MİLLİ HAFIZAMIZ
VE 13 HAZİRAN 1861
Akuşba
Erol
Kafkasya ve Kafkasyalılar'ın geçmişi olduğu gibi 'bir hüznün tarihidir'
desem bilmem mübalağa mı etmiş olurum. Yüzyıllardır küçük bir
toprak parçasında tutunabilmek için direnen bir avuç insanın verdiği
onurlu mücadele gerçekten yürek burkucudur.
Bu coğrafyada, ta milattan yüzyıllar öncesinden beri var olduğu
bilinen bu insanların nüfusunun halen 5 milyonlarda seyrediyor
olması;
Aynı kökten gelmelerine rağmen onlarca farklı lehçe ve dile bölünmüş
olmaları;
Halen vatanı dışında yaşayan yine o coğrafyanın insanlarının nüfusunun
kendi topraklarında yaşayanlardan daha fazla olması... hüznün
tarihinin kaba bir özetinden başka nedir ki zaten?
...
Ümmi toplumuz
Tarihimizi bilmiyoruz. Yaşadığımız tarihin kayıtları bizzat kendimiz
tarafından tutulmuş değil. Geçmişimizle ilgili herşeyi sadece
ve sadece bizimle temasta bulunan ulus ve şahısların kayıtlarından
öğrenmek zorunda kalıyor olmamız gerçekten çok acı...
Henüz bizim
tarihimizden parçalar barındıran Bizans kaynaklarını tarayabilmiş
değiliz... Gürcü kaynak ve arşivlerini, Rus kaynak ve arşivlerini,
Pers kaynak ve arşivlerini, Selçuklu, Osmanlı v.d. kaynak ve arşivleri
tarayabilmiş değiliz. Halbuki bizim tarihimizin bütün parçaları
hep oralarda yatıyor.
Bölgemizin ve ulusumuzun ilk çağ tarihini biliyormuyuz?
Mitolojilerimizle bilimsel olarak ilgilendik mi? Bu sorulara verebileceğimiz
müsbet bir cevap yok maalesef.
Velhasıl toplumsal tarih bilincine kavuşabilmemiz için yapacak
çok işimiz var.
Bütün bunlar 'ümmi' bir toplum olmamızın bize getirdiği ağır bedeller...
Wubıkh diye bir toplum yok olup gitmiş, dilinden ve kültüründen
geriye kalan tek eser George Dumezil'in gönüllü olarak yaptığı
bir kaç çalışmadan ibaret. Halbuki böyle mi olmalıydı?
Evet doğru; yüzyıllarca kılıç tutmaktan kalem tutmamıza fırsat
verilmedi. Durumumuzun tarihi, coğrafi, sosyolojik... su götürür
izahları var elbette. Ama geçerli olan mazeretlerimiz hiç bir
zaman herşeyi izah etmeye kafi gelmeyecektir.
Maalesef doğu toplumlarının çoğu gibi, biz de yazıya değil, söze
önem vermişiz. Nitekim sözlü nakil yoluyla gelen destanlarımızdaki
tema zenginliği de bu toplumsal karakterin bir yansımasından başka
bir şey değil..
...
Tarihten gelen acı gerçeklerin suçunu geçmişte yaşayanlara fatura
edebilmemiz pek tabii mümkün; ama bu bizi yarın, yaşadığımız bugünün
hesabını vermekten kurtarır mı? Gelecek nesiller de bu dönemde
yapılması gerekenlere sorumlu aradıklarında muhatabın bizlerden
başkasının olmayacağını bilelim.
.....................
Gerçek tarihimizi
yazmamız lazım
2000 yılı, sanayileşme sürecinin bitip, bilgi ve iletişim çağının
başladığı tarih olarak kabul ediliyor artık. Böyle bir zamanda
hala legonun dağınık parçalarını birleştirip bizim diyebileceğimiz
tatmin edici bir tarih ortaya çıkarabilmiş değiliz. Kollektif
çalışan ve bölge arşivlerini didik eden ve bir tarih çalışma grubumuz
hala yok maalesef. Dolayısıyla şöyle masanın üzerine koyabileceğimiz
dört başı mamur yazılmış bir milli tarihimiz de yok...
Bütün bu kayıtların taranması, bütün belge ve bilgilerin kendi
milli filtremizden geçirilerek rafine edilmesi en acil ihtiyaçlarımızdandır.
Çorak bir milli hafıza kollektif davranışları değil, bireysel
davranışları kışkırtır.
Tarihini bilmeyenin geleceğine yön verme şansı da yoktur. Çünkü
doğru kararın kriteri tecrübeler; toplumların tecrübesi de tarihleridir.
