İhtilal
sonrasında Kafkasya
Bitmeyen
bağımsızlık mücadelesi
Bolşevizmin kukla cumhuriyetleri
Bolşeviklere neden isyan edildi?
Büyük isyan
Kremlinin oyunu
Yeniden alevlenen özgürlük ateşi
Almanların Kafkasya'ya gelişi
Kafkaslar Almanlarla beraber neden gittiler?
"Alman-Adige işbirliği" iddiaları
Sürgüne dair itiraflar
Çeçen-İnguşlara müthiş oyun
Soykırım karşısında BM'nin tavrı

Bitmeyen
bağımsızlık mücadelesi
Sovyet
hükümeti 1920 tarihinde aynı baskı politikasını izleyerek yeni
kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne silah zoruyla son vermiş
ve bu coğrafyada Moskova'ya bağlı küçük idari bölgeler kurmuştu.
Bunun ardından Kremlin dini inançlar dahil her türlü özgürlüğü
yasaklayarak bölgede kollektivizasyon ve kolkhoz sistemini yerleştirme
çabasına girdi bu dayatmacı uygulamalar karşısında halk 2. Dünya
savasına kadar bıkmadan usanmadan mücadele etti. Mesela Kremlin'in
Hitler yanlısı politikalar izlediği dönemde Almanların ham madde
ihtiyacını karşılamak amacıyla Ruslar 1940'ların başında Kafkasya'daki
kaynakları kullanmak istediler. Fakat Çeçen-İnguş ve Karaçaylı
gerillalar daha önce 1929 ve 1930 da olduğu gibi Rusların bu kaynakları
kullanmalarına engel oldular. 1941'de Rus Alman savaşının patlak
vermesinden önce Çeçen -İnguş , Karaçay ve Balkar topraklarının
büyük bir bölümünü NKVD birlikleriyle gerillalar arasında şiddetli
çatışmalara sahne oluyordu. Hitler'in Rusya ya savaş acımasıyla
birlikte bu çatışmalar daha da şiddetlendi. Sovyetlerin esas istedikleri
de buydu zaten çünkü bu kargaşa ortamında savaşı bahane ederek
her türlü uluslar arası anlaşma ve müeyyideleri ihlal edebilirlerdi.
Bu sayede akla hayale gelmeyecek barbarlık örnekleri sergileyen
Ruslar bağımsızlık yanlısı Kuzey Kafkas halklarını sindirmekte
muvaffak oldu.
Kuzey Kafkasyalıların 1864'te yenilgisiyle sona eren ve 2 asırdan
fazla süren Kafkas-Rus savaşının temelinde de Kafkas milletinin
bağımsızlığına olan düşkünlüğü yatmaktaydı. Bu yenilginin ardından
1 milyonu aşkın Kuzey Kafkasyalı vatanlarından sürüldü fakat yinede
kalplerinde bağımsızlık ve hürriyet ateşi sönmedi.
Bolşevizmin
kukla cumhuriyetleri
Bundan
tam 54 yıl sonra 1917 Bolşevik devriminin sağladığı ortamdan da
istifade ederek Kuzey Kafkasyalılar bir araya gelip Bağımsız Kuzey
Kafkasya Cumhuriyeti'ni kurdular. Ki bu Cumhuriyet Lenin hükümeti
de dahil olmak üzere bir çok devlet tarafından resmen tanındı
fakat 1920 yazında Kızıl Ordu Kuzey Kafkasya'yı tekrar işgal etti.
Kanlı mücadelelerin ardından Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Gürcistan
ve Ermenistan da Ruslar kontrolü ele geçirdi. Bu işgalin ardından
Bolşevikler Kuzey Kafkasya'da kendi denetimlerinde bir Cumhuriyet
kurdular. Fakat Kafkas milletinin bir bayrak altında toplanmasını
kendisi açısından tehlikeli gören Sovyet hükümeti bu cumhuriyeti
daha ufak özerk cumhuriyetlere ayırdı. Bu özerk cumhuriyetlerin
başlarına da Bolşevik demagojisinin esiri olmuş komünist kukla
yöneticiler getirdi. Aslında bölgede otoriteyi elinde tutanlar
komünist partiye karşı sorumlu olan parti sekreterleriydi. Bölgedeki
GPU ve Kızıl Ordu birlikleri de bu sekreterlerden emir alıyordu.
