KAFKAS VAKFI BULTENİ
SAYI 2

İNDEX

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'ne külliye

Kafkasya'dan anlamlı bir çağrı

Kafkasya yatırımcılarını bekliyor

ŞATO'dan Kafkasya Konferansı

Dağıstan'da Ramazan coşkusu

ŞEBİNE MUSA: "Ruslar acz içinde"

Kurbanlarımızı Kafkasya'da keselim!

Üç yıldan beri Türkiye müslümanlarından vekalet alarak kurbanlarını Kafkasya'da kesen Kafkas Vakfı, aynı hizmeti bu yıl da verecek.
Geçmiş yıllarda edindiği organizasyon tecrübesiyle bu yıl daha kapsamlı bir çalışma sürdürecek olan ekibimiz, vekaleti alınan kurbanları Dağıstan, Çeçenistan, Osetye, Mezdog, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes, Adıgey, Kıyıboyu Şapsığya ve Abhazya bölgelerinde kesecek.
Vakfımızın çok ehemmiyet verdiği bu hizmetin bölgeye çok önemli mesajlar taşıdığına inanıyoruz.
Şunu altını çizerek belirtmeliyiz ki, Kafkasya'da kurban kesmek, fakirlere et dağıtmaktan öte, komünist dönemde köreltilen ibadet ve dini geleneklerin yeniden ihyası anlamını taşıyor.
Siz de, kendin müslüman olarak tanımlayan ve dinlerini öğrenme gayreti içinde bulunan kardeşlerimize kurbanlarınızı vererek, 70 yıllık zulmün söndüremediği iman korunun bir an önce alevlenmesine yardımcı olun.


Akrabalar birbirini arıyor

·Nalçik'te yaşayan ve Xekuj Fond'da (Anavatan Vakfı) çalışan Thastowko Ayşet akrabalarını arıyor.
·Keza Nalçik'te yaşayan Mamxığ Larisa akrabalarını arıyor.
·Türkiye'de yaşayan Habraha Ramazan, Bibak Ahmet, Tık Mustafa, Kandur Şakir Türkiye'de ve Kafkasya'da yaşayan yaşayan akrabalarını arıyor.

Yardımcı olabileceklerin ve akrabalarını arayanların vakfımıza müracaat etmelerini rica ederiz.

Veri Eksikliği

Toplumlar 10-15 yıl öncesine kadar sanayileşmiş-geri kalmış, gelişmiş- gelişme yolunda veya gelişmemiş ülkeler olarak sınıflandırılırken; bundan sonra bilgi toplumu olmuş veya bilgi toplumu olamamış ülkeler olarak sınıflandırılacaklardır.
Günümüzde bilgi birikimi baş döndürücü bir hız kazanmıştır. Gün geçmiyor ki bilimin yeni bir zaferiyle heyecanlanmayalım. Bundan 10 sene öncesinde dünya kurulalı beri oluşan bilgi birikimi 5 yıllık peryotlarla ikiye katlanıyordu. 90'lı yılların ikinci yarısından itibaren ise bu peryot 1-2 yıllık sürelerek kadar düştü.

Nitekim son elli yılda yaşanan atom çağı, uzay çağı ve bilgisayar çağı gibi üç ayrı devir, bu hızın bir başka göstergesi.
Görünen o ki bundan sonra toplumların geleceğini doğrudan doğruya dağarcıklarında barındırdıkları bilgi miktarı belirleyecek.
Bir buçuk asrın köreltemediği engin bir sevgiyle bağlı olduğumuz atayurdumuzun ve onun çilekeş insanlarının, milli kimliklerini korumuş olarak yarının bilgi toplumunda kendine saygın bir yer edinebilmesi için, mevcut problemlerini hızla çözüp, çağdaş dünyanın bilgi kanallarına entegre olması gerekiyor.

Bugün Kafkasya'nın karşı karşıya bulunduğu demografik, ekonomik, siyasi ve sosyal problemlerine çözüm üretebilmesi, öncelikle bütün alanlarda doğru ve hızlı veri akışını sağlayabilmesiyle mümkün.
Maalesef Kafkasya ile ilgili bu tür bilgilerin temin edilebileceği güvenilir bir merkez bulunmadığından, projeksiyonlar da varsayıma dayalı değerlere istinad ettirilmektedir.

Bu bilgi eksikliğinin giderilmesi, problemin çözümünde ilk ve en önemli adım olacaktır.
Bu eksikliği gören vakfımız bir Kafkasya Bilgi Merkezi oluşturma gayreti içine girmiştir. Elokronik ortamda oluşturulacak böyle bir bilgi bankasına sürekli taze veri akışını sağlamak için Kafkasya'da güçlü bir haber ağının kurulması yönünde araştırmalarımız sürmektedir. Sistem çalışmaya başladığında, internet aracılığıyla uluslar arası istifadeye sunulacak bu bilgiler şüphe yok ki Kafkasya'nın geleceğini aydınlatacaktır.

Henüz avam halde bulunan proje ilerletilip hayata geçirildiğinde önemli bir merhale katedilmiş olacaktır.

Nalçik Mektubu

Özlem Güngör
NALÇİK ÜNİVERSİTESİ
KABARDEY DİLİ VE EDEBİYATI
ÖĞRENCİSİ


Kuzey Kafkasya'nın ortasında, farklı din, dil, adet ve görenek mensuplarının birlikte yaşadığı Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin güzel başkenti Nalçik'ten selam sizlere.

