|
KAFKAS
VAKFI BULTENİ
SAYI 3
Kafkas Halklarından Adiğeler'in
Eski Dinleri ve İslamiyet'in
Kuzey Kafkasya'ya Girişi (*)
Adiğeler Kuzey Kafkasya
halklarından olup, tarihin bilinen en eski devirlerinden günümüze kadar
Kuzey Kafkasya'nm orta ve batı kesimlerinde yaşayan ve Adiğe dilini konuşan
otohkton halklardan birisidir. Batılılar onların ülkelerine Circassia,
kendilerine de Circassien derler. Osmanlı kaynaklarında diğer Kafkas halkları
ile birlikte Çerkes-Çerakis tabiri kullanılmaktadır. Araplar ise bunlara
Şerkes-Şerakis adını verirler.
Adiğeler bilinen en eski tarihleri içinde hiç bir zaman dinsiz bir dönem
geçirmemişlerdir. Tarih boyunca üç önemli dine mensup olmuşlardır. Bunlar
eski dinleri, Hıristiyanlık ve Müslümanlıktır. Eski Adiğe dini, üç ana
grupta incelenebilir. Birincisi inançlar, ikincisi ibadetler, üçüncüsü
de ahlaktır. Bunların dışında büyü, sihir, tılsım, fal vb. batıl itikatlar
ve kutsal tasavvuru içinde ele alınabilecek tabiattaki çeşitli varlıklarla
ilgili kültleri (dağ, ağaç vs.) sayabiliriz.
Eski Adiğe inançlarından en önemlisi hiç şüphesiz bütün dinlerde görülen
Yüce Tanrı inancıdır. Adiğeler Tanrı'ya "Tha" ismini verirler.
O kainatın yaratıcısıdır, bütün mukadderat elindedir, kullarına acıyan,
bağışlayan, merhamet eden, sağlık veren ve aynı zamanda cezalandırandır.
Tha'ya yüklenen bu sıfatlar, tevhid inancının izlerini taşır. Adiğe inançlarında
Tha'nın dışında başka tanrılar da mevcuttur. İkinci derecedeki tanrı,
Tha'nın insanları terbiye vasıtası olan Yıldırım ilahı Şıble'dir. Bu ikisi
dışında başka tanrılar da görülür.
Ahiret, cennet, cehennem, ceza, mükafat, ruhun ölümsüzlüğü, yeniden dirilme,
melek, şeytan, cin eski Adiğe inançları içinde yerini alır.
Eski Adiğe dininde ibadet de önemli bir yer tutar. Adiğe ibadetleri dans
ve müzik eşliğinde bir takım figürler icra edilerek mabet olarak kullandıkları
"kutsal koru"larda yapılırdı. İbadeti Thamade yönetirdi. Diğer
dinlerde görülen oruç, kurban, dua vb. ibadetler eski Adiğelerde de mevcuttu.
Doğum ve ölüme çok önem verilir, bu iki olayla ilgili yapılan törenler
en önemli dini görevlerden sayılırdı.
Bütün bunlar dünyadaki diğer benzer ilkel dinlerde olduğu gıbi dinin ilk
kaynağının ilahi olduğu ve tek tanrı inancından, çok tanrı inancına geçildigi
şeklindeki tezi desteklemektedir. Çünkü eski Adiğe inançların da Tha merkezi
bir konumdadır ve herşeyin yaratıcısıdır.
Adiğeler üstün ahlaka önem verirler. Adiğeliği insanlıkla bir tutarlardı.
Birisi yanlış ve hatalı bir iş yaptığında "Vı Adiğeba?" (Adiğe
değil misin?) derlerdi. Ahlaki umdeler ferdi ve sosyal hayatın tamamını
düzenleyen şifahi kanunlar bütünü Khabze'nin içinde yer alırdı. Khabze
kutsal sayılır ve ona uymayanlar Thamadeler kurultayı tarafından cezalandırılır.
Eski Adiğe dinini bu şekilde özetledikten sonra Kuzey Kafkasya'nın İslamiyet'le
tanışmasına geçebiliriz. İslamlık döneminden önce Kuzey Kafkasya'da Hıristiyanlık
görülse de hiç bir zaman başarılı olamamıştır.
Bugün Abhaz ve Osetler'in bir kısmı ile Mezdok bölgesi Kabardeyleri hariç
Kuzey Kafkasya'nın tamamı Müslümandır. Diaspora'daki Kuzey Kafkas kökenlilerden
ise sadece Basklar Hıristiyan olup diğerleri Müslümandır. Çünkü Hıristiyanlık
Kuzey Kafkas halklarının ruhuyla bağdaşmamıştır.
İslamiyet Kuzey Kafkasya'ya Hz. Ömer dönemi fetihleri sırasında, İran'ın
fethinden sonra Dağıstan bölgesinden girmiştir. Hicri 7. asırda Kuzey
Kafkasya'ya giren İslam orduları Hazarlarla uzun süren savaşlar yapmak
zorunda kalmışlardır. Bu dönem içinde Dağıstan ve Çeçenistan bölgeleri
ve Orta Kafkaslar'ın bir kısmı İslamiyet'i kabul etmeye başlamışlardır.
Sonraki yıllarda toplu olarak müslümanlaşma hız kazanmıştır. Hanefi ve
Şafii mezhebi yaygındır. Ayrıca Müridizm hareketi olarak bilinen Nakşibendilik
halk tabakalarının İslamlaşmasında ve Ruslara karşı yapılan savaşlarda
büyük roller üstlenmiştir.
İslamiyet Kuzeybatı Kafkasya (Çerkes-ya)'ya doğuya göre biraz daha geç
tarihlerde girebilmiştir. Bu bölgede 13.yüzyıllarda başlayan İslamlaşma
Osmanlı ve Kırımlıların çalışmaları ile ancak 18.yüzyılda tamamlanabilmiştir.
Kuzeybatı Kafkasya'nın İslamlaşmasında en önemli görevlerden birisini
de İmam Şamil'in naibi Muhammed Emin yerine getirmiştir.
