KAFKAS
VAKFI
AGİT RAPORU
Yaşayan
Kafkasya
Kuzey Kafkasya'da
kriz bölgeleri
ÇAĞRI
-
AGİT ÇEÇENİSTAN'DAKİ VAHŞİ, HAKSIZ İŞGAL VE KATLİAMI DERHAL ÖNLEMELİDİR!
- İŞGAL VE KATLİAMA GÖZ YUMMAK, ABD, AVRUPA VE AGİT İÇİN ÇOK BÜYÜK
BİR AYIPTIR!
- MİLLETLERARASI HUKUK UYGULAMASINDA, ÇİFTE STANDART OLMAMALI
VE EŞİTLİK SAĞLANMALIDIR.
-ÇEÇENİSTAN VE ABHAZYA'NIN BAĞIMSIZLIĞI, MİLLETLERARASI HUKUKA
UYGUN VE MEŞRUDUR. BU ÜLKELERİN, HUKUKEN, SLOVENYA, HIRVATİSTAN,
MAKEDONYA, BOSNA-HERSEK VE DOĞU TİMOR'DAN FARKI YOKTUR. ÇEÇENİSTAN'IN
HUKUKİ DURUMU, KOSOVA'DAN, DAHA SAĞLAMDIR.
-AVRUPA'DA BARIŞ, GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ, ANCAK, HAKSIZLIKLARIN
ÖNLENMESİ VE HUKUKUN EŞİTLİK ESASINA GÖRE, HAKİM KILINMASIYLA
MÜMKÜN OLUR.
Değerli
Delegeler,
Çeçenistan'da
Rusya Federasyonu'nun haksız, vahşi işgali ve katliamı devam etmektedir.
Maalesef başta ABD olmak üzere AGİT üyesi devletler, bu büyük
haksızlık, vahşet ve katliama ciddi bir tepki göstermemişler,
bu suretle haksızlık, vahşet ve katliamı teşvik etmişlerdir.
Çeçenistan
Rusya Federasyonu'nun mesnetsiz, yalan propagandası şeklindeki
başka bir saldırıyla da karşı karşıyadır. Ruslar dünyaya Çeçenlerin
terörist ve İslam fundamentalisti olduğunu söylemektedirler. Bu
mesnetsiz propagandaya zemin hazırlamak için, Moskova ve başka
şehirlerde binaları bombalayıp yüzlerce insanı öldüren, Rusya
Federasyonu'nun ajanlarıdır. Dağıstan'daki olayları da Rus provokatörler
başlatmıştır.
Çeçenistan
Devleti Rusya'ya saldırmamıştır, Çeçenler terörist hareketler
yapmamıştır, İslâm fundamentalizmi Çeçenlerin kültürü ve toplumsal
geleneğiyle bağdaşmaz. Çeçenler, terörist olmadığı gibi İslâm
fundamentalisti de değildir. Çeçenistan milletlerarası hukuka
uygun olarak bağımsızlık talep etmiş, bu yüzden iki defa haksız
ve vahşi işgale uğramıştır. Çeçenler, bağımsızlık ve özgürlük
için kendi topraklarında, kendilerini savunmak için savaşa zorlanmışlardır.
Çeçenistan
bir Kuzey Kafkasya ülkesidir. Rusya Çarlığı, 19. yüzyılın ikinci
yarısında, yüz yıllık bir işgal harbi sonunda Kuzey Kafkasya'yı
ve Çeçenistan'ı, silahla, yüz binlerce insanı katletmek suretiyle,
zorla işgâl etmiş, fiilen 'müstemleke' haline getirmiştir. 19.
yüzyıldaki bu vahşi ve kanlı işgâl sonunda, Kuzey Kafkasya'nın
binlerce yıllık otokton halkının bir milyon kadarını Osmanlı ülkesine
zorla sürmüşlerdir. Bende Rusya Çarlığının 1864'de sürmüş olduğu
insanların torunlarındanım.
Kuzey
Kafkasya'da 19. yüzyıldaki Rus işgalini inceleyen, izleyen Batılı
pek çok yazar, makale ve kitaplarında Kuzey Kafkasya'nın otokton
halklarının (Çerkesler) köklü bir kültür ve uygarlığa sahip olduklarını
ve Rus işgâlinin, bu uygarlığı da yok ettiğini ısrarla belirtmişlerdir.
Bu eski uygarlık, barışçı, çok dilli, çok dinli, toleranslı bir
uygarlıktır.
Çeçenistan'ın
bağımsızlık talebinde, 100 yıl önce Rusya tarafından yok edilen
bu eski uygarlığı tekrar insanlığa sunmak özlemi de etkili olmuştur.
'Milletlerarası hukuk'un, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsünü'nün
38. Maddesinde belirlenen kaynakları arasında 'teamül-yapıla geliş'
de vardır.
Dünyada,
son on yıl boyunca, federal devletler içindeki 'federe devletler'in,
kendi kararlarıyla bağımsız olmaları ve bu bağımsızlığın, diğer
devletlerce tanınması yerleşmiştir.
