Kafkas Vakfı Raporları 4
Kafkasya'da Bitmeyen Sürgün ve Çeçenistan Trajedisi

Hazırlayanlar: Fehim Taştekin - Mustafa Özkaya
Londra Mayıs 2002


II.BÖLÜMÜN DEVAMI

4 Mart 2001 tarihinde Nura Luluyeva'nın erkek kardeşi onun ve kuzenlerinin cesetlerini Grozni'deki Olağanüstü Hal Bakanlığı'nda teşhis etti. Bu cesetler oraya Hankale askeri üssünün yakınındaki toplu mezardan çıkartılarak teşhis amacıyla getirilmişti. Üç ceset aynı akşam Gudermes yakınlarındaki Noyber köyünde toprağa verildi. (45)

Uluslararası Af Örgütü -Rusya Federasyonu: Ne Koruma Var Ne De Cezalandırma: 1 Ocak 2002 tarihinde köy dışına çıkartılıp dövülenlerden bazılarına askerler (gitmeleri için) izin verdi. Diğerleri ise götürüldü ve kayıplara karıştı. Köylüler en az 7 kayıp ismi verdi: Şeyh-Ahmed Magomadov(25), Alhazur Movlayeviç Saidselimov(23), Hanpaş (33) ve Ahmed (39) adlı Baisultanov kardeşler, Suleyman(27), Salamu Mazayev (42) ve Hamzat İsrailov(32). Hamzat Israilov'un kardeşi Abbas, VOVD-8 isimli Kurçaloy'daki geçici Rus polis karakolunda 5 Ocak tarihinde kardeşinin nerede olduğunu araştırırken tutuklandı.

3 Ocak 2002 tarihinde köy kuşatması kaldırılınca yaşlılar, Musa İsmailov ve İdris Zakriyev'in cesetleri dahil 7 cesede ulaştı. Şahitlerin ifadelerine göre Musa İsmailov ve İdris Zakriyev yargısız infaza kurban gittiler. Cesetlerdeki kulak, burun ve üreme organları kesikti. Uluslararası Af Örgütü bu olayı araştırmaya devam ediyor.

Bir Rus askerinin Tsatsan-Yurtlu bir kişiye, "Bazı cesetler komşu köy Mesker Yurt yakınlarında bulundu" dedi. 7 Ocak tarihinde köylüler 3 ceset buldular. Patlayıcı madde infilakından dolayı tanınmaz haldeydiler. Bunlardan Alhazur Saidselimov'un cesedi elbiselerinden tanınarak teşhis edildi.

Savcılar her ne kadar baskın sırasında askerlere eşlik ettiyse de, bu baskınlarda onların mevcudiyeti yapılan ihlalleri engellemedi. İlave olarak, bu rapor yazıldığı sırada Uluslararası Af Örgütü'ne Rus askerlerinin Tsatsan-Yurt'taki davranışları dolayısıyla haklarında bir soruşturma yapıldığına veya tevkif edildiklerine dair herhangi bir bilgi gelmedi. (46)

"Para kazanmak istiyorsan önce bir Çeçen tutukla, sonra serbest bırakmak için ailesinden para iste." Bu slogan Çeçenistan'da savaşa katılan ancak maaşlarını alamayan paralı askerler ve polisler yada kötü şartlarda askerlik görevini yapan diğer askerlerin kısa yoldan para kazanmak için oluşturdukları ve tıkır tıkır işleyen bir çarkın en yalın ifadesi. İşte Human Rights Watch kaynaklı çarpıcı bir hikaye:

Human Rights Watch-Çeçenistan'da Son Durum: Human Rights Watch'a bilgi veren daha önceden tutuklanmış olanların büyük bir kısmı, kendilerinin salıverilmesi karşılığında Rus güçlerince ailelerinden rüşvet alındığını aktarmaktadır. Alınan rüşvetlerin miktarı, binlerce ruble veya binlerce dolar arasında değişebildiği gibi yer yer silah ve mühimmat talebi şeklinde de olabilmektedir. Önceden gözaltına alınmış olanların akrabalarının anlattıklarına göre, Rus güçleri ödenecek para ile ilgili rakamlar ve ödemenin yapılması gereken son tarihleri baştan belirliyorlar. Rüşvet ya doğrudan gözaltındaki kişiyi alıkoyan askerlere veya polislere elden veriliyor yada bazı aracılar vasıtasıyla iletiliyor. Örneğin 'Sulumbek P.'nin kardeşi Human Rights Watch'a anlattığı bir olayda; kendisi 'Sulumbek P.'nin tutulduğu yeri, gözaltına alındığı 23 Ağustos 2000 tarihinden beş gün sonra bazı Çeçen aracılar vasıtasıyla tespit edebilmiştir. Dört hafta boyunca ise, kendisi ve mağdurun diğer akrabaları 1000 Dolar fidye parasını denkleştirebilmek için uğraşmışlar ve bu parayla da dolaylı olarak bir aracıdan on adet otomatik silah satın almaya mecbur tutulmuşlardır. Aldıkları bu silahları daha sonra Rus güçlerine elden vermişlerdir. (47)

İşkence olayları

Savaş ortamı, taraflara hiçbir zaman sınırsız ve ölçüsüz davranma hakkı vermediği gibi işkence, yargısız infaz ve onur kırıcı davranış gibi suçlar açısından hafifletici bir etken olarak görülemez. 1994-1996 yılları arasında olduğu gibi 1999'da başlayıp da üçüncü yılında devam eden ikinci savaşın Rusya açısından en önemli enstrümanlarından birisi sivillere yönelik yıldırma ve cezalandırma amaçlı işkence uygulamalarıdır. Doğan her Çeçen yavrusunu potansiyel suçlu olarak görme eğilimi ve her Çeçen'e suçlu muamelesi yapma alışkanlığı Rusya genelinde normal dönemlerde dahi sıkça rastlanan bir durum olduğu gibi savaş dönemlerinde de bu ön kabuller sivil halkın üzerinde şiddete dönüşmektedir.
Rusya'nın tüm vurdumduymazlığına rağmen aslında savaş döneminde yapılabileceklerin sınırları konusunda uluslararası hukuk bir boşluk bırakma niyetinde olmamıştır. Nitekim insan onuruna saygı düşüncesinden hareketle savaş koşullarında askıya alınamayacak hususlar ve dokunulmazlığı olan hakların neler olduğunu 1966 tarihli Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi gayet net bir şekilde tespit etmektedir. (48)

Bu sözleşme alınacak tedbirler nedeniyle insan haklarında meydana gelecek kısıtlamalarla ilgili kontrollü bir kapı aralarken yaşam hakkı yani keyfi olarak öldürme yasağı, işkence ve onur kırıcı muamele yasağı, kimsenin özgürlüklerinden men edilemeyeceği kuralı gibi esaslarda bir istisna söz konusu olamayacağı kesin olarak teyit edilmiştir. Amnesty International tarafından kayıt altına alınan sınır tanımazlığın bir başka örneği:

Razet Mutayeva Anlatıyor: 10 Ekim 2001 tarihinde Rus güçleri köyü muhasara altına aldılar ve 12 Ekim 2001 tarihinde yağmalamaya başladılar. Her ne kadar Amnesty International teyit imkanı bulamasa da, Razet Mutayeva gelen askerlerin 33. Tugay'a bağlı olduğunu söyledi. Beş çocuğu olduğunu söyleyen Razet Mutayeva, askerler eve geldiğinde 22 yaşındaki en büyük oğlu Ahmet'le 49 yaşındaki kocası Mogamed'i feci bir şekilde dövdüklerini belirtti. Razet Mutayeva evleri aranırken askerler tarafından yerleştirildiğini söylediği haberleşme teçhizatı ile ilgili bir el kitabını bilahare ortaya çıkarak kendilerini Usame bin Ladin'le bağlantılı olmakla suçladıklarını ifade etti.

Olayı rapor ederken şunları da ekledi: Oğlumun kaburgalarını gözlerimin önünde kırdılar. Askerlerin hepsi uyuşturucunun etkisiyle kendilerinde değillerdi ve bize karşı kahkahayla gülüyorlardı. Oğlumun kanı evin avlusunun her tarafına sıçradı. Oğlumun kanını sıçradığı yerlerden temizlemeye kalkıştığımda, bana köpek kanını niye temizlediğimi sordular. Ben bayılmışım. Oğlumu ve kocamı tekme-tokat dövdüler ve onları iplerle bağladılar. Daha sonra her ikisini de battaniyelere sararak nereye götürdüklerini söylemeden alıp götürdüler.

Askerler Ahmed ve Magomed'i çok daha fazla işkence ve kötü muameleyle yüzleşeceği köyün çıkışında bir yer götürdüler. Razet Mutayeva, Amnesty International'a askerlerin oğlunun burnunu kırdığını, onu çekiçle dövdüklerini ve eğer söz konusu 'haberleşme donanımı el kitapçığını' evinde bulundurduğunu kabul etmezse üzerine döktükleri benzini ateşlemekle tehdit ettiklerini aktardı. Ahmed ve Magomed Mutayev daha sonra serbest bırakıldılar ve derhal köyü terk ettiler. Bu rapor yazıldığında olayla ilgili her hangi bir resmi soruşturma başlatılıp başlatılmadığı konusunda Amnesty International'a bir bilgi ulaşmamıştı. (49)

Çeçenistan'da şiddet ayırım gözetmiyor. Amnesty International'ın yerinde tespit ettiği vakalar Rus askeri güçlerinin kendilerine yardımcı olan Çeçenleri dahi cezalandırmaktan çekinmediklerini göstermektedir.

Alauddin Sadikov Olayı: 51 yaşındaki Alauddin Sadikov'un yaşadıkları, tutukluların insan haklarını ihlal eden Rus güçlerinin hukuk tanımazlığını ve dokunulmaz olduklarını açık bir göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir. Grozni'de öğretmenlik yapan Alauddin Sadikov insani yardımların dağıtılmasına yardımcı olmak için savaş sırasında Grozni'de kalmıştı; Olay anına kadar 'Rus Acil Hizmetler' (MChS) kurumunda aktif olarak çalışıyordu.

Alauddin Sadikov Amnesty International heyetine, 5 Mart 2000 tarihinde 'Rus Acil Hizmetler' personelince getirilen içme suyunun bölgedeki halka dağıtılmasına yardım etmekte olduğunu söyledi. Bu işle meşgulken kamuflaj kıyafetleriyle Rus İçişleri Bakanlığı'na bağlı paralı askerler (OMON) kendisine gelerek gitmek istedikleri Pavel Musorov Caddesi'nin tarifini sordular. Alauddin Sadikov yolu göstermek için kendileriyle gitme önerisinde bulundu ve arabaya binerek onlarla yola devam etti. Ancak, kendi ifadelerine göre oraya vardıklarında Alauddin Sadikov caddeyi onlara işaret etti. Askerler ise ona tüfeklerinin dipçikleriyle vurdular ve başına siyah bir torba geçirdiler.