İslamiyet'in dünyanın en çok etnik unsurunun bir arada yaşadığı Kuzey
Kafkasya'da yerleşmesi bazı önemli sonuçları doğurmuştur. Bunları şu şekilde
sıralayabiliriz:
1- Halk Hıristiyanlık'la karışmış çok tanrılı eski dinlerinden ayrılıp
fıtrat dini olan İslam'la şereflenmiştir.
2- Kuzey Kafkas halklarının etnik mozayiği, İslam kardeşliği çatısı altında
pekişmıştir.
3- İslamiyet'in bölgeye girmesiyle İslam coğrafyası son derece jeopolitik
ve stratejik önemi olan bir ülke kazanmıştır.
4- Yüzyıllar boyunca Ruslar'a karşı verdikleri bağımsızlık savaşlarına
İslamiyet güç kazandırmış, dirençlerini artırmış ve sıcak denizlere inme
politikasını uygulamada Rusları yorgun düşürmüş, böylece İslam dünyasının
Kuzey cephesinden parçalanıp dağılmasına engel olmuşlardır.
Çerkes Derneği (Adige
Khase)'nin
tertiplediği din ve eğitim konulu
2. Kabardey Konferansı' nın aldığı kararlar
Kabardey-Balkar
Cumhuriyetinde Çerkes Derneği (Adige Khase)'nin 1995 yılında tertiplemiş
olduğu 2.Kabardey Konferansı, kararlarını 44 maddelik bir sonuç bildirgesi
halinde yayınlandı. Hükümet temsilcilerinin, sivil kuruluşların, diyanet
yetkililerinin ve halkın da büyük oranda katılımıyla gerçekleşen bu konferansta
alınan kararlar adeta bir içtimai mukavele (toplumsal sözleşme)dir. Böylece
Kabardey halkı yüz yılı aşkın bir zamandan beri alt-üst edilen, yıkılan
öz (kimlik) değerlerine karşı bir sorgulama yapmıştır. Bu maddelerden
bazıları şunlardır:
Madde 1- Mevki ve makamını, şahsi çıkarlarını, milli çıkarların önüne
geçiren her Çerkesi ciddi şekilde ihtar etmek (haddini bildirmek) ve onu
doğru yola, dürüstlüğe çekmek. Halkın zararına iş yapanlarla her alanda
mücadele etmek.
Madde 4- Evimizde, sokağımızda, çarşı ve pazarda ahlâkın hakim olması
için, her Çerkes birbirini kontrol edecek, ahlaka muğayır davranışlarda
bulunan, adetleri çiğneyen kimseler görmezlikten gelinmeyecek, güzellikle
uyarılarak kendisine gelmesi sağlanacaktır. Gerek şahsi, gerekse aile
yaşantımızda bizler de iyi birer örnek olarak, bütün Çerkes çocuklarının
"senindi-benimdi" demeden, iyi eğitilmesi için herkes sorumluluğunun
bilincinde olacaktır.
Madde 15- Şeriata uygun nikâh kıymaya imamları yetkili kılmak. Rastgele
herkese nikâh kıydırmamak.
Madde 18- Her cemaatin bir nikâh kayıt defteri olmalı. Nikâhı kıydığına
dair bir belgeyi imam, evlenenlerin vekillerine vermeli.
Madde 19- İslam diniyle alay eden, onu aşağılamayı kalkışanların gerek
hayır işlerine, gerekse cenazesine, ne imamlar ne de müslüman cemaat katılmayacaktır.
Madde 20- Başka dine giren, ya da hala o dine çağıran kimselere karşı
ciddi şekilde mücadele etmek ve halkın lanetinin (nefretinin) kendileri
üzerine olduğunu onlara anlatmak.
Madde 22- Çerkes ulusunu, kahramanlıklarıyla, edeb ve erdemleriyle (Khabzeleriyle)
yüceltegelen bey ve soyluları (Pşı ve vorkleri), din adamlarını acımasızca
tahkir etti Sovyet Rejimi. Bu konuda çirkin iftiralarla dolu, düzmece
bir çok yazılar ve kitaplar yazıldı. Bunlarla ilgili olarak okullarımızda
okutulan kitapları, radyo ve televizyon arşivlerinde mevcut dokümanları
temizlemek, bu meyanda Lenin'e ve Komünist Partisine yönelik yazılan ve
hala gençliğimize sunulan övgü edebiyatına artık son vermek.
Madde 25- Geçmişte köylerimizi ve şehirlerimizi süsleyen camilerimiz devletin
acımasız kararlarıyla yıkıldı, dine savaş açanlarca. Şimdi camilerimizin
yeniden inşa edilmekte olduğu şu günlerde devletten de gereken yardımı
beklediğimizi yetkililere hatırlatmak.
Madde 30- Kabardey-Balkar İslam Enstitüsünde okuyan Çerkes öğrencilerine
Çerkesçeyi ve Çerkes geleneklerini (Khabzeyi) de okutmak.
Madde 31- Ana okullarında ve orta dereceli okullarımızda okuyan çocuklarımıza,
geleneklerimizin (Khabzenin) İslam'a yakınlığının ve her ikisinin güzelliklerinin
öğretilmesi için Müslüman cemaatlarla dernek (Khase) şubeleri el ele verip,
okul yöneticilerine, eğitici programlar hazırlayarak yardımcı olmalıdır.
Madde 33- Okullarımızda okutulmakta olan dini bilgileri yeterli bulmamaktayız.
Kabardey-Balkar Müslüman bir cumhuriyet olduğuna göre İslam Dinine ayrılan
sürenin arttırılması gerekir.
Madde 40- Televizyon ve radyodaki dini programların kalitesi ve süresini
arttırmak. Okullarımızda okutulan yabancı diller arasında Arapça da yer
almalıdır. Bu konu Eğitim Bakanlığına götürülecektir.
Kafkasya'daki
etnik sorunların
mahiyeti ve çözüm yolu (*)
Erol
Karayel
Sovyetler Birliği,
21 Aralık 1991'de yapılan Almaatı görüşmelerinin ardından dağıldı. Hürriyeti
gaspedilmiş milyonlarca insan, yıllarca en aza kanaat ettikleri halde
bir türlü palazlandıramadıkları kilitlenmiş bir ekonominin kıskacından
kurtulunca dört bir yana savruldular. Değişimin şiddeti bütün imparatorluğu
sarstı.