Büyük Rus-Kafkas savaşının 1864 yılında sona ermesiyle başlayan Çerkes halklarının acı günleri; 1866, 1878, 1906, 1921 göçleri ve yetmiş yıllık komünist rejim dönemi ile hep devam etti. 70 yıllık zulüm rejiminin ardından ayakta kalabilmiş Adıgeler'in durumu elbette ki hiç iç açıcı değildi. Geçen acı ve zor seneler, Adıgeler'e, dinlerinden, adet ve göreneklerinden çok şey kaybettirirken, Rus kültürü ve yaşamından da güzel olmayan pek çok şeyi miras bırakmıştı. Kaybedilen çok şey vardı, ancak inanmış gönüllerdeki tek Allah inancı yok edilememişti. 70 senelik komünizm dönemi boyunca, Rusya'da yaşayan tüm soyların Ruslaştırılması ve Hıristiyanlaştırılması çabalarına rağmen tek Allah inancını koruyabilmiş Müslüman Adıge kardeşlerimiz, şimdi büyük bir istek ve arzu ile yüce dinlerini öğrenme, kaybetmiş oldukları adet ve göreneklerini yeniden kazanma çabasına girmiştir.

Kardeşlerimiz dinlerini imkânlar dahilinde açılabilmiş mescidlerde öğrenebilmekte; bu mescidlerin ve cemaatlerin sayıları da her geçen gün artmaktadır. Mescid talebelerinin arasında yedisinden yetmişine her yaş grubundan insana rastlamak mümkün. Hepsini yaşama, yaradanı tanıma sevinci sarmışm vaziyette.

Nitekim Nartan köyünde bir kurs döneminin tamamlanması vesilesiyle gerçekleştirilen programda büyük bir sevinç ve heyecan hakimdi. Hemen hemen bütün köy halkının katıldığı programda, imanın şartları tek tek ele alınarak işlendi. Çocukların programlarını baştan sona Kabardeyce tamamlamalarının ardından, köy büyüklerinden ve misafirlerden kürsüye gelenler tebrik ve güzel dileklerini köy halkına ilettiler.
Dış kıyafetleri itibariyle eski dönemin alışkanlıklarını yansıtan bir öğretmen hanımın sözleri oldukça sevindirici idi. Bu öğretmenin köy halkına tavsiyesi şöyle oldu: "Yazın mescide göndermiş olduğunuz çocuklarınızı okulların açılmasının ardından mescidden alıkoymayın. Çocuklar çok zekidirler, onlar okul ve mescidin derslerini bir arada yürütebilirler."

Bu tür sevindirici olaylardan birini de geçenlerde bir başka Adıge köyündeki mescid açılışında yaşadık. Törende komşu köyler, resmi konuklar, müftü, imamlar vs. katılmıştı. Konukların hepsi tek tek sevinç ve tebriklerini köy halkına iletirken nasıl tepki göstereceğimizi bilemediğimiz bir şey oldu: Tek sıra dizilmiş Adıge delikanlıları ve kızları açılışa, sevinçli günlere mahsus milli danslarıyla katıldılar. İlginç değil mi?

Dinini ve kaybetmiş olduğu güzelliklerini yeniden kazanmaya çalışan kardeşlerimizin arasında, sevindirici, üzücü olayların yanısıra her an çok şaşırtıcı olaylarla da karşılaşabiliyoruz.

Bu şekilde kısa bir giriş yaptığımız Nalçik mektuplarının devamında inşallah siz bülten okuyucularına Kaf dağının güzelliklerini, farklı din, dil, adet ve göreneklere sahip insanların birbiri ile münasebetleri, günlük yaşayışları, sorunları hakkında özlü bilgi ve haberleri aktaracağım.
Allah'ın selam ve rahmeti üzerinize olsun.


Kafkasya'dan anlamlı bir çağrı

KBRİE (KABARDEY-BALKAR İSLAM ENSTİTÜSÜ)

Muhterem Müslümanlar,
Allah'ın bize bahşettiği bu zaman diliminde, ateist-sosyalist baskılardan kurtulmaya ve inancımızı ifade edip hayata geçirme gayreti sarfetme fırsatı bulmaya başladık. Bu bizim için şükrü ifade edilemez bir büyük nimettir.
Ancak, ne var ki, inancımızı ve bunun gereklerinin ciddi bir eğitim kurumu vasıtasıyla öğrenerek bunu halkımıza öğretmedikten sonra, nail olduğumuz tarihi fırsatın fazlaca bir önemi kalmamaktadır. Bu gayretle müslüman ülkelere giden bazı öğrencilerimiz olduysa da, kendine has bir takım sebepler yüzünden başarılı olamamaktadırlar. Kaldı ki bunların sayısı ihtiyaca kıyasla yok denecek azdır. Bunun üzerine bizlerde, daha pratik, daha ucuz, daha yaygın ve daha kalıcı bir eğitim yöntemi geliştirme fikri gelişti. Peşinden Kafkasya'nın tam ortasında yer alan Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin şirin başkenti Nalçik'te bir İslâm Enstitüsü kurmaya teşebbüs ettik. Gerekli resmi prosedür tamamlandı. Eğitim ve hizmet kadrosu oluşturuldu, öğrenci kaydedildi. Dört yıllık yüksek öğretim programı verecek olan enstitümüzde temel İslâmi ilim dalları ve yardımcı bilim dallarında eğitim verilmektedir. Din görevisi ve din dersi öğretmeni diploması verecek olan eğitim kurumumuza kaydolan öğrencilerin askerlik tecili de yapılmaktadır. Çoğunluğu cumhuriyetimiz dahilinden, bir kısmı da Çeçen, İnguş, Asetin ve Şapsığ bölgelerinden toplam 120 öğrencimiz (30'u kız) ve 9 öğretmen, 3 memur, 9 hizmetli (şoför, bekçi, aşçı vb.) olmak üzere toplam 21 personelimiz bulunmaktadır. Öğretmenlerimizin maaşları, sabit giderler, yemekhane giderleri ve öğrenci burslarına medar olmak üzere Türkiye müslümanlarının İslâm Enstitümüze coşkuyla destek vereceklerini samimiyetle ümid ediyoru.
Her türlü nakdi ve ayni yardımlarınızı Kafkas Vakfı (ve başkanı Fethi Güngör) eliyle bizlere ulaştırabilirsiniz.
Bu verimli uhrevi yatırıma kendinizle beraber tanıdıklarınızı da teşvik etmeniz temennisi ve cümlenizin dareyn saadetine (dünya ve ahiret mutluluğuna) nailiyetiniz duasıyla.

