Savaşın hala devam
ettiği Çeçenistan, Gürcüstan'dan lojistik destek sağlayan silahlı gruplarla
başı belada olan ve altı yıldan beri uygulanan ambargo ile kıskaca alınmış
bulunan Abhazya, Tiflis'le olan uyuşmazlığı şimdilik buzdolabına kaldırılmış
olan Güney Osetya, mülteci sorunu nedeniyle yer yer küçük çaplı çatışmaların
yaşandığı iki kardeş cumhuriyet İnguşetya ve Osetya, istikrara en fazla
susamış birer Kuzey Kafkas cumhuriyetidir.
Eylül 1999'dan beri Çeçenistan'da devam eden savaş binlerce insanın
ölümüne ve Çeçen halkının yarıdan fazlasının yurtlarını terketmesine
neden olmuştur.
Paris Kulübü, Rusya'ya verdiği kredilerin Çeçenistan'daki savaşın finansında
kullanılmasına karşı sessiz kalmış sadece kredilerin geri dönüşünün
nasıl garanti altına alınabileceğini hesaplamıştır.
Kuzey Kafkasya'da ekonomik alanların daraltılması, Sovyetler döneminden
kalan sanayi kuruluşlarının revize edilememesi, yeni yatırımların gerçekleşmemesi
buna bağlı olarak artan işsizlik, devlet kurumlarına hakim olan Politbüro
ve KGB ruhunun bir türlü aşılamaması, kamusal alanda şeffaflaşmanın
sağlanamaması, özel sektörü çekecek güven ortamı için gerekli adımların
atılmaması sonuç itibariyle yasa dışılığı besleyen etkenler olmuştur.
Fidye için adam kaçırmanın artış kaydetmesi, terörün tırmanması, yer
altı ekonomisinin daha da güçlenmesi tesadüf değildir.
ÇEÇENİSTAN İÇİN ACİL EYLEM PLANI
Eylül 1999'dan beri devam eden ve neredeyse Çeçen halkının topyekün
imhasına endekslenmiş olan savaş bir an önce durdurulmalı ve siyasi
çözüm yolları aranmalıdır.
-Bunun ilk adımı olarak daha fazla kan akmadan ateşkes ilan edilmeli
ve Rusya askeri varlığını
Çeçenistan'dan çekmelidir.
-Henüz 1994-1996 savaşının yıkıcı etkilerinden kurtulamadan 1999'da
yeni bir felaketin içine sürüklenen Çeçenistan'ın üçüncü bir trajediye
tahammülü yoktur. Bu nedenle taraflar arasında kalıcı bir barış sağlanmalıdır.
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çeçenistan Devlet
Başkanı Aslan Mashadov'u müzakereler masasında buluşturacak adımlar
atılmalıdır. Bunun için NATO, BM, AGİT ve AB gibi uluslararası kuruluşlar
devreye girerek ağırlığını koymalıdır.
Unutmamak gerekir ki, Rusya 1996 ve 1997'de Çeçenistan ile yaptığı barış
anlaşmalarının gereklerini yerine getirmemekle kalmamış, 1996'daki yenilgisinin
öcünü alma güdüsüyle hareket etmiştir.
Bu nedenle Rusya-Çeçenistan görüşmelerinde aracı ya da uluslararası
gözlemcilerin bulunması zaruret halini almıştır. Tarafların taahhütlerini
yerine getirmekten kaçınmalarını engelleyecek uluslararası bir mekanizma
oluşturulmalıdır.
- Çeçenistan'da işlenen savaş suçlarını ve insan hakları ihlallerini
araştıracak uluslararası bağımsız bir komisyon kurulmalıdır. Toplama
kampları mağdurları, işkenceye maruz kalanlar, evlerinin ve işyerlerinin
yıkılmasıyla maddi zarara uğrayanlar tespit edilmeli ve bu insanlık
trajedisinin kayıtları tarihi vesikalar olarak saklanmalıdır. Ayrıca
mağdurların zararlarının tazmini için gerekli yasal işlemler başlatılmalıdır.
- Çeçenistan'da suça karışanlar tespit edilmeli ve bağımsız yargılama
süreci işletilmelidir.
-Uluslararası yardım kuruluşlarının Çeçenistan'a girişinin önündeki
tüm engeller kaldırılmalıdır.
-Bağımsız medyanın Çeçenistan'da serbest dolaşımı sağlanmalıdır.
Uluslararası kamuoyunun Çeçenistan'ı Rusya'nın bir iç meselesi olarak
görme tercihinin birinci dereceden mağdurları yine Çeçen halkıdır. Bu
tür yaklaşımlar Çeçenistan'ı kendi arka bahçesi olarak gören Rusya'nın
işini kolaylaştırmıştır. Orada yaşanan insanlık dışı gelişmelere üstü
kapalı onay veren böylesi bir tercih artık sorgulanmalıdır.
İKİNCİ BİR ABHAZ-GÜRCÜ ÇATIŞMASININ YAŞANMAMASI İÇİN...