Bolşeviklere
neden isyan edildi?
Kuzey
Kafkasya Cumhuriyeti'nin özerk bölgelere bölünmesi ardından Bolşevikler
bu bölgelerde Sovyetleştirme planlarını uygulamak istediler. Ancak
bu dayatmacı uygulamalar halkın şiddetli tepkisiyle karşılaştı.
Ve çoğu zaman silahlı birlikler halkı şiddet kullanarak sindirmeye
çalıştı. Tüm bu baskılar neticesinde memnuniyetsizlik daha da
arttı. Bu hoşnutsuzluğun temel sebepleri şunlardır:
1- Özerk statü beraberinde bir çok kısıtlama getirdi. Ayrıca
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin kurulmasında ön ayak olmuş aydınların
çoğu öldürüldü.
2- Bolşevikler insanların çok önem dini inançlarına yasak
getirdi. Ardından tüm İslami kurumları kapattılar. Ayrıca basın
ve radyo aracılığı ile aleyhte propaganda başlattılar.
3- Müslümanların hacca gitmeleri ve anavatanları dışında
yaşamak zorunda kalan soydaşlarıyla görüşmeleri yasaklandı. Hatta
kendi akrabalarıyla dahi görüşmeleri suç ilan edildi.
Stalin tarafından 1929 da başlatılan mecburi kollektivizasyon
Kuzey Kafkasya da sert bir direnişle karşılaştı. Kuzey Kafkasyalılar
binlerce yıldır özel mülkiyetlerine sahip olarak ve de buna saygı
duyarak yaşamışlardır. Kollektivizasyonun uygulamaya konulmasıyla
birlikte özel mülkiyetlerine el konulmak istenilmesi ve köylü
sınıfının ortadan kaldırılmaya çalışılması insanları resmi idareye
karşı itaatsizliğe sevk ediyordu. Sovyetlerin idaresi altında
olan halklara karşı tutumu Kafkasyalıların gelenek ve ahlak yapıyla
taban tabana zıttı.
Sovyet idaresine karşı ayaklanmaların altında yatan bu etkenler
isyanları daha da şiddetlendirdi.
Büyük
isyan
1929-1930
da Çeçen-İnguş ve Karaçay-Balkar halklarının önderliğinde büyük
bir isyan patlak verdi. Bu ayaklanma Kızıl Ordu ve GPU birliklerine
karşı gerçek bir askeri mücadeleye dönüştü. Çeçenler kendi bölgelerindeki
tüm resmi kurum ve kuruluşları ele geçirip Sovyet yetkililerini
esir aldılar. Baksan, Chegem, Khulam ve diğer dağlık bölgeler
Kafkasyalıların kontrolüne geçti ve komünistlerden temizlendi.
Parti ve kollektivizasyon taraftarı olanlar ya tutuklandılar yada
idam edildiler. Komünistler çok zor bir durumda kalmışlardı. Zira
Balkarlar tüm dağ geçitlerini ele geçirmişlerdi ve Rus birliklerini
rahatça püskürtebilecek bir durumdaydılar. Karaçaylar da Balkarlar
ve Çeçenlerle aynı anda isyan bayrağını açtılar ve kendi bölgelerinde
kontrolü sağladılar. Ayrıca Mikoya - Shakhar ve Kislovoksk şehirlerini
kuşattılar. Durumun kendileri açısından kötüye gittiğini fark
eden Ruslar bölgeye çok sayıda tank, zırhlı araç, ve uçak sevk
etti. Savaş tüm şiddetiyle 4 ay sürdü. Dağıstan da ise 1 sene
devam etti.
Kremlinin
oyunu
Kremlin
Kazaklar, Ukraynalılar, Kırımlılar ve Türkistanlıların da Rus
idaresine karşı tavır alması üzerine bağımsızlık için savaşan
Kuzey Kafkasyalılar karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.
Bu insanların direncini silah zoruyla kıramayacağını fark eden
Sovyet hükümeti stratejisini değiştirdi. Kolhozların kaldırılamayacağına
dair sözler verilen propaganda metinleri uçaklarla bölgeye atıldı.