Sonrasında Alauddin Sadikov'u görevliler Oktıyabırski ilçesindeki İçişleri Bakanlığı Geçici Departmanı'na (VOVD) götürdüler ve yaklaşık iki saat boyunca dövdüler. Alauddin Sadikov Amnesty International'a onun saçlarını nasıl kestiklerini ve onu nasıl kendisine zorla yedirttiklerini anlattı. Daha sonra polisler çok kızgın metal parçalarını elinde tutmaya zorladılar. Ondan kalan yara izleri yaklaşık iki yıl sonra bile Amnesty International gözlemcisi tarafından da çok net olarak görülebilmiştir. Ayrıca polisler Alauddin Sadikov'un dilini kızgınlıktan ateş gibi olmuş demir parçasıyla boğazına doğru ittiler ve o kızgın demiri damağına bastırdılar. Diğer bir polis ise bir kamayla onun alnına Çeçen ırkını aşağılamak için kullanılan "Çiçnik" sözcüğünü yazdı. Onun aktardığına göre adamlardan biri Alauddin Sadikov'a "polis karakolundan sağ olarak çıkamayacaksın" dedi. Saatlerce dövdükten sonra onu sürükleyerek bir hücreye attılar. Orada ise altı kişi onu 'canlı futbol topu' gibi kullandı ve bunun sonucu olarak dişleri ve kaburga kemikleri kırıldı. Onu bayılıncaya kadar tekmelemeye devam ettiler.

Bir sonraki gün, söz konusu kişiler Alauddin Sadikov'u evine götürdüler ve evde bir arama yaptılar. Alauddin Sadıkov, polislerin evine kendilerinin yerleştirdiğine inandığı ve patlayıcı madde olduğunu iddia ettikleri bomba yapımında kullanılan koyu çamura benzeyen sentetik bir madde bulduklarını söyledi. Evindeki halılar, televizyon, video kayıt cihazı, kabanlar ve boyalar dahil gördükleri ne varsa yağmalamaya başladılar. Bu şahıslar Alauddin Sadıkov'u yeniden alıp Oktiyabrski Geçici İçişleri Bakanlığı Departmanı(VOVD)'na götürdüler ve orada kendisine bir evi bombalama suçu isnadında bulunuldu. Zaman zaman aynı anda üç ayrı kişi tüfeklerinin dipçikleriyle onu dövmeye giriştiler. Alauddin Sadıkov, "Hemen ölsem de bu acıdan bir an önce kurtulsam diye düşündüm" diye Amnesty International'a konuştu.
Dört gün sonra, yine kamuflaj kıyafetleriyle dört kişi Sadıkov'u acımasızca dövdüler ve bir kulağını kestiler. Amnesty International gözlemcisi fotoğrafını çekerek söz konusu kulağın kesilmiş olduğunu belgeledi. Sadıkov, Amnesty International'a aşağıdaki açıklamaları yaptı:
Beni tekrar dövdüler ve "Hadi onun başını keselim" dediler. Büyük hayvanları boğazlamak için kullanılan büyük bir bıçak getirdiler ve sol kulağımı kökünden kestiler. Sonra da bana "Başını daha sonra keseceğiz!" dediler. Ben yerde yığılmış kalmışken her taraf kana bulanmıştı ve kesik kulağım benim yanımda yerde duruyordu. Sonrasında bana gardiyanlık yapan adamlardan biri içeri girdi ve yerde yatarken fotoğrafımı çekti. O ve diğerleri Hanti-Mansiski mıntıkası özel OMON paralı askerleriydi.

Alauddin Sadıkov ve daha önce tutuklanmış olan başka kişiler bitişikteki bir hücreye getirildiler ve bunlardan ikisi yapılan işkence sonucu öldü. Sadıkov, ölen bu iki kişiden biri olan ve aynı zamanda kendisinin Grozni'nin Aldı ilçesinden tanıdığı 47 yaşındaki Magomed Uvayesoviç Czabayev'in her iki kulağının kesilmek suretiyle koparıldığını söyledi. Ertesi sabah AGİT'ten olduğu sanılan bazı kişiler binaya ziyarette bulundular. Sadıkov, olayı Amnesty International'a şöyle aktardı: "Bir sonraki gün sabah çığlık ve bağırtılar çok fazlaydı. İnceleme komisyonu o sabah gelince görevliler beni ve bir diğer Rus mahkumu başka bir hücreye aldılar ve gizlediler. Orada yaklaşık beş veya altı saat kaldım. Geri getirildiğimde bütün hücrelerin temizlendiğini gördüm ve Magomed Czabayev'in içinde olduğu diğer iki şahıs ise sabaha sağ çıkmamışlardı. Onları o derece kötü dövmüşlerdi ki ayakta artık duramaz olmuşlardı. Kan kusmaya başlamışlardı. Yapabilecekleri tek şey kalmıştı, o da onların cesetlerini alıp dışarıya atmaktı."

Sadıkov, Amnesty International'a gözaltındakilere işkence yapılırken kullanılan tüm işkence aletlerini ayrıntılı bir şekilde tarif etti. Bunların arasında buz parçalama murçları, çekiçler, ameliyatlarda kullanılan aletler, dişçilik malzemeleri, tırnak çıkarmak için özel aletler, bahçıvan küreği (bel) ve testereler gibi işkencede kullanılan çeşitli nesneler yer alıyor. Ayrıca kendisinin işkence yapılmak için getirildiği hücrede insan parmakları, saçlar ve çene kemiği gibi insan parçaları gördüğünü de aktardı.

Sadıkov işkence bölümünün başında yer alan kişiye komisyon geldiğinde gidip gizlenmesi emri verildiğini de iddia etti. Ayrıca savcının kendisinin işkence gördüğünü bilmesine rağmen komisyondan bunu gizlemek için farklı davrandığına da inanmaktadır.
Alauddin Sadıkov 24 Mayıs 2000 tarihinde bulunduğu yerden çıkarılarak serbest bırakıldı. Bu raporun yazıldığı sırada ne bir incelemenin yapıldığını ne de birileri hakkında Sadıkov'a işkence yapılması ile ilgili soruşturma başlatıldığını gösteren herhangi bir haber Amnesty International'a ulaşmış değildi. (50)

Çeçenistan'da Çernokozovo gibi dehşetiyle ün salmış olan Internat kampı kuşkusuz bu savaş döneminde çok acılara tanıklık etti. Amnesty International bu kampta 6-13 Mayıs 2000 tarihlerinde tutulmuş olan ve daha sonra İnguşetya'ya mülteci olarak geçen iki Çeçen'in hikayesini kayıt altına aldı. Internat'tan insanlık dışı manzaralar:

20 yaşındaki 'Zelimhan' 6 Mayıs tarihinde Urus-Martan'da anne ve babasıyla yaşadığı eve Rus Penza şehrinin özel güvenlik biriminden (OMON) olduklarını söyleyerek gelen ve sayıları 15'i bulan Rus federal birliklerine bağlı görevli bir grup tarafından gözaltına alındı. Komsomolskoye köyünün kenarında bir yere götürüldü ve elbiselerini çıkarması emredildi. Elleri kelepçelendikten sonra 3 metre derinliğinde ve 5-6 metre enindeki bir çukurun önünde diz üstü çöktürüldü.
'
Zelimhan' OMON askerlerince iki saate yakın bir zaman kalın sopalarla dövülürken grubun geri kalanları da onu izlemekte ve gülmekteydi. Kendisinden Çeçen savaşçı olduğunu ve Komsomolskoye yakınında gerçekleşen çatışmada yer aldığını itiraf ettiğini belirten kağıdı imzalaması istenmekteydi. Onu, öldürmekle ve nöbetçi askerlerin kendisine tecavüz edeceği Çernokozovo kampına göndermekle tehdit ettiler. Aynı gün bir müddet sonra, 'Zelimhan' alınarak 'yatılı okul' kampına götürüldü.

Burada kendisine dört yada beş OMON görevlisi toplu halde tecavüz etti...Gözleri bağlandı, elleri kelepçelendi ve yüzüstü bir masanın üstüne yatması emredildi. Ayrıca, ayakta çıplak bir şekilde durması istendiği sırada tenasül uzuvlarına defalarca tekmeyle vuruldu. 'Zelimhan' durmaksızın ona seni sakat bırakacağız ve bir daha çocuğun olmayacak sözlerini sarf ederek tenasül uzuvlarını sıktıklarını ifade etti. Bu tecavüz ve dövmeler tam iki saat devam etti. Akabinde, ona tecavüz edilmesi emrini veren Vasiliy adında bir müfettiş tarafından sorgulandı ve (reddetmesine rağmen) Çeçen savaşçı olduğunu itiraf eden kağıdı imzalaması istendi.

Nöbetçi askerlerin 'Faşizme karşı kazanılan zafer' ile ilgili milli bayramı kutlandıkları 9 Mayıs'ta hiçbir tutuklu dövülmedi. O gün hariç 'Zelimhan' gözaltında kaldığı her gün boyunca defalarca acımasızca dövüldü ve işkenceden geçirildi.

'Zelimhan' ayrıca Amnesty International'a, aynı hücreyi paylaştığı arkadaşlarından biri olan ve hiç ara verilmeksizin yedi saat boyunca dövülen, elektrik verilen Urus-Martan'dan Rustam Gandarov adlı bir kişiden bahsetti. Rustam Gandarov'un bu 'yatılı okul binasına' üçüncü kez getirilişiydi. Anlatıldığına göre buraya ilk getirilişinde akrabalarının 3500 Dolar ödemesi üzerine serbest bırakılmıştı. Sonrasında iki kez yine gözaltına alındı.

'Zelimhan', 'yatılı okul' binasındaki tutukluların kulaklarının uçları sivri çivilerle nasıl delik-deşik edildiğine tanık olduğu olayları Amnesty International'a anlattı. Hücre arkadaşlarından biri olan 20 yaşındaki Beslan Satabayev'in kulakları ucu sivri ve keskin çivilerle delinmişti. Ayrıca elleri kelepçelenmiş ve tavandan aşağıya asılı bir durumdayken de vücudunun her tarafına darbeler indirilmekteydi. Daha sonra Beslan Satabayev Çernokozovo kampına transfer edildi.