Öte yandan Gürcüstan topraklarında üç-dört ay boyunca terörist yapılanma
içerisinde olan yaklaşık 500 kişilik silahlı bir grup, 2 Ekim tarihinden
itibaren Abhazya'ya olağanüstü gergin günler yaşatmaktadır.
Başından beri sözkonusu grubun Abhazya'ya saldırı hazırlığı içinde olduğuna
dair haberleri inkar etmeyi tercih eden Gürcüstan, lojistik destek sağladığı
yönündeki iddiaları bir kenara bıraksak bile en azından gruba müdahale
etmemesi nedeniyle gelişmelerden sorumludur. Kaldı ki, Abhaz tarafı
grubun Gürcü istihbaratı tarafından desteklendiğine inanmaktadır.
Kodor bölgesinden Abhazya'ya girerek bazı köylere saldırılar düzenleyen
grup, bununla da yetinmeyip 9 Ekim'de BM gözlemcilerini taşıyan bir
helikopteri düşürmüştür. Ardından Kodor bölgesinin hangi ülkeye ait
olduğu tespit edilemeyen, ancak Gürcüstan'ın Ruslara ait olduğunu söylediği
SU-25'lerce bombalanması Tiflis ve Sohum'un savaş pozisyonu almasına
yolaçarken Rusya da Abhazya sınırlarına asker sevkiyatına başlamıştır.
Şu an Abhazya batıdan Gürcüstan, kuzeyden ise Rus ordusuyla çevrilmiştir.
Gürcüstan'ın bu kritik ortamdan yararlanarak Abhazya'ya yeniden girip
oldu bittiyle bölgeye yerleşmesi gibi bir çılgınlığa kalkışmayacağı
ümit edilmektedir. Ancak tüm Kuzey Kafkasyalılar bu konuda son derece
endişelidir. (1991 yılında Gürcüstan, Abhazya ile birlikte SSCB içindeki
pozisyonunu belirleyen 1978 Anayasası'nı iptal ederek 1921 anayasasına
döndü. Ardından Abhazya, 1992'de üniter devlet yapısını benimseyen Tiflis
ile ilişkilerin hangi esaslar üzerine oturtulacağını tespit eden "federatif"
bir çözüm önerisini parlamentoda tartışmaya açacağı günün sabahında
beklenmedik bir şekilde Gürcüstan'ın işgaline uğradı.) Bu nedenle taraflar
arasında büyük bir güven bunalımı sözkonusudur. Uluslararası kuruluşlar
iki ülkenin gözlerimizin önünde savaşa sürüklenmesine seyirci kalmamalıdır.
11 EYLÜL FIRSATÇILIĞI
Kafkas diasporası 11 Eylül'de Amerika'ya yapılan terör saldırılarının
ardından başlayan hassas sürecin, Rusya ve Gürcüstan gibi etnik temelli
sorunları olan ülkeler tarafından istismar edilmesinden, dünya kamuoyunun
duyarlılığını yansıtan bu sürecin çok haksız bir şekilde Kafkasya'daki
küçük halkların varlık mücadelelerini bastıran, daha açık bir deyimle
başlarını ezen bir balyoza dönüştürülmesinden endişe duymaktadır.
Kafkas halklarının 400 yıldan beri egemen devlet terörünün kurbanı oldukları
unutulmamalıdır. Kafkas halkları özgürlüğünü soluyacak ve geleceğe umutla
bakacak barış ortamını aramaktadır. (Hiçbir zaman saldırgan ve işgalci
politikalara sıcak bakmamış olan Kafkasyalılar 1864'te yurtlarından
çıkmaya mecbur bırakılarak büyük bir kıyıma uğratılmışlardır. Sürgünden
önce 5 milyon olan Kafkasya nüfusu 137 yıl sonra yine 5 milyon civarındadır.
Bununla birlikte diasporadaki Kafkasyalı nüfusu bugün Kafkasya'dakinden
kat kat fazladır. Sözgelimi Abhazya'da yüz bin, Türkiye'de ise 400 bin
Abhaz yaşamaktadır. Onca savaş ve sürgünlerin acılarına rağmen Kafkasyalılar
şiddete başvurmamış, gittikleri yerlerde toplumla uyum içinde yaşamaya
gayret sarfetmiş ve çevrelerine güven telkin etmişlerdir. Türkiye, Ürdün,
Suriye, Mısır, İsrail, Amerika gibi ülkelerdeki Kafkas diasporası kendi
kültürlerini muhafaza etmeye çalışırken Kafkasya'daki gelişmelerle yakından
ilgilenmeyi de ihmal etmemişlerdir. Doğal olarak Kafkasya'nın geleceği
diasporayı da yakından ilgilendirmektedir.)
Çeçenistan ve Abhazya sorunu "Rusya ve Gürcüstan'ın iç meseleleridir"
denilerek geçiştirilemeyecek kadar ciddidir. Rusya'nın 11 Eylül'den
sonra teröre karşı oluşan hissiyatı Çeçenlerin aleyhine kullanmak istediği
görülmüştür. Nitekim Putin bir televizyon konuşmasında "Çeçenistan'daki
olayların uluslararası terörizmle mücadelenin dışında olduğu düşünülemez"
diyerek bu cumhuriyete yönelik operasyonlarına meşruiyet zemini bulmaya
ve Rusya Federasyonu'na bağlı askeri güçlerce işlenmiş tüm insanlık
suçlarını temize çıkarmaya çalışması dikkatten kaçmamıştır.