ÇAÇAYEV ŞERAFEDDİN KBR MÜFTÜ YARDIMCISI VE İSLÂM ENSTİTÜSÜ MÜDÜRÜ (İMZA) PŞİHAŞE ŞEFİ
KABARDEY-BALKAR CUMHURİYETİ MÜFTÜSÜ VE KBR İSLÂM ENSTİTÜSÜ İDARE MECLİSİ BAŞKANI (İMZA)

Kafkasya yatırımcılarını bekliyor

Ferit Kalkan
"Adriyatik'ten Çin seddine" kadar geniş bir coğrafyayı, tarihi ve kültürel unsurlarıyla kucaklama iddiasındaki bir ülkenin sakinleriyiz.
Böylesine geniş bir alanda söz sahibi olabilmek sadece diplomatik ataklarla mümkün olamıyacağına göre, bu sözün havada kalmaması için her türlü politik girişimin, ticari ilişkilerle kristalize edilmesi gerekmiyor mu sizce?

Sorumuzun cevabı 'evet' ise bu noktadan sonra verilecek mesaf işadamlarımızadır.
Anılan coğrafya içerisinde Türkiye'nin bugünkü sınırlarına en yakın bölgelerden biri tabii ki Kafkasya'dır. Henüz Rusya'nın ilgi alanının dışına çıkarılamadığı için T.C. hükümetinin doğrudan ilişkiler kurmaya yanaşmadığı Kafkasya ile iş adamlarımız pekâlâ direkt ilişkiler kurabilme imkânlarına sahiptirler.

Bu tür ilişkiler hem bölgeyi istikrarsızlık çukurundan çıkaracak; hem de her iki tarafa temin edeceği menfaatlarla bölge ülkeleri arasındaki dostluk köprülerini tesis edecektir.

Ancak, burada dikkat edilecek husus, ilişkilerin duygusallıktan uzak, realist bir zemine oturtulmasıdır ki, taraflar sonradan hüsrana uğramasın.

BDT ülkeleri ile iş yapmak arzusundaki iş adamlarımızın gözlerini Moskova'dan ayırıp bakışlarını biraz daha güneye, sınırlarımıza yakın bölgelere çevirmelerini diliyoruz. Bu kesimler keşfedilmeyi bekleyen bakir pazarlar konumundan henüz kurtulmuş değildir. İlk gidecekler inanıyoruz ki abat olacaktır. Haydin öyleyse bu pazarları siz keşfedin.


Dağıstan'da Ramazan coşkusu

Rusya Federasyonu Dağıstan Özerk Bölgesi'nin Mohaçkala ilinde üç Türk hayırsever tarafından yaptırılan 7500 kişilik Yusuf Bey Camii, 28 Temmuz1996 tarihinde (Mevlid Kandili günü) ibadete açıldı.

Cami, Dağıstan'ın ortasına inmiş nurdan bir abide gibi ilk defa bu yılın Ramazan-ı Şerif'inde ibadete açık olduğundan, Ramazan boyunca 24 saat açık tutuldu. İslâm'a ve ibadetlere hasret Dağıstan Müslümanları günün her saatinde namazlarını kıldılar, Kur'an okudular, zikir ve dua ettiler. Dolayısıyla bu yıl Ramazan'da çok feyizli bir Ramazan yaşandı.

Özellikle de, Türkiye'den götürülen Sakal-ı Şerif, heyecanı son haddine çıkardı. İnsanların Sakal-ı Şerif'in kabına sarılarak göz yaşı dökmeleri, kara kışa aldırmadan yüzlerce kilometre uzaktan otobüsle ziyarete gelmeleri gerçekten çok duygulandırıcıydı. Hele, Kutsal Emanet'in bayramdan sonra tekrar Türkiye'ye döneceği duyulunca, sakatlar ve ihtiyarlar, kimi oğullarının ve torunlarının sırtlarında, kimileri tekerlekli sandalyelerle ziyarete geldiler, tekbirler ve Salavat-ı Şerife'ler arasında uzun kuyruklarla ziyaretler oldu. Cuma günleri ise büyük izdihamlar yaşandı. Ancak, bu coşkulu duygular Ramazan ayı bitince hüzün ve hasrete dönüştü. Çünkü emanetin geriye dönmesi, yerine teslimi gerekiyordu.

Şeyh Şamil'in yurdu, cihad diyarı Dağıstan'ın müslümanları, Türkiye'den gelen yardımlar sayesinde son 80 yılın en mutlu Ramazan'ını geçirdi. Sebep olanlar çok dua aldı.

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'ne külliye

'Dillerin Bünyesel Özelliklerini Araştırma Enstitüsü' kurucu müdürü Bayan Profesör Mariye Şegehaçe'nin Nalçik'e 40 dk. mesafede, üç büyük köyün (Kahun, Psınabe, Psınedaxe) kavşak noktasında yaptırdığı cami/külliyenin duvar inşaatı tamamlandı. Kubbeleri yaptırmakla meşgul olan Hacı Mariye Hanım, Türkiye'den de katkı beklediğini ifadeyle tüm müslümanlara selamlarını iletti.