Bu 'yatılı okul' binasında çocuklar da işkenceye ve kötü muameleye maruz kalmışlardır. 'Zelimhan' tanık olduğu Urus-Martan'da 4 Nolu Okulun öğrencisi 15 yaşındaki Timur'un muhafızlar tarafından feci bir şekilde dövüldüğüne ve kaburga kemiklerinin kırıldığına tanık olmuştur. Timur herhalde, Çeçen savaşçı olmasından şüphelenilen amcası ile birlikte gözaltına alınmıştı. Muhafızlar amcasının Çeçen savaşçı olduğunu itiraf etmeye zorlamak için gözaltında geçirdiği sekiz gün boyunca Timur'u aralıksız dövdüler. En sonunda ailesi salıverilmesi için 700 Dolar ödeyince Timur dışarıya çıkabilmiştir.

'Yatılı okul'da konuşlanmış askeri yetkililer "insanca muamele gördüğü ve her hangi bir kötü muameleye maruz kalmadığına ilişkin" yazılı belgeyi zorla imzalattırdıktan sonra 'Zelimhan'ı 300 Dolar karşılığında 13 Mayıs günü serbest bıraktı. Salıverilmesinin hemen peşinden Urus-Martan'daki hastanede ciddiyet arz eden sağlık sorunları nedeniyle derhal bakıma alındı. Onu tedavi eden doktorların teşhis sonrasındaki ifadelerine göre vücudunda çok sayıda yaralar ile göğsünde, kaburga kemiklerinde ve böbreklerinde oluşmuş hamatomalar (içi kan dolu şişlikler) bulunmaktaydı. Ayrıca tenasül uzuvlarında meydana gelen iltihaplanmalar ve enfeksiyonlar nedeniyle bir üroloji uzmanı tarafından da tedavi edilmesi gerekmekteydi. (51)

Norveç Helsinki Komitesi - Unutulmuş Terör: Çeçenistan: Norveç Helsinki Komitesi'ne Urus-Martan'daki bir yatılı okulun binasında kurulmuş tutukevinde işlenmiş birçok vahşet örnekleri hakkında bilgi ulaşmıştır.

Argun'dan Gekhi'ye akrabalarını ziyaret için gelen 59 yaşındaki bir kadın kendisinin de tanık olduğu bir gencin tutuklanması hikayesini ve sonrasını şöyle anlatmaktadır:

"Yaklaşık bir buçuk ay önce (zannedersem 10 Ağustos idi) 19 yaşında genç Magomed Astamirov'u Gekhi'deki evinden alarak götürdüler. O iri yarı bir delikanlıydı, hepsi o kadar. Onu tutuklamalarının başka bir nedeni de yoktu. Annesi ve babaannesi itiraz ederek engel olmaya çabaladılar ama nafile. Askerler annesinin yüzüğünü de alarak onu götürdüler. Onu Urus-Martan'daki yatılı okul binasına götürdüler. Tam dört gün sonra hastanenin yanında yerde battaniyeye sarmalanmış şekilde yatarken bulundu. Canlıydı. Dışarıda onu görenler hastaneye taşımışlardı. Çok zor konuşabiliyordu. Ona elektrik vermişler. Şimdi o tekerlekli sandalyede. 'Orada başkaları da var' diyor. Onu dövdükleri ve işkence yaptıkları gibi oradaki herkese aynısını yapıyorlar. Ayağını bir su leğenine sokup kulaklarına, parmaklarına ve vücudunun diğer kısımlarına elektrik vermişler." Yaşlı kadın ona ne amaçla işkence yaptıklarını ve eğer sormuşlarsa hangi soruların ona yöneltildiğini bilmemekteydi. (52)

MEMORIAL- Tsatsan-Yurt Hakkında Mitler ve Gerçekler: 1 Ocak günü evlerinden alınıp götürülen Ahmed Ezir Paşayeviç Baisultanov(1962), Hanpaşa Ezir Paşayeviç Baisultanov (1968) ve Süleyman Ezir Paşayeviç Baisultanov(1974) adlı üç kardeşten artık haber alınamıyor. Onların evlerinden gözaltına alınması olayını bu kişilerin anneleri, babaları, kardeşleri ve etraftaki komşular doğrulamaktadır. Akıbetlerinin ne olduğu konusunda bir bilgi yok. 'Filtrasyon noktasına' götürülenler arasında olduklarını gösteren hala güvenilir bir kanıt mevcut değil. Akrabaları Kurçaloyevski ilçesi askeri komuta merkezine ve Çeçenistan Cumhuriyeti'ndeki Vatandaşların Haklarının Korunması İçin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Özel Temsilciliği Bürosu'na müracaat ettiler. Gözaltına alınan bu üç kardeşten ortancası Hanpaşa'nın şizofreni hastası olduğunu kaydetmek gerekir. Bunu gösteren resmi sağlık raporu da mevcuttur.

Söz konusu 'filtrasyon yerine' götürülen tutuklular arasında Malike Ustarhanova adlı bir bebek ve üç küçük çocuk annesi bir genç kadın da yer almaktaydı. Temizlik operasyonunun yapıldığı gün komşu köyde olan kocasıyla birlikte bir müddet önce Grozni'den Tsatsan-Yurt'a taşınmış. Belgelerini inceledikleri sırada askerler Malike'den savaşçıların nerede olduklarını söylemesini isteyerek onu avlunun tam ortasında dövmeye başlamışlar. Daha sonra BTR tipi zırhlı bir aracın içine atarak alır götürmüşler ve ancak kocasının gelmesi durumunda salıverilebileceğini söyleyerek uzaklaşmışlar. Onu 'filtrasyon kampında' özellikle sırtına ve parmaklarına şiddetli darbeler vurarak dövme suretiyle sorgulamaya devam etmişler. Malike Ustarhanova 31 Aralık tarihinde serbest bırakıldı ve vücudunun birçok yerinde yara izleri bulunmaktaydı. (53)
Sınır Tanımayan Doktorlar-Çeçenistan: Terör Politikası: Tutuklananlardan bazılarının işkence görmüş olduğu hastanelerde onları tedavi etmiş olan doktorlar tarafından müşahede edilmiştir. Ancak, şiddete maruz kalmış olan mağdurlar o derece korku içindedirler ki, onların büyük bir kısmı şikayette bulunmaya cesaret edemedikleri gibi kayıtlara geçirilerek, peşlerine yeniden düşüleceği korkusuyla tedavi görme amacıyla bile hastanelere gelemiyorlar. Hastanede çalışan tıp görevlileri, bazı hastaların hastane içerisinde tutuklanarak götürüldüğünü ve daha sonra ise bu şahısların ölü bulunduğunu anlatmaktalar. Eylül ayı içinde Stariye Atagi Hastanesi çalışanları Rus birliklerince tutuklanıp götürülen bir hastanın hikayesini aktardı. Bu kişinin vesedi birkaç gün sonra bir tarlada bulunmuştu. Adli tıptan bir doktor onun ölene kadar dövüldüğü rapor etti:
"Geçen iki ay boyunca önceden gözaltına alınmış olanlardan birçok kişinin buraya tedavi amacıyla geldiklerine şahit olduk. Vücutlarındaki yaralardan şikayet erdiyorlardı. Kırıklar, kafa yaraları vs. Bunların bazıları bana nasıl muamele gördüklerini anlatır. Birçoğu, işkencecilerin bir tür metal telleri onların üzerlerine bağladıklarını ve daha sonra bu tellere elektrik vererek şok uyguladıklarını anlattı. O kadar çok korkmuşlardır ki, birçoğu hiçbir şey söylemez bile. Hastaneye gelmemeye gayret sarfedenler çünkü biz onların kayıtlarını tutmak durumundayız. Hiçbiri her hangi bir şikayette bulunmaz. O cehennemden bir daha geçmek istemezler. Biz yazdığımız raporda, yaraların nedeninin federal güçlerin kötü muamelesi olduğunu belirtiriz, ancak ne askeriyeden ne de savcılıktan bize gelerek ne olup bittiğini soran olmaz." Doktor, Urus Martan
"Cesedi bizzat ben inceledim. Bütün kafatasının derisi baştan sona aynen dümdüz bir kask gibi yüzülmüştü. Yüzülmüş olan kafatası derisini bulamadık. Bu işlemin o henüz sağken yapıldığı açıktı. Makasa benzer bir şeyle üç parmağı kesilerek koparılmıştı. Bu da o hayattayken yapılmıştı. Bunu yaralardan akan kanın miktarından anlamak mümkündü. "
Doktor, Grozni (54)

İnsan Hakları İzleme - "Cehenneme Hoş geldiniz": Çeçenistan'da Yaşanan Keyfi Tutuklamalar, İşkenceler ve Gasp: Rus hapishane görevlilerinin Çernokozovo'da tutuklular için kullandıkları karşılama mesajı şöyle: "Cehenneme hoş geldiniz. Artık senin işin bitti. Yavaş yavaş ve acı içinde bir ölümü tadacaksın. Sana Rus devlet görevlilerine saygı göstermeyi öğreteceğiz."

Çernokozovo'da önceden tutuklu kalmış birisi orada yapılan işkenceyi şu şekilde tarif ediyor: "Ayaklarımın altına vurmak için coplarının demirden olan kısmını kullanıyorlardı. Benim ellerimi kelepçelediler ve bağırmayayım diye ağzıma kumaş parçaları soktular. Yüzüstü yere yatırıp başımı da masanın altına soktular. Ayakkabı ve çoraplarımı çıkardılar. Sonrasında ayaklarımın altına ve özellikle tabanlarıma vurdular. Daha sonra ellerim havada duvara dayadılar ve gömleğimi çıkartarak kalın sopalarla böbreklerime vurdular."

