KAFKASYA'YA İSTİKRAR; AMA NASIL?


KAFKAS VAKFI DEKLARASYONU
.....................
KAFKASYA'DA İSTİKRAR ARAYIŞI - II
25-26 EKİM 2001, Brüksel
.............

Savaşın hala devam ettiği Çeçenistan, Gürcüstan'dan lojistik destek sağlayan silahlı gruplarla başı belada olan ve altı yıldan beri uygulanan ambargo ile kıskaca alınmış bulunan Abhazya, Tiflis'le olan uyuşmazlığı şimdilik buzdolabına kaldırılmış olan Güney Osetya, mülteci sorunu nedeniyle yer yer küçük çaplı çatışmaların yaşandığı iki kardeş cumhuriyet İnguşetya ve Osetya, istikrara en fazla susamış birer Kuzey Kafkas cumhuriyetidir.

Eylül 1999'dan beri Çeçenistan'da devam eden savaş binlerce insanın ölümüne ve Çeçen halkının yarıdan fazlasının yurtlarını terketmesine neden olmuştur.

Paris Kulübü, Rusya'ya verdiği kredilerin Çeçenistan'daki savaşın finansında kullanılmasına karşı sessiz kalmış sadece kredilerin geri dönüşünün nasıl garanti altına alınabileceğini hesaplamıştır.
Kuzey Kafkasya'da ekonomik alanların daraltılması, Sovyetler döneminden kalan sanayi kuruluşlarının revize edilememesi, yeni yatırımların gerçekleşmemesi buna bağlı olarak artan işsizlik, devlet kurumlarına hakim olan Politbüro ve KGB ruhunun bir türlü aşılamaması, kamusal alanda şeffaflaşmanın sağlanamaması, özel sektörü çekecek güven ortamı için gerekli adımların atılmaması sonuç itibariyle yasa dışılığı besleyen etkenler olmuştur. Fidye için adam kaçırmanın artış kaydetmesi, terörün tırmanması, yer altı ekonomisinin daha da güçlenmesi tesadüf değildir.

ÇEÇENİSTAN İÇİN ACİL EYLEM PLANI

Eylül 1999'dan beri devam eden ve neredeyse Çeçen halkının topyekün imhasına endekslenmiş olan savaş bir an önce durdurulmalı ve siyasi çözüm yolları aranmalıdır.

-Bunun ilk adımı olarak daha fazla kan akmadan ateşkes ilan edilmeli ve Rusya askeri varlığını
Çeçenistan'dan çekmelidir.

-Henüz 1994-1996 savaşının yıkıcı etkilerinden kurtulamadan 1999'da yeni bir felaketin içine sürüklenen Çeçenistan'ın üçüncü bir trajediye tahammülü yoktur. Bu nedenle taraflar arasında kalıcı bir barış sağlanmalıdır. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Mashadov'u müzakereler masasında buluşturacak adımlar atılmalıdır. Bunun için NATO, BM, AGİT ve AB gibi uluslararası kuruluşlar devreye girerek ağırlığını koymalıdır.
Unutmamak gerekir ki, Rusya 1996 ve 1997'de Çeçenistan ile yaptığı barış anlaşmalarının gereklerini yerine getirmemekle kalmamış, 1996'daki yenilgisinin öcünü alma güdüsüyle hareket etmiştir.

Bu nedenle Rusya-Çeçenistan görüşmelerinde aracı ya da uluslararası gözlemcilerin bulunması zaruret halini almıştır. Tarafların taahhütlerini yerine getirmekten kaçınmalarını engelleyecek uluslararası bir mekanizma oluşturulmalıdır.

- Çeçenistan'da işlenen savaş suçlarını ve insan hakları ihlallerini araştıracak uluslararası bağımsız bir komisyon kurulmalıdır. Toplama kampları mağdurları, işkenceye maruz kalanlar, evlerinin ve işyerlerinin yıkılmasıyla maddi zarara uğrayanlar tespit edilmeli ve bu insanlık trajedisinin kayıtları tarihi vesikalar olarak saklanmalıdır. Ayrıca mağdurların zararlarının tazmini için gerekli yasal işlemler başlatılmalıdır.

- Çeçenistan'da suça karışanlar tespit edilmeli ve bağımsız yargılama süreci işletilmelidir.

-Uluslararası yardım kuruluşlarının Çeçenistan'a girişinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

-Bağımsız medyanın Çeçenistan'da serbest dolaşımı sağlanmalıdır.
Uluslararası kamuoyunun Çeçenistan'ı Rusya'nın bir iç meselesi olarak görme tercihinin birinci dereceden mağdurları yine Çeçen halkıdır. Bu tür yaklaşımlar Çeçenistan'ı kendi arka bahçesi olarak gören Rusya'nın işini kolaylaştırmıştır. Orada yaşanan insanlık dışı gelişmelere üstü kapalı onay veren böylesi bir tercih artık sorgulanmalıdır.

İKİNCİ BİR ABHAZ-GÜRCÜ ÇATIŞMASININ YAŞANMAMASI İÇİN...