Yugoslavya
Federasyonu'ndan ayrılan Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek,
Makedonya, en son Kosova ve Endonezya'dan ayrılan Doğu Timor,
bu yeni teamülün açık delilleridir. Kanada'da Quebec'de yapılan
bağımsızlık oylaması da bu teamülü teyit etmektedir. Çekoslavakya,
başka bir örnektir.
Rusya
Federasyonu da hukuken, aynı eski Yugoslavya gibi bir federasyondur.
Çeçenistan ise, Sovyetler Birliği'ndeki haliyle, bir 'özerk cumhuriyet'tir.
Özerk cumhuriyetin tek ve doğru karşılığı 'federe devlet' tir.
Kaldı ki, Çeçenistan, Rusya Federasyonu'nun, yeniden kuruluş sözleşmesine
de katılmamış, demokratik yolla kendi devlet organlarını oluşturmuştur.
Çeçenistan'ın Sovyetler Birliğindeki hukuki statüsü, Yugoslavya'daki
Kosova'dan daha ileri idi.
Yugoslavya
Federasyonu'ndan (ve diğer örneklerden) ayrılan 'federe devletler'in
bağımsızlığını derhal tanımış olan AGİT devletleri, aynı hukuki
durumdaki Rusya Federasyonu'ndan ayrılan Çeçenistan'ın bağımsızlığına
karşı çıkmışlar, Çeçenistan'ı Rusya'nın haksız ve vahşi işgaline
terk etmişlerdir. Hukukta 'çifte standart' yaratılmıştır.
Bu
suretle, 'hukuk karşısında eşitlik' ilkesi Çeçenistan konusunda,
tüm AGİT devletleri tarafından ağır şekilde bozulmuştur.
Eşitliğin
olmadığı yerde hukuk olmaz, hukukun olmadığı yerde barış olmaz!
İkinci
bir hukuki gerçek ve 'çifte standart' uygulaması da şudur;
Çeçenistan
ve tüm Kuzey Kafkasya, 19. yüzyılda Rusya Çarlığı tarafından silahla,
kanla ve zorla işgâl edilmiş ve fiilen 'müstemleke' haline getirilmiştir.
'Birleşmiş Milletler Şartı'nda yer alan 'halkların kendi kaderini
tayin hakkı' ve bu hak uyarınca bağımsızlık statüsü, ikinci dünya
harbinden sonra dünyanın bütün müstemleke ülkelerinde uygulanmış,
Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nca desteklenmiştir.
'Kendi
kaderini tayin hakkı'nın Çeçenistan için kabul edilmemesi de,
ikinci bir eşitsizlik ve milletlerarası hukukun tahribi durumudur.
Gürcistan
da Sovyetler Birliği'nden, içinde 'özerk cumhuriyetler - federe
devletler' olan bir federasyon olarak ayrılmıştır. Çeçenistan
için bahis konusu olan hukuki durum ve eşitsizlik, Abhazya için
de varittir.
Kuzey
Kafkasya'da barış, güvenlik ve işbirliği ancak milletlerarası
hukukun eşitlik ilkelerine uygun şekilde uygulanması ile sağlanabilir.
Bağımsız
Çeçenistan ve Abhazya zorunlu olarak Rusya Federasyonu ve Gürcistan
ile çok yakın ekonomik, sosyal, kültürel bağlar içinde olacaklardır.
Bu durum barışı ve güvenliği sağlayacaktır. Avrupa'da devlet sınırlarının
kaldırılması süreci yaşanmaktadır, Çeçenistan ve Abhazya, yeni
Avrupa'ya katılmak istemektedirler.
Çeçenistan
işgalinin, Rusya Federasyonu halklarına da çok büyük ekonomik
zararları vardır. Çeçenistan toprakları Rusya Federasyonu'nun
1/1.000'idir. Rusya Federasyonu'nun, işgalde hiçbir meşru menfaati
de yoktur. İşgalin sebebi 'emperyalist devlet' geleneğinin sürdürülmesidir.
Çeçenistan'da
sivil halk katledilmekde, sürülmekte, gerçek anlamda bir soykırım
uygulanmaktadır. İnsan hak ve özgürlüklerinin temeli, 'yaşama
hakkı'dır. Yaşama hakkının saygı görmediği yerde, diğer hak ve
özgürlüklerden bahsedilemez.
AGİT
'insan hak ve özgürlüklerinin korunması' idealiyle de kurulmuştur.
Çeçenistan'daki katliama göz yuman, yalnızca bazı 'görüş açıklamaları'
ile yetinen AGİT devletleri AGİT'in temelindeki ahlaki değerleri
de tahrip etmektedirler.
Çeçenistan'daki
haksız işgal ve katliamı gerçekleştiren Rusya Federasyonu, batılı
devletlerin ekonomik desteği ile yaşamakta ve batıdan temin ettiği
ekonomik kaynakları
Çeçenistan işgali ve katliamında kullanmaktadır.
