FİLDİŞİ KULEDEN

HULUSİ ÜSTÜN

Son zamanlarda Çerkes düşünce platformlarına ciddi provokasyonlar yapıldığına ve maalesef bu provokasyonları yapanların amaçlarına uygun şekilde yanlış düşüncelerin geliştiğine şahit oluyorum. Birileri Çerkesler'in nabzını tutmak yahut kendi istedikleri hedefe yönlendirmek noktasında son derece gayretkeş. Ortaya bir laf atılıyor ve hiçbir şekilde Çerkes halkının fikrini temsil etmeyen, hiçbir hususta kendisini ispatlayamamış lafazanların fikirleri alınıyor. Aklı selim bir düşünceyi yazacak olsa birisi, olmadık vaveylalar koparılıyor. Gerçek isim verme cesaretinden yoksun insanlar, yazılarıyla, düşünceleriyle, emekleriyle kendisini ispatlamış kişileri hırpalıyor. Cahillerle alimler aynı ekranın karşısında birbirine laf yetiştiriyor.
Bir hukukçu büyüğümüz "Hangi cahille konuşursam beni mağlup ediyor" derdi.
Çerkesler'in Çerkes olmayanlarla yaptıkları evlilikler değerlendirilirken duymak istemediğim ve aklı selimin kabul etmeyeceğini sandığım o derece farklı fikirler ileri sürüldü ki bulunduğum platformdan ayrılmayı gerekli gördüm. Bu gün sadece kültür içi evlenmek gerektiğini ileri sürenlerin Çerkes geçmişine dair hiçbir şey bilmedikleri, kanaatimi, otuz altı Osmanlı padişahının on altısının annesinin Çerkes olduğunu, bugün İstanbul yerlilerinin nüfus kaydına inilecek olsa ezici çoğunluğunda Çerkes kanı olduğunun görüleceğini söyleyemedim.
Fikir beyan edecek oldum sonra usulde demokrasi, uygulamada Papuan tarzını benimsemiş bu ortamdan sessiz sedasız çekilmeyi daha yakışır bir yol olarak benimsedim.
Moğollar Bağdat'ı kuşattığında Emevi uleması sünnet-i şerife göre yumurta sivri tarafından mı, yuvarlak tarafından mı kırılmalı tartışmasını yapıyordu.
Tarih değil hatalar tekerrür ediyor.
Biz bu topraklar üzerinde iğreti duran bir unsur değiliz. Bu topraklar üzerinde yaşamanın bedelini fazlasıyla ödemiş ve buraları yurt tutmayı hak ettiğimizi cümle aleme ispat etmişiz. Bir halk ya da kültür olarak varsak ve bir davamızın var olduğunu kabul ediyorsak verilecek savaşın zemini Kuzey Kafkasya'dır. Başka hiçbir coğrafya değil. Bir tarihi rövanştan bahsediyorsak bu rövanşın muhatabı yayılmacı politikasını devam ettiren Rus devletidir. Başka hiçbir devlet değil.
Bazı soydaşlarımın içinde bulunduğu aidiyet hissi karmaşasına üzülerek şahit oluyorum. Özellikle sanal ortamda etnik ve kültürel hassasiyetlerini dile getiren son neslin ne derece büyük bir kimlik sorunu yaşadığı, bazı yanlış çözümlemelere ulaştığı mail gruplarında yapılan tartışmalarda gayet açık bir şekilde kendisini ortaya koyuyor.
Biz nereliyiz, nereye aidiz ve içinde yaşadığımız farklı etnik gruplarla olan ilişkilerimiz ne şekilde olmalıdır? Bu soruların cevabı tabiatıyla farklı yansımalar buluyor.
"Ben tamamen Kuzey Kafkasya'ya aidim. Soyumun burada yaşadığı bir buçuk asra yakın zaman dilimi benim ruhumu bu topraklara ait kılmaya yetmemiştir" diyerek ana yurda dönmek isteyenlere saygı duyuyor, cesaretlerinden, öz verilerinden dolayı tüm ruhumla, kalemimle ve dualarımla destekliyorum.
Çünkü bu tarz düşünenler dedelerinin zorla çıkartıldığı ata yurtlarına olan vefalarının icabını yapmaktadır. Bununla birlikte bu fikrin ne ölçüde gerçekçi, ne ölçüde ütopik olduğunu uygulamada gördük. Sovyet prangasının Kafkasya üzerinden kalktığı on üç yıl boyunca geri dönen insan sayısı birkaç yüzden fazla değil. Asgari mantık hesabı gösteriyor ki Çerkes halkı yaşadığı toprakları benimsemiştir. Farklılık sadece korunma gereği tartışma götürmeyen kültür üzerinde yoğunlaşıyor.
"Ben bu ülkede lâlettayin bir azınlığım, azınlıklara sağlanması gereken ayrıcalıklara sahip olmak istiyorum. Bu uğurda savaşım veren her türlü bölücü hareketleri destekliyorum. Türkiye'yi sevmiyorum. Türkleri kendime uzak görüyorum" diyen bir Çerkes var mıdır bilmiyorum ama eğer varsa lanetliyor, hıyanetinden ve cahilliğinden dolayı tüm ruhumla, kalemimle ve ilencimle kınıyorum.
Çünkü bu tarz düşünenler dedelerinin ve kendilerinin bir buçuk asırdır havasını soluduğu, uğruna öldüğü, saygı gördüğü bu memlekete karşı hıyanet içerinde olanlardır. Yüz kırk yıldır bu coğrafyayı vatan etme uğraşısıyla kan dökmüş dedelerimizin ruhlarının bu tarz bir düşünceden rahatsız olacağı kanısındayım. Sürgünden yirmi yıl önce yurdunu terk etmiş bir ailenin çocuğu olan ben atalarımın Kafkasya için verdiği savaşa dair iftihar vesilesi olabilecek anılara sahip değilim fakat ailemden beş delikanlının Çanakkale'de şehit olmasından dolayı övünç duyuyorum.
"Ben Kuzey Kafkasya kökenli bir Türk vatandaşıyım. Bu ülkenin asli unsuruyum, yapıtaşlarındanım. Burada iğreti duran bir azınlığa mensup değilim. Bu noktada Çerkes adının kendisini azınlık gören bir halkın adıyla yanyana anılmasından rahatsızlık duyuyorum. Çerkeslik; yaşadığı topraklara sadık olmak, dürüst olmak, hür düşünceli olmak, her türlü erdemi yaşantısına geçirmiş olmak manasına gelir, ben bu tarif çerçevesinde bu toprakları manalandırıcı bir halk olarak varlığımı sürdüreceğim. Burada bizim var olmamız, anayurtta yaşanılan yenilginin rövanşını yapma imkanının hala var olması anlamına gelir" diyenleri alkışlıyor, doğruluyor, destekliyorum.
Bu topraklarda başı dik yaşama hakkına sahibiz ve ne bu topraklarla, ne bu topraklarda yaşayan insanlarla ne de devletle sorunumuz olamaz. Yanyana yaşadığımız insanlarla kurulan akrabalık bağları bir yanlışlık, bir eksiklik değil, olsa olsa zenginliktir ve gayet tabiidir.
Vesselam...

 

 

Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz bırakanlar | Kafkas Kitaplığı
Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arşivi | Serbest Kürsü | Sohbet Odası | Linkler