Çernokozovo'da bulunmuş birisi: Beni yerde tekmelerken askerlerin 'hadi onu becerelim' dediklerini işittim. Sonrasında 'kendimizi kirletmeyelim' diyerek vazgeçtiler... Hücreden çıkarıldıktan sonra bir müddet bekletilip sorgulama odasına alındım. Odaya alındığımda hala yarı baygın bir durumdaydım. Odadan çıkararak bana tecavüz edeceklerini söyledikleri başka bir odaya aldılar. 7 Şubat günü gecenin geç saatleriydi. Yerde yatar durumdaydım. İki muhafız ayaklarımı kaldırıp tutmuştu, diğeri de testislerimi tekmeliyordu. Bayılıp tekrar kendime geliyordum. Peş peşe dört kez bayıldım. Başıma vurmaya başladılar ve kanlar akmaya başladı. Beni bayılana kadar dövüyor ve ayılmamı bekliyorlardı. "Bakın ayıldı!" diyerek yanıma gelip beni yeniden öldüresiye dövüyorlardı. (55)

Tecavüz vakaları

Çeçenlerin köklü gelenek ve inançları nedeniyle tecavüze uğrayanların içinde bulundukları korkunç mağduriyeti ifade etmekte zorlandıkları hatta bu ağır durum karşısında toplum içine çıkamayıp intihar ederek kendilerini cezalandırdıkları dikkate alınırsa raporlara yansıyanların, gerçeklerin sadece bir kısmını teşkil ettiği anlaşılacaktır. Geleneksel Çeçen kültürü açısından bir utanç kaynağı olarak görülen tecavüz olayları nedeniyle 1994-1996 yılları arasındaki savaşta ve 1999'da başlayıp hala devam eden ikinci savaş sırasında tecavüze uğrayan çok sayıda kadının bu ağır psikolojik durumu kaldıramayıp intihar ettiği bilinmektedir. Ancak bu olayların yine geleneklerin frenleyici etkisiyle raporlara yansıtılamadığı bilinmelidir. Tecavüze uğradıktan sonra intihar eden yada öldürülenler hariç mağdurların gerçek isimlerinin gizlendiği ayrıca not edilmelidir.
Amnesty International- Rusya Federasyonu: Ne Koruma Var Ne De Cezalandırma: Urus Martan'da 'yatılı bir okul'da gözaltına alınan bir mahkum, Amnesty International'a yakınlarındaki bir hücrede bir kadına tecavüz edilirken işittiklerini anlattı. Magomed, Amnesty International'a onun hücre arkadaşının 10 Ekim 200 tarihinde hücre kapısının deliğinden 30 yaşlarında bir kadının getirildiğini görmüş olduğunu söyledi ve sonrasındaki olayları aktardı: Onu 4 Numaralı hücreye getirdiler. Her şeyi çok açık bir şekilde duyuyorduk. Onu tam anlamıyla elde ettiler, akıllarına gelen her türlü şeyi yaptılar; Ona toplu halde tecavüz ettiler. Onların "kak ona khorosha" [ne kadar iyi bir kız..] ve buna benzer şeyleri dediklerini duymak mümkündü.. Onun da "lütfen! yapamam!" şeklindeki sözleri ve çığlıkları rahatlıkla duyulabiliyordu. Bütün gece hiçbirimiz uyuyamadık. Ertesi gün güneş doğmadan onu serbest bıraktılar. (56)

Fatıma'nın Olayı: Raporlara göre, 26 Haziran 2001 tarihinde üç Rus askeri Şali köyünde bir eve geldi. Evde evli bir çift ve kadının Fatıma adında dokuz aylık hamile olan kız kardeşini buldular. Karısını yan odada tutarken adamı orada dövmeye başladılar. Fatıma onları durdurmaya çalıştığında bu üç asker ona topluca tecavüz ettiler. Tecavüz sırasında Fatıma bebeğini doğurmaya başladı. Fatima'nın yan odadaki ablası odaya çağrıldı ve çocuğun çıkarılmasına yardım etmesini istediler. Rapor edildiğine göre askerlerden ikisi bebeği öldürmek istedi ancak aynı günün sabahı kendi karısı doğum yapmış olduğunu bildiren bir telgraf alan askerlerden bir diğeri müdahale etti ve engel oldu. Tanıkların ifadelerine göre Fatıma tecavüzün neden olduğu ciddi yaralar nedeniyle derhal hastaneye yatırıldı. Üç hafta sonra hastaneden çıkar çıkmaz daha fazla zulme maruz kalmamak için bütün aile Rusya Federasyonu'nun başka bölgesine taşındı. Bildirildiğine göre, aile ilçe savcılığına şikayet dilekçesi verdi, ancak şikayetlerine karşılık cezai bir soruşturma başlatıldığını bildiren ne resmi bir onay, ne de yazılı bir yanıt alamadılar. Sadece söz konusu üç asker hakkında askeri komutanlığın disiplin cezası verdiğine dair şifahi bir bilgi verildi. (57)

AMNESTY INTERNATIONAL'ın Rapor Ettiği Albay Yuri D. Budanov Vakası: 26 Mart 2000 gecesi, Tangiçu köyünden 18 yaşındaki Heda (Elza) Visaevna Kungayeva, ailesiyle birlikte kaldığı evden tank birliğinin komutanı Albay Yuri D. Budanov ve askerleri tarafından kaçırıldı. Resmi kayıtlara göre Albay Budanov, Heda Kungayeva'yı sorgulamak için çadırına götürdü. Ancak Budonav onu içeride boğarak öldürdü. Olaydan sonra, Rus ordusunda görevli bir tıp uzmanının hazırladığı rapora göre, Heda Kungayeva ölmeden önce birkaç kişi tarafından tecavüze maruz bırakıldı. Bu konu üzerine genel savcılık soruşturma başlattı ve 30 Mart 2000 tarihinde Albay Budanov tutuklandı. Budanov, yaptığı sorgulamada onu keskin nişancı olduğu yönünde itirafta bulundurmaya çalıştığını ve o sırada geçirdiği cinnetin etkisiyle Heda Kungayeva'yı boğarak öldürdüğünü iddia etti. Albay Budanov adam öldürme ve görevi suiistimal suçlarıyla itham edildi. Tutuklu yargılandığı süre içerisinde Kasım 2001 tarihinde Moskova Serbski Enstitüsü'nde psikiyatrik incelemeden geçirildi. Söz konusu enstitü, onun iddiasını doğru buldu ve cinayeti cinnet halinde işlemiş olabileceğini kabul etti. Albay Budanov davası hala görüşülmeye devam ediyor. (58)

AMNESTY INTERNATIONAL- Rusya Federasyonu: "İnsan Haklarının Hiçe sayıldığı Kadın ve Kız Mağdurlar": Aslen Urus-Martan şehrinden olan "Irina" adlı 14 yaşındaki bir kız çocuğu, nöbetçi askerler tarafından defalarca tecavüz edilmesi dahil, gördüğü kötü muamele ve işkence sonucu Çernokozovo Hapishanesi'nde gözaltında bulunduğu sırada öldü. Bir otobüste yolculuk yaptığı sırada, otobüsün durdurulduğu bir kontrol noktasında gözaltına alınmıştı. Tanıkların ifadelerine göre, bu kız Çernokozovo'da hepsinin 25 numaralı hücrede bir araya getirilmiş olan ve muhafızların sürekli dayağa tabi tuttuğu 60 kadının içindeydi. Bu kadınlardan bir diğeri ise ''Züleyhan'' adında yedi aylık hamile bir kadındı. Her ne kadar dövülmemiş olsa da daima işkenceyle tehdit ediliyordu. Kendisi daha sonra salıverildi ve erken doğum yaptı.

Rus Güçlerinin Tecavüz Ettiği Hamile Kadınlar: 18 Ekim 2001'de Rus federal güçleri 'Zeynep'in kocasını almak üzere Kurçaloy köyüne geldiler. Eşini evde bulamayınca, askerler 8 aylık hamile olan 'Zeynep'i suçlayarak gözaltına aldılar. Onu Kurçaloy köyünde askeri komutanlık karargahının hemen yanında konuşlanmış olan Geçici İçişleri Dairesi'ne götürdüler.

'Zeynep'le aynı zamanda gözaltına alınmış olan iki kadın tanığın ifadelerine göre, Rus askerleri ona defalarca grup halinde tecavüz ettiler ve çok kötü muamelelerde bulundular. Bunların neticesinde Zeynep karnındaki çocuğunu düşürdü. Rus güçlerinin istediği 10 otomatik tüfeği akrabalarının vermesine karşılık 'Zeynep', Kasım ayı ortalarında serbest bırakıldı. Alınan bilgilere göre, gözaltından salıverilmesinden sonra ameliyata girmesi gerekti. Çeçen toplumu içerisinde tecavüz kurbanlarına karşı çok şiddetli bir dışlama olması nedeniyle 'Zeynep'in kocası onu yanına almayı reddetti. Bu olaya tanıklık edenler kocasının onu reddederken şu sözleri söylediğini aktarmaktadırlar: ''Bütün bunlardan sonra, artık ben onu istemiyorum. O şimdi kirli biri...'' (59)

Human Rights Watch - Çeçenistan'da Kadın Haklarının Vahim İhlali: Tecavüzler, Ocak 2002: Çeçenistan'da ve Rusya'nın Çeçenistan'a komşu bölgelerinde Rus askeri ve polis kuvvetlerine ait yüzlerce kontrol noktası bulunmaktadır. Federal askerlerin sivil halktan rüşvet alma yeri olarak ün salan bu kontrol noktalarında; Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme) da bir takım ırza tecavüz vakıaları tespit etmiştir.

Alisa Rishanova (gerçek adı bu değil)'nın Human Rights Watch araştırmacılarına rapor ettiğine göre, Ocak 2000 sonunda, bir kadın arkadaşıyla birlikte otobüsle Çeçenistan'dan İnguşetya'ya seyahat ederken, "Kavkaz" askeri kontrol noktasında paralı (kontraktniki) Rus askerlerince durduruldu. Askerler Riskhanova'nın pasaportundaki fotoğrafın kendisine benzemediğini öne sürerek, her iki kadını da alıkoydu. Otobüs şoförü kadınları tutuklamamaları için askerlere yalvardı, fakat askerler otobüs şoförüne kadınların geldikleri kasabaya geri gönderileceklerini söyledi, bunun üzerine o da yoluna devam etti.

Askerler iki kadını ayırarak kontrol noktasının yakınındaki yerin altında bulunan çukurlara götürdü. Dört Rus askeri gelerek, Rishanova'yı keskin nişancı olmakla suçladı. Ona bir tüfek vererek söküp geri takmasını, daha sonra da ateş etmesini istediler. Rishanova, Human Rights Watch'a hayatı boyunca eline hiç silah almamış olduğundan bunu nasıl yapacağını da bilemediğini söyledi. Askerlerden biri onu iterek yere düşürdü. Diğer iki asker ise tekmelemeye başladı. Rishanova'nın anlattığına göre, askerler ona "bir daha asla çocuğun olmayacak!" diye bağırdı. Ondan sonra da tecavüz ettiler. Bu tecavüz saldırısından sonra üç hafta yatakta kalarak daha yeni kendine gelen Rishanova, Human Rights Watch'a olayı aktarırken kendisinin serbest bırakılması için Çeçenlerin para ödediğini düşünmekteydi. (60)

Baskın ve yağma olayları

Çeçenistan'da temizlik operasyonlarında sık rastlanan bir durum da evlerin ve işyerlerinin yağmalanmasıdır.
Savaşa katılan Rus askeri ve polis birliklerine adeta Çeçenlerin mal varlıkları ek gelir kaynağı olarak gösterilmiştir. Ödeneklerinin ödenmemesinden şikayetçi olan Ruslar, altın-gümüş gibi kıymetli eşyalara el koymanın yanısıra, giyecek, buzdolabı, televizyon türü ev eşyalarını zırhlı araçlara doldurup götürmektedir. Bu şekildeki çalıntı malların elden çıkarılıp paraya çevrildiği bir pazarın oluştuğu da söylenebilir.