AGİT'in
güncel ve en önemli sorunu Çeçenistan'daki haksız ve vahşi işgali
ve katliamı durdurmaktır. Bu yapılmadığı taktirde, Avrupa'da barış,
güvenlik ve işbirliğinden bahsetmek abes olacaktır.
Çeçenistan'da
tarihin en büyük insanlık trajedilerinden, vahşetinden, haksızlıklarından
birisi sürdürülmektedir.
Burada
toplanmış olan tüm NGO temsilcilerine, toplanacak muhterem hükümet
temsilcilerine ve tüm adalete saygılı barışsever insanlığa, Çeçenistan'daki
işgal, vahşet ve katliama son vermek için etkili iş birliği yapmalarını
ve Rusya Federasyonu'na etkili müeyyideler uygulanmasını duyuruyorum.
En derin saygılarımı sunarım...
19.
yüzyılda, Osmanlı ülkesine sürülmüş Kuzey Kafkasyalılar (Çerkesler)
toplumundan Kafkas Vakfı adına,
Avukat Kâzım BERZEG
Yaşayan
Kafkasya
Perestroika
ile birlikte Sovyet rejiminin hızlı bir dağılma sürecine girmesiyle
dünya gündemine yeniden giren ve 1992 Gürcü-Abhaz, 1994-96 Rus-Çeçen
savaşlarıyla bu gündemin ön sıralarına oturan "diller ülkesi"
Kafkasya'yı, fiziki ve beşeri coğrafyasıyla ana hatlarıyla tanımak
faydalı olacaktır.
Kafkasya;
doğuda Hazar Denizi'nin batı kıyısını kaplayan Dağıstan'dan başlayarak
Çeçen, İnguş, Kuzey Osetya (Güney kısmı Gürcistan sınırları içindedir),
Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Abhazya ve batıda Adıgey Cumhuriyetlerinden
oluşmaktadır. Kafkas sıra dağlarının güneyinde yer alan ülkeler
Transkafkasya tabir olunur. Abhazya ve Çeçenistan bağımsızlığını
ilan etmiş olup 'de facto' olarak bağımsızdır. Bölgenin -Rus işgalinden
önce yarım milyon km2'ye varan- yüzölçümü, bugün yaklaşık 135.000
km2'dir. 5 milyona baliğ olan Müslüman yerli nüfusun %93'ü Müslüman,
%7'si Hıristiyan'dır. Bölgede hal-i hazırda kırk kadar yaşayan
lehçe mevcut olup her biri kendi orijinal adıyla çağrılmaktadır.
"Çerkes" ismi genellikle Kafkasya dışında muhacerette
yaşayan Kafkas kökenli Müslüman halkların tamamı için kullanılmaktadır.
Kafkasyalılar: Günümüzde Kafkasya'da yaşamakta olan halkları iki
ana grupta toplayabiliriz; yerliler ve yabancılar. Yerli halklar
da iki ana grupta ele alınabilir; M.Ö.5000 yıllarından beri bölgede
yaşadığı Bizans, Roma, Ceneviz ve Grek kaynaklarında kayıtlı olan
"otokton" (yerli) halklar ve miladi 4-12. asırlarda
doğudan batıya doğru cereyan eden "kavimler göçü" esnasında
bölgede kalıp yerlileşen halklar.
Otokton halkları üç kategoride tasnif edebiliriz:
a) Batı ve Orta Kafkasya'da yaşayan Adıge-Abhaz grubu (Abzekh,
Şapsığ, Bjeduğ, Cemguy, Hatukay, Kabardey, Ubıkh, Abaza vd. kabileler),
b) Doğu Kafkasya'da yaşayan Çeçen-İnguş grubu
c) Dağıstan grubu (Andi, Avar, Lak, Lezgi, Gazikumuk vd. kabileler).
· Yerlileşen halklar da Turan kökenli Karaçay, Balkar, Nogay ve
Kumuklar ile İran kökenli Osetlerdir. Otokton halklarla yerlileşen
halklar arasında tarihte bir takım çatışmalar olmuşsa da bölgede
yerleşip kaldıktan sonra uyum sağlamışlar, aynı dini paylaşmalarının
getirdiği avantajla aynı düşmana (Ruslar) karşı beraberce mücadele
etmişler, sevinç ve kederlerini paylaşarak Kafkas kültür potasında
bütünleşmişlerdir.
· Yabancı unsurlar, dört asır süren kıyasıya mücadelelerin doğuda
1859'da, batıda 1864'te mağlubiyetle sonuçlanarak üç milyon insanın
yurdundan sürülmesinden sonra bölgeye iskân edilen Rus Kazakları,
Rus, Belarus, Ukraynalı, Ermeni, Rum, Yahudi vb. etnik gruplar
ile ikinci dünya savaşından kalan bir grup Alman'dır. Kafkasya'da
yaşayan yabancı unsurlar nüfus ve nüfuz hakimiyetlerine rağmen
bölgede yabancı olduklarının farkındadırlar. Bu konuda Krasnodar
eyalet valisi Nikolay Kontratinka'nın televizyondan Kazak ve Ruslara
yaptığı şu ikaz son derece manidardır: "Bu topraklarda misafir
olduğumuzu unutmayalım!"
