EFSANE
VE SAVAŞ
Bir
sürü söylencenin ve masalın gölgesinde yaşar Kafkasya.
Orada neyin gerçek neyin söylence olduğunun ayırımına
varmak güçtür. Dünya kurulduğundan beri masalların odağıdır,
söylencelerin diyarıdır. Özgün renkleriyle tanımlanan
Kafkas kültürü bu söylenceler etrafında gelişmiştir. Bölge
insanının yapısını şekillendiren önemli özelliklerden
biri de Kafkasyalının binlerce yıllık yaşam serüveninden
izler içeren söylenceler, çocukların kişiliğini geliştiren
masallar, ve geleceğe dair büyüklerden işitilen esrarlı,
efsunlu çıkarımlardır.
Gündelik
yaşama efsanelerin bu kadar etki ettiği bir başka coğrafyaya
dünyanın uygar bir başka bölgesinde rastlamak pek mümkün
değildir. Örf adet uygulamalarında, sosyal yaşamın her
alanında olduğu gibi Kafkasya'nın özelde de Çeçenya'nın
şu an verdiği savaşta atalardan dinlenilen efsanelerin,
masalların rolü çok büyüktür. Uygar dünya Çeçen halkının
küçücük nüfusuna rağmen dünyanın en büyük nüfusuna ve
en gelişmiş silahlarına sahip Rusya'ya karşı verdiği savaşın
mantığını sorgularken bu gerçeği de Kafkas halklarının
tüm değerleri gibi gözden kaçırmıştır. Kafkas savaş tarihine
ilişkin geçmişte olup bitenler hakkında anlatılan efsaneler
kadar geleceğe yönelik de bir sürü kehanet içeren kurgular
nakledilmiştir. Biraz da tasavvufçuların düşünceleridir
bunlar. İslam itikadına göre geleceği kimsenin bilmesi
mümkün değildir ama mutasavvıflar buna bir çekince getirerek
Allah'ın sevdiği kullarına bazı bilinmeyenleri öğretebileceğini
bildirirler. İslam tarihi boyunca özellikle mutasavvıflar
bu tarz bir sürü çıkarımda, öngörüde bulunmuş ve geleceğe
yönelik anlatılardan bazıları dini rükünler gibi algılanır
olmuştur. Bunun sonucu olarak mitolojiyle karışmış bir
din anlayışı ortaya çıkmıştır. Nitekim dünyanın son zamanlarına
doğru çıkacağı bildirilen kurtarıcı, ona karşı savaşacak
olan şer güçler ve bu dönemde ulusların bulunacağı saflara
ilişkin bir sürü söylence ortalıkta dolaşır fakat çoğu
için kaynak gösterilemez. Bu noktada Kafkasya tasavvufu,
dünyanın diğer bölgelerindeki tasavvuf akımlarıyla kıyaslandığı
zaman daha gerçekçi, daha somut kurallar içeren ve mutasavvıfı
sosyal yaşamdan koparmayan, daha fazla ahlaki erdemler
ve mücadele gücü telkin eden bir ekol olduğu göze çarpar.
Evet Kafkasya İslam tasavvufunun çıkış bölgelerinden birisidir,
hatta Türk tasavvuf geleneğinin Buhara mı, yoksa Dağıstan
merkezli mi olduğu bile tartışma götürür bir konudur.
Buna rağmen bu ekol içerisinde de gaybe, yani bilinmeyene
ilişkin istihraçlar (geleceğe yönelik çıkarımlar) önemli
bir yer tutar.
Bu
çıkarımlardan çoğu Çeçenya'daki Kadiri ekolün önemli isimlerinden
olan ve hala Çeçen halkı üzerinde manevi nüfuz sahibi
olan Kunta Hacı adlı şeyhe aittir. Kunta Hacı, neredeyse
Şeyh Şamil kadar bilinmesi gereken bir isimdir çünkü o
bu halkın sosyalist dönemdeki baskı ve sürgünlere rağmen
benliğini korumuş olmasında baş rol oynayan bir şahıstır.
İmamlar döneminde yaşamış olan ve 3 Ocak 1864'te tutuklanarak
Şamil'in esaret günlerini geçirdiği Kaluga'ya götürülen
Kunta Hacı Kafkasya tasavvufunun en önemli isimlerindendir.
