Moskova'nın rengi esmere çalıyor

The Moscow Times'ta 29.01.2003 tarihinde "Moscow's Face is Getting Darker" başlığı ile yayınlanan bu yazı Mustafa Özkaya tarafından Ajans Kafkas için Türkçe'ye çevrildi.

Nabi Abdullaev
The Moscow Times

Önde gelen bir araştırma merkezinin verdiği bilgilere göre, eğer mevcut demografik trend aynen devam edecek olursa, iki nesil sonrasında Moskova halkının çoğu Kafkaslar'da veya Orta Asya'da geniş aileleri olan esmer tenli ve siyah saçlı insanlardan oluşacak.

Araştırma merkezi, şehrin simasında olması mukadder bu değişimin en başlıca iki nedeninin, etnik Rus kökenli olanların esmer tenli olanlara nispetle çok daha az çocuk yapmaları ve Slav asıllı olmayan değişik etnik kökenlilerin Moskova'ya artan nüfus akımı olduğunu bildiriyor.

Genetik Araştırmaları Enstitüsü'nün hesaplamalarına göre, 1994 yılında Moskova halkından Hıristiyan olan nüfusun Müslüman nüfusa oranı 37'ye 1 iken, 2000 yılında bu oran 32'ye 1'e düştü. 2025 yılı itibariyle bu oranın 6'ya 1'e kadar düşmesi bekleniyor.

Çalışmayı yürüten enstitü, Slav kökenli olmamasına rağmen geniş Ermeni ve Gürcü toplulukları da Hıristiyan nüfus içinde değerlendiriyor.

Genetik Araştırmalar Enstitüsü'nden araştırmacı Yelena Pobedonostseva, bu demografik değişimin ardında yatan en önemli etmenin, Slav asıllı kadınların geniş aileleri istememeleri olduğunu ifade ediyor.

Pobedonostseva, "Örneğin 1999 yılında, Rus kökenli Moskovalı kadınların sadece % 1.24'ü, Ukrayna asıllı Moskovalı kadınların % 1.36'sı doğum yaparken, Azeri asıllı Moskovalılar'da bu oran % 5.71'yi bulmakta" diyor. Ayrıca araştırmacı, neslin devam edebilmesi için, bir nüfus grubunun en az %2.2'lik doğum oranına sahip olması gerektiğinin de altını çiziyor.
Pobedonostseva, çocuk yapmada Moskova'nın şampiyonluğu ise bir yılda 100 kadın arasında en az 9'unun doğum yaptığı Çeçen kadınlar ile yılda 100 kadından yaklaşık 8'inin doğum yaptığı İnguş kökenli kadınlar olduğunu bildiriyor.
Araştırmacı "Herhangi bir şehirdeki değişik etnik gruplardan kadınlar arasındaki doğum oranlarının farklılığı sadece o kadınların yaşları, sağlık durumları ve çocuk yapma istekleriyle açıklanabilir" diyor.

Enstitü rakamlarına bakılacak olursa, zaten oldukça düşük olan Slav kadınların doğum oranı hiç durmayan bir düşüş eğiliminde. Öyle ki 1994 yılında her 100 kadından 1.45'i doğum yaparken, bu oran 1950'de yaklaşık 1.7 ve 1925'te 2.7 idi.
1994 yılı içinde Moskova'da doğan tüm bebeklerin % 86.4'ü etnik aidiyet olarak Rus asıllı iken, bu rakamın 1999 yılındaki doğumlarda % 72.5'e aniden düşmüş olduğu görülüyor. Ancak yine bu iki ayrı tarihte Moskova'da toplam oran içinde Azeri bebeklerin oranı % 0.9'dan yine birden % 1.3'e sıçradığı görülüyor. Çeçenlerin doğum oranları ise % 0.11'den % 0.46'ya ve İnguşlar'ın 0.08'den % 0.15'e yükseldiği görülebiliyor.

Pobedonostseva "Moskova'nın Slav olmayan nüfusunun artışının rakama dökülmesi durumunda kentte yaşayan Ruslar'ın toplamı karşısında büyük bir rakam olarak gözükmeyebilir. Ancak bu eğilim devam ederse şehrin simasının değişmesi kaçınılmaz" diyor.

Etnoloji ve Antroploji Enstitüsünde görevli bir uzman olan Valery Stepanov'a göre ise, Moskova'nın genel nüfusuna bakarak, şehre dışarıdan gelip daimi oturum almış kayıtlı göçmenlerin sayısı değerlendirilecek olursa, onların çok cüzi bir rakamda kaldıkları söylenebilir. Ne var ki, onların bu nüfus hareketi şehirdeki Slav nüfusunun gücünü kaybetmesine etki eden faktörlerden birisidir.