Dini
Durum: Ateizmin olanca baskılarına rağmen Allah inancının yok
edilemediği, Müslüman adının silinemediği bölgede hükümetten bağımsız
'Din Khase'ler (Dini İdareler) oluşturulmuştur. Ne var ki, yarı
resmi bu mütevazı kurumlarda sistematik din eğitimi almış yeterli
sayıda eleman bulunmamaktadır. Doğudan batıya doğru nüfus yoğunluğunun
azalmasıyla doğru orantılı olarak dindarlık düzeyi de azalmaktadır.
Abhazlar ile Asetinlerin bir kısmı ve Mezdog bölgesinde yaşayan
bir köy Kabardey Hıristiyan olmakla birlikte dini kimlikleri çok
siliktir. Kiliseleri ve papazları yoktur.
Kültürel
Kimlik: Lehçe farklılıklarını bilimsel yöntemlerle belirginleştirip
ayrılığı körükleyen komünist rejim, din adına bir şey bırakmamaya
azmettiği gibi, özellikle dinin esaslarıyla tetabuk eden kültür
unsurlarını da iyiden iyiye zayıflatmıştır. Bilhassa Rus nüfusunun
daha yoğun olduğu (Adıgey, Abhazya gibi) yerlerde Rus kültürünün,
örf ve adetlerinin açık etkileri ve izleri görülmektedir. Rus
nüfusun daha yüksek oranlarda yaşadığı Abhazya, Adıgey ve Çerkesk'te
kimlik bilincinin daha belirgin olmasına karşın; Korkunç İvan'ın,
sarayına rehine olarak verilen Kabardey Prensesi Mariya ile evlenmesiyle
başlayan 'iyi' ilişkiler sebebiyle Kabardey bölgesinde Çerkes
kimliği daha zayıf, Rus karşıtlığı daha yumuşaktır. Kafkasya genelinde
1989-90 yıllarında başlayan milliyetçi hareketler, 1995-96 yıllarında
çeşitli yöntemlerle pasifize edilmiştir.
Eğitim
Durumu: Bölgede ücretsiz olarak sunulan eğitim hizmetinin liseye
kadarki (9+2=11 yıllık temel eğitim) kısmı mecburidir. Okur yazar
ve üniversite mezunu oranının çok yüksek olduğu bölgede, dünyaya,
bu arada İslam'a kapalı atıl bir ateist-sosyalist eğitim uygulandığı
hemen göze çarpmaktadır. Okuma alışkanlığının çok yaygın olduğu
bölgede köylerde bile kütüphanesi olan bakkala, çiftçilere rastlamak
olağandır. Üniversiteler ülke içinden ve dışından paralı öğrenci
de kabul etmektedir.
Sosyal
Hayat: İnsanların büyük bir belirsizlik ve gayesizlik (anomi)
içinde bulunduğu bölgede göze çarpan en belirgin sosyal hastalıklar,
aşırı derecede içki tüketimi, bayanların yarı açık giyinmeleri
ve özellikle hükümet malında her tür ve boyutta yapılan suiistimaldir.
Bunlara ilave edilebilecek, özellikle başkentlerde görülen namus
mefhumunun tavsaması, umumi helalarda kapı bulunmaması, taharetlenirken
su, hatta tuvalet kağıdı kullanılmaması, kadınların ağır işlerde
çalıştırılması gibi bir çok problem de mevcuttur. 1993'lerden
sonra uyuşturucu kullanımının ve çete faaliyetlerinin bölgede
hızla çoğaldığı görülmektedir. Cola, hamburger ve rambo posterleriyle
başlayan Amerika özentisi bölgedeki kimlik krizini körükleyen
faktörler arasındadır.
Nüfus
ve İdari Yapı: Bütün cumhuriyetlerin nüfus yapısını -1989'dan
sonra sayım yapılamadığı ve eski tarihli sayımların da Rus politikaları
çerçevesinde manipüle edilmiş olması sebebiyle- tam tespit etmek
zordur. Ancak yaklaşık rakamlar vermek mümkündür. İkisi fiilen
(de facto) bağımsız (Abhazya ile Çeçenistan), altısı da federatif
olan sekiz Kafkas Cumhuriyetinin mevcut idari yapısını özetleyen
bir tablo ekte sunulmuştur.
Dağıstan'dan batıya doğru gittikçe Rus nüfusu artmakta, Adıgey'de
% 75'lere ulaşmaktadır. Sekiz cumhuriyetin hemen hepsinde değişik
oranlarda Ermeni, Yahudi, Alman, Rum vb. etnik gruplar yaşamaktadır.