Bu arada 15 büyük Cumhuriyet bağımsızlığını ilan etti. Rusya toprakları
içerisinde kalan 21 özerk bölge ve Cumhuriyet ise -Rusya'nın baskısıyla-
bir araya gelerek Rusya Federasyonunu oluşturdu. Ardından bağımsız Cumhuriyetler
ve Rusya Federasyonu -yine Rusya'nın zorlamasıyla- bir araya gelerek Bağımsız
Devletler Topluluğu (BDT)'nu oluşturdular.
Tabii bu oluşumların tamamı sancılı ve sağlıksız gerçekleşti. Hızlı değişimin
çabuk sindirilemeyişi bütün Sovyet topraklarına istikrarsızlık getirdi.
En istikrarsız bölge de Kafkaslar olarak ortaya çıktı.
Bağımsızlığım ilan eden Trans-Kafkasya'daki üç devlet (Gürcistan, Azerbaycan
ve Ermenistan) Rusya'nın kışkırtmaları sonucu savaşın kucağına düşmekten
kendini kurtaramadı. itildikleri savaş batağından sıyrılabilmek için de
-beklentilere uygun olarak- Rusya'nın güdümündeki BDT'ye girmek zorunda
kaldılar. Ermenistan üç, Gürcistan dört Rus askeri üssünün topraklarında
kurulmasına izin vermek zorunda bırakıldı. Fakat Kafkas ötesine köklü
çözümler gelmedi. Rusyanın şalteri indirmesiyle bölgeye sadece ateşkes
geldi; yani sorunlar çözülmedi, buzdolabına kaldınldı.
Transkafkasya'da bunlar olurken, Kafkasya'nın Kuzeyi de çoktan ısınmaya
başlamıştı bile...
Kafkasya'daki problemler nerelerden kaynaklanıyor?
Bu sualin birbirini tamamlayan pek çok cevabı var. Bir kerre bilinen şu
ki, bölgedeki çıbanın kanlı başı, dinmek bilmeyen emperyalist heveslerine
gem vuramayan Rusya'dır. Rusya, Deli Petro'dan beri süregelen sıcak denizlere
inme isteğine en büyük engel teşkil eden iki ülke ile yani tarihi rakipleri
Türkiye ve İran'la hep bu bölgede karşı karşıya gelmiştir. 18'nci yy'ın
başlarından itibaren de, uluslararası politikada agırlığını yitirmiş olan
Türkiye (evveli Osmanlı) ve İran, Rusya'nın Kafkasya'daki girişimlerine
engel teşkil etmekten uzaklaşmıştır.
Stratejik ekseni dogudan batıya uzanan Batı ülkeleri de bölgeye alaka
göstermeyince, Rusya hiç bir gücün engellemesine uğramadan Kafkasya'yı
işgal etmiştir.
130 yılı aşkın bir süredir işgali altında tuttuğu bu toprakları, bugün
artık rahatlıkla "arka bahçem" diye nitelendirebilmektedir.
Nitekim Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin 26/9/1995'te BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmada bunu açıkça beyan etmiştir. Bir kerre şu unutulmamalıdır
ki, Çarlık döneminde de, Bolşevizm döneminde de, onun sonrasında da Rusya'nın
hedefi hiç değişmemiştir: Sıcak denizlere inmek...
Rusya'nın bu arzusu sürdügü müddetçe de, kendisi için Güneye açalan kapı
konumundaki Kafkasya'nın huzur bulması düşünülemez.
Bugünkü problemlerin bir diğer kaynağını da ortada yatan Sovyet mirası
ekonomik enkaz oluşturuyor.
Yine bir diğer sıkıntıyı da Kafkasya'nın iştah kabartan yeraltı (petrol,
kömür vs.) ve yerüstü zenginlikleri oluşturuyor. Bölgeye yakın bütün ülkeler
bu servetlerden pay kapma yarışı içinde, ellerini bölge üzerinden çekmiyorlar.
Fakat, burada saydığımız ve saymadığımız bütün benzer problemlerin çözülebildiğini
varsayıp bir kenara bırakırsak, Kafkasya'daki en köklü problem, mevcut
etnik ve demografik yapı olsa gerek.
Trans-Kafkasyadaki Ermenistan ve Azerbaycan'ı ayrı tutup (Abhazya ve Güney
Osetya'nın Kuzey Kafkasya'daki etnik gruplarla beraberliklerini düşünerek
Gürcistan'ın sadece bu bölgelerini yazımıza dahil ediyoruz), Kafkasya'nın
kuzeyindeki etnik ve demografik yapıya şöyle bir göz attığımızda problemin
büyüklüğünü rahatlıkla görebileceğiz.
Kafkasya'da yaşayan 50'nin üzerindeki etnik grup, dokuz Cumhuriyet/Özerk
Bölge'ye dağılmış durumda. Komünist dönemde, özellikle Stalin döneminde
izlenen maksatlı iskan politikaları ve oluşturulan suni cumhuriyetierde
öyle nüfus kombinezonları oluşturulmuştur ki, Kafkasya adeta bir "etnik
mayın tarlası" haline getirilmiştir. Doğudan batıya doğru sıralarsak,
Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes,
Adıgey, Abhazya ve Güney Osetya'da yaşanan etnik problemler şöyle özetlenebilir:
Dağıstan
Otuzun üzerinde etnik grubun yaşadığı Dagıstan'ın 1 milyon 800 binlik
nüfusunun % 32'si Avar, % 15'i Dargi, % 11'6'sı Lezgi, % 4'ü Tabasaran,
% 12'si Kumuk, % 8'i Nogay, % 4'ü Azeri, % 3,2'si Rus, kalanı da diğer
gruplardan oluşuyor. Dağıstan'da sadece bir köyden müteşekkil etnik gruplar
dahi bulunmaktadır.