Valery Steanov ise, "1989 nüfus sayımına göre, Rus kökenliler Moskova nüfusunun %90'ını oluştururken, Ermeni ve Çeçenlerin her biri yaklaşık nüfusun % 0.5'lik bir dilimini oluşturuyorlardı" diyor.
Stepanov, 1990'larda başkente gelerek yerleşen onbinlerce göçmenin büyük bir çoğunluğunun (bazı sayımlara göre hemen hemen üçte ikisinin) Rus kökenlilerden oluştuğunu söylüyor. Ermeni ve Çeçen asıllıların her birinin 1989 nüfus sayımlarında ortaya çıkan rakamlardan çok daha fazla olarak % 3'lük bir dilime sahip olduğunu bildiriyor.

"Eğer bu böyle devam ederse, 50 yıl sonrasında her üç Moskovalı'dan biri Slav dışındaki etnik bir gruptan olacak"
Göç edenlerin sayısındaki bu artış, diğer yandan etnik gruplar arası evlilikte de bir artışa yol açmış. Yapılan evliliklerden meydana gelen çocuklar çoğunlukla dominant olan Kafkasyalı genini taşımakta.
Rusya medyasında yer alan raporlara bakıldığında 1950'lerden 1980'lere değin gerçekleşen her altı evlilikten biri değişik iki etnik toplum arasında yapılmaktayken, 1995'de bu tür evlilikler, tüm evlilikler arasında % 22'lere yükselmiş ve şu anda % 30 ile 40 arasında bir oranı yakalamış bulunuyor.

Şehrin nüfus kayıtlarını tutanlar, 1997 yılında dönemin devlet başkanı Boris Yeltsin'in yeni Rus pasaportlarından etnik kimlik hanesini kaldırtması sonrasında bu tür bilgileri almayı da bıraktıklarını ifade ederek evliliklerle ilgili söz konusu ayrıntıların bilgisini tutamadıklarını söylüyorlar. Aynı şekilde yeni evlenen gelin ve damatların da etnik kimlikleri kayıtlara geçirilmiyor.
Etnik kimlik üzerine çalışan uzmanlar, bazı evliliklerin sadece kağıt üzerinde kaldığını ve bu tür evliliği seçen göçmenlerin oturum alabilmek amacı güttüklerini ve eşleriyle birlikte kalmadıklarını bildiriyor. Ancak çoğu zaman, Rus kadınların bir çok Kafkas erkeğinin sahip olduğu özgüvene ve evlerini geçindirme becerilerine kapıldıkları da söyleniyor.
"Sadece, televizyonlarda yayınlanan herhangi bir talk show programını izlemeniz bir Rus kadınının sevgilisinden ne istediğini öğrenmeniz için yeterlidir: Maddi açıdan başarılı olması, çok fazla içki içmemesi ve asla mağlup olmuş biri gibi davranmaması."

Bu analiz "Panorama think-tank" kuruluşundan Vladimir Pribylovsky'ye ait. Ayrıca Pribylovsky "Kafkaslardan gelenler bu standartlara vasat bir Rus erkeğinden daha fazla uymakta" olduğunu ifade ediyor.
Genetik Araştırmaları Enstitüsü'ne göre, tüm evliliklere nispetle Slav erkeklerle Kafkasyalı kadınlar arasındaki evlilik yüzdesi % 2'den daha düşük bir oranda seyretmekte. Tabi buna onlarca yıldır bu oranda hiçbir artış olmadığını da eklemek gerekiyor. Slav kadınlarla Kafkas erkekleri arasındaki evliliklerde ise çok hızlı bir artış sözkonusu.

Enstitü açıklamasında, Ermeni erkeklerle evlenme oranının 1980 ile 1995 yılları arasında üç kat artarak toplam evlilikler içinde % 12'ye ulaştığı ve hemen ardından % 8.7 ile Gürcüler ve % 6.8 ile de Azerilerin geldiği bilgileri yer alıyor. Rusya'nın Kuzey Kafkas bölgesindeki etnik gruplardan olan erkeklerle gerçekleştirilen evlilikler ise dört kattan daha fazla bir artış göstererek % 4.4 oranına ulaşmış bulunuyor.

Ama yine de, Stepanov, bu evliliklerden olan çocukların % 90'ının kendisini Slav asıllı Rus olarak kabul ettiğini söylüyor.
"Rusya'da etnisite bilinci kimlik kartında yer alan bir referans olmaktan çıkıp ayrı etnik kimlik tanımlamasına dönüşme süreci yaşıyor" diyen Stepanov'a göre "Bilgi akışının ve kültürel çevrenin sadece Rusça ile mümkün olabildiği Moskova'da yaşayan Slav olmayan halklar için entegrasyon kaçınılmaz bir biçimde kendi etnik kimliklerinin de reddi anlamına gelecektir."

Çeviren: Mustafa Özkaya

 
 
Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz bırakanlar | Kafkas Kitaplığı
Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arşivi | Serbest Kürsü | Sohbet Odası | Linkler