Stalin'in bu manevrası başarılı oldu ve bağımsızlık yanlısı Kuzey
Kafkasyalılarla arabuluculuk yapacak yerel komisyonlar kuruldu.
Ardından silahlarını bırakmaları şartıyla bu mücadelede yer alan
liderler dahil herkesi kapsayacak genel af ilan edileceği duyuruldu.
Kuzey Kafkasyalıların çoğu Stalin'in verdiği sözlere kanıp evlerine
geri döndü. Ancak hepsi daha sonra bu yaptıklarına pişman oldu.
Çünkü silahlarını teslim ettikten hemen sonra Ruslar Kuzey Kafkasların
tümünde askeri operasyonlar başlattı. Çeçen ya da ve diğer bölgelerde
tutuklanan insan sayısı 70.000'i buldu. Tutuklanan bu insanlar
GPU tarafından ağır cezalara çarptırıldılar. Tutuklanan insanlar
ya toplama kamplarına gönderildi ya da idam edildi. Sadece Karaçay
ve Balkarlarda 3.000 den fazla kuzey Kafkasyalı idam edildi. Bu
trajik olay Rusların ne kadar alçakça oyunlar oynayabileceğini
göstermesi açısından çok önemlidir.
1935-1936 yılları olaysız geçti. Bağımsızlık yanlısı gruplar susturulmuştu.
Bu sebeple her hangi bir isyan hareketine gelişme gözükmüyordu.
Ancak tüm Kuzey Kafkasya halkları Bolşeviklere güvenilemeyeceğini
çok acı bir biçimde öğrendiler.
Bir süre sonra Stalin yeni bir yasa çıkararak Çeçen-İnguş, Kuzey
Oset ve Karaçay-Balkar özerk bölgelerine özerk Cumhuriyet statüsü
verildiğini ilan etti. Bu yeni yasa halkın tükenmek üzere olan
ümitlerinin yeşermesini sağladı.
Fakat bu olayın üzerinden henüz altı ay geçmişti ki yeni bir felaket
Kuzey Kafkasyalıların kapısını çaldı. Yezhovshchina olarak anılan
bu dönem içerisinde Kuzey Kafkasya'da cereyan eden insanlık dışı
Rus muamelesinin bir benzeri başka hiç bir bölgede yaşanmamıştır.
Aydınlar ve de özellikle halka önderlik yapan liderler Kuzey Kafkasya'yı
SSCB'den ayırıp bağımsız bir burjuva devleti kurma amacıyla devrim
karşıtı isyan hareketlerini organize etmek suçlamasıyla tutuklandılar.
Bu değerli şahsiyetlerin çoğu idam edildi veya Sibirya'daki kamplara
gönderildi. Bolşevikler aydın kesimi bu şekilde ortadan kaldırdıktan
sonra söz konusu halkların ulusal edebiyatlarına el attılar. Kremlin
SSCB bünyesinde yer alan Kuzey Kafkas ve Türk halklarının alfabelerini
değiştirip Kril harflerini kullanmalarına karar verdi ve onlara
gelecekte milli kültürlerini Rus eksenine oturtmalarını tavsiye
etti.
Yeniden
alevlenen özgürlük ateşi
Yezhovshchina
sürecinde vuku bulan bu gelişmeler Kuzey Kafkasyalıları derinden
sarstı. Toplumun önde gelen aydınlarının katledilmesi ve alfabelerinin
Rus harflerine çevrilmesi Kuzey Kafkasyalıların milli gururlarını
yaraladı. Bu ümitsiz durum karşısında tek çıkar yol komünizme
karşı yeni bir savaş gözüküyordu. Kısa bir süre sonra Karaçay
Balkar'da yeni bir bağımsızlık mücadelesinin ilk meşalesi yakıldı.
Mücadele tüm Kuzey Kafkasya ya yayıldı ve 1940'da özellikle Çeçen-İnguş
bölgesinde çatışmalar oldukça şiddetlendi. Dağlık bölgelerin büyük
bir kısmı Bolşeviklerden temizlendi. Bu sefer isyan bayrağını
açanların liderliğini İzrallov yapıyordu. İzrallov'un başkanlığında
geçici bir Çeçen hükümeti kuruldu.