Adığe Dili Kongresi Nalçik'te yapıldı

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin (KBR) başkenti Nalçik'te 27.09.1996 Cuma günü saat 16:00'da Adığebze (Adıge dili) kongresi yapıldı. Adıge Xase'nin konferans salonunda icra edilen kongreye resmi ve sivil uzmanlar politikacılar katıldı. Adıge Xase'nin adına ve bağımsız olarak katılan delegeler, hükümetin anadili önemsemiyişini sert bir dille eleştirip, dilin devlet işlerinde kullanılması, okullarda seçmeli değil mecburen okutulması, Rus çocuklarının ayrı sınıflarda okutulması... gibi tekliflerinin hep kulak ardı edildiğini ve Moskova'ya şirin görünmeye meraklı politikacıların, eski komünist selefleri gibi anadiline en çok darbe vuran kişiler olduğu ifade edildi.

Devlet Başkanı Yardımcısı Y. Çat ise, yöneltilen tenkidlerde haklılık payı olmakla birlikte, tam bağımsız bir devlet değil, federasyonun bir parçası olarak daha fazlasını yapmaya muktedir olmadıklarını, bununla birlikte hükümetin bir 'dil programı' olduğunu, bunu uygulamaya koymak için 9 kişilik bir komisyon kurulduğunu söyledi.

Kapanıştan önce seçilen beş gayr-ı resmi üye de bu komisyona dahil

Kafkasya tarihinin aydınlatılmasında
Osmanlı arşivinin önemi

Mustafa Hacıishakoğulları
Hiç düşündünüz mü? Niçin, milyonlarca Kafkasyalı dünyanın dört bir tarafında, darma dağının bir halde yaşıyor?
Atalarımız anayurtlarından nasıl koparıldı? Soykırıma uğramaları, sürgüne maruz kalışları, soğuktan, açlıktan, salgın hastalıktan ölmaleri konusunda bildiklerimiz ne?

Ya çürük gemilere üst üste yüklenen Kafkasyalılar'dan binlercesinin daha toprağa ayak basmadan Karadeniz'in soğuk sularına gömüldüklerini biliyor muydunuz?

Bütün bu sorulara cevap bulmak, tarihin puslu sayfalarını gün ışığına çıkartmak, geleceğimizi buna göre disayn etmek bize düşüyor. Bir milletin ömrünün uzun olabilmesi, toplumsal hafızasını koruyabilmesi ve onu sürekli diri tutabilmesine bağlıdır. Aksi takdirde tarih sahnesinden silinmesi kaçınılmaz olur. Milletler ve devletler tarihi, bunun acı örnekleriyle doludur. Bu sebeple tarihi araştırmalar son derece ehemmiyetlidir. Bir an önce Kafkasya tarihini aydınlatacak bilimsel ve akademik araştırmalara başlamalı ve gerçekleri yansıtan eserler ilim aleminin istifadesine sunulmalıdır. Bugün dünyanın en sorunlu bölelerinden biridir Kafkasya. Bölgenin jeopolitik önemi sebebiyle bütün dünyanın gözlerinin üzerine çevrildiği vatanımızın hep varolması, yapılacak ciddi araştırmalar ve bu araştırmalara dayanarak uluslar arası platformlarda meselenin gözler önüne serilmesiyler mümkündür. Ama ne yazık ki, bugüne kadar böyle bir şey yapılamamıştır. Peki neler yapılabilir? Ben burada bunlardan birine, kendi tarihimizle ilgili de binlerce belgeyi içinde barındıran Osmanlı arşivlerinin önemine değinmek istiyorum.

Dünyanın hatırı sayılır birkaç arşivinden biri olan Osmanlı arşivleri, Kafkas tarihini ortaya çıkaracak araştırmalar için en önemli kaynaklardan biridir. Bu son derece zengin kaynaktan bu güne kadar istifade edilmemiş olması, büyük bir eksikliktir.
Türkiye'de belglerere dayalı tarih çalışmaları maalesef yok denecek kadar azdır. Mevcut eserlerin bir çoğu yabancı eserlerin çevirisi şeklindedir. (Hemen belirtmeliyiz ki özellikle bu noktada tarih fakültelerinde okuyan gençlere büyük görevler düşmektedir. Osmanlıca'larını geliştirerek kendilerini böyle bir hizmet için yetiştirmelidirler. Böyle fedakar gençlere çok ihtiyacımız var.)
Bizim için bulunmaz bir kaynak olan bu belglerden nası yararlanabiliriz? Bu konuda biraz bilgi vermemiz sanırım faydalı olacaktır. Bilindiği gibi Osmanlı arşivlerinde tasnif çalışmaları büyük bir hızla devam etmektedir. Hazırlanan katalogların sayısı her geçen gün artmakta, yerli ve yabancı araştırmacıların hizmetine sunulmaktadır. Tabii ki bu belgelerden yararlanabilmek için yazma belgeleri okuyabilecek kadar Osmanlıca'ya hakim olmak, aynı zamanda o günkü yaygın yabancı dilin Fransızca olması dolayısıyla, bu dili bilmek gerekmektedir.
Osmanlı arşivinde bulunan Kafkasya ile ilgili belgeleri şu şekilde gruplara ayırmak mümkündür: Osmanlı-Kafkas ilişkileri, Osmanlı-Rus ilişkileri, Kafkas-Rus ilişkileri, muhtelif antlaşma ve sözleşmeler, haritalar, Osmanlı-Rus savaşları, Kafkas-Rus savaşları, Rus mezalimi, Kafkasya'dan Osmanlı İmparatorluğu'na yapılan göçler, göç esnasında karşılaşılan zorluklar, muhacirlerin iskanı, muhacirlerle yerli halk arasında çıkan ihtilaflar, muhacirlerin yeni topraklara uyum sorunları, köylerin kurulması ve isimlendirilmeleri, devletin ve halkın muhacirlere yaptıkları yardımlar, muhacir köylerinin sosyo-ekonomik yapısı ve nüfus meseleleri, vs...
Görüldüğü gibi bu konuların her biri başlı başına bir araştırma sahasıdır. Bu konuların her biri hakkında arşivde yüzlerce belge bulmak hiç de zor değildir.
Yalnız yukarıda belirttiğimiz gibi gençlerimizin bu göreve sahip çıkması bu işin ön şartıdır.

