BATININ
DOĞUYU TARİFİ
-AZİYADE-
İstanbul,
hakkında en çok güzelleme yazılmış şehir... İstanbul hakkında
binlerce güzelleme yazılmayı hak etmiş bir şehir. İstanbul,
onda yaşamaya alışanın dünyanın her köşesinde yaban kaldığı
şehir. İstanbul, bir tek taşı Acem diyarının servetine
bedel olan şehir. İstanbul, modern çağın gölgelediği ihtişamlı
geçmişin mekanı. Türk edebiyatında olduğu gibi batı ve
doğu edebiyatı da bu büyülü şehirden ilhamla yazılmış
eserlerle doludur ama bunların çok azı Piyer Loti'nin
" Aziyade "si kadar İstanbul kokar, okuyana
İstanbul'u yaşatır.Bir batılı yazarın İstanbul'a ve oradaki
bir Çerkes kızına duyduğu aşk İstanbul zarafetiyle dile
getirilir bu romanda. Bir Türk'ün kaleminden çıkmış kadar
tanıdık, bir Lale devri şairinin gönlünden kopmuş gibi
esriktir.
Yıllar boyu batı için doğunun tarifi oldu Aziyade. Duygudan,
içtenlikten ibaret, saf, sadık, cahil ve esrarlı. Yıllar
boyu doğulu kadın Aziyade ile tanımını buldu. Bu yüzden
hiçbir zaman doğuyu olduğu gibi görme cesaretini gösterememiş
olan batılı oryantalistlerin
arasında şarkın mahremiyetine, şarkın efsunlu güzelliğine
en çok yaklaşan Piyer Loti oldu. Ondan sonra gelecek olan
hiçbir batılı İstanbul'u bu kadar hissedemedi, bu kadar
İstanbul'un malı olamadı. Aziyade, yıllar boyu Piyer Loti'nin
kaleminden doğunun tarifi oldu. Doğu ve batının bir sürü
farklılığa rağmen birbirine duyduğu çekimser sevdanın
ifadesiydi bu roman. Loti bu eseriyle tıpkı Peru'yu Avrupa'ya
kabul ettiren El İnca Garcilaso de la Vega gibi doğuya
adeta oraya ait nazarlarla bakmış ve onu ezeli düşmanı
batıya sevdirmeye çalışmıştır. Batı uzun yıllar Piyer
Loti'nin açtığı pencereden seyretti doğuyu. Ama ondan
sonra bu penceren Loti kadar insani bakan bir başkası
çıkmadı.
Asıl adı Julien Viaud olan Piyer Loti bir deniz subayı
olarak Gladyatör gemisinden Selanik limanına indiğinde
yirmi dokuz yaşındaydı. Dünyanın dört bir köşesini görmüş
olan bu melankolik denizciye İstanbul'u yurt tutturan
ve sevdiren sebep Aziyade adında bir Çerkes köledir. Onun
peşinden İstanbul'a gelen, Eyüp sırtlarında bugün hala
bir şark kahvesi olarak işletilen eve yerleşen, Türkçe'yi
ve Türk
örfünü benimseyip tıpkı bir İstanbullu gibi yaşayan Loti
yazdığı günlüğünde hem Aziyade'ye olan sevdasını, hem
İstanbul'un o yıllarını hem de o dönemde yaşanılan siyasi
çalkantıları dile getirmiştir. Aziyade'nin sevdası bu
Avrupalı romantik yazara yaşama doğulu gözle bakma yeteneğini
kazandırdığı gibi onu eskimeyecek evrensel bir yazar haline
de getirmiştir.
İstanbul'da
çınar altlarında nargile içen, tarablus kuşağı sarıp dolaşan,
camii avlularında serinleyen, Türkçe konuşan, Türkçe şarkı
söyleyen Loti'nin sevdalısı Aziyade Cihangir semtinde
oturan Abidin Efendi adlı bir İstanbullunun kölesidir.
Yurdundan ayrılmış, yoksunluğun en acınası şekli olan
kölelik sıfatıyla hiçbir şeye sahip olamamış bir kızcağızın
ruh haliyle, karşısına çıkan bu ecnebiye ölümüne bir sevdayla
bağlanmıştır Aziyade. Onun delice sadakatinin sebebini
köle oluşuna bağlamak yanlış olmaz. Bu yönüyle de tam
anlamıyla şark kadını modeli değildir aslında. Piyer Loti'ye
duyduğu sevdanın bedeli olarak kaybedebileceği hiçbir
şeyi olmadığının bilincindedir.
Aziyade
bir aşk romanı olarak ele alınmakla birlikte asıl önemini
romanın yazıldığı dönemin İstanbul'u ve bu dönemde imparatorluğun
siyasi durumu hakkında önemli yorum ve gözlemler içermesinden
kaynaklanmaktadır. Loti romanı kaleme aldığında henüz
otuz yaşındadır ama şaşırtıcı bir bilgi birikimine ve
gözlem yeteneğine sahiptir. Dostu Plumkett'e yazdığı bir
mektupta meşrutiyetin ilanını şu şekilde anlatıyor.
"Bu zavallı ülke meşrutiyet ilan ediyor. Bu gidiş
nereyedir? Hangi yüzyılda dünyaya geldiğimizi size sorarım.
Meşrutiyeti ilan eden bir padişah... Bu bana anlatılan
her şeyi anlamsızlaştırıyor. Halk Eyüp'te bu meseleden
ötürü üzüntü içinde. İyi Müslümanların hepsi Allah'ın
kendilerini unuttuğunu ve padişahın aklını oynattığını
ileri sürüyorlar. Ciddi düşünceleri ve siyaseti alay konusu
olarak kabul eden ben, özel durumumdan dolayı bu yeni
yönetim şeklinin Türkiye'ye çok şey kaybettireceğini düşünüyor
ve kendilerine söylüyorum. Türkiye parlamento idaresiyle
batacaktır, bunda kimsenin şüphesi olmasın." Yazık
ki Piyer Loti'nin bu tahlili üzerinde konuşulmamıştır.