Burada vurgulamadan geçilmemesi gereken bir nüfus problemi daha
vardır. Bölge cumhuriyetlerin tamamında kadın nüfus %8 oranında
fazladır. Bu durum kadınların hor görülmesi, en pis ve en ağır
işlerde bile çalıştırılması, sık sık nikâhlanıp boşanması gibi
olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Komünist rejimin sistematik baskıyla
öz kültür değerlerini ve din bilincini zayıflatması özellikle
aile kurumunda vahim tahribatlar meydana getirmiştir.
Siyasi
Atmosfer: Bütün Rusya'da yaşanan siyasi kaos, Rusya Federasyonu
içerisinde yer alan tüm Müslüman cumhuriyetleri de etkilemektedir.
Rusların en yoğun yaşadığı cumhuriyetlerde bile Müslüman Çerkesler
parlamentoda %50 oranında temsil edilmektedir. Ne var ki Çerkesce
konuşan bir Rus da devlet başkanı seçilebilme şansına sahiptir.
Yerel emniyet güçleri (polis, militsiya, gay) arasında görev yapan
Müslümanlar da mevcuttur. İki yıllık zorunlu askerlik uygulaması
Çeçenistan ve Abhazya hariç tüm cumhuriyetlerde sürdürülmektedir.
Mafya ve siyasi otorite boşluğundan faydalanarak türeyen soygun
çeteleri, zaman zaman emniyet güçlerinden daha etkili olabilmektedir.
Siyasi muhalefet görevi yürüten Adıge Khase'ler (Çerkes dernekleri)
ekonomik engelleri aşıp etkin olamamaktadır.
Ekonomi:
Bölgenin ekonomisi de genel kargaşadan nasibini almış durumdadır.
Plastik hammaddesi, kereste, demir gibi bazı madenler; turizm
ve sağlık tesisleri, maden suları ve ilaç yapımında kullanılan
çeşitli otlar gibi ticarete konu olabilecek mal ve hizmetler yanında,
bölgede şiddetle ihtiyaç duyulan oto tamirhanesi, büfe, lokanta,
özel finans kurumu vb. müesseseler ve ticari şirketler kurma imkânı
bulunmaktadır. Gayr-i menkulün çok ucuz olduğu bölgede, özelleştirme
faaliyetleri de başlamıştır.
Bölgede geçerli olan ruble, dolar karşısında büyük bir hızla değer
kaybetmektedir. 1992 Ağustosunda 250 ruble olan dolar, 97 başında
altı bine ulaşmış, 98'de üç sıfır atılması hızlı enflasyonu durduramamış,
bu günlerde (Kasım 1999) 30 rubleye doğru tırmanmaktadır. Enflasyon
oranı sadece ruble değil, dolar bazında da yükselmektedir. Şu
sıralarda 80 dolar civarında seyreden memur maaşlarının 92'de
en fazla 15 doları bulduğu bölgede çoğu kimse maaşıyla geçinememektedir.
Yerli üretim büyük oranda durmuş olup ekonomi çarkı valiz ticaretiyle
döndürülmektedir. Çoğunluğu Moskova yanlısı olan yönetim tabakası
-halkın hilafına-, bütçelerinin onaylandığı ve vergilerini gönderdikleri
Moskova'dan bir türlü kopabilmiş değiller. Moskova'nın desteği
olmadan kendi başlarını idare edebileceklerine inanmıyorlar. Özgüvenlerini
kaybetmiş durumdadırlar. Oysa halk ve gönüllü teşekküller kendi
hallerine bırakılsalar çok daha müreffeh bir hayat sürebileceklerine
inanmaktadır.
.
Kısa ve
uzun vadede neler yapılabilir?
1.