Osmanlı arşivinden bir belge örneği :
Şimdi burada bir fikir vermesi açısından göç ve iskân konusunun görüşüldüğü 29 Mart 1884 tarihli Meclis-i Vükela (Bakanlar Kurulu) toplantısında tutulan bir zabit varakasının sadeleştirilmiş şeklini yayımlamk faydalı olacaktır.

"Görüşülen konunun özeti: Kafkasya'dan gelmekte olan muhacirlerin Kilis kazası ile Bingazi vilayetinde bulunan boş arazide iskânları çerçevesinde, Çanakkale merkez ittihaz olunarak, orada toplandıkça vapurlara bindirilerek, adı geçen yerlere gönderilmeleri ve masraflarının karşılanma şekli hakkında yapılan başvuru ve izin talebi üzerine gelen nüfusun Çanakkale'de toplanmalarının, bunlardan bazılarının Biga ve havalisine firar eylemeleri gibi mahzuru bulunduğu gerekçesiyle, Rusya'dan, Memalik-i Şahane (Osmanlı İmparatorluğu)'ye hicret etmekte olan ve bundan böyle muhaceretleri muhtemel bulunan kişilerin, iskân yerleri ile sevk ve idarelerini, bunların hicret etmelerinden önce nüfuslarının miktarını ve diğer gerekli bilgilerini zamanında elde ederek, şu anda ve gelecekte işin her yönünü ortaya koyacak sebepleri gerekli tedbirlerin etraflıca müzakeresiyle kararın açık olarak sunulması hakkındaki irade-i seniyyeyi (padişah buyruğu) mübelliğ tezkire-i hususiye ile bu konuda bazı ifadeleri içeren Dahiliye Nezareti'nin tezkireleri ekleriyle birlikte okundu.

Karar: Adı geçen muhacirlerin sevk ve iskân işleri ile teferruata ait muamelatın intizama sokulmasıyla hoş olmayan bir hal bulmaması için gerekli tedbirlerin alınması ve icrası zikredilen tedbirlerin irade ve ferman buyrulduğu üzere, işin her cihetini temin edecek usul ve kaideleri şamil olması, lüzumuna mebni öncelikle muhacirlerin iskân ve sevk işleriyle uğraşan ve bu konuda tecrübe ve kabiliyeti olan kişilerle müşavere ve müzakeresi maslahata uygun olmakla, sonra meclisce de tetkik edilerek kararı arz eylemek üzere yazıldığı şekliyle tetkikat ve ilk görüşmelerin yapılmasıyla bir layiha (rapor) hazırlanması çerçevesinde Dahiliye Nazırı Paşa hazretlerinin başkanlığı altında icab edenlerden oluşacak bir komisyon kurulması; fakat Dahiliye Nezareti'nin tezkirelerinde Kafkasya'dan gelecek muhacirlerin ayrı ayrı geldikeri cihetle bir vapur tutulacak kadar nüfusun toplanmasına değin Muhacirin Komisyonu'nca Kal'a-i Sultaniye'nin toplanma yeri kabul edilmesi; şu aralık yüzelli kadar Çerkes ailesinin Memalik-i Şahane'ye hicret ettiklerinin haber alındığı ve yaz mevsiminin girmesi dolayısıyla daha muhacir gelmesinin muhtemel bulunduğu cihetle tekrar görüş bildirilmesi; gelen muhacirleri uzun süre Kal'a-i Sultaniye'de tutmayıp müteferrikan gelenler bir vapur tutulacak kadar toplanana değin orada kalacakları hesabiyle, bunlar için Kal'-i Sultaniye'nin geçici olarak ittihazı Muhacirin Komisyonu'nca tasvib edilmiş ve meskur mahallin uygun bir yer olması bildirilmiş olmakla, geçici olarak gönderilecek muhacirlerin bir tarafa firar edememeleri dikkat olunmak için mahalli hükûmete tavsiyede bulunmak üzere, adı geçen yerin mevkı-ı muvakkat (geçici toplanma yeri) ittihazının bu mazbata ile arz ve istizanı kararlaştırıldı."(B.O.A. MV 2/40)*

* Bu makale Kafkas Vakfı kütüphanesinde bulunan, Osmanlı arşivlerinden alınmış belge fotokopilerinden istifade edilerek yazılmıştır.



BEKLENTİLERİMİZ

Mehdi Nüzhet Çetinbaş
Parçalanan bir cihan devletinin mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti, farklı kökenlerden gelen bir çok topluluğu bünyesinde barındırıyor.
Zengin bir tabloyu oluşturan bu farklı kültürler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Zor günlerinde kendilerine kucak açan Türkiye insanına her zaman minnet hisleriyle doludurlar.

Dünyanın herhangi bir yerinde müslümanların başına gelen olaylar karşısında, Türkiye'nin başının ağrıması, geçmişten devraldığı bu mirasla yakından ilgilidir.