1941'de Alman Sovyet Savaşı patlak verdiğinde İzrallov'un başlattığı
hareket etkinliğini iyice arttırmıştı. İzrallov Bolşevikleri yurtlarından
kovup tüm Kuzey Kafkasya'yı Kremlin'in zorbalığından kurtarmak
için halka çağrıda bulunuyordu.
Almanların
Kafkasya'ya gelişi
Ağustos
1942'de Alman orduları Rostov'dan hareket edip Kafkasya'ya girdiler.
Kızıl Ordu birlikleri hiçbir direniş göstermeden geri çekildiler.
NKVD birlikleri de VKP'nin emirleri doğrultusunda dağlara çekilip
Almanlara karşı gerilla savaşı vermeyi düşündü. Fakat Karaçay
ve Balkarlar onları rahat bırakmadı. Bu çatışmalar esnasında komünistler
Balkar ya da 3 büyük dağlık şehri yerle bir etti. Nihayet Karaçay
ve Balkarlar komünistleri topraklarından çıkardılar ve Almanlar
bölgeye girmeden önce kontrolü ele geçirmeyi başardılar.
Kafkaslar
Almanlarla beraber neden gittiler?
Almanlar
Kuzey Kafkasyalıların sevgi ve saygılarını kazanmak için hiç kimsenin
dinine, özel mülkiyetine ve özgürlüklerine karışılmayacağını söyledi.
Kapatılan camiiler birer birer açıldı ve kolhozlar kaldırıldı.
Fakat Almanlar bölgede fazla uzun kalamadılar. Stalingrad bozgununun
ardından geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu insanlar için oldukça
acı bir darbe oldu bağımsızlık yanlısı bir çok insan ve lider
aileleriyle birlikte yurtlarını terk edip Almanlara katıldılar.
Yaklaşık 25.000 Karaçay, Balkar, Kabardey, Oset ve Adige Alman
ordusuyla birlikte yurtlarını terk etti. Onları bunu yapmaya zorlayan
sebep kendilerini suçlu hissetmeleri değildi fakat hiç biri bir
daha Sovyet zulmü altında yeniden yaşanamayacağını düşünüyordu.
"Alman-Adige
işbirliği" iddiaları
1943
yılında Karaçay ve Balkar halkları korkunç bir felaketle yüz yüze
geldiler. NKVD ve NKGB kuvvetleri Karaçay Özerk Bölgesi ve Kabardey
Balkar Özerk Cumhuriyeti sınırları içerisinde Balkarların yaşamakta
oldukları toprakları işgal etti bu talihsiz insanlar büyük bir
kıyıma uğradılar ve toprakların dan sürüldüler.
Bu korkunç olaydan 2-3 ay sonra katliam senaryosunun ikinci perdesi
Çeçen- İnguş Cumhuriyetleri'nde sahneye kondu. Kızıl Ordu'nun
26. Kuruluş yıldönümüne tesadüf eden 23 Şubat 1944 tarihinde daha
önce hazırlanmış olan sürgün planı inanılmaz bir hızla tatbik
edildi. Stalin, Molotov , Nikoyon ve diğer hükümet yetkililerinin
imzaladığı kararname bu operasyonun yasal dayanağıydı.
Tüm bu olayların üstünden iki yıl dört ay geçtikten sonra Sovyet
hükümeti, Pravda ve İzvetsia gazetelerinin 26.06 1946 tarihli
nüshalarında Çeçen-İnguş ve Kırım Özerk Cumhuriyetlerine son verildiğini
duyurdu. 25.06.1946 tarihli Sovyet yüksek şurasının aldığı karar
şöyleydi:
"Alman faşistlerinin işgal hareketlerine karşı SSCB'nin vatansever
insanları vatanlarının bağımsızlığı ve şerefi için kahramanca
savaşırken Alman propagandasına kanan birçok Çeçen ve Kırımlı
Tatar silahlı gruplar oluşturarak Alman ajanlarıyla birlikte Sovyet
birliklerine arkadan vurma girişiminde bulundu. Üstelik Çeçen-İnguş
ve Kırım Özerk Bölgelerinde yaşayan yerli halk, bu hainlere karşı
tepkisiz kaldı bu sebepten ötürü Çeçenlerin ve de Kırımlı Tatarların
anavatanları haricinde başka bölgelerde iskan edinmelerine karar
verilmiştir."