Rusya Federasyonu'nun askeri ödenekleri geciktirmesi yada hiç ödememesi askerleri yağmaya teşvik etmektedir. Sözgelimi Nisan ayı içerisinde Tula'dan Çeçenistan'a savaşa katılan 11 polis maaşlarını alamadıkları için Nocay-Yurt bölgesindeki birliklerinden üstlerine haber vermeksizin evlerini dönmüş, yine aynı sebepten 170 polis de istifa etmiştir.

MEMORIAL- BM İnsan Hakları Komisyonuna Yazılan Dilekçe: Temizlik operasyonları sırasında askerler çok kaba muamelelerde bulunuyorlar. Köylülere hakaretler yağdırıyor ve bazen de onları dövüyorlar. Temizlik operasyonları sırasında son zamanlarda artış gösterir bir şekilde kadınlara yönelik cinsel taciz uygulamalarına da rastlanmaktadır. (Görüşülen köylüler, sözlü çirkin cinsel sataşmalar, elbiselerin yırtılması vs. gibi tecavüze az kala son verilen vakaları aktarmışlardır. Toplum içi yerleşik tabular genelde kadınlara tecavüz olaylarını aktarmayı yasaklıyor. Memorial'ın ulaştığı cinsel saldırı olaylarında büyük bir oranda artış gözlemlenmektedir.) Temizlik operasyonları sırasında gerçekleştirilen yağmalar organize bir şekilde yapılmaktadır. Askerler, Çeçen halkının evlerinde değerli gördükleri ne varsa güpe gündüz çıkarıp askeri kamyonlara taşımaktalar. Askerler kontrol için girdikleri evlerin sakinlerinden çoğunlukla para gasp ediyor ve ellerinde olan tüm parayı çıkarıp vermezlerse ailenin genç erkeklerini toplama kamplarına götürmekle tehdit ediyorlar. (61)

Ceset ticareti

Çeçenistan'da tutuklanan insanların serbest bırakılması için para istendiği, bununla yetinilmeyip öldürülen kişilerin cesetlerinin yakınlarına 100 ile 3000 dolar arasında değişen bedellerle satıldığı tanıkların ifadeleriyle belgelenmiştir.

"Belki Çeçenistan'da bugün daha acı veren bir resim var: Bir toplu mezar haberi üzerine kaybolanların yakınlarından artakalanları aramak için koşan insanlar.

Gerçekten çok sayıda kaybolan insanın cesedi hiçbir işaret bırakılmaksızın bulunmuş, Çeçenistan baştan başa ceset çöplüğü haline gelmiştir. Hankale'deki federal askeri üssün yakınında 60 cesedin yer aldığı toplu mezarın ortaya çıkması medyanın ilgisini çekmiştir. Benzeri görülmemiş bir şekilde ortaya çıkan mezar yerleri Çeçenistan'da ilk kez bulunuyor değil." (62)

Çeçenistan'da Kirli Savaş- "Human Rights Watch, üzerlerinde apaçık işkence izlerinin yer aldığı parçalanmış insan cesetleri içeren sekizin üzerinde çukur mezarın varlığını belgeledi. Diğer sekiz ayrı olayda ise; yol kenarlarına, hastane önüne veya herhangi bir yere atılmış insan cesetleri bulundu. Askerlerin rüşvet almasını gösteren bir olayda ise, bir askeri görevli "kayıp" iki erkek kardeşin gömüldüğü yerin krokisini ebeveynine çizmek için onlardan ısrarla para istemişti. Ve onlara şu vaatte bulunmuştu: "Eğer onlar sizin ölüleriniz değilse, paranızı iade ederim." (63)

Ali Musayev(28)'in ve Umar Musayev(23)'in Kaybolması: Ali ve Omar adlarındaki iki kardeş 8 Ağustos sabahı evlerinin önünde gerçekleşen çatışma sonrasında gözaltına alındılar ve kayboldular. Silahlı çatışmaya ve oğullarının gözaltına alınışına tanıklık eden baba Alamat Musayev, Human Rights Watch'a sabah eve dönerken önceden hiç görmediği bir Çeçen şahsın avlusuna doğru koştuğunu gördüğünü söyledi. Musayev'in önünden geçen askerler de derhal onun evinin avlusuna atladılar ve ateş açmaya başladılar. Çatışma bittiğinde içeriye giren baba Musayev tanımadığı o kişiyi yerde ölmüş olarak ve en küçük oğlunun ise sağ ve elleri arkadan bağlanmış olduğunu gördü. Hemen akabinde güvenlik güçleri küçük oğlunu BTR türü zırhlı bir araçla bindirerek götürdüler. Büyük oğlu ise kendi arabasına bindirilip arabayı da kendisine kullandırtarak komutanlık merkezine götürüldü. Oğullarının tutuklanmasından kısa bir süre sonra komşuları Musayev ailesine, Rus devlet televizyonunda bir haber yayınlandığını ve bu haberde yüzbaşı M.I. Lubenets ve tuğgeneral Yakov Nedobitko adlı iki komutanın Gekhi'de bazı Çeçen komutanların izine rastlandığı ve çıkan çatışma sonucunda öldürüldükleri yönünde açıklama yaptıklarını haber verirler. Bu haberin yayını sırasında gösterilen cesedin ise oğulları Omar'a çok benzediğini söylerler. Bunun üzerine Musayev ailesi bu yayının video kasetine alınmış bir kopyasını temin ederek izlerler ve en son BTR zırhlı aracıyla götürülen küçük oğullarının ölü bedenini görüntüler arasında teşhis ederler.
Musayev ailesi oğullarını bir aydan daha fazla aramışlardır. Tutuklamanın hemen akabinde anne Aminat Musaeva, Gekhi'deki yerel askeri komutanı görmeye gider. Human Rights Watch'a aktardığını göre, komutan ona çok kaba davranmış ve büyük oğlunun arabasının komutanlığının yakınında durmasına rağmen basit bir şekilde çocuklarının tutukluluğu ile ilgili en ufak bir bilgisinin olmadığını söyler.
Haftalar sonra Gekhi köylüleri anne Musayeva'ya temizlik operasyonunu gerçekleştirmiş olan ilçe özel polis gücünün başında Aleksander Silantev'in bulunduğunu söylerler. Anne Musayeva Silantev'le görüştüğünde, nihayet Musayev kardeşlerin tutuklanmış olduğunu kabul eder, ancak artık onların akıbeti ile ilgili sorumluluğun kendisinde olmadığını söyler. Anne Musayeva'ya göre, Silantev onun oğullarını aynı gün kasabanın yakınındaki kontrol noktasında general Lobunets'e ve tuğgeneral Nedobitko'ya teslim ettiğini iddia eder. Silantev ayrıca ona, "onların" iki kardeşi salıvermiş olduklarını düşünmüş olduğunu söyler ama sonunda şunu da ekler "belki de çocukların Hankale'deki askeri hapishaneye götürülür."

2000 yılının Eylül ayında, Musayevler, oğullarının cesedini çukur mezarların birinde buldular. Askeri bir yetkili mezar yeri hakkında bilgi vermek için onları para ödemeye mecbur tutmuştur. Hankale'deki askeri üsteki savcılıktan gelen 1 Kasım tarihli bir mektupla, Musayev kardeşlerin gerçekten Gekhi geçici polis karakolunda nezarete alındığı kabul edilmiş ve sonrasında "Urus Martan ilçesi geçici tutukevindeki tutuklular listesinde yer almadığı için izlerine rastlanamadığı bildirilmiştir." (64)

Fidye çarkı askerlerin gelir kapısı haline getirilmiştir. Çeçenistan Sağlık Bakanı Umar Khanbiyev, fidye olaylarının tanığı olarak uluslararası camiaya değerli bilgiler sunmaktadır.

"Kaçırılan yada tutuklanarak toplama kamplarına götürülen insanların ailelerinden maddi durumuna göre fidye istenmektedir. İstenilen para miktarı 100 ile 3000 dolar arasında değişmektedir. Fidyesi ödenmeyen kişileri bekleyen, ölüm çukurları adı verilen işkence yerlerinden başka bir yer değildir. İşkenceye yenik düşüp hayatını kaybedenlerin cesetleri ise yakınlarına parayla satılmaktadır."

Çeçenlerin geleneklerinde savaşın ağır şartlarına aldırış etmeksizin ölen insanın cesedini törenle gömmenin çok önemli bir yeri olduğunu bilen Ruslar, bunu fırsat bilerek işi ticarete dökmüşlerdir. Ruslar, Çeçenlerin öldürülen akrabalarına son görevlerini yerine getirmek için mutlaka para ödeyeceklerinden eminler.

"Şayet Çeçenler gözaltındayken ölürse, önce cesetler yok ediliyor ve sonra onların sağ vaziyette serbest bırakıldıklarına dair belgeler düzenleniyor. Şayet bu çarktan sağ çıkan yüzde on içindeyseniz, o zaman gideceğiniz yer bellidir: Çernokozovo toplama kampı. Ve işte orada fidye isteme çarkı yeniden işlemeye başlıyor. Fidye alınamazsa, bu sefer yine işkence devreye giriyor. Gözaltına alınanların tamamı ölünceye kadar bu çark böyle dönüyor." ( )

Norveç Helsinki Komitesi- Unutulmuş Terör: Çeçenistan: Grozni'den 50 yaşındaki yoksul bir kadın, altı çocuğunun en büyüğü olan 20 yaşındaki oğlunun gözaltına alındığını öğrenir:

"Biz buraya [İnguşetya'ya] iki yıl önce geldik. Bütün resmi belgelerimiz ilk savaşta yok olup gitti. Elimizde sadece üzerine pul yapıştırılmış ve içinde bizim İnguşetya'da mülteci olduğumuzu yazan bir kağıt parçasından başka bir şey yok. Oğlum bu yılın Mart ayında ülke içi mülteci konumundakilere verilen belgelerin yenisini almak amacıyla Grozni'ye gitmişti. Leninskaya mıntıkasında 8 Mart 2002 tarihinde yürütülen temizlik operasyonları sırasında evrakları tam olmadığı için tutuklanmış. Onunla birlikte tutuklananlardan birisi daha sonra salıverilmiş. Ve buraya kadar gelerek beni aradı buldu. Ruslar, bana oraya gittiğim takdirde oğlumu bana verecekleri haberini onunla gönderdiklerini söyledi. Oğlumum tutulduğu o yere gittim ve orada görüştüğüm asker oğlumun salıverilmesi karşılığında 50.000 ruble para istedi. Ben ağlamaya başladım ve hiç param olmadığını söyledim. O 'tamam o zaman, sen 20.000 ver' dedi. Ben hiçbir şeyim olmadığını ona tekrarladım, o da bana 'git camiye oradan dilen' dedi. Ben ağlayarak bunun imkansız olduğunu ve oğlumu şu an ölü olsa bile bana vermesini istedim. Fakat asker beni oradan kovdu. Orada Ruslar arasında Ermeni bir paralı asker vardı, onun bana yardım etmesini istedim. O da bana 'Defol git kocakarı!' dedi ve ekledi "Hangi anne oğlunun salıverilmesi için para ödemeyi reddeder ki?". Oğlum bir sürü suç isnadıyla hala içeride. Ben (Rus yanlısı) Kadirov yönetiminde görev yapan bir avukata onu çıkarması için 5.000 ruble verdim ama hiçbir şey olduğu yok." (67)

Toplu Mezarlar

Delilleri karartılan ve araştırılmasına izin verilmeyen ve planlı bir jenosit hareketinin halkalarını oluşturan başka bir gerçek de bir bir ortaya çıkan toplu mezarlardır. Rusların tüm engelleme çabalarına rağmen bu toplu mezarlardan bazılarının Memorial'ın çalışmaları ile belgelenebilmiştir.
Uluslararası kamuoyu Bosna'da ortaya çıkan toplu mezarlar konusunda gösterdiği hassasiyetin çok azını bile Çeçenistan'dakilere göstermekten imtina etmiştir.

