ÇERKESLİK ÇAĞRIŞIMLARI

Hulusi Üstün

Önce dostluk...
Benim için Çerkes dost anlamına gelir en çok. Vefa, açık kalplilik, sadakat ve süreklilik gibi tüm unsurlarıyla birlikte Çerkes, en iyi dost olmuştur hep. Bir ömür sürüp giden dostluklara şahit olmuşumdur, içinde hiç yalan olmayan, içinde seviyesiz hiçbir şey olmayan karşılıksız, hesapsız bir yakınlık şeklinde sürüp gitmiştir. Zaman dostların arasındaki bağı kavileştirmekten başka bir şeye yaramamıştır. Edep çerçevesi içinde alabildiğine engindir Çerkes'in dostluğu. Sırt dayanır, selamı gönençtir, varlığı güvendir o dostun.
Baba yadigarı bir tespit, "Bizden başka hiç kimse dostuna namusunu teslim edecek kadar itimat etmez."
Derkenar,
Biz şanslıyız, karşımıza insanlığa olan güvenimizi her daim canlı tutan dostlar çıktı hep.
Sonra saygı...
İnsana hürmet etmeyi öğrendik büyüklerimizden. Halimizle hareketimizle saygımızı görünür kıldık. Paraya, nama, statüye perestiş etmedik hiçbir zaman. İnsana sadece insan olduğu için... Başkaları gelip geçici halleri saygıya esas aldı. Zengine ihtiram etti, rütbeliye ayağa kalktı, bizim hiyerarşimiz yaşlılık oldu. Kim daha yaşlıysa saygıya en çok layık olan o oldu. Bu nedenle hürmet en çok bize yakıştı. Başkalarının saygısı tabasbus oldu daha çok.
Anneden öğüt, "Sevmediğini sayarsın da saymadığını sevemezsin."
Derkenar,
Biz eğilmedik nokta kadar menfaat için virgül kadar bükmedik boynumuzu. Adımız asiye çıktı. Boynumuza en çok yakışan yafta " asi " oldu.
Ardından zarafet,
Biz biliriz insanın üzerinde en şık duran tavrı ve en itici olanı. Biz hiçbir zaman bulunduğumuz noktada yıkıcı, bölücü, parçalayıcı olmadık. Tamirden yana olduk hep. Duruşumuz bütünüyle incelik oldu, ister çölde, ister bozkırda, ister dağlarda, ister koca metropollerde yaşayalım yakıştık yaşadığımız yere. Körlerin içinde bir gözümüzü yumduk, diğer gözümüzle hep ümide baktık. Kulağımıza küpe oldu Jebağının sözü,
"Kadın zarafet, erkek cesaretten ibarettir."
Derkenar,
Dünyadan el etek çektiğimizde ardımızdan birileri yıktığımız duvarları tamir etmeyecek. Biz uçlar arasında dolaştık lakin ne artıda, ne ekside, ne soğuk iklimde, ne sıcakta bölen olmadık, yıkan olmadık. Bu böylece bilinir."
Ve sesimiz rüzgara karıştı en çok.
En çok biz dağıldık, en çok biz üzüldük. Kuşaktan kuşağa irsi bir dert oldu yurt hasretimiz. Ne olduğumuzu başkaları umursamadı, güzel olan hiçbir şeyi umursamadığı gibi. Bir başımıza kaldık zamaneyle. Fuzuli'nin dediği gibi hep erbab-ı istidat olup devranın muhalefetiyle yüzleştik. Çoğu zaman yalnız kaldık, çoğu zaman anlaşılmadık, sesimize ses veren karlı dağlarımız bile yok artık.
Halimizi şiir yaptı Bemırza Mahadin, hiç kimse anlamadı.
"Zexekutejıri dizaman yerum" Zamanın tokmağı eziyor bizi. Zamanın tokmağı parçalıyor bizi.
Derkenar,
Biz anlaşılmadık. Biz kimseye yaranma uğraşımız olmadığı için halk nazarında Melami meşrep, hak nazarında garip olduk en çok.
Son yerine,
Bilinsin diye değil, duyulsun diye not edelim yine.
Evet, her ne kadar başkaları için varlık ile yokluk arasında biz düzlemde gölgeden ibaret bir sanrı durumuna düşsek de, her ne kadar bütün çağrışımlarımızdan soyutlanıp boşalsa da adımız, zaman gösteriyor ki biz, gücü ve cebi arasındaki orantıyla tanınanlardan da, kişisel gelişim dersleri almış olanlardan da, evlad-ı alat-ı dijitalden de, nirvanaya ulaşmış Budistlerden, nefsini tezkiyeye tutmuş dervişlerden de daha çok yaklaştık fert olarak varılması gereken yere.
Kabahatimiz cemiyet olamamak oldu hep.

 

 

Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz bırakanlar | Kafkas Kitaplığı
Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arşivi | Serbest Kürsü | Sohbet Odası | Linkler