Hukukun
Üstünlüğü ve İnsan Hakları Hukukunun Uygulanması İçin Uluslararası
Mekanizma Konferansı
7-8 Mayıs 2002
Londra
Kafkas Vakfı Deklarasyonu
Jenosid
ve Suçluların Dokunulmazlığı
"Kafkasya
sürgünü" derken aslında bahsettiğimiz şey sırf tarihsel bir
kesit değildir. Bugün Çeçenistan'da yaşanan jenosit ve 500 bine
yakın insanın evlerini terketmiş olmaları Ruslar'ın emperyalist
açılımlarının bir sonucu olarak 1864'te başlayıp da değişik zaman
aralıklarıyla tekrarlanan sürgünler zincirinin bir halkasıdır.
Üstelik
ortalama 1,5 milyon insanın topraklarını terketmesiyle sonuçlanan
büyük Kafkas sürgününün yaşandığı 1864; Çeçen, İnguş, Karaçay,
Balkar, Kırım ve Ahıskalılar'ın Stalin'in emriyle Sibirya ve Kazakistan'a
sürüldüğü 1943 ve 1944 tarihleri trajik sayfalar olmanın ötesinde
etkileri hala günümüze kadar devam eden bir süreçtir. Bu nedenle
Kafkasya'daki sürgün ve jenositler bugünün konusu olmaya devam
ediyor.
Sözgelimi
Kafkas diasporasında anavatana dönüş meselesi, 138 yıl sonrasında
bile çözülebilmiş bir problem değildir.
Kuzey Kafkasyalıların dünyanın her yerine dağılmış olmaları nedeniyle
yaşadıkları kültürel yok oluş ve ana dillerinin giderek ölmesi
sürgünün devam eden sonuçları olarak algılanmalıdır.
Tanıkları
ve mağdurları hala aramızda olan 1943 ve 1944 sürgününün varlığını
sürdüren en ciddi sonuçları ise o dönemde Kazakistan ve Sibirya'ya
hayvan ve yük katarlarına bindirilerek zorla götürülmüş olan Kırım
Tatarları ve özellikle de Ahıskalılar'ın hala vatanlarına dönebilmiş
olmamalarıdır. Bugün tam anlamıyla vatansız sayılan Ahıskalılar
hiçbir ülkenin vatandaşlığına kabul edilemedikleri gibi 1989'dan
beri Rusya Federasyonu'nun güney bölgesi olan Krasnodar Kray gibi
yaşadıkları topraklarda yeniden sürülme tehlikesi ile karşı karşıyalar.
Kafkas
halklarının sürgün ve jenosidi, uluslararası hukuk ve temel insan
hakları hukuku açısından hak arama ve mağduriyetleri telafi etme
sürecine dahil edilebilmiş değildir. Bunun nedeni de soykırım
ve jenositle ilgili uluslararası hukuk perspektiflerinin çok geç
zamanlarda anlaşmalara dönüşmüş olmasıdır.
Uluslararası
anlaşmaların taraf ülkelerin imza attıkları tarihlerden sonrası
için geçerli olmasının doğal bir sonucu olarak bu tür kronik sorunlara
hukuk yoluyla çözüm bulmak yerine parlamentoların "soykırımı
tanımaları" gibi politik enstrümanlarla cevap arama seçeneği
ön plana çıkmaktadır.
Ancak uluslararası mekanizmaları maniple etme gücüne sahip olan
Rusya gibi ülkeler politik yaklaşımları çok kolay bloke edebilmektedirler.
Yeni
nesillere kötü miraslar bırakan Kafkas sürgünleri, dünya tarihinin
en trajik olaylarından olmasına rağmen mevcut uluslararası hukukun
çözüm alanı dışında durmaktadır. Bu gerçekle birlikte şurası da
unutulmamalıdır ki Kafkasyalılar'ın genel temayülü, Ruslarla tarihi
bir rövanş içinde olma değil süreklilik arzeden mağduriyetlerinin
barışçıl ve hukuki yollarla çözüm bulma yönündedir.
1864
ve 1943-1944 sürgünlerinin kötü mirasından kurtulamayan Kafkasya'da
1990 sonrasında yeni sürgün dalgaları ve jenosid vakaları tekrarlanmaya
başlamıştır.
Bugün
Kafkasya'daki jenosit ve sürgünün daha güncel versiyonunu Çeçenistan'daki
savaş temsil etmektedir.
Çeçenistan'da
1994-1996 yılları arasında yaşanan vahşet tüm Kafkasyalıları 1864
öncesine geri götürmüştür. Birinci Çeçen-Rus savaşında özellikle
Grozni'nin bombardımanında yaşananlar tüm dünyaya Stalingrad'ı
hatırlatmış ancak savaş suçu işleyenler uluslararası sistem tarafından
cezalandırılmak bir yana Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar aracılığı
ile kredilerle ödüllendirilmişlerdir. Savaş yorgunu Çeçenistan
ve acılı Çeçen halkı, uğradığı şiddet ve vahşetin ağır yükü altında
kurtuluş mücadelesi verirken tarih yine tekerrür etmiş ve 1999'da
yeni bir işgal hareketi başlamıştır.
Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi, İşkencenin ve Gayri İnsani ya da Küçültücü
Ceza veya Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, Cenevre
Sözleşmeleri ve bunlara Ek 2. Protokolü, İşkencenin ve Diğer Zalimane,
Gayrı-İnsani veya Aşağılayıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesine
Dair Sözleşme, Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası
Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası
Sözleşme, Her Çeşit Irk Ayrımcılığının Kaldırılmasına İlişkin
Uluslararası Sözleşme'ye imza atmış bir ülke olarak gerek 1994-1996
yılları arasında binlerce insanın ölümü, binlercesinin yaralanması
ve sakat kalmasıyla sonuçlanan Birinci Çeçenistan Savaşı'nda gerekse
1999'da başlayıp hala devam eden ikinci savaşta en ağır bir şekilde
işlediği hak ihlalleri ve savaş suçları ile sicilini kabartmıştır.
Acılı
bir Çeçen aile bırakmayan ve Kremlin tarafından uluslararası toplumu
aldatmak için adına "antiterör operasyonu" denen işgal
hareketi, sadece telafisi onlarca yıl gerektiren maddi bir yıkım
getirmemiş, geride derin psikolojik izler, sosyal çöküntüler,
sağlıksız ve geleceği karartılmış bir nesil bırakmıştır. Ancak
1999'da başlayan işgal hareketi gelişmelere seyirci kalan ve ses
çıkarmayarak sorumluluğuna ortak olan uluslararası topluma yeni
toplu mezarlar, yargısız infazlar, toplu katliamlar armağan etmeye
devam etmektedir.
Çeçenistan'da
işlenen savaş suçları ve insan hakları ihlalleri Rusya'nın tüm
gizleme ve delilleri karartma girişimlerine rağmen Human Rigts
Watch, Amnesty International ve Memorial gibi kuruluşlar tarafından
belgelenmiş ve kayıtlara geçilmiştir.
Rusya'yı Uluslararası Adalet Divanı'na götürmeye fazlasıyla yetecek
kadar ortada savaş suçu ve bunların delilleri vardır ancak bunun
için uluslararası politik bir irade mevcut değildir.
Yugoslavya örneğinde olduğu gibi Çeçenistan'da savaş suçu işleyenler
için Uluslararası Mahkeme kurulması önerisine sahip çıkmak bir
yana bunu tartışabilen bir devlet başkanı maalesef ortada yoktur.
Soykırım
Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ndeki tüm yasakları
ihlal eden Rusya için "Uluslararası Adalet Divanı"na
gidilememesinin nedeni uluslararası politik ve ekonomik güç dengeleridir.
Bu dengeler şimdilik Rusya'daki sorumlular hakkında uluslararası
bir kavuşturma yapılmasına müsaade etmiyor.
BM
İnsan Hakları Komisyonu'nun Nisan ayında yapılan son toplantısında
bile Rusya yoğun diplomatik baskılarla kendisi aleyhine bir karar
çıkmasını engellemeyi başarmıştır. Bu olayla birlikte Rusya gibi
güçlü ülkelerin karıştığı insanlık suçlarının yargıdan muaf olacağı
ve suçluların koruma altında kalmaya devam edeceği sonucu çıkmaktadır.
Ayrıca bu olay BM, AGİT, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
gibi uluslararası örgütlerin suçu işleyen taraf güçlü olunca çaresizlik
içinde kalmalarını göstermesi açısından son derece anlamlıdır.
Geriye
sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bireysel olarak hak
arayışlarını sürdürmek kalıyor. Ancak Çeçenler Avrupa Mahkemesi'nde
ne davam açacak birikime, ne insan gücüne, ne de bu süreci başlatacak
finansal kaynaklara sahiptir.
Rusya,
1999'dan beri her gün taraf olduğu Cenevre Sözleşmeleri'nin maddelerini
ihlal etmektedir. Temizlik operasyonları adı altında yapılan baskın,
tutuklama, yağmalama, işkence, yargısız infaz, aşağılama, sakat
bırakma, tecavüz gibi eylemler Rusya'nın Çeçenistan'da sürdürdüğü
savaşın karakteri haline gelmiştir. Rutin olarak tekrarlanan bu
suçlar karşısında uluslararası toplumun elinden gelen tek şey
Çeçenistan hakkında raporlar hazırlamak ve Kremlin'in mahcup bir
edayla kınamaktan ibaret olmuştur.
Herşeye
rağmen Rusya için "Uluslararası Mahkeme" kurulması çağrısı
yinelenmelidir. 1991'den beri "de facto" bağımsızlık
statüsüne sahip olan Çeçenistan, Rusya'nın bir parçası olarak
kabul edilsin ya da edilmesin, Çeçenler'in uğradıkları zulümler
nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne müracaat hakları saklıdır.