Türkiye'deki farklı kültür toplulukları zaman zaman dışarıda kalan soydaşları için gönüllü bir lobi çalışması içine girme durumuyla karşı karşıya kalıyorlar.

Afganistan, Bosna, Abhazya, Çeçenistan ve Arnavutlukta meydana gelen olayların Türkiye'yi derinden etkilemesi sebepsiz değildir.
21. yüzyıla birkaç adım kala, dünyadaki coğrafi sınırların yerine;kültürel sınırların ön plana çıktığı günümüzde, oyunu kurallarına göre
oynamanın zamanı gelmiş, hatta geçmektedir.

Türkiye'de yaşayan Kafkas kökenli vatandaşlar olarak, 1864 sürgününde Rus zulmüne karşı bize kucağını açan Osmanlı Devletine karşı herzaman şükran hisleri besledik.

Devletin yıkılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olarak bu tabloda bizler de yerimizi aldık.
Anavatanımızdan sürülüşümüz üzerinden 133 yıl geçti. Aradan geçen bunca uzun zamana rağmen, vatanımızı ve orada kalan akrabalarımızı unutmadık. Unutmamızı da bizden kimse isteyemezdi.
Bugün Sovyet sisteminin çöküşüyle birlikte, atayurdumuzda yaşayan insanlar ile daha rahat görüşme imkanına kavuştuk. Akrabalarımızla hasret giderdik.

Hasret ve kucaklaşma dönemi artık geride kaldı. Bundan sonrası, ciddi çalışmalar ve faaliyet içinde bulunma zamanıdır.
Kafkasyalılar olarak, atayurdumuzla kurduğumuz ferdi münasebetler artık devam etmektedir.
Rusya federasyonunu oluşturan cumhuriyetlerden sekizi Kuzey Kafkasya'dadır. Türkiye bu sekiz cumhuriyetin hepsiyle derin bağları olan insanları bünyesinde barındırmaktadır.

Bu cumhuriyetler ile bağlantısı olan insanlar, kendi bölgeleri ile ilgili bir takım çalışmalar içinde bulunuyorlar.
Bu işleri yapabilmek için vatandaşı oldukları Türkiye devletinden haklı talepleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki vize probleminin çözülmesi.
Kafkasya'daki cumhuriyetler ile yapılacak ticarete kolaylıklar sağlanması (Teşvik kredisi, nakliye kolaylığı vs.)
Rusya Federasyonu ile yapılacak bir anlaşma sonucunda Kafkasya'nın orta bölgelerinde bir Türk konsolosluğunun açılması.
Orta Asaya Türk Cumhuriyetleri'ne yapılan dini hizmetlerin Kafkasya'ya da yöneltilmesi. Diyanet Vakfı'nın federal cumhuriyetlerin başkentlerine birer büyük cami inşa etmesi.
Kafkasya'dan Türkiye'ya okumaya gelen öğrencileri Türkiye'ye davet eden kişi ya da kuruluşların kefaletinin vize için yeterli olması.
Kuzey Kafkasya ile bankacılık faaliyetlerinin kurulması (Soçi, Krosnodar, Novorosisk, Nalçik, Caharkale, Mahaçkale vb. yerlerde).
Yukarıda dile getirdiğimiz hususların hepsi Türkiye'nin kültürel sınırları ile ilgilidir. Türkiye dünya siyasetinde henüz farkına varamadığı elindeki kozları oynamaya başlamalıdır. Yapılacak iş başkalarının iç işlerine karışmak değil, tam tersine küreselleşen ve gittikçe daralan dünyada yerini almaktır.
Devletimizin üzerine düşen görevi yapacağına inanıyoruz. En azından geçmişteki hataları tekrar etmeyeceğine inanmak istiyoruz.



SAVAŞ BİTTİ Mİ?

Fethi Güngör
11 Aralık 1994'te başlayan Rus işgali, Çeçenler'in tarihte eşine ender rastlanan kahramanlıkları karşısında onur kırıcı bir mağlubiyetle sonuçlandı. 48 saatte işgali tamamlamayı hayal eden Rus Genel Kurmayı, yirmibir ay burnu yere sürtülüp prestiji yerle bir olduktan sonra Kafkas halklarını kaba güç ile dize getirmenin imkansızlığını bir kez daha tecrübe etmiş oldu.

Ancak, mücadele bitmiş değildir. Alev söndü, savaş bitti yanılgısına düşüp rehavete kapılmayalım, kendi kendimize aldatmayalım. Deli Petro'nun sıcak denizlere inme vasiyetini devlet ideolojisi edinen Ruslar'ın Kafkasya'yı veya bir bölgesini kolay kolay gözden çıkarmayacaklarını da asla unutmayalım. Karadeniz'i, boğazları ve Akdeniz'i ele geçirip sıcak denizlere inmeyi, dünyanın kalbi mesabesindeki Orta Doğu'yu, Asya'yı, Afrika'yı nüfuz alanı içine almayı, imparatorluk topraklarına katmayı tarih felsefesi haline getiren Ruslar'ın bu ideallerini kendiliklerinden kolayca terk etmelerini ummak saflık olur. Bu ideolujinin gerçekleşebilmesinin ilk adımı olan 'Kafkasya'yı elde bulundurma hususu' Rus devleti için son derece önemlidir. Kafkasya'nın Rusya için taşıdığı stratejik önem Fadayev tarafından açıkça ifade edilmiştir.
"Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki bölge Rusya'nın bütün müslüman Asya ile yakın temasını sağlar. Rusya Kafkasya yarımadasından gereken her yere ulaşabilir. Rusya için Kafkas yarımadası, Rusya kıyısını Asya kıtasına bağlayan bir köprü, Orta Asya'yı düşman tesirlerinden koruyan bir duvar, Karadeniz ve Hazar denizini muhafaza eden bir ilerş tabyadır. Bu memleketin işgali, devletin en belli başlı görevlerini teşkil eder(1).