Kişi Hajı adlı Kumuk kökenli bir babanın oğludur. Annesi
Haida ise İrishanyurt adlı bir köyde hala merkadı sufiler
tarafından ziyaret edilen bir Çeçen hanımdır.
İslam dinini Kafkas örfü ve Kafkasyalı karakteriyle özdeşleştiren
ve örfi tasavvuf içtihatları koyan Kunta Hacı Kadiri ekolünün
bu bölgedeki son icazet sahibi önderidir. Şamil ve ondan
sonraki Abrekler döneminde halkına Rusların işgaline karşı
ulusal kimliğin korunması yoluyla direnmek gerektiğini
telkin eden, çevresinde toplanan müritlerini, halkın Ruslarla
sıhri akrabalık kurmaması, Rus ordusunda askerlik yapmaması,
onların hastanelerine gitmemesi, gizli bir şekilde dini
vecibelerini yerine getirmeleri yönünde vaaz etmek için
görevlendiren bu din adamı bu gün Çeçenlerin sahip oldukları
demokratik İslam geleneğinin önderlerindendir.
Kunta
Hacı'ya dair Rus kayıtlarında hapisten kaçtığı ve bir
daha bulunamadığı yazarsa da onun öğretilerini uygulayan
Çeçenler Kunta Hacı'nın ölmediğine, Tanrı eliyle gökyüzüne
yükseltildiğine, dünyanın son zamanlarında yeryüzüne inip
Çeçen halkını kurtaracağına, Hazreti İsa ile birlikte
şer güçlere karşı savaşacağına inanır. Aslında şark söylencelerinin
tamamında kurtarıcı motifi vardır ve şark siyaset adamları
belki de bu söylencenin etkisiyle olağanüstü güçlere sahip
addedilir. Çeçenler de bu geleneğin istisnası değildir.
Yalnız Kunta Hacı değil, kuzey doğu Kafkasya'nın bütün
mutasavvıfları devamlı savaş tehlikesi altındaki insanları
zor koşullara motive edecek sözler söylemişlerdir. Kuzey
Kafkasyalıların savaşı ve ölümü kabullenişlerindeki tevekkülün
ardında bu sebep de aranmalıdır. Yine bir mutasavvıf olan
ve Bolşevik devrimin kargaşasından yararlanarak Kuzey
Kafkasya'da hükümet ilan eden Avar kökenli Uzun Hacı,
Çeçen kökenli bir Nakşibendi olan Yusuf Hacı, Kunta Hacı'nın
naipleri olan Audu Vird ve Hamdgeriy adlı şeyhler de halklarına
sürüp giden savaşın sonuçlarına dair bir takım haberler
vermişlerdir.
Kunta Hacı'ya ait istihraçları onun naiplerine ve müritlerine
yazdığı mektuplardan öğreniyoruz. Yazık ki bu mektupların
bulunduğu Grozni kütüphanesi yerle bir edildiği için asıllarına
ulaşma imkanının ne derece mümkün olduğu konusunda bir
şey söylemek çok zor. Ona ait keşifler bu ekolün sürdürücüsü
olan müritler tarafından hala anlatılmakta ve inanılmaktadır.
Bu yazıda nakledilen bilgiler de müritlerden derlenmiştir:
"Şimdi
sürmekte olan savaş bundan sonra sizin çocuklarınızın
görecekleriyle kıyas kabul etmez. Siz o zor günleri karşılamak
için yaşamak ve varolmak zorundasınız. Onlarla şimdi savaşmayın.