Doğalgaz zengini Dağıstan'da patlak vermiş bir etnik olay yok. Ama bu
potansiyel hep mevcut. Toprak zenginliğinin ve siyasi gücün paylaşımı,
Lezgi, Kumuk, Dargi, Nogay ve Tabasaran'lar arasında etnik sürtüşmeleri
kışkırtıyor. Bu gruplar Avar yoğunluğa karşı çıkıp 'siyasi otonomi' istiyorlar.
Hepsi kendi milli politikasını savunuyor ve bu grupların tamamı tepeden
tırnağa silahlanmış durumda.
Dağıstan'da silah bulmak kolay. Dağıstan'ın Hasavyurt kasabasında Kaleşnikov'lar
250 $, tabancalar ise 120 $'dan açık pazarda satılabiliyor. Dağıstan'da
ayrı etnik kökenlerden gelen iki aile arasında başlayabilecek şiddetli
bir tartışma, hiç de sürpriz sayılmayacak bir şekilde iç çatışmalara başlangıç
teşkil edebilir.
Cumhuriyetten ayrılma isteğini dile getiren tek grup Dagıstan'ın güneyinde
ve Azerbaycan'ın kuzeyi'nde yaşayan Lezgiler. Özerklik isteyen Azerbaycan
Lezgileri, Sadval isimli terör teşkilatının militanlarıyla, metro bombalamak,
sabotajlar düzenlemek, gibi provakatif eylemler yapıyorlar. Konuyu takip
eden uzmanlar, olaylarda, bölgenin istikrarsızlığını menfaatlerine uygun
gören Rusya'nın parmağı oldugunu belirtiyorlar. Azerbaycan, başına sarılan
Karabağ savaşının yanısıra, Kuzeydeki Lezgi azınlık ve Güneydeki Taliş
hareketleriyle de sıkıştırılmak isteniyor. Ta ki Ruslar'a askeri üs verinceye
kadar.
Dağıstan'da hakim olan İslam'ın bütünleştirici gücü, şimdilik daha kötü
olayların meydana gelmesini engelliyor.
Çeçenistan
Çeçenlerin Ruslar'la tutuştuğu ve nihayetinde onurlu bir zaferle süsledigi
savaştan önce yaklaşık 735 bin nüfusu vardı. Çeçenistan'ın diğer nüfusunun
yaklaşık 200 binini Ruslar, 100 binini de İnguş, Yahudi vs. diğer gruplar
oluşturuyordu. Savaşta demografik yapı önemli miktarda değişti. Rusların
önemli bir kısmının ülkeyi terk ettiği biliniyor. Evsiz barksız kalan
10 binlerce Çeçen komşu Cumhuriyetlere sığınmış vaziyette. Ülke baştan
sona enkaz halinde. Hiçbir ekonomik faaliyet yok. Halk günlük yaşıyor.
Yeni kurulan hükümet henüz ülkeye hakim değil. Devlet müesseseleri yeni
yeni teşekkül ettirilmeye çalışılıyor. (Burada hemen belirtmeliyiz ki,
Devlet Başkanlığına seçilen Aslan Mashadov, seçimlerdeki siyasi rakipleri
Şamil Basayev ve Movladi Udugov'u hükümetine alarak tavanda birliği sağladı).
Ülkede herkes tepeden tırnağa silahlı. Asayiş ve can güvenliği yok. Komşu
Cumhuriyetlere ve Çeçenistan'a gelen yabancılar silah tehdidiyle kaçırılarak
fidye karşılığı serbest bırakılıyor. Silahlı Çeçenler sürekli komşu Cumhuriyetlere
sarkarak zorbalıkla ve diğer gayrımeşru yollardan servet edinmeye çalışıyor.
Bu da komşu toplumların sevgisizlik ve nefretine sebep oluyor. Ekonominin
bitmesi, Ruslara karşı kazanılan zaferi gölgeleyen eylemlere zemin hazırlıyor
maalesef. Fakat, millİ mutabakatı tesis eden hükümetin bu problemlerm
üstesinden geleceğini ümid ediyoruz.
Çeçenistan'ın kuzey sınırları boyunda, Stavropol Kray'da yaşayan Kozaklar'la
Çeçenler'in arası soğuk. Kuvvetli bir ihtimal olmasa da, kışkırtmalarla
çatışmaya dönebilecek bir potansiyel var.
Ayrıca, Çeçen nüfusun yoğunlukta olduğu Dağıstan'ın Hasavyurt kasabası
da, bölgedeki Çeçenlerin kasabanın kendi topraklarına dahil olması gerektiğıni
iddia etmeleri sebebiyle potansiyel bir problem durumunda.
Öte yandan aşağıda açıklayacağımız Oset-İnguş anlaşmazlıgı sebebiyle meydana
gelecek bir çatışmada, Çeçenler'in doğrudan İnguş saflarında olacağını
belirtmeliyiz.
İnguşetya
160 bin İnguş'un yaşadığı Cumhuriyette, 100 bine yakın da Rus ve diğer
unsurlar bulunuyor. Ayrıca, Rus Çeçen savaşı döneminde gelen mültecilerin
sayısının da 100 bin'e yakın olduğu sanılıyor. İnguşlar, Çeçenler'le aynı
dili konuşmalarına rağmen kendilerini farklı görüyorlar. İnguşlar, Çeçen
savaşından önce Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nden ayrılarak müstakil Cumhuriyet
haline geldiler. Ayrılmalarına da kendi farklı yapılarını ve Osetler'le
olan problemlerinde Grozni hükümetinin kendilerine destek çıkmamasını
gerekçe gösteriyorlar.