(Putin'in bu yaklaşımı Rusya içindeki sivil kuruluşları da son derece
rahatsız etmiş; Memorial, Rusya İnsan Hakları Örgütü, Helsinki Moskova
Grubu, Asker Anneleri Komitesi, Saharov Vakfı gibi kuruluşlar 18 Eylül'de
eylem yaparak Moskova'nın Çeçenistan meselesini güç kullanarak çözme
politikasını haklı göstermek için Amerika'daki terör olaylarını kullanmasına
tepki göstermiştir.)
Bölgedeki halkların varlık mücadeleleri, bir takım provokasyonlarla
terörize edilirse 400 yıllık sancılı bir tarihin sahibi Kafkasya, yeni
istikrarsızlıklar ve çatışmalara gebe olmaktan kurtulamayacaktır.
(Bütün bunlara rağmen Rusya Devlet Başkanı Putin, Eylül ayında barış
görüşmelerinin başlayabileceğini ve Çeçenlerle görüşmeler yapması için
Kuzey Kafkasya'daki temsilcisi Viktor Kazantsev'i görevlendirdiğini
ilan ettiği konuşmasında "Çeçen meselesinin tarihi arka planı olduğunu"
söylemekle bu sorunun Rus propaganda makinelerince şişirilmiş bir "Vahhabizm
tehdidiyle" izah edilemeyeceğini de itiraf etmiştir.)
İSTİKRARIN BEDELİ NE OLMAMALIDIR?
Sonuç itibariyle Çeçenler, güneye inme hedefinden asla vazgeçmeyen Ruslara
karşı 400 yıl boyunca bağımsızlık mücadelesi vermişlerdir. 1990'dan
sonra çok haksız bir şekilde Rusya içerisindeki birtakım terör eylemlerinin
faturası Çeçenlere kesilmiştir. Çeçenistan sorunu "uluslararası
terörizmle mücadele kapsamına alındığı takdirde bu tarihi geçmişi inkar
anlamına gelecektir. Şayet Çeçenistan'ın terörizmin odağı haline geldiği
yönünde bir iddia kabul edilse dahi anti-terörizm hareketinin, bir milletin
toptan imhasına endekslenmiş olması izahı mümkün olmayan tarihi bir
yanılgıdır. Çeçenistan meselesi kendi bölgesel ve tarihi perspektifleri
gözardı edilerek masaya yatırılmamalıdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar Kafkasya'ya
istikrar getirmekten çok uzaktır. Çeçen halkının asgari düzeyde kabul
edebileceği bir çözüm önerisi ortaya konulmadıkça resmi temsilciler
arasında anlaşma sağlansa bile kontrol dışı direnç noktalarının yeniden
ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Güney Kafkasya ile sınırlandırılmış bir istikrar arayışının bölgenin
bütününe kalıcı ve tam bir istikrar armağan etme şansı hemen hemen sıfırdır.
1990'dan sonra bağımsızlığını kazanan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcüstan
Kafkasya denkleminin üç temel taşı olarak algılanırken coğrafik, stratejik
ve sosyo-kültürel açılardan güneyle birlikte denklemin öteki tarafında
yer alması gereken Kuzey Kafkasya, Rusya'nın tasarruf alanına terkedilerek
tek yanlı çözüm önerileri ön plana çıkartılmıştır.
Bu çerçevede Abhaz sorununun çözüm şekli konuşulurken Kuzey Kafkas halklarının
hassasiyetleri dikkate alınmalıdır. Çünkü Abhazya, de facto olarak da
olsa bağımsızlık statüsünü korumasını Kuzey Kafkas haklarının yardımına
ve diasporaya borçludur. Kuşkusuz 1992-1993'deki Gürcü-Abhaz savaşında
Abhazya'yı yalnız bırakmayan Kuzey Kafkasya'nın gönüllüler ordusu Abhazya
için verilecek kararla yakından ilgilenmektedir.
Özellikle Abhaz meselesine tamamen Gürcüstan'ın tezleriyle yaklaşılması
ve Abhazya'nın yalnızlığa itilmesi Sohum'u Rusya'ya daha da yakınlaştırmıştır.
Sohum, Gürcüstan'ın saldırı ihtimaline karşılık Rusya Federasyonu'na
katılma seçeneğini gündemine almıştır.
Kafkasya'daki istikrarın anlamı küçük halkların taleplerinin bastırılması
olmamalıdır. Kafkasya'daki istikrarın bedeli Çeçenistan'ı Rusya'nın,
Abhazya'yı da Gürcüstan'ın insafına terketmek şeklinde olmamalıdır.
DEKLARASYON
KAFKASYA'DA İSTİKRAR
EKİM 2001
Kafkas Vakfı