Şu da bir gerçek ki 2. Dünya Savaşı süresince Alman orduları,
Çeçen-İnguş Cumhuriyeti topraklarını işgal edemedi. Ele geçirdikleri
topraklar Adige, Çerkes, Karaçay Özerk Bölgeleri Kabardey, Balkar
ve Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyetleri ile sınırlı kalmıştır. Bu
demek oluyor ki Almanların Çeçen-İnguş halkı ile direkt bir temas
kurma ve ayrılıkçı gruplar organize etme şansı olmamıştır.
SSCB'ye bağlı diğer cumhuriyetlerle olduğu gibi bazı Alman casuslarının
Çeçen-İnguş Cumhuriyetine sızma teşebbüsleri olmuş olabilir. Fakat
bu casuslarla mücadele etmesi gerekenler devletin emniyet güçleridir,
bu topraklarda yaşayan siviller değildir. Fakat Ruslar halkın
tamamını bundan sorumlu tutmuşlardır.
Savaşın başında kızıl ordu askerleriyle birlikte esir alınan fakat
daha sonra Kafkas lejyonuna katılıp Sovyetlere karşı savaşan Çeçen
gruplardan ötürü tüm Çeçen halkı Sovyet idarecileri tarafından
sorumlu tutulmaktadır. Oysa Ruslarda dahil olmak üzere tüm SSCB
cumhuriyetlerinde buna benzer gruplar ortaya çıkmıştır.
Tüm bunlardan Kuzey Kafkasya da yaşamış bu acımasız soykırıma
gerekçe olarak gösterilen Alman iş birlikçiliği suçlamasının tutarlı
bir tarafı olmadığını anlıyoruz. Zira söz konusu katliamın dayanağı
gerçekten bu olmuş olsaydı benzeri isyan hareketlerine sahne olan
diğer bir çok SSCB cumhuriyetleri de Çeçenlerle aynı kaderi paylaşıyor
olurdu. Bu barbarlığın asıl sebebi Çeçenlerin vatanlarının istiklali
için hiç yılmadan verdikleri kahramanca mücadeledir.
Sürgüne
dair itiraflar
Karaçay
Balkar ve Çeçen-İnguş halklarının trajik alın yazısı Moskova'da
belirlendi. Politküronun özel bir oturumunda bölgedeki özerk bölge
ve cumhuriyetlere son verilip buradaki insanların Sibirya'ya sürülmesine
karar verildi.
S. Kuliev, Almanların bölgeden çekilmesinin ardından komünistlerin
kontrolü ele geçirdiklerini ve ardından halktan intikam alırcasına
acımasız bir katliam başlattıklarını söylüyor. Katledilenlerin
çoğunun kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olduğunu hatta halktan
komünist olanların dahi bu kıyımdan kurtulamadıklarını, kalan
nüfuzun ise önce yaya olarak Nakutke oradan da trenlere doldurulup
Sibirya'ya götürüldüğünü anlatıyor.
Özgürlükçü fikirleri olan Albay G. Tokaev, bu hadiseyle ilgili
daha teferruatlı bilgiler veriyor. Onun sürgün hakkında yazdıkları
bu olayın içinde bizzat yer almış eski bir üst düzey NKVD yetkilisi
tarafından da doğrulanıyor.
Daha sonra 1954 yılında Avrupa'ya kaçmak zorunda kalan Grigori
Burlutsky soykırım hadisesinde bizzat yer aldı ve bu acımasız
olayda gösterdiği yaralılıktan dolayı üzerinde "1944 yılı
hatırasına-NKVD " yazısı işlenmiş bir İsviçre saatiyle ödüllendirildi.
Kendisi başından geçenleri şu şekilde anlatıyor:
"Ben o zamanlar NKVD'de düşük rütbeli bir görevdeydim. NKGB
ve NKVD yetkilileri askerlerin eşliğinde her eve tek tek uğruyordu.
Askerler evin etrafını çevirdikten sonra ev halkını dışarıya çağırıp
devletin sürgün kararını okuyordu.
Her aileye 100 kilogramı geçmemek koşuluyla eşyalarını toplayıp
evlerini terk etmeleri için 1 saat verildi. Bu şartlar altında
1 saat içinde her aile tek tek toplanıp kamyonlara dolduruldu.