Eski tarihlerinden beri Terek nehrinin sağ tarafında İnguşlar, sol tarafından
da Osetler yaşamıştır. Nitekim 1784 yılmda Ruslar tarafından askeri kale
olarak inşa edilen Vladikavkaz şehrinin ortasından geçen Terek ırmağının
sol tarafı Osetlere, sağ tarafı da İnguşlara ait idi. İnguşların yaşadığı
ve bugün Prigorodniy Rayon adını taşıyan bu bölge, inguşların ikinci dünya
savaşı yıllarında, Sibirya'ya sürülmeleri üzerine Osetlere verildi. İnguşlar
1957 yılında Kuruşçev tarafından affedilerek vatanlarına döndüklerinde,
Prigorodniy Rayon'u ve ayrıca üzerinde hak iddia ettikleri 7 eski İnguş
köyünü geri alamadılar. Komünist dönem de dahil olmak üzere Osetler'le
İnguşlar arasında sürekli çatışmalar çıktı, katliamlar meydana geldi.
En son 1992 yılında meydana gelen
çatışmalar zorlukla yatıştırılabildi. Kuzey Osetya-İnguşetya sınırı her
an büyük çatışmalara şahid olma istidadı taşıyor.
Kuzey
Osetya
632 bin nüfuslu Kuzey Osetya'nın nüfusunun % 52'si Oset, % 29'u Rus, %
5'i İnguş, % 14'ü de diğer halklardan oluşuyor. Osetlerin İnguşlarla aralarındaki
problemi yukarıda belirttik. Osetler çoğunluk itibariyle Ortodoks hıristiyan.
Bu yüzden Tarih boyunca Ruslarla hep sıcak ilişki içinde oldular. Tarihte
Ruslar önce bu bölgeye yerleşmiş, doğu ve batı Kafkasya'yı birbirinden
ayırdıktan sonra ancak işgal edebilmiştir. Osetya eskiden beri diğer Kafkas
halklarına soğuk durmakta, Kafkas halklarının geliştirdiği organizasyonlarda
hiçbir zaman aktif görevler almamaktadır.
Son Çeçen-Rus savaşında Osetya'nın başşehri Vladikavkas'ın, Çeçenistan'a
yapılan hava akınlarında ve ordu ikmalinde merkez üs konumunda bulunması,
Çeçenlerin şimşeklerini Osetler üzerine çekti. Osetlerle İnguşlar arasında
meydana gelen yeni bir çatışmada, Çeçenler de Osetler'e karşı savaşa girebilirler.
Ayrıca Güney Osetya'nın Kuzey Osetya'yla birleşme çabaları sebebiyle,
Gürcistan'la Kuzey Osetya arasında da soğukluk bulunmaktadır.
Kabardey
- Balkar Cumhuriyeti:
Cumhuriyet'in toplam nüfusu 753 bin. % 48'i Kabardey, % 9'u Balkar, %
32'si Rus, % 11'i de diğer unsurlardan oluşmaktadır.
Türk kökenli Balkarlar'da tıpkı Çeçen ve İnguş'lar gibi 1944 yılında Sibiıya'ya
sürülmüş, 1957 yılında da geri dönmüşlerdir. Geri döndüklerinde eski topraklarının
tamamını alamadıklarını ve Kabardeylerce siyasi ve kültürel baskı altında
tutulduklarını iddia eden Balkarlar, kurdukları Töre adlı teşkilatla 'haklarını'
alma mücadelesi veriyorlar. Bu arada teşkilat mensuplarınca Kabardey-Balkar
Cumhuriyeti'nden ayrılma istekleri yüksek sesle dile getirilmektedir.
Balkarlar, başşehir Nalçik'in yarısının ve ülkenin dağlık güney sınırlarının
Balkar toprağı olduğunu savunuyor, bu toprakları istiyorlar. Rusya içindeki
Türk teşkilatları da Balkarlar'a siyasi destek vermektedir. Fakat Cumhuriyet'in
'güzellikle' ikiye bölünmesi pek mümkün görülmüyor. Çünkü Balkarlar'ın
çok önem verdikleri Mingitav, Kabardeyler'in de efsanelerine girmiş Oşhamafe'dir.
İki halkın da bu topraklardaki kökleri çok derin.
Her iki tarafta da alttan alta silahlanmaya çalışan gruplar var. Silahlar
patlamaya başlarsa, çatışmalar bu Cumhuriyetle sınırlı kalmaz, çevre cumhuriyetlerden
gelenlerin de katılımıyla ortalık kan gölüne döner.
Bu arada, Balkarlar'ın, doğu komşuları Osetler'le de, daha önce silahlı
çatışmaların olduğu toprak problemleri sürüyor.
Karaçay
- Çerkes Cumhuriyeti:
Karaçaylar, Balkarlar'la kardeş kavimdir. Bu Cumhuriyetteki Karaçayların
nüfusu 130 bindir. Yani nüfusun % 31 'i.. Nüfusun % 42'sini Ruslar, %
10'unu Çerkesler, % 7'sini Abazalar, % 3'ünü Nogaylar, % 7'sini de Ukraynalılar
vd. kavimler oluşturmaktadır. Karaçaylılar 1926 yılından, sürgüne gönderildikleri
1944 yılına kadar kendi özerk bölgelerinde yaşadılar. 1957 yılında affedilerek
geri döndükten sonra eski topraklarına yerleştiler. Fakat özerklikleri
geri verilmedi. Çerkeslerle birlikte Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi idaresi
altına alındılar. Planlı Sovyet-Rus propagandalarıyla, Cumhuriyette yaşayan
Çerkes, Abaza, Rus ve Ukraynalılar'ın Karaçaylılar'la arası açıldı. Çerkeslerden
ayrılıp ayrı Cumhuriyet olmak isteyen Karaçaylılar, Camagat adlı bir örgüt
kurdular. Bu örgütün önderliğinde toplanan Karaçay Halk Temsilciler Meclisi
17 Kasım 1990 günü bir kongre düzenleyerek Karaçay'ın bağımsızlığını ilan
etti. Moskova bu kararı tanımadı. Karaçaylıların bağımsızlık ilanı bölgede
bulunan Çerkes, Abaza, Rus ve Ukraynalılar'la Karaçaylar arasında gerginlik
meydana getirdi. Ayrıca bölgedeki Abazalar, Karaçaylılar'ın kendileri
üzerindeki baskısından rahatsızlıklarını belirtiyorlar. Bölgede tam manasıyla
sevgisizlik ve gerginlikler hakim. Etnik grup önderleri akıllı davranmazlarsa
bölgeden her an çatışma haberleri gelebilir.
