VAR
OLMANIN ADİĞELİK BOYUTU
Bir
toplumun varlığını sürdürmesi ve sağlam bir gelecek kurması
noktasında kültürün yaşatılması ve çağa uyarlanması zorunluluğu
sıklıkla dile getirilen bir tema olmakla birlikte insanlığın
uzun bir süredir içinde bulunduğu kültürel kıblesizlik,
alt kültür üst
kültür tartışmaları, küreselleşme safsataları nedeniyle
bu konuda bir belirsizlik olduğu da reddedilemez bir gerçek
olarak karşımıza çıkıyor.
Artık küresel kültür adıyla dünyaya dayatılan toplum tipi
en kapalı toplumları bile çemberi içine almış ve birini
diğerinden farklı kılan binlerce yıllık toplumsal tavırları,
özgün kültür öğelerini aşındırmaya, eritmeye başlamıştır.
Artık görsel medya, dijital iletişim gibi modernist alametler
sayesinde aynı kaynaktan beslenen küçücük dünyanın kalabalık
yığınları aynı melodilerle aynı figürleri yapan, aynı
anda kendisine işaret edilene öfkelenen, gösterileni seven
aşağı yukarı aynı dili konuşan tek tip tüketiciler olma
yolunda... ...iken yüz kırk yıl önce Tanrının kendisine
verdiği coğrafyayla yetinmeyen Rus emperyalizminin yurdundan
ettiği Adiğe halkının, ya da kültürel ortaklıktan dolayı
aynı çerçevede ele almanın mümkün olduğu Kuzey Kafkasya
halklarının binlerce yıllık birikiminin ürünü, doğu batı,
kuzey güney uygarlıklarının sentezi olan Kafkas Kültürünün
durumu ne olacaktır. Bu soru dünyanın başka bölgelerindeki
başka kültürler için de büyük ölçüde aynı şekilde sorulabilir.
Her geçen gün yok olan diller, unutulan gelenekler, şarkılar,
Artık oturuşumuzdan kalkışımızdan dilimizden şivemizden
ne olduğumuz pek anlaşılmıyor. Ne belimizde silah taşıyoruz,
ne at üstünde dolaşıyoruz. Eskisi kadar sık yemin de etmez
olduk. Ortalama yaşam süremiz de dedelerimizle kıyaslanmayacak
kadar kısa. Kılık kıyafetimizle fark edilmiyoruz kalabalıkların
arasında, eskisi kadar hırçın da değiliz, saygılı da.
Artık devran döndü bizler için. Evden işe koşan, arabasında
FM radyosu dinleyen, sebze yemeği yiyen sıradan vatandaşlarız
hepimiz. Sıradan dünyalılar olup çıktık.
Kızlarımız pantolon giyer oldu, gençlerimiz sokakta sigara
içer oldu. Ama yine de Çerkesiz biz. Adiğe şair Bemırza
Mahadin'in dediği gibi
"Adiğe
pseunım nobe xatleş,
Adiğe pseunım nobe guğeş.
Zexekutejıri di zaman yerum."
"Çerkes
gibi yaşamak bugün ağır, Çerkeslik artık zor.
Zamanın tokmağı bizi ezdi."
Bununla birlikte olanaklar çerçevesi ve zamanın ezici
tokmağı göz önüne alındığında her şeye rağmen toplumumuzdaki
yaşam belirtileri, yapıcı ve olumlu etkileri görünen bazı
çalışmalar ümit verici. Aslında biz kötümser bir halk
olmadık hiçbir zaman. Yaşadığımız onca felakete rağmen
hayat karşısındaki dayanıklılığımızı her zaman ispat ettik.
Nasılsın sorusuna bizden başka "Ğucım fedı"
(Adiğece) veya "Ğarccal" (Çeçence) karşılığının
verildiği bir başka dünya dili hala yok. Vaktiyle savrulduğumuz
dünyanın her bir köşesinde hala sesimizi duyuruyoruz.
Libya diasporası örneğinde olduğu gibi Çerkeslik iddiasında
bulunmakla beraber elinde hiçbir ispat aracı olmayan koloniler
olsa da hala gelecek için ümitvar olma nedenleri var.