Boynunuza haç takmanızı isterlerse takın, ama onların
yediği haram yiyecekleri yemeyin, kaçabildiğiniz kadar
kaçın onların medeniyetinden. Doktorlarının elinden şifa
aramayın, doğum yapacak kadınlarınızı onlara götürmeyin,
onların ordusunda asker olmayın, hiçbir şekilde onlarla
akrabalık bağı kurmayın. Ancak kadınlarınıza el uzatırlarsa
savaşmak için yeterli sebep oluşmuştur. O zaman savaşın
ve engel olun. Şimdi size ait yerleri elinde tutan Çar
ve onun ailesi yaşarken ilahi adalet onların cezasını
verecektir. Size topraklarınızdan çıkmayı teklif edenleri
dinlemeyin. Çar ve ailesi kendileri kadar zalim olan başkaları
tarafından bir daha yeryüzünde adları anılmamak üzere
yok edilecek ve onların yerine geçen Ruslar sizleri kırmızı
bir bayrağın altına toplayacak. Yetmiş yıllık bir süreden
sonra Ruslar on altı parçaya bölünecek. Sizin torunlarınız
üç savaş görecek bu dönemden sonra. İkinci savaş birincinin
yüz katı şiddetli olacak. Çok kan akacak ve insanlar uzak
diyarlara gidecek. O zaman sizden Rusya'nın içine gidenler
eriyip yok olacak. Şam'a, İstanbul'a ve İngiltere'ye gidenler
kurtulacak. Ardından Rusya tekrar yedi parçaya bölünecek,
siz üçüncü savaşı yaşayacaksınız. Hasavyurt'ta soyunuzun
yetiştirdiği en kıymetli insanlar şehit olacak, çok kan
dökülecek fakat Ruslar bir daha gelmemek üzere İtil (Don)
nehrinin karşısına çekilecek. Onlar kaçarken yağan kar,
sırtlarında birikecek. Askerler birbirinin ölülerini çiğneyerek
nehrin karşısına geçecek. Gürcistan, inançlı insanların
yaşadığı bir barış ve huzur ülkesi olacak. Şatoy'dan başlayan
kırmızı bir yol bütün Gürcistan'ı kat edip Türkiye'ye
ulaşacak. İnsanlar uzak diyarlardan gelip bu yolun çevresindeki
zenginliği ve güzelliği izleyecek."
.
. .
Yine
Kafkasya sufizminin tanınmış isimlerinden, Mısır'da eğitim
alıp bir süre Şeyh Şamil'in naipliği görevini yürüten
Yusuf Hacı adlı zata atfedilen rivayetler de şu şekildedir:
"Çeçen halkı İngilizlerle (Amerikalılar kast edilmiş
olabilir) sınır olacak ve Çeçen halkının erkekleri azaldığı
için kızlar İngilizlerle evlenecekler. Çeçen anneler yabancı
ülkelerde Çeçence konuşan çocuklar büyütecekler. İngilizler
ve İranlılar savaşacak. İkisi de karşılıklı birbirlerinin
şehirlerini vuracaklar insanlar ölecek. Bu savaş dünyayı
o kadar şiddetle sarsacak ki, insanların çoğu yer değiştirecek.
Dünyaya çarpan bir kuyruklu yıldız Avrupa'da bir şehri
yok edecek, neft ve su birbirine karışacak. Kocaman demir
araçlar çalışamaz hale gelecek, insanlar su sıkıntısı
çekecekler."
Sosyalist
devrimin kaosundan yararlanarak 1917-1920 arası Vedeno'da
hükümet kurmuş olan Şeyh Uzun Hacı'nın ölümüne yakın dönemde
çevresindeki insanlara "Ah bu dağların çocukları
domuzların hükmü altına girecek ve kendi yurtlarında bir
yumurta bile satın alamayacaklar. Yaşayanlar ölülere imrenecekler"
dediği, fakat halkın top yekun yurtlarını terk etmemeleri
için de telkinde bulunduğu rivayet edilir.
Bu tarz keşiflerden birisi de Derbentli Seyyid Ahmet Hüsamettin
El Rukkali adlı şahsın İstihraçname adlı eserinde yer
alır. Rukkali Türkçe Kur'an tefsiriyle tanınır ve İstanbul'da
Edirnekapı Mezarlığında medfundur. Bu şahsın anılan eserinin
"Mir'atüşşuyun vel garaib" adlı bölümünde "Kafkasyalı
Müslümanlardan bir şahsın şerefi, Kafkasya'nın en ulu
dağından etrafa güneşin şuaı gibi şulenisar olacaktır"
ibaresi vardır ve yine sözü geçen bölümde yeryüzüne çarpacak
bir kuyruklu yıldızdan, Kafkas halklarının sıkıntılı bir
savaş döneminden sonra zafer kazanacaklarından bahsedilir.
. . .
Kafkasya
mitler ve masalların gerçekle karıştığı diyardır, orayı
anlamak için onların kültüründen gelip onların dedelerinden
dinledikleri masalları duymak gerekir. Bugün hala Çeçenya'da
özgürlük savaşı veren gençleri, onların soylu direnişlerini
ve verdikleri ölüm kalım savaşının tek umudunu onlara
anlatılan kıssalarda, geleneklerinde ve binlerce yıldır
yaşam tarzı haline gelmiş olan onurluluklarında aramak
gerekir.