Öte yandan Karaçaylılar, Balkarların durumunu da yakından takip etmektedir.
Meydana gelecek herhangi bir çatışmada Balkarlar'la aynı tepkiyi verecekleri
kesin. Bu arada Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ne komşu Abhazya Cumhuriyeti'nin
de, Abazaların durumunu yakından takip ettiğini belirtmeliyiz.
Adıgey
Adıgey'in toplam nüfusu 432 bin. Bunun % 22'si Adıge, % 68'i Rus, % 3'ü
Ukraynalı, % 7'si de diğer unsurlar... Burada topluluklar arasında bir
çatışma yok. Ama Adigeler kendi topraklarında düşürüldükleri azınlık konumundan
rahatsız. Politik yollardan varlığını devam ettirecek ve kültürünü güçlendirecek
tedbirler almaya çalışıyorlar.
Bu arada Adığelerle aynı dili konuşan Karadeniz kıyısındaki 10 bin nüfuslu
Kıyı Boyu Şapsığları'na da statü kazandırıp, Adıgey'e entegre etmenin
formüllerini arıyorlar.
Abhazya
Sovyet döneminde Gürcistan'a bağlı özerk cumhuriyet haline getirilen Abhazya,
Gürcistan'ın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından kendisi de bağımsızlığını
ilan etti. Bu karar Gürcistan tarafından şiddetle reddedildi. Abhazya
14 Ağustos 1992'de Gürcü ordusunun işgaline uğradı. Birbuçuk yıl süren
kanlı bir savaşın ardından 30 Eylül 1993'de Abhazlar Gürcüler'i topraklarından
attılar. Abhazya fiili olarak bağımsızlığına kavuştu.
Gürcüler Abhazya'nın tekrar kendisine döndürülmesi için Rusya'dan yardım
istedi. Ruslar, Gürcü topraklarında Rus askeri üsleri açma izni ve BDT'ye
dahil olmaları karşılığında Gürcistan'a yardıma girişti. 1996 yılından
buyana, Çeçenler'e destek verdiği iddiasıyla Abhazya'ya, Rus ve Gürcüler
tarafından, karadan ve denizden temel ihtiyaç maddelerini de kapsar şekilde
ambargo uygulanıyor. Problem çözülme yolunda değil. Abhaz toprakları bereketli,
insanını besliyor. Bu yüzden ambargo yüzdeyüz tesirli olamıyor. Şevardnadze
kendini güçlü hissettiği anda Abhazya'ya tekrar saldıracaktır. Abhazya
halkının tamamı silahlı. Ülkede asayiş problemi var; zaman zaman soygun
ve cinayetler meydana gelmektedir. Abhazya'nın bugünkü nüfusu, 100 bin
Abhaz, 90 bin Gürcü, 80 bin Ermeni, 60 bin Rus, 10 bin Türk ve 50 bin
kadar da dlğer unsurlardan oluşmaktadır.
Güney
Osetya
Gürcistan'a bağlı özerk bölge konumundaki G.Osetya'nın 100 bin nüfusunun
% 66'sını Osetler oluşturuyor. Bölgede 28 bin Gürcü ve 6 bin de diğer
halklardan insanlar yaşıyor. Gürcistan'daki Osetler, 13-14'ncü yy'da Moğol
odularının Kafkasyayı işgali esnasında Kafkas Dağları'nı aşarak Gürcistan'a
gelmişlerdir. Sovyet döneminde de Güney Osetya Cumhuriyeti oluşturulmuştur.
Güney Osetya Halk Cephesi, 1989 yılında, Gürcistandan ayrılıp Kuzey Osetya
ile birleşerek Birlik Cumhuriyetlerine dahil olmak istediklerini açıkladı.
Bu Gürcülerin şiddetli tepsini çekti.
1989 yılı yazında Osetler'le Gürcüler arasında şiddetli çatışmalar vuku
buldu. 1989 Eylülünde Gürcü ordusu Osetya'ya girdi. Çatışmalar aralıklı
olarak beş ay sürdü. 1990 sonunda Zviad Gamsakhurdia hükümeti G.Osetya'nın
özerkliğini kaldırdı. 1991 yılında çıkan çatışmalarda 30'a yakın insan
öldü. Aynı yılın son aylarında çatışmalar daha da şiddetlendi. Gürcü köyleri
basıldı. Çatışmalar 1992 yılında zorlukla kontrol altına alınabildi. Bölge
halen sıkıyönetimle idare edilmektedir. Her an yeni çatışmalar meydana
gelebilmesi mümkündür.
Biraz
basiret
Kafkasya'daki problemlerin çözümlenememesinin sebeplerinden biri de, bölgelerin
yöneticilerinin eski komünist kadrolardan oluşmasıdır. 'Bir gecede demokrat'
olan bu marksist kadrolar, halkın gücünü ve eğilimlerini iktidara yansıtmamakta,
halen Moskova'nın ağzının içine bakarak politika üretmektedirler.
Dolayısıyla Rusya tarafından kolayca manipule edilebilmektedirler. Kafkasya'da
problemler, Kafkasya'nın Rus nüfuz bölgesi olmaktan çıkarılmasıyla çözüm
yoluna girecektir. Bunun yolu da önce iktidarlardan Rusçuların ayağını
kesmek olacaktır. Kafkasya'nın bütün topluluklarının aklı başında liderleri
biraraya geldiklerinde içine itildikleri ateş kuyusunu görüp ona göre
tedbirler alabileceklerdir.
... ve
çözüm
Bu arada hemen belirtmeliyiz ki, 50'den fazla kavmin oluşturdugu Kafkas
mozayiğini bir arada tutacak yeğane harç İslam olarak gözüküyor. Bugün
Dağıstan'da -ilmi temelleri zayıf da olsa- İslam inancının güçlü olması,
toplumun birbirine düşmesini engellemektedir.