Manzara çok feciydi, kadınlar göz yaşları içinde feryat ediyor,
ne olup bittiğinin farkında olmayan çocuklar ise hıçkıra hıçkıra
ağlıyordu. Yalvarıp yakarmaları boşunaydı. Bu şekilde kamyonlara
doldurulan sivil halk önceden tespit edilmiş toplanma yerlerine
nakledildi. Buradan tekrar kamyonlarla hayvan vagonları içinde
yolculuk edecekleri tren istasyonlarına götürüldüler."
Çeçen-İnguşlara
müthiş oyun
Çeçen-İnguş
cumhuriyetine son verilmesiyle ilgili sağlıklı bilgilere ulaşabilen
ilk kişi olan
Albay G. Tokaev olanları şöyle anlatıyor:
Sovyetler Kuzey Kafkasyalıların intikamından ve isyan bayrağı
açmasından çekindikleri için bu sorunu kökünden çözmeye karar
verdiler . Bunun üzerine komünistler silah zoruyla baş edemedikleri
Kuzey Kafkasyalıları oyuna getirmek için planlar yapmaya başladı.
Sovyet hükümeti planladığı bu operasyona büyük önem veriyordu.
Bu yüzden Grozni kentinde operasyonun sevk ve idaresini yürütecek
bir karargah kuruldu karargahın kumandanlığına General Serov getirildi.
Ayrıca birçok üst rütbeli subay bu operasyonda görev alacaktı."
Burlutsky, operasyonun ne kadar cesurca uygulanacağını şöyle anlatıyor:
Çeçen-İnguş Cumhuriyetlerinin her yerinde güzel bir hava hakimdi.
Benim birliğimin konuşlandığı yerleşim biriminde tarihe kara bir
sayfa olarak geçecek olan bu gün, şenliklerle ve kutlamalarla
başladı. Kızıl Ordunun kuruluşunun 26. yıl dönümü etkinlikleri
çerçevesinde parti ve hükümet liderleriyle parti üyelerinin de
içinde bulunduğu kalabalık guruplar toplantı meydanına geldiler.
Başlarına geleceklerin farkında olmayan halk milli marşlarını
hep bir ağızdan söyledi ardından bizim birliğin bandosu da marşlar
çalarak kalabalık içinde yarini aldı. Daha sonra Çeçen-İnguş Cumhuriyeti
yerel parti ve hükümet liderleri protokolde yerlerini aldılar.
Bunların arasında Rus komünistler de vardı.
Kürsünün önünde toplanmış olan kalabalık yerel komünistler, askeri
erkan ve sıradan Çeçen vatandaşlardan oluşuyordu. Törenlerde coşkunun
doruğa ulaştığı esnada operasyondan sorumlu bölüğün kumandan vekili
kürsüye çıkarak Sovyet hükümetinin Çeçen halkının sürgün edilmesine
yönelik verdiği kararı halka duyurdu. Kumandan vekili sözlerini,
"Şu antoplanmış bulunduğumuz bu meydan silahlı gruplarca
çevrilmiştir. Yani karşı gelmeye çalışmanız aptallıktan başka
bir şey olamaz" diyerek tamamladı.
Halk onun bu uyarısının ardından etrafına bakınca gerçeği tüm
çıplaklığıyla gördü. Yüzlerce ağır ve hafif makinelinin namlusu
meydandaki sivil Çeçen-İnguş halkının üzerine çevriliydi.
Daha sonra komutan vekili herkesin silahlarını teslim etmelerini
emretti. Silahı teslim etmeyenlerin anında vurulacağı uyarısında
bulundu.
Meydandakiler kulaklarına inanamıyordu hepsi şaşkınlık içindeydi.
Sovyet hükümeti kendilerine alçakça bir oyun oynamıştı. Halk olup
bitenlerin ne manaya geldiğini kısa sürede anladı ve parti liderleri
Politbüro ve hükümet üyelerinin resimlerini kızgın kalabalık yere
fırlattı. Kutlamaya katılan herkes askerlerin emirlerine uydu.
İnsanlar sıraya girerek silahlı muhafızların gözetiminde şehirden
çıkartıldılar ve kırsal alandaki buluşma noktasına götürüldüler.