Çünkü Tanrının hesabı başkalarının hesaplarının üzerindedir.
Bazen dünyanın rotası bizim çıkarımıza seyretmiyor değil.
On sene önce ata yurtla bizim aramızdaki tek engelin birkaç
yüz dolarlık bir uçak bileti olacağını kim öngörebilirdi.
Dünyanın her yerindeki soydaşların bir bilgisayar başında
sohbet edebileceğini, sorumluluğunun bilincinde olan ciddi
kurumların proje üreteceğini, binlerce başlık içeren envanterlerin
elimizin altında olacağını kim bilebilirdi. Ata yurttan
ayrılalı yüz kırk yıl oldu. Bu aşağı yukarı altı kuşak
demektir. Buna rağmen altıncı kuşağın fertlerinin bile
bir araya gelip yüz kırk yıl önce sürgünü yaşayan dedelerinin
diliyle konuşabilmesi, aynı melodilerin Suriye'de, Türkiye'de,
Amerika'daki insanları coşturabilmesi pek sık rastlanabilecek
bir olay değildir. İşin en hoşa gider tarafı da -en azından
benim için öyle- hala memleketimize tasallut eden koskoca
süper güçlerin bizleri hesaba alması, varlığımızdan rahatsızlık
duyuyor olması olsa gerek. Hala varız ve varlığımızı son
zamanlarda daha fazla hissediyoruz. Eskiden efsane nevinden
falancanın, filancanın Çerkes olduğunu duyardık şimdi
seçimlerde kaç Çerkesin parlamentoya talip olduğunu duyuyor
ve destek istiyoruz. Umulan ölçüde destek olmasa da problem
değil. Var olduğumuzu duyurduk ya... Sanal dünyada sesi
en gür çıkan halk biziz. Yüzlerce site hazırlanmış, ki
bunların bazıları devlet sitesi ciddiyetinde, herkes elden
geldiğince bilgi alışverişine taraf oluyor. Hatta sanal
ortamdan gerçek hayata taşınan dostluklar, arkadaşlıklar
mevcut. O vakit en azından bilgisayar ortamında hala "Ğucım
fedı!" diyebiliriz.
Her ne kadar dilimizin yok oluşu karşısında çaresiz duruyorsak
da yaşadığımız farklı coğrafyalarda o coğrafyanın diliyle
bir edebiyat geliştirdiğimizi sevinerek görüyoruz. Başkaları
kendi dillerinden bizi okuyorlar. Onlara kendimizi anlatıyoruz,
hala hayranlık uyandırıyoruz.
İçi boş şeyler değil bunlar. Hala birbirimize güveniyoruz.
Dostluk bizde hala ölüm kadar gerçek. Hala arsızımız,
hırsızımız, namussuzumuz başkalarıyla kıyaslanmayacak
kadar az. Hala kapımızı çalan herkese "Kablağ!"
diyebiliyoruz. Evimize aldığımız insanlara yüreğimizi
açıyoruz. Damak tadımız hala ceviz kekremsiliğinde, köy
evleri hala Şibjişu kokuyor. Hasılı hala varız. Hem de
var olduğunu iddia eden başkalarından daha baskın, daha
seçkin. Tabii bu tespitler her şeyi olağan akışına bırakıp
seyretmek gerektiği şeklinde yorumlanmamalı. Sadece zamanın
eziciliğine direnen yanlarımız bunlar ve tabii ki uzun
bir gelecek vaat etmiyor. Kültüre ait korunabilecek, kurtarılabilecek
ne varsa yarına taşınmalıdır. Şurası mutlak ki biz dedelerimiz
kadar "Adiğe" olma şansımızı çoktan yitirdik.
Ama çocuklarımıza "Biz Adiğeyiz!" dedirtme şansımız
hala var. o da daha ciddi bir bilinç, daha fazla insaf
ve daha fazla gayret gerektirir.
Sadece çocuklarımıza karşı bir sorumluluk değil, dünya
kültürüne olan bir borçtur bu. Çünkü Adiğeler başkalarına
güzel olmayan hiçbir şey öğretmediler.