Kafkasya'daki tarihi problemleri, Kafkas halkları arasında var olan iç
problemler olarak ele almak son derece yanlış olacaktır. Tarih boyunca
Kafkasya'da cereyan eden savaşlarda din önemli bir belirleyici unsur olmuş;
müslüman topluluklar, gayri müslim işgal güçlerine karşı ortak mücadele
vermişlerdir.
Bölgede müslüman gruplar arasında vuku bulmuş herhangı bir savaş yoktur.
Sovyet döneminde "Kafkas savaşları" olarak adlandırılan harplerin
gerçekte "Rus - Kafkas savaşları" oldugu herkes tarafından anlaşılmıştır.
Yaklaşık dört asır süren savaşlar boyunca yerli halkların birlik ve beraberliğini
sağlayan, dirençlerini artıran ana güç kaynağı İslamiyet olmuştur.
Gerçek İslam Kafkasya'da hayat bulduğunda, topluluklar arasındaki problemlerin
suniliği daha kolay anlaşılacak, aralarındaki muhabbet bağları güçlenecektir.
Kafkasya'da yaşayan sonradan iskan edilmiş unsurların, yerli halkın dini
olan İslam'ı benimsemeleri; bölgedeki tarihi düşmanlıkların izale edilerek
huzur ve istikrar ortamının sağlanmasının en kısa ve kesin yoludur.
Hiç şüphe yok ki Kafkasya'nın bugünkü sakinleri, hayatlarını barış ve
huzur içerisinde devam ettirebilecekleri yeğane vasatı İslam'da bulacaklardır.
(*)
Bu araştırma, mekezi Hollanda'da bulunan SOTA (Türkistan, Azerbaycan,
Kınm, Kafkasya ve Sibirya Araştırma Merkezi) tarafından 1-2 Temmuz 1997
tarihlerinde Haarlem şehrinde (Hollanda) düzenlenen "Kafkasya'da
etnik çatışmalar. Sebepler ve Çözümler" konulu konferansta tebliğ
olarak sunulmuştur.
Hollanda'da
uluslararası konferans
"Kafkasya'da
Etnik Çatışmalar:
Sebepler ve Çözümler"
Hollanda'da
kurulan SOTA (Türkistan, Azerbaycan, Kırım, Kafkasya ve Sibirya Araştırma
Merkezi) tarafından "Kafkasya'da Etnik Çatışmalar: Sebepler ve Çözümler"
konulu uluslararası konferans 1-2 Temmuz tarihlerinde Haarlem (Hollanda)'de
yapıldı.
Konferansta, Kafkas Vakfı Sekreteri Erol Karayel tarafından hazırlanan
"Kafkasya'daki etnik sorunların mahiyeti ve çözüm yolu" başlıklı
bir tebliğ de, Vakfimız kurucu üyelerinden Ferit Kalkan tarafından sunuldu.
Kalabalık bir izleyici grubunun takip ettiği Konferansa katılan diğer
konuşmacıla şu isimlerden oluştu:
Dr.
Mehmet Tütüncü (SOTA Başkanı/Hollanda), Elin Süleymanov (Yorumcu, Azerbaycan),
Leyla Yunusova (Azerbaycan Vahdet Partisi Başkanı), Al Hazer Süleymanov
(Çeçenistan Başbakanı Ş. Basayev'in Dış işlerinden sorumlu birinci yardımcısı),
Marie Beningsen (Central Asian Survey Editörü, Fransa), Moshe Gammer (Tel
Aviv Üniversitesi, İsrail), Cem Oğuz (Bilkent Üniversitesi, Ankara),
Dr. Slava Chirikba (Abhazya), George Hewitt (SOAS, Londra) George Khutsishvili
(Uluslararası Anlaşmazlık ve Müzakere Merkezi, Gürcistan), Levan Urusadze
(Gazeteci, Gürcistan), Nesrin Sarıahmetoğlu (Marmara Üniversitesi/İstanbul),
Charles van der Leeuw (Bakü), Ruşen Gamber (Bakü),
Konferans metinleri SOTA tarafından kitap haline getirilerek yayınlanacaktır.
Kaynak
: Kafkas Vakfı, Bülten Kış-98, Sayı: 3, Sayfa: 11
Kabardey-Balkar'da
(içten içe yanan)
uyuşmazlık kıvılcımları (*)
Alexander
Iskandarian
Moskova
Balkar
Halkı Milli Konseyi (BHMK) 18 Kasım 1996'da Bağımsız Balkar Cumhuriyeti'ni
ilan ettiğinde, bu herkes için tam bir sürpriz olmuştu. Öyle ya, Kabardey-Balkar,
problemli bölgeler Çeçenya, inguşetya ve Kuzey Osetya ile kıyas edildiğinde
şimdiye kadar hiç dikkat çekmemişti. Öyle ki, Güney Rusya'nın en "sovyet"
özerk bölgesi olarak görülen bu Cumhuriyet, problemli bölgenin istikrarlı
adası olarak anılıyordu.
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Başkanı Valery Kokov BHKM'nin kararına sert
tepki gösterdi. Kongrenin kararları geçersiz ilan edilerek mensupları
hakkında kovuşturma başlatıldı. BHMK başkanı General Supyan Bappayev daha
sonra Kongre kararlarının duygusal olduğunu açıklayarak, cumhuriyet yetkilileriyle
kendisinin üst düzey bir göreve atanması için görüşmeler yapıldığını belirtti.
Kabardey olan V. Kokov, Türkçe konuşan Balkarların dışarıdan kışkırtıldığını
ifade etti. Adresi de Türkiye ve Abhaz-Gürcü savaşında Gürcü yanlısı tavır
alan diğer devletler olarak verdi...
Kabardeyler'le Balkarlar arasındaki uyuşmazlık bir kaç yıldır içten içe
körükleniyor. Domino teorisi burada da yerini buluyor; Çeçenistan'ın 'de
facto' bağımsızlık elde etmesi, Rusya Federasyonu (RF)'ndaki diğer halklar
arasındaki benzer ayrılma hareketlerini hızlandıracaktır. Fakat, önce
cumhuriyetlerdeki şartların oluşmuş olması gerekirdi ki Kabardey-Balkar'da
olanlar işte bu sürecin bir parçası idi.