Savaş suçu işlendiğini belgeleyen ilk toplu mezar Rus askeri üssünün bulunduğu Hankale'de 25 Şubat 2001'de gün yüzüne çıktı. Buradan 200 sivilin cesedi çıkarıldı. Mezardaki insanların elleri, ayakları ve gözleri bağlıydı. İkinci toplu mezar Roşni-çu'da tespit edildi. 50 kişilik mezarda 1 yaşında olduğu ifade edilen bir de bebek vardı.

Daha sonra 14 Nisan 2001'de Caharkale'nin Avturhanovski ilçesinde üç kişilik bir mezar, 1 Mayıs 2001'de Caharkale'nin Daçni yerleşim merkezinde iç organları çıkartılmış cesetlerle dolu bir başka toplu mezar, 4 Mayıs 2001'de Hankale'de 35 kişilik bir mezar daha keşfedildi.
05 Mayıs 2001 tarihinde yine Caharkale'de karakol olarak kullanılan bir binanın bodrum katında üst üste yığılmış 70 kişinin cesedi ortaya çıkarıldı.

Mayıs ayı içerisinde Caharkale'de Oktyabirski bölgesinde bir süre öncesine kadar karakol olarak kullanılan binanın bahçesinde 17 ceset gün yüzüne çıkarıldı.

30 Ağustos'ta Aleroy köyü yakınlarında bulunan bir mezardan 56 kişinin cesedi çıkarılırken 15 Ekim'de de Avturhanovskoye bölgesinde 50 kişilik yeni bir toplu mezar bulundu.

MEMORIAL: V. Yaşkurayev Nasıl Bulundu?: 28 Şubat 2002 tarihinde Argun şehrinin yakınlarındaki tahıl ambarına yakın bir yerde sığır sürüsüne çobanlık eden gençler, yeri kazarak bir şeyler çıkarmaya uğraşan başıboş köpekleri fark ettiler. Daha yakından baktıklarında bunun bir insan bacağı olduğunu gördüler. Derhal komutanlık bürosuna gittiler ve ardından yakınları kaybolan insanlara haber vermeleri için oradaki görevli kadınlara bu durumu bildirdiler. Bunun üzerine komutanlık karargahı önünde, cesedin gömülü olduğu yerde inceleme yapılmasını isteyen bir kalabalık birikti. Savcılıktan net bir yanıt gelmemesi üzerine kalabalık 2 Mart tarihine kadar orada bekledi, ta ki 2 Mart'ta saat 14.00'de cesetleri teşhis etmeleri için çağrılmalarına kadar. Bölgeler arası savcılık kurumundan savcı Rostislav Viktoroviç Timşin'in verdiği bilgiye göre, cesedin bulunduğu yere ulaşılması için istihkam askerlerinin yaptığı kazı çalışması neredeyse üç gün sürdü.

Yerin 50 santimetre gibi az bir derinliğinde üç mezar buldular. Bunlardan ikisi köpekler tarafından büyük ölçüde açılmıştı. Kemikler açığa çıkarılmış ve kafatasları ise kayıptı. Ayrıca herhangi bir giysiye de rastlanmadı. Üçüncü mezardaki ceset ise daha iyi korunmuştu. Zalpa Yaşurkayeva, kocası Yaşurkayev Abdul-Vahid Sulimoviç(1940)'i eski ameliyat izlerinden tanıdı. Kendisi 11-14 Mart 2001 tarihleri arasında gerçekleştirilen temizlik operasyonları sırasında Rus askerlerince götürülmüştü. Başı yoktu ve boynu param parçaydı. Dişlerinden ve beyninden bazı kısımlarının üzerinde bulunduğu pantolonundan parçalar vücuduna yakın bir yerde duruyordu. Devlet Savcısı R.V. Timşin'e göre bunların üçü de aynı zamanda öldürülmüşler ve gömülmüşlerdi. (68)

Abdulvahab Yaşurkayev'in Eşi Zalpa Yaşurkayeva'nın İfadeleri: Ceset başsızdı ve vücudunda bıçak yaraları vardı. Ölünün bedeni sanki bir hafta önce can vermiş gibi görünüyordu. Sanki onu sopalarla dövmüşler gibi bacaklarında ve kollarının her tarafında mor darp izleri vardı. Gömülmeden önce herhalde yıkanmıştı çünkü bedeni temizdi. Göğsünün üstünde sakalından bir kıl vardı. Sol omzu öylesine parçalanmıştı ki kemikleri görünüyordu. Önceden ameliyat olduğu dönemde 58 santimetrelik bir deriyi bacağından alıp vücudunun ameliyatlı bölümüne nakletmişlerdi. Onu bu ameliyat izlerinden tanıyabildim.

Diğer cesetler (vücut parçaları): Bunlardan birinin kemikleri çıkarılmıştı; diğerinin vücudunun belden aşağısındaki kemikleri çıkarılıp hepsi ayrı yere konmuştu ve dizin altı, bacak kasları hala durmaktaydı. Bakan birisi sanki ölünün etlerinin kemiklerinden ayrılmış olduğunu zannederdi. Köpekler kemirmiş de olabilirdi. Diğer kayıp yakınları, bu vücut parçalarının yakınlarından birine ait olup olmadığını teşhis edemediler. Aynı zamanda ölülerin başları da yoktu.

Gençler, köpeklerin bir yeri kazdıklarını ve oradan bir şeyler çıkarmaya çalıştıklarını görmüşler. Oraya koşup o şeyi çektiklerinde bir insan bacağı olduğunu görmüşlerdi. Askeri komutanlık merkezine giderek un fabrikasının arkasında cesetler olduğunu haber vermişler. Bu, 28 Şubat Perşembe günü oldu. Ama askerler bizim oraya gitmemize izin vermediler. Üç gün boyunca bize ceset filan olmadığını söylediler. Biz ise o cesetler topraktan çıkarılmadıkça gitmeyeceğimizi söyledik. 2 Mart günü öğleden sonar saat 2'de iki zırhlı askeri personel aracı içinde polis Masayev, kaybolan amca oğlunu arayan Eldiyev Hüseyin ve komutan yardımcısı İdrisov Haron olarak o bölgeye gittiler. Orayı kazıp çıkardıkları cesetleri komutanlık merkezine getirdiler. Ölülerin üzerinde hiç giysi yoktu. Kocamın cesedinin yanında pantolon da getirdiler ama o kocama ait değildi. Onlar, pantolonun onun başının yanında olduğunu söylediler. Onunla başını sararak ateş etmiş olmalılar. Pantolon kalıntıları üzerinde dişlerinden ve kafatasından kemik parçaları bulunuyordu. Kumaşına dokunduğunuzda pantolon ufak parçalara ayrılıp dökülüyordu. Boş bir delikte bir sargı bezi parçası ve bir çorap bulmuşlar. Çorap yeni görünüyordu. Bize içinde cesetlerin olmasından şüphe ettikleri 24 adet daha böyle yerin olduğunu söylediler. Evlerinden alınıp götürülmüş olan ve akabinde cesetleri 2 Mart tarihinde ailelerine teslim edilen bu dört kişiyle ilgili muameleleri bitirmedikçe diğer yerleri kazmaya başlamayacaklarını söylediler.

Köyde evlerinden alınıp götürülen ve bir daha kendilerinden haber alınamayan 60'dan fazla insan var. (69)

İnsan Hakları İzleme: Delilleri Gömme: 24 Şubat günü Çeçenistan'daki en büyük Rus askeri üssüne bir kilometreden daha yakın bir mesafede bulunan Daçni Köyü'nde (diğer adı Zdorovye) ortalığa saçılmış halde insan cesetleri bulundu.

Nihayet birbirlerine yakın bulunan 51 cesetten 19'unun kimlikleri teşhis edildi. Bunlardan 16'sı en son Rus Federal güçlerinin gözetimi altında iken görülmüştü. Bunların çoğunluğu sivil kıyafetliydiler ve gözleri bağlanmıştı. Bir çoğunun da elleri veya ayakları bağlıydı. Uzun bir süre önce boşaltılmış köyün sokaklarına ve evlerine saçılmış olduğu anlaşılan bu cesetler, Rus federal kuvvetlerinin Çeçenistan'da zorla alıkoyma, işkence ve yargısız infaz türü uygulamalarının çok çarpıcı delilleriydi. Federal ve yerel makamlar bu mahalde bulunan ölülerin sorumluluğunu kabul etmediler ve bunun yerine bu ölülerin sorumlusu olarak Çeçen güçlerini ve illegal çeteleri gösterdiler. Ancak cesetlerin topluca ortalığa saçılmış olduğu bu bölge, köyün boşaltılmasından çok önce, Aralık 1999'dan beri Rus askeri güçlerinin kontrolü altında bulunmaktaydı.
Rusya hükümetinin bu mahalde bulunan kimselerin ölümleri ile ilgili ayrıntıları araştırması baştan sona yetersizdir. Rus makamları cesetlerin kimliklerini tespit etmeleri için ölü yakınlarına yeterli zamanı ve bilgiyi vermemiştir. Öyle ki, kurbanların akrabalarının çoğu cesetleri görebileceklerinden haberleri bile olmadı ve kimlik tespiti işleminin yapılacağı kendilerine sadece şifahi olarak bildirildi.
Rus makamları ayrıca incelemeyi öyle bir biçimde yürüttü ki, elliden fazla kişiyi işkence ve infaz şeklinde öldürenleri tespit etmede büyük katkısı olabilecek olay mahallindeki hayati öneme haiz delillerin yok olmasına neden oldu. Yapılan araştırmalar sonucunda Rus hükümetinin vahim insan hakları ihlallerini işleyen kolluk kuvvetlerini tespit edilebilmesi ve onları sorumlu tutması için gerekli adımları atmaktan imtina ettiğini gösteren başka deliller de ortaya çıkmıştır.