Batıya ait doğruları evrensel genel geçer doğrular olarak
kabul eden doğu, gün geçtikçe kendisinden uzaklaşmış,
gelecek kurgularını yabancı doğruları temel alarak gerçekleştirmeye
çalışmıştır. Yazık ki meşrutiyetin ilan edildiği gün Eyüp
Camii avlusunda konuşulanlarla bugün doğu entellektüellerinin
konuştuğu konular hala aynı. Aziyade'nin salt alıp hayranlıkla
okunulacak bir eser olmadığı, üzerinde konuşmak, tartışmak
gerektiği gerçeği göz ardı edilmiştir. Oysa edebi eserlerin
tarihi belge değeri de vardır ve batı romancılığı, öykücülüğü
biraz da bu yönüyle önemlidir. Türk edebiyatında Ahmet
Hamdi'nin Huzur'u çapında medeniyet tahlili yapan bir
eserin bulunmaması da bir eksikliktir.
Oysa Piyer Loti'nin özel yaşamı, onun kişisel yapısı,
cinsel fantazileri daha ayrıntılı bir şekilde incelenmiş
ve üzerinde daha fazla konuşulmuş konulardır. Aslında
Loti kendi ruh yapısını Aziyade'de açıkça ortaya koymaktadır.
Yine aynı eserde İngiltere'deki dostu W. Brown için yazdığı
mektup bu noktada gayet açık ifşaatlar içermektedir. "Tanrı
yoktur, ahlak yoktur. İnanılması ve hürmet edilmesi için
bize öğretilen değerlerden hiç biri yoktur. Sonu korkunç
bir ölüme giden hayat vardır ki bundan mümkün olan en
büyük zevki istemek hakkımızdır.
Size kalbimi açıklayacak ve bütün sırlarımı anlatacağım.
Çeşitli ahlak kurallarına ve bütün sosyal ahlak yasalarına
rağmen her istediğini yapmak benim ahlak kuralımdır. Hiç
kimseye ve hiçbir şeye inanmış değilim. Hiç kimseyi ve
hiçbir şeyi sevemem. Benim ne imanım, ne de ümidim vardır."
Bu açıklamadan sonra Loti'yi bizim değer yargılarımızla
yargılamak boş bir uğraş olacaktır. Loti yaşadığı hiçbir
gerçeği gölgelemek ihtiyacı duymamıştır. Çünkü onun farklı
ahlaki kıstasları vardır. Bu noktada Loti Türk edebiyatı
tarafından o kadar eksik anlaşılmıştır ki kimi yazarlar
onun Aziyade adlı sevgilisinin gerçekte bir erkek olduğunu
iddia edebilmişlerdir. Bu bakış açısının yanlışlığı ortadadır.
Loti aynı zamanda bir Çerkesya aşığıdır. Bu sevdanın ardında
Aziyade olmalı. Sevdiği kadının yurduna karşı bir ilgidir
belki bu. Kitabında bu ilgiyi şu şekilde dile getirir.
"Sevdiğim ve görmek istediğim bir memleket var. Karanlık
dağları ve büyük ormanlarıyla Çerkezistan. Bu memleketin
bende Aziyade'den gelen bir çekiciliği var. Aziyade kanını
ve hayatını oradan almış. Hayvan derilerine bürünmüş yarı
vahşi Çerkes atlılarının geçişini gördüğüm zaman damarlarındaki
kan sevgilimin kanından olduğu için bilmediğim bir şey
beni bu yabancılara doğru çekmektedir. Kendisi, kenarında
doğmuş olduğunu zannettiği bir büyük göl, ormanlar içerisinde
kurulu adı unutulmuş bir köy ve dağlıların diğer çocuklarıyla
beraber açık havada oynadığı bir plaj hatırlamaktadır.
Bir zaman gelecek ki bütün bu aşk rüyasından hiçbir şey
kalmayacak. Bir zaman gelecek ki ikimiz de derin bir gecede
kaybolacağız. Varlığımızdan hiçbir iz kalmayacak. Her
şey... taşların üzerine kazılı isimlerimize kadar her
şey silinecek. Çerkezistan kızları dağlarından alınıp
İstanbul haremlerine gelmeye devam edecek. Müezzinin hüzünlü
okuyuşu kış sabahlarının sessizliği içinde daima çınlayacaktır.
Ancak bizi bu çınlayış uyandırmayacaktır."
Loti'nin eserlerinde okuyucu kendi hayal dünyasıyla başbaşa
bırakılır. Diyalog aktarımlarından ziyade gözlem ve betimleme
ağırlıklı yazılarıyla bilinen, görülen şeyleri bile farklı
çağrışımlarla yansıtır. Onun yetmiş üç yıllık ömrüne sığdırdığı
kırk cilt eser dünya edebiyatının o döneme ait önemli
başyapıtları arasındadır. Ama Aziyade bunların arasında
bir İstanbul güzellemesi olarak ayrı değer taşımaktadır.
Bu eserin değerinden olsa gerek İstanbul'un en seçkin
köşelerinden birine, Aziyade ve Loti'nin sevdasına mekanlık
eden tepeye Loti'nin adı verilmiş ve bu insaflı yazar
tıpkı Fatih gibi, Sultanahmet gibi, Cağaloğlu gibi İstanbullu
olmak şerefine erişmiştir.