Ünlü Tarih Profesörü İlber Ortaylı, tarihini iyi bilmeyen toplumların
milli edebiyatlarını oluşturma şanslarının da sıfır olduğunu söylüyordu
bir sohbetinde. Ne kadar haklı...
İşte yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerden bir kısmı bunlar...
13 Haziran
1861:Can havliyle gerçekleştirilmiş bir yek vücut olma
tecrübesi
Arkadaşım, 13 Haziran 1861'in Çerkesler için çok önemli bir tarih
olduğunu söylediğinde ilk anda bir mana verememiştim. Çünkü 13
Haziran 1861'in hafızamda hiç bir izi kalmamış. Okuduğum kitapların
bazılarını şöyle bir karıştırdığımda pek de haksız olmadığımı
gördüm. Bir Çerkes'in yazdığı 'Çerkes Tarihi Kronoloji' kitabında
bu tarihle ilgili değil detay, yer bile verilmemiş. Diğer bazılarında
ise görülmemesi için adeta satır aralarına gizlenmiş. Ama yok
değil. Ben yine de kendimin kör bir okuyucu olduğuna hükmederek
hayıflandım. Bugünün ehemmiyetine hiç bir yerde özellikle vurgu
yapılmamasına da şaştım kaldım. Gördüm ki altını çizmemiz ve milli
hafızamıza kilometre taşı olarak nakşetmemiz gereken tarihlerden
biri 13 Haziran 1861.
......
Bazı detaylarını Fethi Güngör arkadaşımızın yazısından okuyacaksınız
zaten, ama müstakilen okuyanlar için bir kere daha özetleyelim.
Doğu Kafkasya'da İmam Şeyh Şamil'in ve Kuzey Batı Kafkasya'da
naibi Muhammet Emin'in Ruslar'a teslim olmasının ardından Soçi'de
bir halk meclisi toplandı. Bir araya gelen Wubıkh, Abzekh ve Şapsığ
thameteleri uzun bir toplantının ardından Çerkesya'nın bağımsızlığına
karar alarak bunu bütün dünyaya deklare ettiler. Kendine 'Büyük
Hür Meclis' adını veren 15 üyeli bir meclis oluşturuldu. Ve ülke
12 bölgeye ayrıldı. Liderliğini Wubıhlar'ın temsilcisi Hacı Giranduk
Berzeg'in yaptığı toplantıda Abzekhler'i Hasan Bidh, Şapsığları
da İslam Thauş temsil etti.
Toplantı sonrasında alınan karara uygun olarak Osmanlı'dan, İngiltereden
ve Fransa'dan yardım istendi, yurt dışına heyetler gönderilerek
lobiler oluşturulması, yardım alınması ve bağımsızlığın pekiştirilmesi
için çalışıldı...
Bu milli meclisin Rus tarafından gördüğü tepki ise gerçekten esef
vericidir. Rus tarihçi S. Esedze o tarihi şöyle anlatıyor: "...Ancak
Çerkesler'in bütün bu gayretleri, önceden planlanmış sistemli
boyun eğdirme planını değiştiremedi. İlk önce Abhazya tarafından
General Kolyubakin manevi darbeyi vurdu: Soçi'ye çıkarma yapan
birlikler "Hür Meclis'in binalarını ateşle yerle bir ettiler.
Çerkesler dört bir taraftan koşup gelerek kutsal binalarını kurtarmaya
çalıştılar; ama hepsi nafileydi..."
Çerkesler bu devletlerini 21 Mayıs 1864'te yenilgiyle sona eren
ve ardından tarihin en acımasız sürgününün yaşandığı Kbaada yaylalarındaki
son savaşa kadar yaşattılar. Yani 21 Mayıs 1864'e kadar....
.......................
Bazı tarihler simgeledikleri değerler itibariyle çok önemlidir.
Bu tarihler tezlerimize dayanak teşkil eder, iddialarımıza tarihsel
boyut katar, şekillendirerek güç verir. Geleceğimize de ışık tutar.
Derleme tarih kitaplarını okurken şimdiye kadar üzerinden süratle
geçtiğimiz 13 Haziran 1861, dileriz bundan sonra milli hafızalarımızda
layık olduğu yeri alır. Bugünü ehemmiyetine uygun şekilde anar
ve geleceğimiz için dersler çıkarırız.
Bir an önce gerçek tarihimize kavuşmayı dileyerek yazımızı Cemal
Kutay'ın şu klişe sözüyle bitirelim:
"Allahım kalmasın hiç bir hakikat nihan(gizli)."