Rusya İmparatorluğu'na
karşı uzun ve acımasız bir savaştan sonra Kuzeydoğu Kafkasyalılar
1858'de ve Kuzeybatı Kafkasyalılar 1864'de yenildiler. 14 Nisan
1864'de muzaffer Prens Mikhael Soçi'de Adıge kabileleri liderleriyle
görüştü ve onlara dağları terk edip ovalara yerleşmelerini söyledi.
Buna karşı çıkanların bir ay içinde Rusya İmparatorluğu'nu terketmesi,
aksi taktirde savaş esiri muamelesi görecekleri belirtildi. Bu
görüşmeden sonra pek çok kişi, Osmanlı İmparatorluğu'nda barış
ve refah vaadlerine inandı. Vubıhların hepsi, Adıgelerin çoğunluğu
ve çok sayıda Abhaz Osmanlı İmparatorluğu'na gitti. Ayrılanların
topraklarına, Kuzey Kafkasya'da Slavlar, Abhazya'da Gürcüler,
Ermeniler ve Rumlar tarafından el kondu. Kuzey Kafkasya'dan göç,
Sovyetler Birliği'nde Bolşevik yönetiminin kurulmasından sonra
bile devam etti. Kuzeybatı Kafkas halkları kendi topraklarında
azınlık durumuna düştüler.
Son
Ubıh'ın ölümü Çerkesleri ateşledi
1859-1881
döneminde Osmanlı İmparatorluğu'na gelen Kuzey Kafkasyalıların
sayısı 2 milyon olarak tahmin edilmektedir.
Yeni yerleşim bölgelerinde koşullar çok kötüydü. Göç eden nüfusun
%20'sinin beslenme yetersizliği ve hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir.
Kuzey Kafkasyalı mülteciler Osmanlı İmparatorluğu tarafından kendi
yönetimini güçlendirmek için kullanıldı. Anadolu'da Müslümanların
azınlıkta olduğu veya hükümetin kontrolünde olmayan bölgelere
yerleştirildiler. Dört Türk ailesi için bir Kuzey Kafkas ailesine
izin vermek hükümetin politikasıydı. Mülteciler, militan karakterlerinden
korkulduğu için imparatorluğa dağıtıldı ve pek çoğu Suriye, Filistin
ve Balkanlara yerleştirildi. 1878 Berlin Anlaşması ile Balkanlarda
oturanlar Anadolu'ya yerleşmek zorunda bırakıldı.
Göç, Kuzey Kafkasyalı halklar için bir felaketti. Genellikle verimsiz
topraklara yerleştirildiler ve sık sık, kendilerine verilen toprakları
korumak için savaşmak zorunda kaldılar. Vubıh ulusu tamamen yok
oldu. Vubıhça konuşan son kişi (Tevfik Esenç) Türkiye'de Ekim
1992'de öldü. Vubıhların yokoluşu, Kuzey Kafkasyalıların 19.yüzyıldaki
jenosit hafızalarını canlandırdı ve siyasi bağımsızlık isteklerini
güçlendirdi.
1960'da
yeniden filizlenen hasret
Yüzbinlerce
Çerkesin Kafkasya'ya dönmek istediğine ilişkin duyumlar gerçekçi
değildir. Elbette Kafkasya'ya dönenler olacaktır fakat dönenleri
sayısı ancak, bölgede istikrar ve refah sağlandığı zaman önemli
bir düzeye ulaşacaktır. Diasporada yaşayan pek çok Çerkesin, kökeninden
gurur duyan ve içinde yaşadıkları ülkeye bağlı vatandaşlar olduğu
unutulmamalıdır. Koşullar uygun olduğunda, sözlerini uygulamaya
geçirmeyecekledir.
1960'ların sonlarında dönüş Kuzey Kafkasya diasporasında duygusal
bir ideal oldu. 1980'lerin sonlarında Kuzey Kafkasya ile ilişkiler
yeniden kurulduktan sonra, bu ideal Türkiye'de büyük bir ilgi
uyandırdı ve Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden destek buldu. Buna
karşın, dönüş hareketi momentum kazanamadı. Dönenlerin sayısı,
binlerle değil, yüzlerle ifade edilmektedir. Dönüş hareketi, sadece
topraklarını ellerinden alacağımızdan korkan Kazak ve Gürcülerin
kafasında önemlidir.
Geri
dönüş için somut adımlar
1990'larda
dönüş programlarını görüşmek üzere çeşitli heyetler Kuzey Kafkasya'yı
ziyaret etti. Kuzey Kafkasya'daki yaşam standardı ziyaretçileri
hayal kırıklığına uğrattı. Karşılaşılan bir başka sorun, Abhazya'daki
Abhazların Hıristiyan olması ve Kuzeybatı Kafkasyalıların dini
öğretilere karşı fazla ilgili olmamasıydı.
Abhazya Hükümeti'nin çağrısı üzerine, diasporadan kalabalık bir
heyet 6 Temmuz 1992'de Abhazya'ya gitti. Heyete, Abhazya'nın ekonomik
potansiyeli ve kitlesel dönüşü teşvik etmek maksadıyla alınan
tedbirler (başta Oçamçıra bölgesinde olmak üzere toprak tahsisi,
vb.) konusunda bilgi verildi. Bu iddialı program savaşın başlaması
sonucu uygulanamadı.