Kafkasya'nın orta bölgesinde Türkiye başta olmak üzere özellikle
Ortadoğu, Amerika ve Avrupa ülkelerinin birer konsolosluğunun
açılarak resmi işlemlerin kolaylaştırılması,
2. Aynı şekilde bu ülkelerde Kafkas cumhuriyetlerinin konsolosluk
ve temsilciliklerinin açılması,
3. Federatif cumhuriyetlerle resmi temaslar kurularak, cumhuriyet
olduklarının Rusya ve dünya kamuoyu nezdinde vurgulanması,
4. Kafkasya'dan dış ülkelere giden öğrencilere öğrenim vizesi
ve ikamet verilmesi için NGO'ların kefaletinin yeterli kabul edilmesi,
5. Büyük bankaların Soçi, Krasnodar, Maykop, Çerkesk, Nalçik,
Caharkala (Grozni), Mahaçkala gibi başkentlerde ve önemli şehirlerde
şube açması,
6. Bölgedeki dini eğitim kurumlarının (İslam Enstitülerinin) ve
dini teşekküllerin desteklenmesi,
7. Kafkasya'da siyasi muhalefet görevi yürüten "Adıge Khase"ler
(Çerkes Dernekleri) başta olmak üzere diğer tüm gönüllü kuruluşların
desteklenmesi,
8. 1864'te başlayan sürgün sürecinde 7000 yıllık yurtlarından
edilen -Adıgeler başta olmak üzere- tüm Kafkas halklarının ata
yurtlarına dönüp yerleşebilmesi hakkının Rusya tarafından ön koşulsuz
tanınması,
9. Abhazya'ya ve Çeçenistan'a uygulanan ambargonun kaldırılması
için, uluslar arası teşekküllerce Rusya ve Gürcistan'a ivedi ve
etkin yaptırım uygulanması,
10. Çeçenistan'ın yeniden imarı ve petrolünün üretilip satılması
başta olmak üzere bölge cumhuriyetleriyle ticari ilişkilerin kurulup
geliştirilmesi için işadamlarının ve büyük firmaların teşvik edilmesi,
11. Kafkasya'da konfederatif bir yapı oluşturulması fikrinin her
platformda savunulması,
12. Kafkas tarihi, kültürü ve sosyal yapısıyla ilgilenen gönüllü
kuruluşların desteklenmesi,
13. Rus yönetimlerinin dört asır boyunca Kafkas halklarına uyguladığı
mezalim ve soykırımın uluslar arası camiada gündeme getirilmesi
ve mazlum ve mehcur Kafkas halklarının uluslar arası mahkemelerde
itibarlarının iade edilerek, mevcut Rus yönetiminin tarihte katledilen
Kafkasyalıların bugün yaşayan ahfadına tazminat ödemeye mahkum
edilmesi,
14. Çeçenistan'da yeniden alevlenen savaş ateşini -bir kadim halkı
dünyanın gözü önünde top yekun yok etmeden- tüm insanlığın 'insanlığını'
gösterip ivedilikle söndürmesi, bunun temin için Moskova'ya ekonomik,
siyasal ve nihayet askeri yaptırım uygulanması,
15. Geçmişte ve günümüzde Kafkasya'da soykırım uygulayan Rus yöneticilerinin
uluslar arası mahkemelerde yargılanarak cezaya çarptırılması,
hayatta olanların aynen Sırp kasap Miloseviç gibi İnterpol'ce
kırmızı bültenle aranması.
Fethi
GÜNGÖR
mfgungor@hotmail.com
Kuzey Kafkasya'da
kriz bölgeleri
Sayın Delegeler,
21. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde dünyanın en sancılı bölgelerinden
biri Kuzey Kafkasya'dır. Kafkasya'da bu gün bir çok kriz noktası
vardır. Başta Çeçenistan olmak üzere Abhazya, Güney Osetya ve
Karaçay-Çerkes büyük olaylara gebe bölgeler arasındadır.
Abhazya
meselesi Kafkaslarda cereyan eden 1992-93 Abhaz-Gürcü savaşının,
Abhazların lehine sonuçlanmasının ardından soğumaya bırakılmıştır.
Bu problem kesin çözüme ulaştırılmadıkça yeni problemler üretmeye
devam edecektir. Abhaz-Gürcü problemini daha iyi anlamak için
Abhazya'yı yakından tanımamız gerekir.
Abhazya,
Asya kıtasında, Karadeniz'in kuzey doğusunda 240 km. sahili olan,
Kafkas sıra dağlarının güneyinde 8600 km2 yüzölçümlü küçük bir
ülkedir. Abhazya'nın biline bu tarih içinde otokton halkı Abhazlardır.
Ülke de adını buradan almıştır.
19.
asrın ikinci yarısında Rusya , Kuzey Kafkasya'da , bu arada Abhazya'da
zaman zaman hükümran olmuştur. Ancak Abhazya'nın bu gün sorunlu
olduğu Gürcistan hiçbir zaman Abhazya'da hüküm sürmemiştir. Aksine
asırlar boyu her iki ülke iyi komşuluk münasebetleri içerisinde
yaşamışlar, akrabalıklar tesis etmişler, zaman zaman da birleşerek
bazı oluşumlara birlikte katılmışlardır. Bütün bu süreç içerisinde
Abhazya ile Gürcistan'ın belli hudutları olmuş, bu güne kadar
devam etmiş ve halen de aynen korunmaktadır.
BM'nin
hudutların değişmezliği ilkesine harfiyen uymayı prensip edinen
Abhazya, yurdunu saldırganlardan arındırırken vardığı sınır noktasında
elinde imkân ve fırsat olduğu halde sınırı tek adım ileri geçmemiştir.
Bu sınırdan tak adım geri gitmemek istemesi de, sanırız en tabii
hakkıdır.
Çarlık
Rusyası'nın Kafkasya'da sürdürdüğü savaşlar sonunda, Kafkasya'nın
otoktonu olan halklar, bu arada Abhazlar 1864-1878 yılları arasında
anayurtlarından Osmanlı topraklarına sürülmüşlerdir. O gün Kafkas
halklarına kucak açan Osmanlı İmparatorluğu topraklarında sonradan
cereyan eden bir ölüm kalım savaşı neticesinde kurulan Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşunda, bu gün Türkiye'de yaşayan 7 milyon
civarındaki Kafkas kökenli Türkiye vatandaşı insanımızın büyük
katkıları olmuştur. Bunlar arasında 700 bin kadar da Abhaz vardır.