Şubatın 23'üydü ve hava buz gibi olmasına rağmen halk saatlerce
açık havada bekletildi. Her şeyden habersiz evlerinde oturan yaşlılar,
kadınlar ve çocuklar daha sonra zorla kamyonlara bindirilerek
aynı buluşma noktasına götürüldü daha sonra buradan toplanan insanların
tümü yine kamyonlarla sürgünde yaşayacağı topraklara götürüldü.
Bu şekilde yaklaşık 1.000.000 Çeçen, İnguş ve Karaçay-Balkar ana
vatanlarından zorla koparıldı ve bilinmeyen bir yöne doğru yol
almaya başladı. Sonradan bu talihsiz insanların Sibirya Taygalarına
ve Orta Asya steplerine götürüldüğü öğrenildi. Uzun bir süre Sovyet
terörünün bu zavallı kurbanları hakkında hiçbir bilgi alınamadı.
Ancak 11 sene sonra 1955'te sürgündeki insanların durumları öğrenilebildi.
Soykırım
karşısında BM'nin tavrı
II. Dünya savasının ardından 1946 yılının aralık ayında soykırım
meselesi ilk kez BM'nin gündemine geldi. Fakat ne yazık ki Hitler'in
Yahudi milletine karşı
Uyguladığı soykırım gündeme getirilip incelenirken Sovyetlerin
Kalyu ormanlarında ve Kafkas dağlarında işlediği suçlar gündem
dışı kaldı.
Sovyet temsilcilerin de katıldığı bir oturumda BM, soykırımı bir
insanlık suçu olarak kabul ettiğini ilan etti ve bu insanlık suçunu
işlemiş olanlar karşısında nasıl bir tavır alınacağı masaya yatırıldı.
1948 yılında BM genel kurulu soykırıma ilişkin mutabakat metnini
onayladı. Dolayısıyla Sovyet hükümeti de buna imza koymuş oldu.
Ne yazık ki BM soykırıma karşı olduğunu belirtmekten öteye gidemedi.
Böylece Sovyet hükümeti yaptıklarının hesabını vermekten kurtuldu.
Buna rağmen BM'nin resmi oturumlarından birinde Kuzey Kafkasya'daki
soykırıma dolaylı yoldan değinildi. BM Ekonomik Sosyal Konseyi
Konferansı 10.08.1951'de yapıldı. Oturumlardan birinde Orta Doğu
ve Afrika'daki ekonomik durum üzerinde yapılan tartışmalar esnasında
Sovyet delegesi, Anglo Saksonların Doğu'daki insanları sömürdüğünü
söyledi. Bunun üzerine söz alan İngiliz delegesi Corley Smith
Sovyet delegasyonuna Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'ne son verilmesi
hadisesini hatırlattı.
Sovyet Hükümetinin kırım ve Çeçen-İnguş halklarına karşı işlediği
insanlık suçları üzerine yapılan tartışmalar uzadıkça uzadı fakat
somut bir sonuç elde edilemedi. Diasporada yaşayan kuzey Kafkasyalıların
bir araya gelerek oluşturduğu heyetler bir çok defa Kuzey Kafkasya
da ki soykırım iddialarının BM kararnamesinin 87. Paragrafı dahilinde
incelenmesi için başvuruda bulundular. Bu grup BM insan hakları
departmanından bir yanıt aldı. Yanıtta bu soru önergesinin ancak
75. Paragraf kapsamında sunulduğu takdirde ekonomik ve sosyal
konsey bünyesinde ele alınıp tartışılabileceği fakat Kuzey Kafkasya'daki
soykırım iddialarına yönelik bir soru önergesinin BM gündemine
taşınabilmesinin üye ülkelerden birinin bu önergeyi sunmasıyla
mümkün olabileceği söylendi. Bu şart ana vatanlarında baskı altında
yaşamak zorunda kalan ve kıyımauğrayan kardeşlerine yardım edebilmek
için çırpınıp duran Kafkasyalılar için aşılamayacak bir engeldi.
NOT:
Bu çalışma, Ramazan Karcha (Prof. Mahmut Arslanbek)'nın 1956 yılında
Münih'ten yazdığı bir yazıdan derlenmiştir. (F.Taştekin)