TOPLUMSAL ÖTENAZİ

Yokoluşun nefesini ensesinde hisseden toplumlara bir kurtuluş reçetesi yazmak gerekseydi, ilk maddesinde herhalde 'yetkin kadrolara sahip olmak' ibaresi yer alırdı. Evet, yetkin kadrolar...

Yani, düşünen, planlayan ve uygulama yeteneği olan vasıflı insanlar.

Yetkin kadrolara sahip olmayan toplumların, öyle kaldıkları sürece, kuru kalabalıktan öte gitme şansları olmaz. Böyle kuru kalabalıklar, güçlü toplumların akıntısına kapılır ve değerlerinden hergün bir parça yitirdikten sonra kaybolup giderler. Öyleki, tarih sayfalarında bile layıkıyla yer bulamazlar.

Peki bu yetkin kadrolar nasıl yetişir?

Yetkin kadrolar ancak, fikir atmosferi zengin topluluklarda yetişir. Düşüncenin mekanizması bilgi ve yorumlamadır. Kendi fikri iklimini oluşturamayan toplumların,orunlarını bırakın çözmeyi, teşhis edecek kadroları bile yoktur.

Gırtlağına kadar toplumsal sorunları olan biz Kafkasyalıların, genel itibarıyla, halen kırık dökük geleneklerinin gölgesinde gamsız bir yaşam sürüyor olmaları, sosyal bilimcilerce bilmiyoruz ki nasıl yorumlanır?

Farklı özellikleri ve farklı sorunları olan bir toplumuz. Bizim meselelerimizi en iyi yine biz biliriz. Dolayısıyla sorunlarımızın çözümlerini de kendimizin üretmesi gerekir.
Çevremize dönüp bir bakalım... Etafımızda böyle bir derdi olan kadrolar var mı?
Maalesef yok. Çünkü zengin bir düşünce iklimi olmayan toplumlarda böyle kadrolar yetişmiyor.

Şayet bugün tarihte, sosyolojide, felsefede, ekonomide, hukukta, sanatta, psikolojide, antropolojide... kendini uluslararası platformlarda kanıtlamış ve içinden çıktığı toplumu eksen alan çalışmalar da yapan eser sahibi insanlarımız yoksa, sebebi, kendisini toplumuna yöneltecek bir düşünce atmosferinin olmamasıdır.

Yüksek okulda okuyanlarımız maişet için okuyor, yapılan doktoralar başkalarının işine yarıyor, kariyer yapanların toplum içinde statü kazanmaktan başka bir derdi yok... O kadar doçentimiz, profesörümüz var: kaçı, ne üretmiş toplumumuz için? Hangisi bir konuda çıkıp ta topluma önder olmuş? Hepsini aynı akıbet bekliyor: toplumuna hiç birşey vermeden çekip gitmek...
......
Analitik düşünebilmek bir meziyettir ve düşünce adamlarını farklı kılan da budur. Hadiselerin ve eşyanın sadece görünen yüzüyle yetinmeyip, arka planını kurcalamayı, geçmiş ve muhtemel tüm serüvenini merak etmeyi ve bunları yorumlayarak sonuçlar çıkarmayı kendilerine iş edinmişlerdir. Ürünleriyle toplumun kolektif bir şuur kazanmasını sağlarlar. Bu şekilde bir nevi toplumun izleyeceği yol haritasını çizerler.

Toplumu milli hedeflere yönlendiren de bu kolektif şuurdur. Bu şuur, ferdi şuurun üstündedir. yukarıda adını saydığımız ve saymadığımız bütün disiplinlerde emek sarf eden insanlar ancak bu şuurla toplumları yararına aktive olurlar. Bir toplumda kolektif şuur varsa, o toplumun kendi geleceğini dizayn etme şansı da vardır.

Birkaç bin kişiye davetiye ulaştırılan, toplumsal meselelerin ele alındığı ücretsiz' konferansları izlemeye gelenlerin sayısı 30-40'da kalıp, müzik ve dansın yer aldığı 'paralı' toplantılara birkaç bin kişi katılıyorsa, kolektif şuurumuzun var olduğunu söyleyemeyiz. Burada bizi yönlendiren şuur değil, maalesef duygularımızdır.
...
Toplumumuzu kuşatacak güçlü bir düşünce atmosferi oluşturamadık. Dünyanın geldiği bu noktada gerek biyolojik, gerek kültürel ve gerekse siyasi varlığımızı devam ettirebilmemiz için toplumu etkileyip ideallerine şekil verecek vicdanı hür düşünce adamlarına ihtiyacımız var: Öyle ki mahkum değil, hakim olan...

Gündemin peşine takılan değil, gündemi belirleyen...
Reaksiyoner değil aksiyoner...
Tüketen değil, üreten...
Dışlayan değil, kuşatan...
Nesne değil, özne...

Ve en önemlisi başkaları tarafından tanımlanan değil, herşeyi tanımlayan düşünce adamlarına...

Bizim dertlerimizle dertli düşünce adamlarına...

Bu toplumu ancak böyle iyi yetişmiş, toplumsal sorumluluğunu bilen, halkı =çin üreten kadrolar kurtarabilir. Bu kadroları da ancak fikir iklimimizi zenginleştirerek yetiştirebiliriz.
Bu yolda çalışmak hepimizin görevi; hem de kendini o coğrafyayla ilişkilendiren tüm kişi ve kurumların...

Kafamıza dank edeceği güne kadar görebileceğimiz bir yere büyük harflerle yazıp asalım: Kuru kalabalıkları toplayıp, bulduğumuz her fırsatta sadece toplayıp zıplamak toplumsal ötenazi yapmaktan başka birşey değildir

 

Ücretsiz abone olmak için lütfen adresinizi bildirin bulten@kafkas.org.tr