Bütün [bu sorunlara] karşın, yüzlerce insan Kuzey Kafkasya'ya
döndü. Abhazya'ya geri dönüş 1989'da başladı ve Chkotua Oktay'ın
belirttiğine göre 1993'da Rusya tarafından Abhazya'ya ambargo
uygulanmasına kadar devam etti. Dönenlerin çoğu, evlenmeden önce
yaşamlarını kurmak isteyen gençlerdi. Savaş başladığında bu gençler
ya Abhaz ordusuna katıldı, ya da Türkiye'ye döndü.
Kuzey Kafkasya'da diasporadan gelenlerle sık sık karşılaşılabilir.
Diasporadan gelenler sadece dönenler değildir; işadamları, öğrenciler
ve atalarının yurdunda bir dönem kalan değişim programı öğrencileri
de vardır. Sohum'daki Abhaz Devlet Üniversitesi ile Maykop (Adıgey)
ve Nalçık (Khabardey Balkar) üniversiteleri Türkiye'den gelen
öğrencilere burs vermektedir.
Gürcü-Abhaz çatışmasında, Gürcü tarafı Abhazya'yı, diasporadakiler
dahil olmak üzere çok sayıda Kuzey Kafkasyalıyı Gal gibi bölgelere
yerleşmeye teşvik etmekle suçlamıştır. Bu konuda ne tarafsız kaynak,
ne de güvenilir veri vardır. Prof. Levan Alexidze'ye göre Abhazya'ya
dönüş, Suriye'den 80 Abhazın dönmesiyle 1989'da başladı. Gürcistan'da
yaygın kanı, Abhazya'daki yönetimin yerli Abhazların değil, diasporadan
gelenler dahil Kuzey Kafkasyalıların elinde olduğu şeklindedir.
Abhazya'daki bütün hükümet görevlilerinin ve yüksek düzeyde bulunan
kişilerin yerli Abhaz olduğu gerçeği, bu iddianın abartı olduğunu
göstermektedir.
Abhaz kaynaklara göre, 1992'de Türkiye'den 150 kişi Abhazya'da
çarpışmaya gelmiştir. Bunların dörtte üçünün Abhaz kökenli olduğu
tahmin edilmektedir. İddialara göre Ürdün ve Suriye'den de aynı
sayıda Kuzey Kafkasyalı gönüllü gelmiştir. Bu kişilerin bir kısmı
savaştan sonra Abhazya'da kalmıştır. Suriye ve Ürdün'de gayri-resmi
gruplar gönüllülerin temin edilmesini örgütlemiştir. Savaşta ölen
ve esir düşen gönüllüler vardır. Abhaz yetkililer [savaş sırasında]
Abhaz diasporasından önemli miktarda mali destek aldıklarını ve
gönüllülerin geldiğini kabul etmektedir.
Diasporanın
"yokuluş kaygısı"
Kafkas
ulusal duygularının yeniden canlanışı, "adeta koma durumundan
yeniden-canlanış" olarak tanımlanmaktadır, fakat bu süreci,
Türkiye'deki bir grup etnik azınlığın ortaya çıkışı olarak tanımlamak
daha doğru olabilir. Türkiye'deki Kuzey Kafkas örgütleri hala
birliğe, fonlara ve kadrolara sahip değildir, fakat Kafkasya'daki
savaşlar motivasyonlarını ve faaliyet alanlarını önemli ölçüde
arttırmıştır. Yerel örgütlenmelerin oluşumu ve genişlemesi, güçlerin
birleştirilmesi gerektiğinin farkına varılmasını sağlamıştır.
Bu örgütlenmelerin Kuzey Kafkasya'daki savaşlarla ilgileri, resmi
olarak insani ve mali yardımla sınırlı kalmıştır. Askeri konularda
büyük ölçüde katkıda bulunduklarına inanmak için bir neden yoktur.
Dönüş düşüncesinin hala çok canlı olmasına karşın, sadece motivasyonu
çok güçlü küçük bir grup gerçekten Kuzey Kafkasya'ya yerleşmiştir.
Diasporadakiler, Kuzey Kafkasya'da durum önemli ölçüde iyileşse
bile, büyük ölçekli bir dönüşü gerçekleştiremeyecek düzeyde Türk
toplumuna entegre olmuştur. Entegrasyon o düzeye ulaşmıştır ki,
bazı dilbilimciler Türkiye, Suriye ve Ürdün'de Kuzey Kafkas dillerinin
bir geleceği olmadığına inanmaktadır. Entegrasyonun başarısı,
Türkiye'de Kuzey Kafkas milliyetçiliğinin gelişmesindeki en önemli
engeli oluşturmaktadır.
Kuzey Kafkasyalılar, Türkiye'nin gelecekteki politikalarında rol
oynayabilecek potansiyele sahiptir. Bu anlamda, Kafkas Çeçen Dayanışma
Komitesi'nin gelişimi önemlidir. Komitenin büyük siyasi partilerle
bağları vardır ve Türkiye'nin dış politikasının değişmesi için
aktif olarak lobi faaliyeti göstermektedir. Komite, Çeçen davasının
Türk kamuoyunda kazandığı destekten yararlanmaya çalışan milliyetçi
ve dinci partilerden destek almaktadır. Bu destek aynı zamanda
bir kaygı nedeni de olmaktadır. Sağ kanat ve dinci gruplarla beraber
görünmek, iç bölünmelere ve siyasi marjinalleşmeye yol açabilir,
fakat, diğer yanda, maddi ve moral destek kabul edilmektedir.
Not:
Egbert Wesselink'in bu yazısı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliği (UNHCR)'ne bir rapor olarak sunulmuştur.Orijinal adı
The North Caucasian Diaspora in Turkey olan raporun tamamı WEB
sitemizin İngilizce versiyonunda yer almaktadır.