Her ne kadar en büyüğü olsa da, Daçni bu güne değin Çeçenistan'da bulunan toplu mezarların ilki değildir. Human Rights Watch, Mart ayında "Çeçenistan'daki Kirli Savaş: Zorla Alıp Götürmeler, İşkence ve Yargısız İnfazlar" adında, sekiz toplu mezar ve sekiz diğer geçici gömüt mahallini belgeleyen bir rapor yayınlamıştı. Gömütlerde cesetleri bulunan bu kimselerin çoğu en son Rus federal güçlerince gözetim altındayken görülmüş ve çoğunda şüphe götürmez bir şekilde işkence izleri bulunmaktaydı. Umumiyetle cesetlerde gözlenen hasarlar; kırılmış uzuvlar dahil derisi soyulmuş vücut bölgeleri, koparılmış parmak uçları ile bıçak ve silah yaralamalarıdır. (70)

Memorial- Hankala Yakınlarında Cesetler Bulundu: Aşağıda, önceden tutuklanıp götürülmüş olan kişilere ait cesetlerin bulunmasıyla ilgili trajik olaylardan bazılarını göreceksiniz:

13 Ekim 2000 tarihinde Stariye-Atagi köyünün eteklerinde üç mezar bulundu ve kazıldı. Kazı esnasında köy yönetiminin başkanı ve savcılıktan yetkililer de bulundular. Mezarların birinden üç adam cesedi çıkarıldı. Bu kişiler aynı köydeki blok istasyonunda 20 Ekim 1999 tarihinde federal askerlerce tutuklanmışlardı. Kurbanlar; Kuntayev İmran Vahayeviç, Sadayev Adam Sultanoviç ve Abdurzakov Adnan Aliyeviç adlarındaki amca ve iki yeğenidir. Diğer bir mezarda ise iki erkek cesedi bulundu. Bu cesetlerin kimlikleri belirlenebilmiş değildir ancak kurbanların daha yeni öldürülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Vücutlarının üzerindeki darp ve işkence izleri çok net görülebilmektedir. Birinin yüzü tanınmayacak derecede parçalanmıştır. Üçüncü mezarda ise 7 Eylül 2000 tarihindeki bir temizlik operasyonu esnasında Stariye-Atagi köyü hastanesinde tutuklanmış olan genç İsayev Edilbek'in cesedi bulunmuştur. Mart ayı içerisinde Şamoiski'nin Hankale köyündeki sivil halka açılan ateş sonucu yaralanmıştı. Babası ve kardeşi bu saldırıda ölmüş, İsayev ise tedavi edilmesi için federal birliklerce Stariye Atagi hastanesine kaldırılmıştır. Askeri birliklerce 7 Eylül'deki temizlik operasyonu esnasında hastanede tutuklanmıştır. Şimdiyse işkence izlerine rastlanan parçalanmış cesedi bulunmuştur.…

18 Eylül 2000 tarihinde saat 23:00 sularında Goyti köyünde Yanurkayev ailesinin evinin önünde biri "Ural" yük taşıma aracı ve diğeri "UAS" marka olan iki araba durdu. Bu araçlarda kamuflaj kıyafetleriyle silahlı askerler vardı. Yanurkayev ailesinin evini görünce onların varlıklı olduklarını hemen anlayan bu askerler avluya girerek havaya ateş açtılar. Aile reisi Şirvan Yanurkayev onları karşılamak için dışarı çıktı. Onlar, Urus-Martan'dan geldiklerini ve Abubakar Yanurkayev'i aradıklarını söyledi. Şirvan Yanurkayev onlara Abubakar'ın kendi oğlu olduğunu ve beş gündür hasta olduğu için o anda evde bulunduğunu söyledi. Askerler eve girip Abubakar'ı yataktan çıkararak giyinmesini söylediler. Abubakar'ı evden çıkarırlarken iki yaşındaki küçük oğlu İsa babasının ayaklarına sarılmış, dört yaşındaki oğlu da ağlamaya başlamıştı. Tutuklanan Abubakar'ın annesi kapıda ayakta durmaktaydı. Kamuflaj içindeki askerler babasının ayaklarına sarılmış olan İsa'yı çekip ayırdıktan ve yaşlı kadını avluya kadar sürükledikten sonra Abubakar'ı alıp gittiler.

Federal askerler Abubakar'ı götürdükten sonra bir grup kadın Goyti köyünün askeri komutanlığına giderek olayın araştırılmasını istedi.
Komutanlığın avlusundaki Özel Polis Gücü(OMON)'nden polisler, yerde cansız bir şekilde yatan kendilerinin iki adamının cesedini kadınlara göstererek "Onların da eşleri vardı ve bu ölülerin öcü alınmalıydı" dediler. Bu iki polis bir gün önce Goyti köyündeki bir kahvehanede öldürülmüştü. Abubakar Urus-Martan bölgesinde eski bir yatılı okulun binalarından birinde konuşlanmış olan İçişleri Geçici Departmanı'na götürülmüştü.

Tutuklunun akrabaları kimi aracıları kullanarak onu bulmaya ve serbest bırakılması için çabalamaya başlamışlardı. Bu aracılardan edinilen bilgilere göre İçişleri Geçici Departmanı yetkilileri tutuklunun akrabalarına Abubakar'ın bir gün sonra serbest bırakılacağını söylemişler. Fakat ne bir gün sonra ne de ertesi gün salıverildiler. Sonunda, tutuklamanın dördüncü günü Şirvan Yanurkayev'e oğlunun bir gün sonra saat 10:00'da serbest bırakılacağı söylendi. Ne var ki, ertesi sabah federal askeri birlikle Goyti'yi kuşatmışlar ve temizlik operasyonuna başlamışlardı. Tutuklunun akrabaları iki gün boyunca askerlerden Urus-Martan'a gitmek için köylerinden çıkmalarına izin verilmesini boş yere yalvarıp durmuşlardı. Ta ki kuşatmanın sona erdiği ikinci gününün akşamı köyü terk etmelerine olanak verilmişti. Aynı akşam köy sakinlerinden biri Yanurkayev ailesine Abubakar'ın cesedinin Urus-Martan hastanesinde olduğunu söylemişti. Ailesi oraya gitmiş ve Urus-Martan Merkez Hastanesi'nde oğullarının cansız cesediyle karşılaşmışlardı. Hastane personeli onlara, Abubakar'ın cesedini federal askerlerin getirdiğini ve onların hemşirelerden birine onun mayına bastığını söylediklerini bildirmişlerdi. (71)

Soruşturulması gereken önemli bir konu da topu mezarlardan çıkarılan insanların genelde iç organlarının yerinde olmamasıdır. Bu Çeçenistan'da organ mafyasının iş başında olduğu ve Rus askerlerinin bunlarla işbirliği yaptığı iddialarını gündeme getiriyor. Ancak bu iddiaları araştıracak ve gerçekleri ortaya çıkaracak bir mekanizma hali hazırda mevcut değildir.

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINA YÖNELİK SALDIRILAR

Tıbbi yardımda tarafsızlık ilkesi

Sadece Çeçen siviller değil bölgeye yardım götüren uluslararası kuruluşların temsilcileri de Rusların açık hedefi haline geldiği çok sayıda vaka yaşanmıştır. Mesela insan hakları savunucusu Victor Popkov, 18 Nisan 2001 tarihinde Çeçenistan'a insani yardım götürürken saldırıya uğradı. Yaralı olarak kontrol noktasında saatlerce bekletildi. Ardından Moskova'da hastanede yaşamını yitirdi.

26 Mayıs 2001'de Danimarkalı Mülteciler Konseyi'nin yardım konvoyu top ateşine tutuldu. 30 Mayıs 2001 tarihinde Caharkale'de Kızılhaç görevlisi A.İzrailov, Rus kontrol noktasında açılan ateş sonucu ağır bir şekilde yaralandı. (72)

Çeçenistan'a yapılan yardım organizasyonları tıbbı ilaçlar ve temel gıda maddelerinden ibarettir. Ki bu yardımların standartları da BM tarafından belirlenmiştir. Sivil halka tıbbi yardımda bulunan doktorlar ve sağlık personeli üzerinde baskılar eksik olmamaktadır. Çeçen savaşçıları tedavi ediyorlar gerekçesiyle tehdit altında olan ve yine güvenlik gerekçesiyle ismini veremeyen doktorlardan birinin Sınır Tanımayan Doktorlar'a tanıklığı şöyle:

Sınır Tanımayan Doktorlar-Çeçenistan: Terör Politikası: Rus güçleri Çeçenistan'ı mahrumiyet içinde yaşayan geniş bir getto haline çevirdi. Bu azınlık bölgesi içinde tüm siviller birer şüpheli ve hareket etme özgürlüğünden mahrumlar. Hasta ve yaralı olanların bile askeri kontrol noktalarından geçmesi engelleniyor. Ve her bir kontrol noktası hayatlarının şansa bağlı olduğu bir "Rus ruleti" durumunda...
Farklı zamanlarda doktorların ve tıp uzmanları, şiddete maruz kalmış mağdurlarla yaptıkları görüşmelerde kendilerinin hastaneye tedavi amaçlı gitmekten bile aşırı şekilde korkmuş olduklarına şahit olmaktadır. Hastaneler güvenli bölgeler değildir çünkü ya askerler hastane içinde konuşlanmış oluyor veya etrafını kuşatmış olarak dışarıda bekliyorlar. Rus askerlerince doktorların bizzat kendilerine, onların gidiş gelişlerine müdahale ediliyor, günlük sağlık hizmetlerinde keyfi olarak kısıtlamalara maruz kalıyorlar. Birçoğunun evine kadar gelen hastaları tedavi etmekten başka bir tercihi olmuyor. Ancak böyle yaparak da kendileri hakkında Çeçen savaşçılara yardım ediyor kuşkusunu doğurma riskini göze almış oluyorlar.