Sadece takatleri kesildiği zamanlarda geçeci olarak işgal çabalarını askıya alan Rus devletini durdurabilmek için ya Ruslar'ın halkı ve devletiyle İslamlaştırılarak kardeş olmamız veya İslam dünyasının Kafkasya'ya ciddi, seviyeli ve istikrarlı politik, ekonomik, gerektiğinde askeri destek vermesi gerekmektedir. Ne var ki halkı müslim ülkelerde devlet mekanizmaları ne Abhaz ne de Çeçen bağımsızlık savaşlarında gönüllü teşekküller kadar varlık ve himmet gösterememişlerdir.

4 asır süren Rus-Kafkas savaşlarında Rus orduları Kafkasya topraklarında dokuz milyona yakın askerinin cesedini bıraktı. Yine de işgal emellerinden vazgeçmediler. Sıcak savaşta kaybedince soğuk savaş veriyorlar. Abhazya parlak bir zaferle bağımsızlığını fiilen kazanmış olmasına rağmen şu anda Gürcü ve Rus ambargosu altında inim inim inlemektedir. Çeçenistan da siyasi ve ekonomik altında kalacaktır. Ancak müslüman ülkeler gereken desteği verirse bu ambargolar onların tamamen ezilmesine vesile olmayacaktır. Çeçenistan'da bundan sonra kültürel, ekonomik ve diplomatik alanlarda savaş sürecektir. Müslüman iş adamları Çeçenistan'ın yeniden imarında aktif görev almalıdır. Avrupa ve Amerika'nın iştahını kabartan Çeçenistan petrolünün üretim ve pazarlamasında müslüman iş adamları ile pazarlamacılarının faal olmaları ve bölgedeki kültürel hamleleri finanse etmeleri tarihi görevleridir.

Kafkasya, Hazar ve Orta Asya petrollerinin nakil hattı olmasının yanında kendi petrolleri itibariyle de büyük bir öneme sahiptir. 1910-1913 yıllarında Maykop havzasında petrol ihracatı arttı, petrol endüstrisi gelişti ve büyük bir rayon oluştu. Tüm dünyada meşhur olan bu bölgeye Ruslardan başka yabancı sermaye de akmaya başladı. Bu yıllarda Rus nüfuz sınırları dahilindeki İngiliz petrol imtiyazlarının %43'ünü Maykop havzası oluşturuyordu. Çeçen-İnguş petrol endüsrisinde yabancı sermaye daha sağlam yerleşti. Bu iş için 71 milyon ruble yatırım yapıldı. Bunun %36'sı İngilizler'in,%27,2'si Ruslar'ın, %18,2'si Fransızlar'ın, %9,5'i Belçika'nın, %9,1'i ise Hollanda'nın payı idi(2)... Bu rakamlar bölgedeki petrol gerçeğini ve bölgedeki verilen kavgalardaki etkin rolünü iyice kavramamız için yeterli delil olur sanırım.

Irak'ı Amerika yıktı, Avrupalılar yeniden inşa etti. Çeçenistanı da yıkan Ruslar veya dindaşları Avrupalılar yapmasın. Müslüman ülkelerin yönetimleri, halklarının düşüncelerine ve tercihlerine saygılı olmak zorundadır. Onların dünyada dindaşlarına olan ilgisini devlet düzeyinde sürdürmelidir. Müslüman bireyler de mücadele eden halklara verdikleri ihlaslı destekleri sürekli kılmalı, daimi infakı ahlâk edinmelidir. Adem(A.S.) ile başlayan tevhid şirk mücadelesinin kıyamete dek süreceğinin bilincinde olarak düzenli ve sürekli desteği bir lütuf ve ihsan değil, bir vecibe olarak telakki etme olgunluğunu kazanmalıdır. Bu tarihi mücadele sürecinde eğitim ve öğretim faaliyetlerinin ne kadar önemli olduğunu idrak edip insan eğitimi yatırımlarına İslamiyet ve insan adına katkıda bulunmalıdır.

"Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez."(Bakara, 2/193)

Ne mutlu dünyadaki konumunu idrak edip, misyonunu bihakkın yerine getiren insanlara!..

1) Ahmet CANBEK; Kuzey Kafkas Trajedisi, Kaf Yayınları, İstanbul, 1995, s.5
2) İstoriya Narodov Severnogo Kavkaza, Moskova "Nauka" 1988, c.2. s.399-400