SSCB'nin oluşması esnasında Abhazya eşit cumhuriyet statüsünde
birliğe katılmıştır Ancak Stalin'in baskısıyla 1931 yılında Abhazya'nın
statüsü düşürülmüş ve özerk bir cumhuriyet olarak Gürcistan'a
bağlanmıştır. Bu olaydan sonra asırlar boyu iyi komşuluk münasebetleri
içerisinde yan yana yaşayan Abhaz ve Gürcü halkları hep sürtüşme
halinde olmuşlardır. 1937 yılında 2186 Abhaz aydını gözetim altına
alınmış, bunlardan 794'ü katledilmiştir ve geride kalanların akıbetleri
bu gün dahi bilinmemektedir. Bu tür olumsuzluklar süregelirken
1990 yılında Sovyetlerin dağılma süreci başlamıştır. Bilindiği
üzere Gürcistan Sovyetlerden ilk ayrılan ve -yapısı tam bir federasyon
olduğu halde- üniter devlet olduğunu iddia eden ve bunu dünya
kamuoyuna deklare edip BM'e giren bir ülke olmuştur.
Abhazya
Özerk Cumhuriyeti Gürcistan içinde federe devlet idi. Gürcistan'ın
Sovyetler Birliğinden ayrıldığı anda hukuki yönden Yugoslavya
Federasyonundan bir farkı yoktu. Abhazya Özerk Cumhuriyeti de
hukuki bakımdan Hırvatistan, Slovenya ,Makedonya ve Bosna-Hersek
ile aynı durumdaki bir federe devlettir. Yugoslavya Federasyonunun
dağılması safhasında uygulanan hukuki esaslar aynen Gürcistan
ve Abhazya ilişkilerinde de uygulanmalıydı.
Milletlerarası
camia Abhazya konusunda hukuk normu karşısında eşitlik ilkesine
uymamış Hırvatistan, Slovanya ve diğerlerinin bağımsızlığı tanındığı
halde Abhazya'nın bağımsızlığı tanınmamıştır. Bu suretle hukukta
eşitsizlik ve çifte standart yaratılmıştır.
Ayrıca
Rusya Çarlığı 19. Yüzyılda Abhazya'yı işgal etmek suretiyle fiilen
sömürge haline getirmiştir. Birleşmiş Milletler şartı halkların
kendi kaderini tayin hakkını ihtiva etmektedir. Bu hak Birleşmiş
milletler gözetiminde bütün müstemlekeler için uygulanmış ve bağımsızlıkları
sağlanmıştır. Abhaz halkı da bu sebepten hukuken kendi kaderini
tayin hakkına sahiptir.
1992
Şubatı'nda 1992 anayasasına döndüğünü ve Rusya'dan tümüyle koptuğunu
ve ayrıldığını ilan eden Gürcistan'ın adı geçen anayasasında Abhazya
bir süje olarak ele alınmıyordu. Bu sebeple hukuki durumu boşlukta
kalan Abhazya egemenliğini ilan edip, Gürcistan'a görüşme teklifinde
bulunmuş, kendisine hak saydığı bağımsızlığa karşın Abhazya'nın
egemenliğini kabul etmeyen Gürcistan'ın bu başvuruya cevabı, Abhazya'ya
top yekûn imha saldırısı olmuştur.
Ağustos
1992 - Eylül 1993 arası süren savaş sonrası, savaşan Gürcistan
ordusu, onlarla birleşip Abhazya'ya karşı savaşan Gürcüler Abhazya'yı
terk etmişlerdir. Arkada kan, gözyaşı ve yurdunu terk eden insanların
dramı kalmıştır.
Bütün
bu olumsuzluklara ek olarak, Rusya'ya her istediği tavizi veren
Gürcistan'ın isteği doğrultusunda, Rusya, Gürcistan ve dördü hariç
tüm BDT cumhuriyetlerinin katılımıyla Abhazya'ya ambargo ve denizden
abluka uygulanmaya başlanmıştır.
Günümüz
dünyasında bir ulus açlıkla ölüme mahkum edilmek istenmektedir.
Ambargo ve abluka sonucu Abhazya'nın dünyanın ekonomik, beşeri
kültürel vs. alanlardaki bütün irtibatı kesilmiştir. Halen bu
yüzden Abhazya'da açlık, ilaç ve tıbbı bakım imkansızlığı yüzünden
yetişkin ve çocukların ölümleri vahim boyuta ulaşmıştır. İnsanların
seyahat özgürlükleri ortadan kaldırılmıştır. Bütün bunların çok
ağır bir insan hakları ihlali olduğu açıktır.
Tüm dünya Abhazya sorununa gözlerini kapamış durumdadır. İnsanın
en tabii hakkı olan yaşama hakkı ellerinden alınmak istenmektedir.
Bunu anlamak mümkün değildir.
Şu
anda gelinen noktada dün yaşanan, bugün süregelen gerçeklerin
ışığında sorunun ele alınarak bu insanlık dramının sonlandırılması
gereklidir.