Hastaneden iki doktor tutuklandı ve bir müddet askeri komutanlıkta tutuldular. Doktorların birisinin evinde bir ay önce yapılan aramada elektrokardiyografi aletine rastlandı. Bu doktor yaklaşık 30 yıldır kardiyoloji uzmanı olarak çalışmaktaydı. Yaşı ise 60'ın üstündedir. Onu savaşçıları tedavi etmekle suçladılar. Onu bir gece de yerin altında derin bir çukurda tuttular. Doktor, Urus Martan Bölgesi (73)
Uluslararası insan hakları sözleşmelerinde ve savaş hukuku çerçevesinde savaş esirleri dahil bilfiil savaşır durumda olmayanlar için tıbbi yardımın kesilmemesi ve bu amaçla çalışanların engellenmemesi bir takım esaslara bağlanmıştır. Tıbbi yardımın verilmesinde ayrımcılık kesinlikle yasaktır. (74)

Bu çerçevede Kızıl Haç aracının durdurularak personelinin öldürülmesi veya diğer yardım kuruluşlarının araçlarına yapılan saldırılar diğer uluslararası hukuk ilkelerinin yanında Cenevre Sözleşmeleri'nin ihlali olarak kabul edilmelidir.

Cenevre Sözleşmesi'nin ortak 3. maddesinde "Yaralılar ve hastalar toplanacak ve tedavi olunacaktır. Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bitaraf insani bir teşkilat, ihtilafa dahil taraflara hizmetlerini arz ve teklif edebilecektir" denilmektedir.

Daha savaşın başlangıcı sayılabilecek bir dönemde yani Aralık 1999 tarihinde The Financial Times'a açıklama yapan Vladimir Putin Rusya'nın uluslararası savaş hukukunun hükümleriyle ilgili yükümlülüklerini çok sıkı şekilde uyguladığını söylemiştir. Savaşın ilk gününde toptan imhaya endekslenmiş ağır bombardımanla başlayan ve daha sonra temizlik operasyonları, baskınlar, işkence, yargısız infaz ve nedensiz tutuklamalarla devam eden uygulamalar Putin'i yalanlamaktadır.

Sınır Tanımayan Doktorlar -Çeçenistan: Terör Politikası: "Ben savaş öncesinde Grozni'deki 1 Nolu Doğumevi'nde çalışıyordum. Herkes oraya Merkez Doğumevi Hastanesi der. Orada her şeyin yerle bir olduğu Ekim ayı sonuna kadar çalıştım. Bu ay işime dönmem gerekiyor ancak bir yere gitmek için yola çıkmak hala zor ve tehlikeli.

Her ne kadar şimdi çalışmıyor olsam da, insanlar hala evime gelmeye devam ediyor. Bilhassa da geceleri... Komplikasyonlu bir doğum vakası olduğunda, hastaneye gidemedikleri için gelip bana müracaat ediyorlar. Ben de elimden geleni yapıyorum ama bazen yapacak hiçbir şey olmayabiliyor. Onların hastaneye gitmiş olmaları gerekiyor ancak gidemiyorlar. Bölge halkı oradaki Rus kontrol noktalarına giderek hastaneye ulaşım için yardım istiyor, ancak onlar genelde hiçbir şey yapmıyor. Eğer askerler öndeki kontrol noktasına telsizle bildirmemişse veya size eşlik ederek gelmezse, gece vakti hastaneye gitme girişimi intihar anlamına geliyor. Kontrol noktasına yaklaşmadan bile size ateş açmaları kuvvetle muhtemel.

Daha geçenlerde, Eylül ayının başında bir kadının ölmesine engel olamadım. Gece yarısı saat birde bana getirildi. Tanıdığım birisiydi. Hamileliğinin 35 veya 36. haftasındaydı. Sürekli mide bulantısı vardı, kusmaktaydı. Akşama yakın durumu çok daha kötüleşti. Ailesi onu Rus kontrol noktasına götürdü. Oradaki bir doktor genelde yardımcı oluyordu. Ama bu sefer kadının ailesi hastaneye gitmek için yardım istediklerinde askerler izin vermedi.

Bana geldiklerinde çok tehlikeli derecede kas basıncı yüksek, eklampsi vaziyetinde ve plasentada kısmi ayrılma vardı. Kan basıncını düşürmek için bazı ilaçlar verdim, fakat yapacak başka bir şeyim de yoktu. Gün doğarken ikiz doğumu yaptı ancak ikisi de ölü doğdu. Ailesine derhal hastaneye yetiştirilmesi gerektiğini söyledim. Ailesi tekrar şehirdeki kontrol noktasına vardıklarında artık çok geç sayılırdı. Onlar oraya varmadan kadın ölmüştü.

Bu bana, insanların ilk defa gece gelişleri değildir. Halk kontrol noktalarından geçmekten son derece korkuyor. Orada her şey olabilir.
Burası bir hastane değil. Elimde bazı ilaçlar dışında başka bir şey de yok. Burada, sadece sabaha kadar onlarla birlikte oturup beklemekten ve kontrol noktalarındaki kapıların yeniden açılmasını ummaktan başka yapacak bir şey kalmıyor. Doğum mütehassısı, Urus Martan Şehri
"Doğumlar en ciddi sorunlardır. Doğum öncesi tıbbi yardım ise yok denecek kadar az. Kadınlarımız hastaneye ancak doğumda ciddi sorun olmadıkça gitmiyor. Fakat gece yola çıkma riskini kim göze alabilir ki? Çok tehlikeli bir şey. Önceden bizim doğumlarımızın hemen hemen hepsi hastanede gerçekleşirdi. Ama şimdi tüm Çeçen kadınları evlerde doğum yapıyor. Doktor, Urus Martan Şehri

"Kontrol noktaları insanların yaşamlarını imkansız hale getiriyor. Burada bir adam evinin çatısından düşmüştü. Kaburga kemiklerini kırmış olmasından endişe ediyordum. Ben kendim hastanede röntgen çekilmesi için onu kontrol noktasına götürdüm. Ama bize geçiş izni vermediler. Bize söyledikleri; şehrin temizlik operasyonundan dolayı kapalı olduğuydu. Hiçbir itirazı kabul edecek gibi değillerdi. Biz de onu teşhis koyamadan tedavi etmek zorunda kaldık. Doktor, Urus Martan Şehri (75)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM AÇIK SAVAŞ SUÇU

(45) age.
(46) RUSSIAN FEDERATION: Failure to Protect or Punish: Human Rights Violations and Impunity in Chechnya, Memorandum by Amnesty International to the Parliamentary Assembly of the Council of Europe on the Conflict in Chechnya, Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü), http://www.web.amnesty.org/ai.nsf/recent/eur460042002
(47) Human Rights Watch, Field Update on Chechnya, January 22, 2001, http://www.hrw.org/backgrounder/eca/chechmemo-0122.htm
(50) age.
(51) Embargoed for: 08/06/2000, Russian Federation: Continuing torture and rape in Chechnya, Amnesty International, http://web.amnesty.org/ai.nsf/print/EUR460362000?OpenDocument
(52) Forgotten Terror, Norwegian Helsinki Committee
(53)MEMORIAL, Myths and Truth about Tsotsin-Yurt
(54)November 22, 2000, CHECHNYA: The Politics of Terror, Médecins Sans Frontières - MSF (Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü),
http://www.doctorswithoutborders.org/publications/reports/2000/chechnya_11-2000.html
(55) "Welcome to Hell" Arbitrary Detention, Torture, and Extortion in Chechnya, Ekim 2000, Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü), http://www.hrw.org/reports/2000/russia_chechnya4/
(56)Failure to Protect or Punish, Amnesty International
(57)age.
(58) http://web.amnesty.org/ai.nsf/Index/EUR460052002?OpenDocument&of=COUNTRIES\RUSSIAN+FEDERATION
(59) AMNESTY INTERNATIONAL, (Public Statement) Russian Federation: Women and Girls Victims of Human Rights Abuses (selected case studies) AI-index: EUR 46/005/2002 25/01/2002
(60) Human Rights Watch, "Serious Violations of Women's Human Rights in Chechnya", Ocak 2002
http://www.hrw.org/backgrounder/eca/chechnya_women.htm
(64) Age.
(65) Jenosidin ta kendisi, Fehim Taştekin, Ajans Kafkas http://www.kafkas.org.tr/ajans/Haziran%202001/28_06_2001%20jenosidin%20ta%20kendisi.htm
(66) age.
(67) Forgotten Terror, Norwegian Helsinki Committee
(68) MEMORIAL, 14.03.2002, REPUBLIC OF CHECHNYA, ARGUN "DISAPPEARANCES" OF DETAINEES "DISAPPEARED" FOUND IN UNMARKED GRAVES,
http://www.memo.ru/eng/memhrc/texts/argun0203.shtml
(69) age.
(70) Mayıs 2001, Human Rights Watch, (RUSSIA/CHECHNYA) BURYING THE EVIDENCE: THE BOTCHED INVESTIGATION INTO A MASS GRAVE IN CHECHNYA, www.hrw.org/reports/2001/chechnya2/
(71) 5/3/2001 Memorial, Bodies discovered near Khankala- irrefutable evidence of war crimes committed by Federal Forces, http://www.memo.ru/eng/memhrc/texts/presconf.shtml
(72) Çeçenistan Raporu, Haziran 2001, Kafkas Vakfı
(73) The Politics of Terror, Médecins Sans Frontières (MSF)
(74) Cenevre Sözleşmelerine ek II. Protokol (Madde 9/2 ve Ortak 3. Madde)'de "Tıbbi gerekçeler dışında her hangi bir kişiye öncelik tanınması görevlerini yaparken tıbbi personelden istenemez" denmektedir.
Tıbbi personelin tarifi I. Protokol II. Bölümünde Madde 8(c)'de yapılmıştır. Bu tanımın içine Kızıl Haç ve Kızıl Ay Cemiyetleri dahil tıbbi yardımla doğrudan alakası olan bir çok görevli girmektedir. Bunlar savaşta yer almadıkları ve görevlerini yerine getirdikleri sürece özel bir "koruma" statüsüne sahiptirler. Diğer bir kural "hiçbir kimse tıbbi etiğe uygun davrandığı sürece kimin hizmetinde olduğuna bakılmaksızın hiçbir şekilde tıbbi hizmetlerde bulunmaktan dolayı cezalandırılamaz. (II. Protokol, 10/1. Madde ve Ortak 3. Madde). Aynı şekilde tıbbi araçların askeri bir hedefi olmaması gerektiği de bu ilkeler arasındadır. (II. Protokol, 11/1 Madde, Ortak 3. Madde)
(75) November 22, 2000, CHECHNYA: The Politics of Terror, Médecins Sans Frontières (MSF)

 

Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz Bırakanlar | Kafkas Kitaplığı
Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arsivi | Serbest Kürsü | Sohbet Odası | Link

ler