SEÇİM DEDİKLERİ...

Üç yıldır süren ve savaştan çok soykırım olarak
adlandırılması daha uygun olan bir dönemin ardından
Çeçenya’da bir plebisit yapıldı ve %95.5 oranında
kabul sonucu çıktı. Demokratik bir ortamda fikir sorma
olarak değerlendirilemeyeceği açık olan bu seçim (!)
Rusya nazarında Çeçenya’yı merkeze bağlamak anlamına
gelmenin ötesinde bir mana ifade etmiyor.
İnsanlığın binlerce yıldır uğraşıp oluşturduğu
uluslararası hukuk kurallarının hiçe sayıldığı bir
dönemde yapılan bu seçim de büyük ve güçlü olanların
kendi istekleri doğrultusunda meşruiyet çerçevesi
çizmelerine örnek gösterebilir. Aynı Rus idaresi 1997
yılında Çeçen Cumhuriyetinde yapılan seçimlerin
sonucunu tanımışken seçilmiş meşru başkan ve
parlamentoyu yok saymadı mı? Hele bu seçim neticesinde
iktidara gelmiş olan başkan Maskhadov’la birlikte
masaya oturup Çeçen Cumhuriyetinin bağımsızlığını
tanıma anlamına gelen Moskova ve Hasavyurt anlaşmasını
imzalamışken birden bire çark edip zımnen tanıdığı bir
ülkeye savaş ilan eden bu Rus hükümeti değil miydi?
Seçimin sonuçları ne Çeçen halkı için ne de seçimi
izleyen dünya için sürpriz olmadı. Bir milyonluk bir
halkın onda üçünü sürdükten, onda birini öldürdükten
sonra altı yüz bine yakın insanı sandık başına
götürmüş olması Rus iktidarının şeytandan devraldığı
becerisinin bir örneği olarak tarihe geçecektir.
Nitekim bu seçimden aylar önce, Rus demokratik
çıkışlarıyla bilinen muhalif Rus Yablaka grubu
yapılması öngörülen seçimin hukuksuzluğunu ve
yanlışlığını dile getirmişti.

Bu bir seçim değil... İnsanların önüne yaşam veya
ölümü seçilecek iki seçenek olarak getiremezsiniz.
Yıllarca vurduğunuz, öldürdüğünüz insanlara,
kültürlerini, dinlerini yok saydığınız bir halka seçim
dayatmak bir devletin yapabileceği en büyük
onursuzluktur. Bu bir seçim değildir. Belki bir
plebisit olarak adlandırılabilir fakat meşru bir
şekilde yapılmış plebisit olduğu da söylenemez. Rus
hükümetinin de dengi diğer siyasi süper güçler gibi
hukuksuzluğunun ve gayrimeşruluğunun tasdikinden başka
bir anlam taşımamaktadır.

Bundan sonra olacaklara gelince... Çeçen halkı %95
oranında Rus idaresini kabul ettiğine göre bundan
sonra savaşın fiilen devam etmemesi gerekmektedir.
Oysa zaman gösterecektir ki Rusların Çeçenya’nın
yönetimini devrettiği eller bu sorumluluğu
kaldıramayacaktır. Çeçenya bu elleri yakacaktır. İlk
okul seviyesinde eğitim görmüş her Rus, Çeçen halkının
başkalarının istediği şekilde yaşamayı reddedeceği
gerçeğini görmektedir. Bu ferasetten mahrum bir
başkana sahip olmak Rus halkının şanssızlığıdır
sadece.

Çeçen halkı davasını anlatamamıştır. Çeçen halkı
dünyaya sesini duyuramamıştır. Bu noktadaki eksiklik
ve kabahat birinci derecede uygar dünyanın demokrasi
vicdanında ikinci derecede Çeçen halkının dışarıdaki
temsilciliğine soyunan diaspora liderlerinin
basiretsizliğindedir. Yazık onlara ki bir hobi olarak
sürdürdükleri bu savaşta en küçük menfaatlerini riske
etme cesaretini gösteremediler.
Bu savaşın bitmesi tüm insaf sahibi insanların
temennisidir. Eğer bu seçimin demokratik bir biçimde
yapıldığı inancına sahip olsaydık savaş baltamızı
gömüp vuruşmaktan yorgun düşmüş halkımızın yaşamı
tercih etmesine ses çıkarmayacaktık. Fakat kani
olmadık. Şurası bilinmeli ki Çeçen halkı değişen dünya
dengelerini, konjonktür dedikleri şeyi ve politik
stratejileri dikkate almadan bildiğini okuyacaktır.
Sesine sağır tepkisi veren dünyanın kendilerine
biçtiği hüküm ne olursa olsun... Çok çok bir nesil
daha dinlenmeye çekilecek olan bu halk ihkak-ı hak
çabasından vazgeçmeyecektir.


HULUSİ ÜSTÜN

 

 

Anasayfa | Vakıf Hakkında | Ajans Kafkas | Bugünkü Kafkasya | Analiz | Diaspora | Kültür | Tarih | İz bırakanlar | Kafkas Kitaplığı
Belgelerle Kafkasya | Müzik | Resim Arşivi | Serbest Kürsü | Sohbet Odası | Linkler