Abhaz-Gürcü
barış görüşmeleri bugüne kadar somut, olumlu bir sonuca ulaşamamıştır.
Biz inanıyoruz ki, uluslar arası kuruluşlar soruna sahip çıkıp
tarafları bir masa etrafına toplarsa sorun çözümsüz değildir.
Bu gün çözümsüzlüğün sebebi olarak ön planda gösterilmek istenen
göçmen sorununa da 4 Nisan 1994 tarihinde alınan bir kararla çözüm
yolu bulunmuş, ancak, Gürcistan anlaşma şartlarına uymayarak sorunu
çözümsüzleştirmiştir. Aslında göçmen sorunu tarafsız bir gözle
değerlendirilecek olursa, sonradan Abhazya'ya yerleştirilen ve
bu gün göçmen durumunda olan Gürcülerden önce ve öncelikli olarak,
otoktonu oldukları vatanlarından sürülen Kafkas kökenli insanların
ata vatanlarına dönmeleri sorunudur. Biz
Türkiye'de
yaşayan Kafkas kökenli Türkiye vatandaşları olarak;
-
Abhazya'ya uygulanan ambargonun derhal kaldırılmasını,
- Hür dünyada yaşayan insanlara tanınan tüm hakların Abhazya'da
yaşayan insanlara da tanınmasını,
- Milletlerarası hukuka uygun olarak bağımsızlık ilan etmiş, demokratik
usulle devlet organlarını oluşturmuş bulunan Abhazya'nın bağımsızlığının
Hırvatistan, Slovenya ve diğerleriyle eşit hukuki anlayış içinde
ele alınmasını,
- 19. Yüzyıl Rus işgali sonucu vatanlarından sürülmüş Abhazların
haleflerinin Abhazya'ya dönme yerleşme eski mülklerini edinme
haklarının tanınmasını,
- Altı yıldır acımasızca uygulanan ambargo sebebiyle çökme ve
batma noktasına varan Abhazya ekonomisinin canlandırılması için
gerekli desteğin verilmesini
önemle, ısrarla ve acilen istiyoruz.
Sayın
delegeler,
Kafkaslarda
bir diğer önemli kriz noktası Güney Osetya'dır. Aslında tek bir
ülke olan Osetya, SSCB yapısı içinde ikiye ayrılarak güney kısmı
Gürcistan bünyesine katılmıştır.
Sovyetler
Birliği'nin dağılması sonucu Birlik'ten ayrılarak bağımsızlığını
ilan eden Gürcistan'ın bünyesinde kalan Güney Osetya, Stalin tarafından
kendilerine yapılan haksızlığı gidermek niyetiyle, Gürcistan'dan
ayrılarak Kuzey Osetya ile birleşme iradesini ortaya koymuştur.
Güney Osetya Sovyet döneminde bir özerk bölge iken, Gürcistan
yönetimi bu özerklik statüsünü tek taraflı olarak iptal ettiğini
duyurmuştur.
Osetlerin
üzerine askeri birlikler sevk edilerek Güney Osetya'da katliam
yapılmıştır. Oset halkı üzerinde uygulanan baskılar, bu gün de
aynen devam etmektedir.
Osetya
ve Oset halkı gerek coğrafi, gerekse kültürel anlamda Kuzey Kafkasya'nın
bir parçasıdır.
Biz,
Türkiye'de yaşayan Kafkas kökenli vatandaşlar olarak, Güney Osetya'da
baskı altında yaşayan Oset halkın iradesine saygı gösterilmesini
istiyoruz.
Değerli
delegeler,
Bizler, Türkiye'de yaşayan 7 milyon Kafkas kökenli vatandaşlar
olarak, Kafkasya'da cereyan eden olayları endişeyle takip ediyoruz.
Kafkasya bizim ata vatanımızdır. Yüzlerce yıldır katliam ve sürgünlere
maruz bırakılan soydaşlarımızın ata topraklarında güvenlik içinde
özgür olarak yaşamalarını istiyoruz. Dünya kamuoyunun sesimize
kulak vermesini diliyoruz.
Kuzey Kafkasyalılar olarak Abhaz ve gürcü halklarının kardeş halklar
olduğunu düşünüyor ve aralarında barışın kalıcı şekilde tesisini
istiyoruz. Ancak barışın gerçekleşebilmesi için genel hukuk ve
adalet ilkelerinin eşitlik esasına göre uygulanması şarttır.
Abhazya'nın
bağımsızlığının tanınmasının Gürcistan ile barış ve dostluğun
ilk adımı olacağını düşünüyoruz. Bu taktirde Abhazya-Gürcistan
aralarında kalıcı dostluk ve birliği ve aynı zamanda işbirliğini
de gerçekleştirebileceklerdir.
Kafkasya'da
huzur ve sükunun temini noktasında kamuoyunu aydınlatmada desteklerinizi
bekleriz.
Hepinize
saygılarımı sunarım...
Zennur ÇETİNBAŞ