Gözlemciler bu beklenmeyen krizin sorumlusu olarak Bapayev'i gösterdiler.
Bapayev'in bu ayrılma hareketinin ideologlarından olduğu ifade edildi.
Bir General olan Supyan Bapayev'in Cahar Dudayev'le yaptığı bir telefon
görüşmesinin bantları 1995'de yayınlanınca Bapayev kötü bir şöhrete kavuştu.
Bantta, Dudayev, Bapayev'i bütün Kafkasya'da bir direniş organize etmesi
için ikna ediyordu.
Nitekim Bapayev'de, BHMK'nin lideri olmasıyla birlikte Balkarya'nın bağımsızlığını
ilan etmişti. Ve inanılıyor ki Bapayev'in işlediği bu fiilden daha ileri
boyutta siyasi hedefleri var.
Krizin sebebi etnik, dini, kültürel farklılaşmalar kadar, Sovyetler Birliğinin
Rusya Federasyonu'na bıraktığı mirastan da kaynaklanıyor. 1920'lere kadar
Kuzey Kafkasya Halklarından bir tanesi dahi, Rusya İmparatorluğunun böyle
bir hak tanımaması sebebi ile milli sınırlarını bilmiyordu. Kafkasya'daki
sınırlar 1920-1930 yılları arasında çizildi.
Sovyet haritasının çiziminde Lenin'in "milletlerin self-determinasyon
hakkı"na uygun hareket edildiği iddia edillyor ise de, aslıhnda tam
bir pragmatizm hakim olmuştur. Çerkeslerin yerleşik olduğu bölge Adigey,
Karaçay-Çerkes ve Kabartay-Balkar olarak; Batıda ve devrim öncesi edebiyatta
Çerkes diye bilinen halk da Adige, Kabartay ve Çerkes olarak üçe bölünmüştür.
Karaçay-Balkarlar da aynı şekilde Karaçay ve Balkarlar olarak ikiye bölünmüş,
resmi olarak herbirinin ayrı bir halk olduğu söylenmiştir. Balkarlar KabartayBalkar'da
Çerkeslerin beşte biri kadardır. Karaçaylar da Karaçay-Çerkes'de Rus nüfustan
sonra ikinci azınlıktır. Durumları itibari ile hiç bir otonomiye sahip
olamazlar. 1943-1944 yılları arasında Karaçay ve Balkarların Hitler'le
işbirliği yaptıkları gerekçesiyle iç Asya'ya sürülmesi gibi yollarla problemin
hiçbir zaman çözülemeyeceği anlaşılmıştır. Karaçay-Balkarların 1959 yılında
geri dönmesiyle nüfus dengesizliği arttı. Üst seviye devlet görevlilerinin
etnik Kabardey'lerden meydana gelmesi Balkarlarca milli sorun olarak algılandı.
Bu arada 'Büyük Kafkasya' sloganıyla Adige, Kabardey, Ahbaz ve Abazinlerin
de dahil olduğu Dünya Çerkes Birliği kuruldu. Bu Çerkes entegrasyonunun
kurulması, Karaçay-Balkarlar'ca kendi milli varlıkları için bir tehdit
olarak görüldü. Çözümü ayrılmakta gören Balkarlar 1989 yılında bu amaca
hizmet eden "Töre" adlı bir hareket başlattı. Hareket
Balkarlar arasında kabul gördü. 29 Aralık 1991'de RF içinde özerk bir
Balkar Cumhuriyetinin kurulması için düzenlenen referandumda, katılanların
% 95'i (65.000 kişi) bu fikri desteklerken; sadece 2.800 kişi karşı oy
kullandı. Buna bir tepki olarak Nalçik'de, Ocak 1992'de Kabardey Halk
Kongresi (KHK) kuruldu. KHK, Kabartay Cumhuriyetinin kuruluşunu ilan etti.
Hukukçu ve Adalet eski Bakanı Yuri Kalmukov KHK Başkanlığına seçildi.
Aynı zamanda DÇB (Dünya Çerkes Birliği)'nin Başkanlığına getirildi. Daha
sonra iki tarafın temsilcileri arasında, iki cumhuriyet arasında hudut
belirleme çalışmalan başladı. Çalışmalar anlaşmazlıkla sonuçlandı.
Aralık 1992'de Rus yetkililer, K.Kafkasya'nın entegrasyonunu hedefleyen
başka bir teşkilat olan Dağlı Halklar Konfederasyonu'nun Kabartay Başkanı
Şenibe Musa'yı tutukladılar. Binlerce insan Ş. Musa'nın serbest bırakılması
için gösteriler başlattı. Gösteriler kısa zamanda Kokov aleyhtarı ve Kabartay'ın
RF'den ayrılması isteklerine dönüştü.
Bunun üzerine Ruslar ani bir değişiklikle Ş. Musa'yı serbest bırakarak
gösterileri Kabardey'lerle Balkarlar arasında lokalize ettiler. Böylece
Cumhuriyet'in parçalara ayrılması gündemden çıktı. Daha sonraları Balkar
bölgeleri için düzenlenen iyileştirme programları hep kağıt üzerinde kaldı.
Bu da Halkn daha da radikalleşmesine ve aşırı uçların güçlenmesine yol
açtı. Hem Moskova'daki hem Nalçik'deki yöneticiler Kabardey-Balkar'ı federalleştirmek
veya sistemi değişik milliyetleri temsil edecek şekilde reforme etmeye
yönelik hiçbir çalışmada bulunmadılar. Son durum şudur ki, Balkarların
içinde bulunduğu memnuniyetsiz tavrı haklı görecek bir başka acımasız
politikacı ortaya çıkıncaya kadar, bu anlaşmazlığın kökleri, derinde,
yeterince canlı kalmaya devam edecektir. Ta ki problemi çözmeye yönelik
kararlı bir tavır gelişinceye kadar.
(*) War
Report, Ocak-Şubat 1997'den S. Önalan tarafından yapılan tercümeden kısaltılmıştır.
Kaynak
: Kafkas Vakfı, Bülten Kış-98, Sayı: 3, Sayfa: 6
|