖSSC olarak yeniden kurulmasını karara bağladı. Sınır bölgeler
Çeçen-İnguşetya'ya geri verilmedi, ama buna karşılık üç bölge;
Kargalin, Naur ve Şelkov bu ülkeye bağlandı. Geri dönüşün dört
yıl içinde bitirilmesi gerekiyordu ve M. G. Gayrbekov bunun gerçekleştirilmesiyle
görevlendirildi. 1944'den 1956'ya kadar oniki yıl süren Ruslaştırma
girişimleri bir dizi sorun yaratmıştı: Başkent Grozni'nin nüfusu
540 bin idi ve 500 bin kişinin de sürgünden dönerek burada yaşaması
gerekiyordu. Böylelikle konut sıkıntısı Rus asıllılarla Çeçen
ve İnguşlar arasında gerginlik yaratıyordu. 1958'de silahlı çatışmalar
başladı ve birçok kişinin yaşamını yitirmesine yolaçtı.
Geri dönüş operasyonunun tamamlandığına dair bir karar çıkartılmış
ancak bu kararda yer alan sürülen halkların toprak bütünlüklerinin
korunacağı ve haklarının iade edileceği vaadi yerine getirilmemiştir.
Fehim
Taştekin