ŞATO'dan Kafkasya Konferansı

Kafkasya'da Etnik Çatışmalar: Sebepler ve Çözümler (30-31 Mayıs 1997)/Hollanda
Sovyetler Birliği oldukça sessiz ve kaygısız bir şekilde çöktü. Fakat bu sessiz çöküşün aksine, sonrasında çok şiddet ve kavga görüldü. Sovyet rejimi çok uluslu imparartorluğu bir arada tutmak için politik ve ekonomik bir tedbirler paketi kullanıyordu. Bu tedbirler onlarca yıl komünist idare ve asırlarca süren çarlık zamanında geliştirilmiş ve tatbik edilmişti. Sovyetler'in ani çöküşü bu tedbirlerin ve uygulayıcılarının da dağılmasına ve geçersiz kalmasına sebep oldu. Yeni cumhuriyetlere de miras olarak çözülmemiş potansiyel çatışma ve anlaşmazlıklar yumağı kaldı. Çeçenistan'da kanlı savaş ise Sovyetler Birliği'nden miras kalan çatışmaların en şiddetlisi ve kanlısı oldu.
Mitolojik kahramanlar yuvası Kafkas Dağları, son yıllarda meydana gelen çatışmalarda dünya gündeminin ön sıralarına yerleşti.
Sovyetler Birliği dağılırken, Abhazyalı'lar, Abhazya'da kontrolü ele geçirdiler ve Gürcistan ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattılar. Rus ordusuna karşı şanlı bir mücadele veren Çeçenler bu orduyu 1,5 yıllık bir savaş sonucu yenerek fiili olarak bağımsızlıklarını ele geçirdiler. Bu çatışma ve savaşlar sonucu milyonlarca insan evsiz yurtsuz kaldı ve on binlercesi mülteci durumuna düştü.
Bölgede son yıllarda meydana gelen bu çatışmaların sebepleri nelerdir? Bölgeye barış ne zaman gelecek? Uluslar arası kuruluşların, medyanın bu çatışmadaki rolü nedir? Bu çatışmaları önceden görüp engellemenin yolları varmıdır? Erkekler tarafından yürütülen bu savaşlar kadınlara nasıl bir fatura getirdi?
Hollanda'da kurulan SOTA tarafından düzenlenen bu konferansta bu ve bunun gibi sorulara bölgenin uzmanları ve temsilcileri tarafından cevap alınacak.
30-31 Mayıs arasında Hollanda'da yapılacak konferansta kullanılacak diller İngilizce ve Türkçe olup program bölgeye ilgi duyan herkese açık olacak.


ABHAZ ZAFERİ KUTLANDI

Abhazya'nın Ortadoks Gürcistan'ın zaferini kırıp bağımsızlık savaşını zaferle noktalandırmasının üçüncü yıl dönümü Abhazya, Maykop ve Nalçik'te yapıldı. Nalçik'teki kutlamalar, Abhaz meydanına çelenk konup şehitlerin ruhu için okunan Fatiha ile başladı. Ardından Kültür Evi'nin konferans salonunda yapılan konuşmalarda savaşın nasıl patlak verdiği, nasıl geliştiği, Çeçen, Kabardey, Çerkes, Adıge vb. Kafkas gönüllülerinin can u gönülden verdiği destekle savaşın nasıl zaferle sonuçlandığı anlatıldı. Kafkas halklarının kan, dil, kültür ve din bağlarıyla kardeş oldukları vurgulandı. Kısa bir konuşma yapan KBR Müftüsü Pşihaşe Şefi de şunları söyledi:

"(Ayet ve hadisleri okuduktan sonra); Allahu Teala kardeş dayanışmasını galip getirdi. Her toplumun düşmanı olabilir. Ancak, birlik ve dayanışma içinde, karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörüyle, namusluca yaşadığı sürece onlara kimse galebe çalamaz. Ölenlere rahmet gazilere sıhhat ve afiyet dileriz. Sadece savaşta değil, barışta da dayanışalım."


Kafkasyalı kızlarımız dini eğitim için Türkiye'de

Kabardey-Balkar ve Şapsığ bölgelerinden getirdiğimiz 20 kız öğrenciden 13'ü dört aylık tekâmül kurslarını tamamlayarak Ramazan başında Kafkasya'ya gönderildi. Kalan 7 öğrencimiz, sıfırdan başladıkları temel eğitimlerini Hüdayi Vakfı Kız Kur'an kursunda sürdürmekte olup, iki yılı tamamladıklarında kendilerine sertifika verilerek, isteyenlere bölgelerinde kurs öğretmeni olarak çalışma imkânı sağlayacaktır.



ŞEBİNE MUSA: "Ruslar acz içinde"

"Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK)'nun kurucu (elan fahri) başkanı, sosyoloji öğretim üyesi Musa Yure ŞENİBE ile üniversitedeki odasında görüştük. Kendisine federasyon ağırlıklı bir takım sorular yönelttik. Emekli bir savcı olan Şenibe Musa, mahkemece kapatılan 'Kongres'in de başkanı idi. Abhazya savaşına katılıp bacağından yaralanan THAMADE'nin birbuçuk saat süren uzunca röportajını özetleyerek sunuyoruz."

Fethi Güngör
F.G.: Kim Şenibe Musa? Kısaca tanıtır mısınız?
M.Ş.: Ubıh, Bjeduğ, Kabardey ve Asetinlerde 'ŞENIBE' sülale adı halen kullanılmaktadır.
F.G.: Desenize hakiki bir konfederasyon sülalesi.
Evet, konfederasyona olan düşkünlüğüm ile bütün Kafkas halklarına olan büyük sevgimin temelinde bu gerçek yatıyor olabilir. Baba tarafım tüccar, anne tarafın savaşçı ve çok dindar sülâleler idi. Dedemin vasiyeti şu idi: 'Evlatlarıma asla haram bulaşmasın. Okumaya yatkınlar, mümkün olursa hepsini okutun.' Ve çok şükür hepsi okudu. Bir kardeşim meşhur bir ressam, diğeri meşhur bir müzik hocası. Kardeşim Tole ise bilgisayar mühendisi öğretim üyesi.

F.G.: KHK nasıl doğdu, neler yaptı?
Sovyet Rusya dağılmaya ve her halk kendi geleceğini düşünmeye başladığı sıralarda (1988) Adıge Xase'ye davet edildim. Halkı bilinçlendirmeye başladık. Tamamen Çerkesçe icra ettiğimiz büyük bir kongre tertip ettik. Çerkesk, Adıgey ve Şapsığ bölelerine gidip Xaseler (dernek) kurduk. 24 Temmuz'da Abhazya'nın işgâl edildiğini öğrendik. 30 Ağustos'ta bir grup gönüllüyle birlikte oraya gittik. 'Dağlılar Esamblesi'ni kur