Öte yandan Gürcüstan topraklarında üç-dört ay boyunca terörist yapılanma içerisinde olan yaklaşık 500 kişilik silahlı bir grup, 2 Ekim tarihinden itibaren Abhazya'ya olağanüstü gergin günler yaşatmaktadır.

Başından beri sözkonusu grubun Abhazya'ya saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair haberleri inkar etmeyi tercih eden Gürcüstan, lojistik destek sağladığı yönündeki iddiaları bir kenara bıraksak bile en azından gruba müdahale etmemesi nedeniyle gelişmelerden sorumludur. Kaldı ki, Abhaz tarafı grubun Gürcü istihbaratı tarafından desteklendiğine inanmaktadır.

Kodor bölgesinden Abhazya'ya girerek bazı köylere saldırılar düzenleyen grup, bununla da yetinmeyip 9 Ekim'de BM gözlemcilerini taşıyan bir helikopteri düşürmüştür. Ardından Kodor bölgesinin hangi ülkeye ait olduğu tespit edilemeyen, ancak Gürcüstan'ın Ruslara ait olduğunu söylediği SU-25'lerce bombalanması Tiflis ve Sohum'un savaş pozisyonu almasına yolaçarken Rusya da Abhazya sınırlarına asker sevkiyatına başlamıştır. Şu an Abhazya batıdan Gürcüstan, kuzeyden ise Rus ordusuyla çevrilmiştir.

Gürcüstan'ın bu kritik ortamdan yararlanarak Abhazya'ya yeniden girip oldu bittiyle bölgeye yerleşmesi gibi bir çılgınlığa kalkışmayacağı ümit edilmektedir. Ancak tüm Kuzey Kafkasyalılar bu konuda son derece endişelidir. (1991 yılında Gürcüstan, Abhazya ile birlikte SSCB içindeki pozisyonunu belirleyen 1978 Anayasası'nı iptal ederek 1921 anayasasına döndü. Ardından Abhazya, 1992'de üniter devlet yapısını benimseyen Tiflis ile ilişkilerin hangi esaslar üzerine oturtulacağını tespit eden "federatif" bir çözüm önerisini parlamentoda tartışmaya açacağı günün sabahında beklenmedik bir şekilde Gürcüstan'ın işgaline uğradı.) Bu nedenle taraflar arasında büyük bir güven bunalımı sözkonusudur. Uluslararası kuruluşlar iki ülkenin gözlerimizin önünde savaşa sürüklenmesine seyirci kalmamalıdır.

11 EYLÜL FIRSATÇILIĞI

Kafkas diasporası 11 Eylül'de Amerika'ya yapılan terör saldırılarının ardından başlayan hassas sürecin, Rusya ve Gürcüstan gibi etnik temelli sorunları olan ülkeler tarafından istismar edilmesinden, dünya kamuoyunun duyarlılığını yansıtan bu sürecin çok haksız bir şekilde Kafkasya'daki küçük halkların varlık mücadelelerini bastıran, daha açık bir deyimle başlarını ezen bir balyoza dönüştürülmesinden endişe duymaktadır.

Kafkas halklarının 400 yıldan beri egemen devlet terörünün kurbanı oldukları unutulmamalıdır. Kafkas halkları özgürlüğünü soluyacak ve geleceğe umutla bakacak barış ortamını aramaktadır. (Hiçbir zaman saldırgan ve işgalci politikalara sıcak bakmamış olan Kafkasyalılar 1864'te yurtlarından çıkmaya mecbur bırakılarak büyük bir kıyıma uğratılmışlardır. Sürgünden önce 5 milyon olan Kafkasya nüfusu 137 yıl sonra yine 5 milyon civarındadır. Bununla birlikte diasporadaki Kafkasyalı nüfusu bugün Kafkasya'dakinden kat kat fazladır. Sözgelimi Abhazya'da yüz bin, Türkiye'de ise 400 bin Abhaz yaşamaktadır. Onca savaş ve sürgünlerin acılarına rağmen Kafkasyalılar şiddete başvurmamış, gittikleri yerlerde toplumla uyum içinde yaşamaya gayret sarfetmiş ve çevrelerine güven telkin etmişlerdir. Türkiye, Ürdün, Suriye, Mısır, İsrail, Amerika gibi ülkelerdeki Kafkas diasporası kendi kültürlerini muhafaza etmeye çalışırken Kafkasya'daki gelişmelerle yakından ilgilenmeyi de ihmal etmemişlerdir. Doğal olarak Kafkasya'nın geleceği diasporayı da yakından ilgilendirmektedir.)

Çeçenistan ve Abhazya sorunu "Rusya ve Gürcüstan'ın iç meseleleridir" denilerek geçiştirilemeyecek kadar ciddidir. Rusya'nın 11 Eylül'den sonra teröre karşı oluşan hissiyatı Çeçenlerin aleyhine kullanmak istediği görülmüştür. Nitekim Putin bir televizyon konuşmasında "Çeçenistan'daki olayların uluslararası terörizmle mücadelenin dışında olduğu düşünülemez" diyerek bu cumhuriyete yönelik operasyonlarına meşruiyet zemini bulmaya ve Rusya Federasyonu'na bağlı askeri güçlerce işlenmiş tüm insanlık suçlarını temize çıkarmaya çalışması dikkatten kaçmamıştır.

(Putin'in bu yaklaşımı Rusya içindeki sivil kuruluşları da son derece rahatsız etmiş; Memorial, Rusya İnsan Hakları Örgütü, Helsinki Moskova Grubu, Asker Anneleri Komitesi, Saharov Vakfı gibi kuruluşlar 18 Eylül'de eylem yaparak Moskova'nın Çeçenistan meselesini güç kullanarak çözme politikasını haklı göstermek için Amerika'daki terör olaylarını kullanmasına tepki göstermiştir.)
Bölgedeki halkların varlık mücadeleleri, bir takım provokasyonlarla terörize edilirse 400 yıllık sancılı bir tarihin sahibi Kafkasya, yeni istikrarsızlıklar ve çatışmalara gebe olmaktan kurtulamayacaktır.
(Bütün bunlara rağmen Rusya Devlet Başkanı Putin, Eylül ayında barış görüşmelerinin başlayabileceğini ve Çeçenlerle görüşmeler yapması için Kuzey Kafkasya'daki temsilcisi Viktor Kazantsev'i görevlendirdiğini ilan ettiği konuşmasında "Çeçen meselesinin tarihi arka planı olduğunu" söylemekle bu sorunun Rus propaganda makinelerince şişirilmiş bir "Vahhabizm tehdidiyle" izah edilemeyeceğini de itiraf etmiştir.)

İSTİKRARIN BEDELİ NE OLMAMALIDIR?


Sonuç itibariyle Çeçenler, güneye inme hedefinden asla vazgeçmeyen Ruslara karşı 400 yıl boyunca bağımsızlık mücadelesi vermişlerdir. 1990'dan sonra çok haksız bir şekilde Rusya içerisindeki birtakım terör eylemlerinin faturası Çeçenlere kesilmiştir. Çeçenistan sorunu "uluslararası terörizmle mücadele kapsamına alındığı takdirde bu tarihi geçmişi inkar anlamına gelecektir. Şayet Çeçenistan'ın terörizmin odağı haline geldiği yönünde bir iddia kabul edilse dahi anti-terörizm hareketinin, bir milletin toptan imhasına endekslenmiş olması izahı mümkün olmayan tarihi bir yanılgıdır. Çeçenistan meselesi kendi bölgesel ve tarihi perspektifleri gözardı edilerek masaya yatırılmamalıdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar Kafkasya'ya istikrar getirmekten çok uzaktır. Çeçen halkının asgari düzeyde kabul edebileceği bir çözüm önerisi ortaya konulmadıkça resmi temsilciler arasında anlaşma sağlansa bile kontrol dışı direnç noktalarının yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Güney Kafkasya ile sınırlandırılmış bir istikrar arayışının bölgenin bütününe kalıcı ve tam bir istikrar armağan etme şansı hemen hemen sıfırdır. 1990'dan sonra bağımsızlığını kazanan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcüstan Kafkasya denkleminin üç temel taşı olarak algılanırken coğrafik, stratejik ve sosyo-kültürel açılardan güneyle birlikte denklemin öteki tarafında yer alması gereken Kuzey Kafkasya, Rusya'nın tasarruf alanına terkedilerek tek yanlı çözüm önerileri ön plana çıkartılmıştır.

Bu çerçevede Abhaz sorununun çözüm şekli konuşulurken Kuzey Kafkas halklarının hassasiyetleri dikkate alınmalıdır. Çünkü Abhazya, de facto olarak da olsa bağımsızlık statüsünü korumasını Kuzey Kafkas haklarının yardımına ve diasporaya borçludur. Kuşkusuz 1992-1993'deki Gürcü-Abhaz savaşında Abhazya'yı yalnız bırakmayan Kuzey Kafkasya'nın gönüllüler ordusu Abhazya için verilecek kararla yakından ilgilenmektedir.

Özellikle Abhaz meselesine tamamen Gürcüstan'ın tezleriyle yaklaşılması ve Abhazya'nın yalnızlığa itilmesi Sohum'u Rusya'ya daha da yakınlaştırmıştır. Sohum, Gürcüstan'ın saldırı ihtimaline karşılık Rusya Federasyonu'na katılma seçeneğini gündemine almıştır.
Kafkasya'daki istikrarın anlamı küçük halkların taleplerinin bastırılması olmamalıdır. Kafkasya'daki istikrarın bedeli Çeçenistan'ı Rusya'nın, Abhazya'yı da Gürcüstan'ın insafına terketmek şeklinde olmamalıdır.

DEKLARASYON
KAFKASYA'DA İSTİKRAR
EKİM 2001
Kafkas Vakfı

Ücretsiz abone olmak için lütfen adresinizi bildirin bulten@kafkas.org.tr